<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Haber Osmaniye - Osmaniye Son Dakika Haberleri</title>
        <link>https://www.haberosmaniye.com/</link>
        <description>Osmaniye haber sayfamızda Osmaniye haberleri okuyabilir, Osmaniye son dakika haberleri ve güncel Osmaniye gelişmelerini görebilirsiniz.</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Çörek Otunun Şaşırtıcı Faydaları: Binbir Derde Deva</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/corek-otunun-sasirtici-faydalari-binbir-derde-deva-22160</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/corek-otunun-sasirtici-faydalari-binbir-derde-deva-22160</guid>
                <description><![CDATA[İstanbul Okan Üniversitesi'nden Dyt. Selin Yavuz cilt sorunlarından sindirime kadar birçok alanda fayda sağlayan çörek otu, sağlığa olan katkılarıyla dikkat çekiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümünden Diyetisyen Selin Yavuz, çörek otunun bilinmeyen yönlerini ve şaşırtıcı faydalarını anlattı.</p>

<h3>Çörek Otu Nedir?</h3>

<p>Çörek otu (Nigella sativa), Düğün Çiçeğigiller (Ranunculaceae) familyasına ait bir bitkidir. Siyah kimyon veya bereket tanesi olarak da bilinen bu tohum, Güney Avrupa, Kuzey Afrika ve Güneybatı Asya gibi birçok bölgede doğal olarak yetişir. Zengin vitamin ve mineral içeriğiyle bilinir.</p>

<h3>Çörek Otunun Besin Değeri</h3>

<p>Vitaminler: A, B1, B2, B3, B6, B9 ve C vitaminleri.</p>

<p>Mineraller: Kalsiyum, potasyum, fosfor, demir, magnezyum, selenyum ve çinko.</p>

<p>Antioksidanlar: Karotenler ve diğer fenolik bileşikler.</p>

<h4>Çörek Otunun Sağlığa Faydaları</h4>

<ul>
	<li>Bağışıklık Güçlendirici: Timokinon içeriği sayesinde bağışıklık sistemini destekler.</li>
	<li>Antioksidan Etki: Kanser ve romatizma gibi hastalıklara karşı koruyucudur.</li>
	<li>Diyabet Yönetimi: Kan şekeri seviyelerini dengeler, insülin hassasiyetini artırır.</li>
	<li>Kalp Sağlığı: Kolesterol seviyelerini düzenleyerek kardiyovasküler sağlığı destekler.</li>
	<li>Sindirim Sistemi: Gastrik asit seviyesini düzenler ve mide mukozasını korur.</li>
	<li>Cilt Sağlığı: Anti-aging etkiler sunar, egzama ve sedef hastalığının tedavisinde olumlu rol oynar.</li>
</ul>

<h3>Çörek Otu Yağı Kullanımı ve Dikkat Edilmesi Gerekenler</h3>

<p>Çörek otu yağı, düzenli kullanıldığında faydalı olsa da, etkileri kişiden kişiye değişebilir.</p>

<p>Selin Yavuz, çörek otu yağı kullanmadan önce mutlaka bir sağlık uzmanına danışılması gerektiğini vurguladı.</p>

<h3>Uzman Görüşüyle Çörek Otu</h3>

<p>Farmakolojik araştırmalar, çörek otunun anti-enflamatuar, antibakteriyel ve bağışıklık güçlendirici özelliklerini ortaya koyuyor.</p>

<p>Yavuz, “Çörek otu yağı özellikle cilt sağlığında ve bağışıklık sisteminde benzersiz faydalar sağlıyor,” dedi.</p>

<p>Seklin Yavuz&nbsp;Çörek otunun etkilerinden faydalanmak için düzenli ve bilinçli bir kullanım şart olduğunu belirterek&nbsp;&nbsp;"Kişisel sağlık durumlarına uygun dozaj ve yöntemler, uzman kontrolünde belirlenmelidir." uyarısında bulundu.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 30 Dec 2024 09:28:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2024/12/corek-otunun-sasirtici-faydalari-binbir-derde-deva-1735540384.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Adana’da otomobil ile kamyonetin çarpışması sonucu 6 kişi yaralandı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/adanada-otomobil-ile-kamyonetin-carpismasi-sonucu-6-kisi-yaralandi-21289</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/adanada-otomobil-ile-kamyonetin-carpismasi-sonucu-6-kisi-yaralandi-21289</guid>
                <description><![CDATA[Yaralananlardan 3’ünün, şehit Uzman Çavuş Eren Kızıldağ’ın Feke ilçesindeki cenaze törenine gitmek için yola çıkanlar olduğu öğrenildi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Adana'nın Kozan ilçesinde otomobil ile kamyonetin çarpışması sonucu 6 kişi yaralandı.</p>

