İstanbul pahalı derdik.
Antalya pahalı derdik.
Bir gün geldi...
Osmaniye birçok kalemde ikisini de geçti.
Abartı mı?
Keşke öyle olsa.
Bir pazara çıkın.
Bir manava uğrayın.
Bir kafeye oturun.
Bir lokantada yemek yiyin.
Sonra cebinizde kalan paraya bakın.
Asıl mesele zam değil.
Asıl mesele ölçünün kaçması.
İncir...
Kilosu 250-350 lira.
Elbette her ürünün üretim maliyeti vardır.
Elbette emeğin karşılığı verilmelidir.
Ancak tüketicinin de alım gücü göz ardı edilmelidir.
Aynı şehirde karpuz 10 liraya satılırken, başka bir üründe fiyatların bu seviyelere çıkması ister istemez vatandaşın aklına sorular getiriyor.
Kiralar...
Sanki Osmaniye değil.
Sanki Boğaz manzaralı ev kiralıyorsunuz.
Bir iki yıllık daire...
20-25 bin lira.
Otuz yıllık bina...
Neredeyse aynı rakam.
Yeniyle eski arasındaki fark bile silinmiş durumda.
Asgari ücretle çalışan bir aile bu kiraları nasıl ödesin?
Bunun hesabını yapan var mı?
Gelelim kafelere...
Bir soğuk kahve...
200 liradan başlıyor.
Elbette işletmelerin kira, personel, enerji, vergi ve diğer giderleri bulunuyor.
Bunlar inkâr edilemez.
Ancak vatandaşın zihnindeki soru şu:
"Bu fiyat gerçekten makul mü?"
Çünkü insanlar artık kahve içmeyi değil, fiyat etiketini konuşuyor.
Lokantalarda tablo farklı mı?
Hayır.
Bir tabak sebze yemeği...
200-250 lira.
Bir porsiyon et...
300-350 lira.
Çorba...
100-150 lira.
Kimse esnaf para kazanmasın demiyor.
Kimse zararına satış beklemiyor.
Ama makul kazançla fırsatçılık arasındaki çizginin korunması gerektiğini de söylüyor.
İşin en acı tarafı ise güven duygusunun zedelenmesi.
Vatandaş alışverişe çıkarken artık ürün seçmiyor.
Fiyat araştırıyor.
Lokanta seçmiyor.
Etiket karşılaştırıyor.
Kafeye gitmiyor.
"Hesap ne gelir?" diye düşünüyor.
Bu psikoloji, ekonominin en sessiz ama en tehlikeli alarmıdır.
Piyasa sadece satıcının ayakta kalmasıyla büyümez.
Alıcının da yaşayabilmesi gerekir.
Bugün yüksek kâr gibi görünen rakamlar, yarın boş kalan masalara, kapanan dükkânlara ve azalan müşteri sayısına dönüşebilir.
Çünkü sürdürülebilir ticaret; güven, denge ve makul fiyat anlayışıyla mümkündür.
Vatandaşın da elindeki en güçlü araç tercihtir.
Bir işletmenin fiyat politikasını beğenmiyorsanız gitmeyebilirsiniz.
Daha uygun fiyat sunan işletmeleri tercih ederek piyasanın dengelenmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Rekabetin olduğu yerde fiyatlar da zamanla denge bulabilir.
Bu şehre yakışan; fahiş fiyatların konuşulduğu bir ekonomi değil, adil kazancın ve güvenin hâkim olduğu bir ticaret anlayışıdır.
Çünkü kazanç sadece kasaya giren para değildir.
Kazanç, müşterinin yeniden aynı kapıyı çalmasıdır.









Yorum Yazın