<p>Ertuğrul Özata'nın kullandığı 01 SE 010 plakalı otomobil ile karşı yönden gelen Naci Karatop idaresindeki 01 D 6771 plakalı kamyonet, KozanFeke kara yolunun Çulluuşağı mevkisinde çarpıştı.</p>

<p>İhbar üzerine kaza yerine 112 Acil Sağlık ve jandarma ekipleri sevk edildi.</p>

<p>Yaralanan 2 sürücü ile araçlardaki Seyhan Karatop, Duran Kavukluca, Hamide Özata ve Esra Özata, sağlık ekiplerince Kozan Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı.</p>

<p>Ertuğrul, Hamide ve Esra Özata'nın, Irak'ın kuzeyindeki PençeKilit Operasyonu bölgesinde bölücü terör örgütü mensuplarınca açılan taciz ateşi sonucu şehit olan Uzman Çavuş Eren Kızıldağ'ın Feke ilçesinde gerçekleştirilecek cenaze törenine gittikleri öğrenildi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 04 Dec 2024 12:33:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2024/12/adanada-otomobil-ile-kamyonetin-carpismasi-sonucu-6-kisi-yaralandi-1733318220.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Saimbeyli’de ayva hasadı başladı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/saimbeylide-ayva-hasadi-basladi-20257</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/saimbeylide-ayva-hasadi-basladi-20257</guid>
                <description><![CDATA[Adana'nın Saimbeyli ilçesinde çiftçilerin ayva hasadı başladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Adana'nın Saimbeyli ilçesinde çiftçilerin ayva hasadı başladı.</p>

<p>Gürleşen Mahallesi'nde üretici Tufan Yıldırım'a ait bahçede düzenlenen hasat etkinliğine Kaymakam Emre Açar, İlçe Tarım ve Orman Müdürü Halil Paşaoğlu, öğrenciler ve vatandaşlar katıldı.</p>

<p>İlçede yetişen ayvanın bir marka olması için çabalayacaklarını belirten Açar, hasadın hayırlı ve bereketli olmasını temenni etti.</p>

<p>Konuşmaların ardından bahçedeki ağaçlardan ayva toplandı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 05 Nov 2024 13:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2024/11/saimbeylide-ayva-hasadi-basladi-1730816078.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AK Parti Sözcüsü Çelik trafikte çıkan kavgada yaralanan kişinin ailesiyle görüştü</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/ak-parti-sozcusu-celik-trafikte-cikan-kavgada-yaralanan-kisinin-ailesiyle-gorustu-19932</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/ak-parti-sozcusu-celik-trafikte-cikan-kavgada-yaralanan-kisinin-ailesiyle-gorustu-19932</guid>
                <description><![CDATA[AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Adana'da trafikte çıkan kavgada bıçakla yaralanan eski AK Parti Adana İl Gençlik Kolları Başkanı Murtaza Önder Yücel'in ailesiyle görüştü.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Adana'da trafikte çıkan kavgada bıçakla yaralanan eski AK Parti Adana İl Gençlik Kolları Başkanı Murtaza Önder Yücel'in ailesiyle görüştü.</p>

<p>Çelik, dün gece merkez Çukurova ilçesi Karslılar Mahallesi'nde çıkan kavgada yaralanan Yücel'in tedavi gördüğü Çukurova Devlet Hastanesine gitti.</p>

<p>Yücel'in sağlık durumu hakkında bilgi alan Çelik, anne Emine ve baba Cenker Yücel ile görüştü, "geçmiş olsun" dileklerini iletti.</p>

<p>Çelik'e ziyaretinde AK Parti il ve ilçe yöneticileri eşlik etti.</p>

<p>Eski AK Parti Adana İl Gençlik Kolları Başkanı Murtaza Önder Yücel'in bıçakla yaralanmasına ilişkin şüpheli M.A. (35) polis ekiplerince gözaltına alınmıştı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 26 Oct 2024 18:25:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/1729956304-1805268480.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Selçuk Bayraktar ve AA Genel Müdürü Karagöz TEKNOFEST’te stantları ziyaret etti</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/selcuk-bayraktar-ve-aa-genel-muduru-karagoz-teknofestte-stantlari-ziyaret-etti-19103</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/selcuk-bayraktar-ve-aa-genel-muduru-karagoz-teknofestte-stantlari-ziyaret-etti-19103</guid>
                <description><![CDATA[TEKNOFEST Yönetim Kurulu ve Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı (T3 Vakfı) Mütevelli Heyeti Başkanı Selçuk Bayraktar ile Anadolu Ajansı (AA) Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Serdar Karagöz, TEKNOFEST Adana'da stantları ziyaret etti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Adana -</strong>&nbsp; TEKNOFEST Yönetim Kurulu ve Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı (T3 Vakfı) Mütevelli Heyeti Başkanı Selçuk Bayraktar ile Anadolu Ajansı (AA) Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Serdar Karagöz, TEKNOFEST Adana'da stantları ziyaret etti.</p>

<p>T3 Vakfı ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının ana yürütücülüğünde düzenlenen, AA'nın global iletişim ortağı olduğu TEKNOFEST, Adana Havalimanı'nda üçüncü gününde sürüyor.</p>

<p>Bayraktar ve Karagöz, festival alanındaki bazı stantları ziyaret etti, festivale katılan öğrenciler ve ziyaretçilerle fotoğraf çektirdi.</p>

<p>Öte yandan ziyareti sırasında Serdar Karagöz, alanda karşılaştığı Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Ünüvar ile sohbet etti.</p>

<p>Genel Müdür Karagöz, daha sonra TEKNOFEST Adana'daki Anadolu Ajansı standına geçerek AA çalışanlarıyla bir araya geldi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 04 Oct 2024 14:25:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/1728041102-1129617349.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Adana’da motosiklet üretim tesisinde çıkan yangına müdahale ediliyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/adanada-motosiklet-uretim-tesisinde-cikan-yangina-mudahale-ediliyor-13644</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/adanada-motosiklet-uretim-tesisinde-cikan-yangina-mudahale-ediliyor-13644</guid>
                <description><![CDATA[Adana'da motosiklet üretim tesisinde çıkan yangını söndürme çalışmaları devam ediyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Adana'da motosiklet üretim tesisinde çıkan yangını söndürme çalışmaları devam ediyor.</p>

<p>Alınan bilgiye göre, merkez Seyhan ilçesi Zeytinli Mahallesi'ndeki motosiklet üretim tesisinde henüz belirlenemeyen bir nedenle yangın çıktı.</p>

<p>İşçiler tahliye edildi, bölgeye Adana Büyükşehir Belediyesi itfaiye ekipleri yönlendirildi.</p>

<p>Ekiplerin yangına müdahalesi sürüyor. Toplumsal Olaylara Müdahale Araçları (TOMA ile iş makinaları da söndürme çalışmalarına destek veriyor.</p>

<p>Bu arada, tesiste bulunan bazı motosikletler çalışanlar tarafından güvenli yere taşındı.</p>

<p>Tesisin çevresinde bulunan bazı iş yerleri güvenlik amacıyla boşaltıldı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 May 2024 23:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/1714680608-1865352459.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Adana’da 1 kişinin öldürülmesiyle ilgili gözaltına alınan zanlı tutuklandı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/adanada-1-kisinin-oldurulmesiyle-ilgili-gozaltina-alinan-zanli-tutuklandi-13266</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/adanada-1-kisinin-oldurulmesiyle-ilgili-gozaltina-alinan-zanli-tutuklandi-13266</guid>
                <description><![CDATA[Adana'nın merkez Seyhan ilçesinde, 1 kişinin tabancayla vurularak öldürüldüğü kavgayla ilgili gözaltına alınan zanlı tutuklandı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Adana'nın merkez Seyhan ilçesinde, 1 kişinin tabancayla vurularak öldürüldüğü kavgayla ilgili gözaltına alınan zanlı tutuklandı.</p>

<p>Çınarlı Mahallesi Ziyapaşa Bulvarı'nda 14 Nisan'da çıkan kavgada kendisini bıçakla yaralayan Osman Asma'yı (28) tabancayla vurarak öldürdüğü iddia edilen İzzet E'nin (39) hastanedeki tedavisi tamamlandı.</p>

<p>Taburcu edilen zanlı, Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekiplerince gözaltına alındı.</p>

<p>İzzet E'nin ifadesinde, Asma'nın sosyal medya hesabından kendisine küfrettiği gerekçesiyle kavga ettiklerini öne sürdüğü belirtildi.</p>

<p>İşlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen zanlı, çıkarıldığı nöbetçi hakimlikçe tutuklandı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 20 Apr 2024 10:55:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2024/04/adanada-1-kisinin-oldurulmesiyle-ilgili-gozaltina-alinan-zanli-tutuklandi-1713601999.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Depremde kaybettiği annesinin isminden esinlenip kabrinin yanına taşlarla ”lale figürü” yaptı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/depremde-kaybettigi-annesinin-isminden-esinlenip-kabrinin-yanina-taslarla-lale-figuru-yapti-13025</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/depremde-kaybettigi-annesinin-isminden-esinlenip-kabrinin-yanina-taslarla-lale-figuru-yapti-13025</guid>
                <description><![CDATA[Adana’da, geçen yıl 6 Şubat’taki depremde kaybettiği annesi Ayşe Lale Muğlu’nun kabrinin yanına taşlarla lale figürü yapan oğlu Gürkan Ali Muğlu, fotoğrafını koydurduğu mezar taşına da duyduğu özlemi anlatan ifadeler yazdırdı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023'te meydana gelen ikinci depremde hayatını kaybeden Ayşe Lale Muğlu'nun oğlu Gürkan Ali, isminden esinlendiği annesinin kabrinin yanına taşlarla "lale figürü" yaptı.</p>

<p>Elbistan ilçesi merkezli 7,6 büyüklüğündeki ikinci depremde yıkılan merkez Çukurova ilçesi Güzelyalı Mahallesi'nde bulunan Mete Apartmanı'nda hayatını kaybeden 11 kişi arasında Ayşe Lale Muğlu (61) da yer aldı.</p>

<p>Muğlu'nun oğlu Gürkan Ali Muğlu (37), annesinin cenazesinin toprağa verildiği Kabasakal Mezarlığı'nı sık sık ziyaret ediyor.</p>

<p>Annesine duyduğu özlem bir an olsun dinmeyen Muğlu, isminden esinlenerek kabrinin yanına taşlarla lale figürü yaptı.</p>

<p>Muğlu, annesine duyduğu özlemi anlatmak için fotoğrafını koydurduğu mezar taşına ise "Nasıl unuturum güzeldi yaşamak. Fakat hakkı varmış Lalecan'ın" ve "Hatıralar da dal istiyor, kuşlar gibi konacak" sözlerini yazdırdı.</p>

<h3>Apartmanın bir kısmının çökmesi annesi ve babasını ayırdı</h3>

<p>Ramazan Bayramı dolayısıyla annesinin mezarını ziyaret eden Gürkan Ali Muğlu, AA muhabirine, ilk depremde annesi Ayşe Lale ve babası Mehmet Muğlu'nun (63) apartmandan indiğini belirtti.</p>

<p><strong>Kendisinin Feke ilçesinde yaşadığını belirten Muğlu, şöyle konuştu:</strong></p>

<p>"İlk depremden sonra annem beni aradı ve 'Gürkan sana doğru geliyoruz' dedi. Sonra annem ve babam fikirlerini değiştiriyorlar. Babamın ilacını ve mutfak malzemesi almak için eve çıkıyorlar. Buzdolabından malzeme alırken annemle babam ikinci depreme yakalanıyorlar. Deprem, babamla telefonla konuşurken oldu.<br />
<br />
Annemin bulunduğu mutfak tarafı çöktü ve babamın olduğu yer ayakta kaldı. Aralarında ise yaklaşık bir iki metrelik mesafe var. Babam şu anda yaşıyor, şükürler olsun. Annemi ise o enkazdan yaklaşık 67 günde zor çıkarttım."</p>

<p>Muğlu, annesinin evini çok sevdiğini vurgulayarak, "Zaten çok sevdiği yerde vefat etti. Mutfağını, balkonunu çok seviyordu. Tam da orada vefat etti." dedi.</p>

<p>Annesiyle bir dost gibi ilişkileri olduğunu anlatan Muğlu, şunları kaydetti:</p>

<p>"Aslında bir dost, arkadaş ilişkisi vardı ve hiçbir zaman anne kelimesini çok kullanmadım. Hep Lalecan dedim kendisine çünkü o bile 'Oğlum olarak değil de böyle hayattaki en yakın dostum olarak görüyorum seni.' derdi. Aramızda böyle bir bağ vardı.<br />
<br />
Asıl üç ismi var, Ayşe Lale Gönül. Lale'yi ben çok seviyorum. Yanındaki mezarları da satın aldık. Yakın arkadaşım Kezban ile beraber oturup biraz istişare yaptık ve 'Lale'ye özel bir şeyler yapmalıyız' dedik.<br />
<br />
Görsel olarak bir şeyler yapmak için burayı yaptık. Gelen oturup dua okuyabilsin diye bank koyduk. Aile üyelerinden biri vefat ettiğinde Lale yanına alıyor ve lale figürünü bitiriyor. Lale figürü de oradan geliyor.<br />
<br />
Kendim yaptım, emek olsun istedim. Annem ziyaretçileri çok severdi. Mezara gelecek ziyaretçileri toprak yapı görsün istemedim. Her gelenin zaman geçirebileceği, saatlerce oturabileceği, dualarını okuyabileceği bir alan olsun istedim."</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 10 Apr 2024 13:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Adana’da okul servis araçlarının sürücülerine eğitim verildi</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/adanada-okul-servis-araclarinin-suruculerine-egitim-verildi-11236</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/adanada-okul-servis-araclarinin-suruculerine-egitim-verildi-11236</guid>
                <description><![CDATA[Adana'da 20232024 eğitim ve öğretim yılı ikinci döneminin başlaması dolayısıyla okul servis araçlarının sürücülerine yönelik eğitim verildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Adana'da 20232024 eğitim ve öğretim yılı ikinci döneminin başlaması dolayısıyla okul servis araçlarının sürücülerine yönelik eğitim verildi.</p>

<p>İl Emniyet Müdürlüğü Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürlüğünce, yarıyıl tatilinin sona ermesiyle "Her şey yolunda" sloganıyla Adana Ticaret Odası (ATO) Konferans Salonu'nda eğitim programı düzenlendi.</p>

<p>Trafik ekipleri, öğrencilerin okullarına güven içinde gitmesi ve evlerine huzur içinde dönmesi hedefiyle sürücülere bilgilendirmede bulundu.</p>

<p>215 sürücünün katıldığı programda, okul servis araçlarında aranan şartlar, taşımacının yükümlülükleri, trafikte sürüş psikolojisi, trafik güvenliği, okul servis araçlarının denetimi gibi konularda eğitim verildi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 06 Feb 2024 15:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2024/02/adanada-okul-servis-araclarinin-suruculerine-egitim-verildi-1707223906.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yılbaşı gecesi eğlenirken sağlıklı beslenmeyi de ihmal etmeyin!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/yilbasi-gecesi-eglenirken-saglikli-beslenmeyi-de-ihmal-etmeyin-9951</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/yilbasi-gecesi-eglenirken-saglikli-beslenmeyi-de-ihmal-etmeyin-9951</guid>
                <description><![CDATA[Yılbaşı gecesi, sevdiklerimizle bir araya gelerek en sevdiğimiz yiyeceklerle keyifli zamanlar geçirmek istiyoruz. Ancak bu gecede sağlıklı ve dengeli beslenmeyi de göz ardı etmemek önemli. Beslenme ve Diyet Uzmanı  Hülya Yiğit, yeni yıla hem keyifli hem de sağlıklı bir başlangıç yapmak için önerilerde bulunarak, hindi eti gibi az yağlı beyaz etlerin oldukça uygun olacağını söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, yeni yıla hem keyifli hem de sağlıklı bir başlangıç yapmak için önerilerde bulundu.</p>

<p><strong>Yılbaşı tabağı nasıl olmalı?</strong></p>

<p>“Yılın son gününü sevdiklerimizle en keyifli aktiviteleri yaparak en sevdiğimiz yiyecekleri tüketerek geçirmek birçoğumuzun ortak arzuları arasında.” diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, yeni yıla hem keyifli hem de sağlıklı bir başlangıç yapmak için önerilerini şöyle paylaştı:</p>

<p>“Öncelikle yılbaşı gecesi yemek süresi normalden uzun olacağı için yemekleri yavaş ve iyi çiğneyerek tüketmelisiniz. Yılbaşı menünüzde tabağınızın yarısını yeşil sebzelere/zeytinyağlılara, diğer yarısını, protein ve karbonhidratlara ayırabilirsiniz. Hindi eti gibi az yağlı beyaz etler oldukça uygun olacaktır.”</p>

<p><strong>Yemekten önce 2 bardak su</strong></p>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, yılbaşı gecesi fazla yeme endişesi olabileceğini dile getirerek, “Eğer fazla yemek konusunda endişeleriniz var ise, yemeğe başlamadan önce 2 bardak su tüketmeniz stresinizi azaltacaktır. Veya az yağlı bir sebze çorbası tüketmek de uygundur.” dedi.</p>

<p>Yılbaşı gecesinde çoğunlukla karbonhidratlı besinlerin olabileceğini ifade eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, şöyle devam etti:</p>

<p>“Tatlılar da masamızda bulunacağından bu besinleri tüketirken tadım porsiyonlarında yani olabildiğince küçük miktarlarda tabağınıza almakta fayda var. Yemek sonrası hazımsızlık şikayetleri çekmemek için yemeklerinizde kimyon kullanabilir veya masanızda 1 bardak zencefilli su bulundurabilirsiniz.”</p>

<p><strong>Yılbaşı gecesi atıştırmalık tüketirken sağlıklı seçenekler</strong></p>

<p>Yılbaşı gecesi, tatlılar ve atıştırmalıklar da sofralardaki gözde lezzetler arasında yer alırken Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, bu özel gecede sağlıklı tercihler yapmak için şu önerilerde bulundu:</p>

<p>“Yılbaşı akşamında tatlılar, atıştırmalıklar kaçınılması zor olan besinler arasındadır. Peki bu akşamı atıştırmalık tüketerek nasıl sağlıklı hale getirebiliriz? Meyveli ve sütlü tatlılar bu akşam için önerebileceğim sağlıklı seçenekler arasında. Üzeri ceviz ile süslenmiş bal kabağı tatlısı, hurma/kayısı gibi kuru meyveler kullanılarak yapılan meyve topları bu gece için hem görsel olarak hem de tatlı ihtiyacını karşılamak için ideal. Lor peyniri, labne, zeytinyağı ve çörek otu gibi baharatlar kullanılarak yapılan peynir topları tatlı sonrası tuzlu atıştırmalık ihtiyacına iyi gelecektir.”</p>

<p><strong>Mevsim meyveleri kullanılarak süslenen tabaklar çok daha sağlıklı</strong></p>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, yılbaşı gecesinde paketli tuzlu atıştırmalıklar ve cipslerin de oldukça ilgi çekici olduğunu kaydederek, “Bu noktada evde az yağ ve tuz ile yapılan patlamış mısırlar, tuzsuz fındık, ceviz, badem gibi kuruyemişler ve mevsim meyveleri kullanılarak süslenen tabaklar çok daha sağlıklı olacaktır.” dedi. </p>

<p><strong>Mayalı içecek miktarını sınırlayın</strong></p>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, yılbaşı gecesinde özellikle mayalı içecekleri tüketme durumunda ise kan şekeri düşüklüğü yani hipoglisemi durumu yaşamamak için tüketilen mayalı içecek miktarını sınırlamak ve yanlarında sağlıklı atıştırmalıklar tüketmenin faydalı olacağını sözlerine ekledi</p>

<p><br />
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 26 Dec 2023 22:23:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2023/12/yilbasi-gecesi-eglenirken-saglikli-beslenmeyi-de-ihmal-etmeyin-1703618628.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Beslenme Yetersizliği Nedir?</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/beslenme-yetersizligi-nedir-8829</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/beslenme-yetersizligi-nedir-8829</guid>
                <description><![CDATA[Beslenme yetersizliği genelde afet ve savaş bölgelerindeki insanlarda sıklıkla görülür. Besin ögesi denilen yapı taşları besinleri oluşturur.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Beslenme yetersizliği genelde afet ve savaş bölgelerindeki insanlarda sıklıkla görülür. Besin ögesi denilen yapı taşları besinleri oluşturur.<br />
<br />
Günlük alınması gereken&nbsp;&nbsp;makro ve mikro besin öğeleri vardır. Makro besin öğeleri;protein, karbonhidrat ve yağlardır. Bu öğeler&nbsp;&nbsp;vücuda enerji sağlar.<br />
<br />
Vitamin ve mineraller mikro besin öğesi grubundadır. Bu grup makro besin öğelerine yardımcı olur. Su ise yaşam için vazgeçilmez bir besin öğesidir. Besin öğeleri 5 grupta toplanır.Bunlar:</p>

<p>Et-tavuk-balık, yumurta, kuru baklagiller, yağlı tohumlar<br />
Ekmek ve tahıllar<br />
Süt ve süt ürünleri<br />
Sebzeler<br />
Meyveler<br />
<br />
Sağlığın dengede kalabilmesi ve devamlılığı için bu beş grup besinden yenilmesi gerekmektedir. Bu beslenme düzenine optimal beslenme denir. Bu besinlerin yeterince alınmaması halinde yetersiz beslenme ortaya çıkar.<br />
<br />
Beslenme sorunları belirli dönemlerde ve belirli hastalıklarla beraber ortaya çıkabilir. Beslenme yetersizliğinin&nbsp;&nbsp;daha çok görüldüğü kişiler şu şekildedir:</p>

<p>Bebek ve çocuklar<br />
Yaşlılar<br />
Hamile ve emziren kadınlar<br />
Prematüre bebekler<br />
Crohn, ülseratif kolit gibi kronik hastalıklar<br />
<br />
Bu kişilerde yetersiz beslenme görülmesinin doğrudan sebebi,bu kişilerin beslenme düzenidir. Gıdaya erişim problemi yaşayan gelişmekte olan ülkelerde ve yetersiz kötü beslenme sonucu besin öğelerini yeterli alamayan kişilerde yetersiz beslenme görülür. Buna ek olarak yanlış diyet uygulamaları vb sonucu&nbsp;&nbsp;tek yönlü beslenenlerde de beslenme yetersizliği görülmektedir. Beslenme yetersizliğinin bir diğer sebebi ise alkol tüketimi kaynaklı vitamin ve minerallerin vücutta emiliminin azalması sonucudur.</p>

<p>Beslenme Yetersizliği Nedenleri<br />
<br />
Vücuda yetersiz besin öğesi ve enerji alımı sonucu vücut fonksiyonlarında bozulmalar ortaya çıkabilir. Beslenme yetersizliği belirtileri şöyledir:</p>

<p>Çabuk yorulma<br />
Depresyon<br />
Saç dökülmesi<br />
Uyku bozuklukları<br />
Ödem<br />
El-ayaklarda üşüme<br />
Çocuklarda yaşa göre boy kısalığı veya düşük ağırlık<br />
Adet görememe<br />
Unutkanlık<br />
Sık hasta olma<br />
Kabızlık<br />
Halsizlik<br />
<br />
Yetersiz Beslenmenin Sebep Olduğu Hastalıklar<br />
<br />
Beslenme yetersizliğine bağlı sorunlar direkt olarak hastalık yaratabilirler.Beslenme yetersizliği Marasmus, Kwashiorkor gibi protein-enerji malnütrisyonularını da&nbsp;&nbsp;beraberinde getirir. Besin öğelerinin&nbsp;&nbsp;yeterli alınmaması çeşitli hastalıklara yol açar.Bu hastalıklar şu şekildedir:</p>

<p>C vitamini eksikliğinde skorbüt<br />
A vitamini eksikliğinde gece körlüğü<br />
İyot eksikliğinde Guatr<br />
Kalsiyum eksikliğinde diş çürükleri<br />
D vitamini ve kalsiyum eksikliğinde Osteoporoz (kemik erimesi)<br />
D vitamini ve kalsiyum eksikliğinde Osteomalazi (kemik yumuşaması)<br />
D vitamini ve kalsiyum eksikliğinde raşitizm (çocuklarda görülen kemik yumuşaması)<br />
Demir ve folik asit eksikliğinde anemi<br />
Biotin ve folik asit eksikliğinde saç dökülmesi<br />
Biotin eksikliğinde tırnak kırılması<br />
B1 vitamini eksikliğinde&nbsp;&nbsp;beriberi hastalığı<br />
Niasin eksikliğinde pellegra<br />
Yetersiz lif alımında kabızlık</p>

<p><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 05 Apr 2023 15:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Labioplasti Neden Uygulanır?</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/labioplasti-neden-uygulanir-8212</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/labioplasti-neden-uygulanir-8212</guid>
                <description><![CDATA[Vulvada meydana gelen şekil bozukluklarının giderilmesi için labioplasti uygulanır. Yaşın ilerlemesi ile vulva bölgesi esnekliğini kaybeder. Normal doğum ve epizyo gibi uygulamalar sonrasında bu alandaki deformasyonlar artar.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Vulvada meydana gelen şekil bozukluklarının giderilmesi için labioplasti uygulanır. Yaşın ilerlemesi ile vulva bölgesi esnekliğini kaybeder. Normal doğum ve epizyo gibi uygulamalar sonrasında bu alandaki deformasyonlar artar.</p>

<p>Labioplasti Kimlere Uygulanabilir?</p>

<p>Multipar gebelik sayısına sahip olanlar, normal doğum yaptıktan sonra epiyzo nedeni ile genital bölgede sorun olanlar, rahim sarkması problemi yaşayanlar ve genital bölge deformasyonlarından rahatsız olan kişiler istedikleri zaman bu işlemi yaptırabilirler.</p>

<p>En İyi Labioplasti Tekniği Hangisidir?</p>

<p>Operasyon için uygulanan en iyi tetkik hastanın ihtiyaçlarını karşılayan labioplasti başarılı tekniktir. Günümüz teknolojisi sayesinde 5 farklı teknik kullanılır. Hastaya uygun olan tekniği doktor belirler.</p>

<p>Labioplasti Ameliyatı Fiyatları</p>

<p>Uygulanan ameliyat tekniği, hekim maliyetleri ve kurumların tedavi hizmetleri ücretleri farklılık gösterir. Bu nedenle labioplasti fiyatları değişiklik gösterir.</p>

<p>Kürtaj Ne Zaman Gereklidir?</p>

<p>Gebelik sonlandırılması gerektiğinde ve rahim için de tanısı konulamayan sorunlar oluştuğunda kürtaj uygulaması gerekli hale gelir. Kadın doğum uzmanları gerekli kontrolleri yaptıktan sonra işlemin gerekli olup olmadığına karar verir.</p>

<p>Kürtaj Nedir?</p>

<p>Rahim iç duvarının kazınarak içerisinde barındırdığı tüm yapılar ile birlikte çıkartılması işlemine kürtaj denir. Halk arasında sadece gebelik sonlandırmak için yapıldığı düşünülse de kadınlarda görülen kanser türlerinin tespit edilmesi için de uygulanır.</p>

<p>Kürtaj Hangi Durumlarda Yapılır?</p>

<p>Myom oluşması, adet kanamasının durmaması, erken menopoz ve rahim iç duvarının kalınlaşması durumlarında tedavi ve tanı amacı ile uygulanan bir işlemdir. Kürtaj uygulamasının gerekli olup olmadığına doktor karar verir. Gebelik durumunda 10 haftayı geçen gebeliklerde uygulanmaz.</p>

<p>Kürtaj Öncesi Hastanın Dikkat Etmesi ve Yapması Gerekenler?</p>

<p>Operasyona gelirken mutlaka refakatçi eşliğinde gelinmelidir. Kan tetkikleri eksiksiz bir şekilde tamamlanmalıdır. Kan sulandırıcı ilaç kullanan hastalar bu bilgiyi mutlaka doktoruna söylemelidir. Uygulama sonrasında hafif sızıntı şeklinde kanamalar olacağı için bu ilaçlar alınmamalıdır.</p>

<p>Kürtaj Sonrası Neler Yapılmalı? Nelere Dikkat Edilmeli?</p>

<p>İlk 2 hafta cinsel ilişkiye girilmemelidir. İlk 4 ay yeni bir gebelik durumu yasaklanır. Rahmin kendisini toplaması için zaman verilmelidir. Kanamalar 15 gün boyunca devam edebilir. Artan kasılmalar ve durmayan kanamalar için hemen işlemi yapan hekime başvurulmalıdır.</p>

<p>Kürtaj Fiyatları</p>

<p>İşlem fiyatları sabit tutarlar olmadığı için kurumlar ile birebir görüşmek her zaman daha avantajlıdır. Gebelik haftası, kürtaj nedeni ve işlemi yapan hekimin işlem ücreti gibi nedenlerden dolayı fiyatlar değişiklik gösterir.</p>

<p>Kızlık Zarı Nedir? Anatomik Yapısı Nasıldır?</p>

<p>Delikli ve gergin bir yapısı vardır. Deliklerin oranı farklıdır. Bazı kızlarda tamamen kapalıdır. Böyle durumlarda adet kanaması dışarıya çıkmadığı için cerrahi işlem uygulanması gereklidir. Aksi taktirde sorun oluşturur. Deliklerin çok büyük olduğu durumlarda kızlık zarı dikimi yapılır.</p>

<p>Kızlık Zarı Muayenesi Neden Yapılır?</p>

<p>Travma ve kaza sonrası herhangi bir darbe alıp almadığını anlamak için muayeneye ihtiyaç vardır. Yırtılma ve hacim artışı gibi sorunlar fark edildiğinde kızlık zarı dikimi gerçekleştirilir.</p>

<p>Kızlık Zarı Dikimi Yöntemleri</p>

<p>Dikim yöntemleri teknoloji sayesinde geliştirilmiştir. Kalıcı kızlık zarı dikimi ve geçici dikim olmak üzere iki farklı tür mevcuttur. Var olan şikayetlere ve işlem sonucundan beklenen hususlara göre değişiklik gösterir. Uzman hekim değerlendirdikten sonra işleme karar verilir.</p>

<p>Kızlık Zarı Dikimi Mümkün Mü?</p>

<p>Medikal işlemlerde kullanılan malzemeler insan sağlığı göz önünde düşünülerek üretilmiş ve geliştirilmiştir. Bu nedenle kızlık zarı dikimi insan sağlığına zarar vermeyen ipler yardımı ile mümkün olan bir uygulamadır. Yan etkisi yok denecek kadar azdır ve iyileşme süreci gerektirmez. Sizler de bu işlemi tercih edebilirsiniz.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 31 Oct 2022 13:07:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kolon Kanserinde 10 Risk Faktörüne Dikkat!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/kolon-kanserinde-10-risk-faktorune-dikkat-6854</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/kolon-kanserinde-10-risk-faktorune-dikkat-6854</guid>
                <description><![CDATA[Kolon, kalınbağırsak sindirim sisteminin son bölümünü oluşturuyor. Kolon kanseri ülkemizde en sık görülen kanserler arasında 3. sırada yer alıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kolon, kalınbağırsak sindirim sisteminin son bölümünü oluşturuyor. Kolon kanseri ülkemizde en sık görülen kanserler arasında 3. sırada yer alıyor.<br />
<br />
Dünyada her yıl 2 milyon, ülkemizde de yaklaşık 20 bin kişi kolon kanseri tanısı alıyor.<br />
<br />
Dahası hatalı beslenme alışkanlıklarının ve obezitenin giderek yaygınlaşması nedeniyle son yıllarda görülme sıklığı 50 yaş altındaki kişilerde giderek artıyor.<br />
<br />
Erken dönemde hemen hiçbir belirti vermemesi nedeniyle en çok yaşam kaybına neden olan kanser türlerinden biri olan kolon kanseri aslında düzenli yapılan kolonoskopi taramasıyla önlenebiliyor.<br />
<br />
Ayrıca kanser oluşsa dahi erken tanı sayesinde hastada tamamen iyileşme sağlanabiliyor.&nbsp;<br />
<br />
Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Fatih Oğuz Önder,&nbsp;risk faktörü olmayan kişilerin&nbsp;hiçbir yakınması olmasa bile 45 yaşından itibaren her 5-10 yılda bir kolonoskopi yaptırmaları gerektiğini belirterek,&nbsp;“Ailesinde kolon kanseri öyküsü olan kişilerin ise tarama programına daha erken yaşlarda başlamaları gerekebiliyor.<br />
<br />
Yakın akrabalarında kolon kanseri tespit edilen kişiler, akrabasının tanı aldığı yaştan 10 yıl çıkartarak kendilerinin kolon kanseri taramasına başlama yaşını tespit edebilirler” diyor.&nbsp;<br />
<br />
Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Fatih Oğuz Önder, Kolon Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında, kolon kanseri riskini artıran 10 etkeni anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.&nbsp;</p>

<h3>Aile öyküsü</h3>

<p>Aile öyküsü kolon kanserinin risk faktörleri arasında ilk sıralarda yer alıyor. Kolon kanseri teşhisi konulan hastaların yüzde 20’sinde genetik geçiş söz konusu oluyor. Bu nedenle ailesinde kolon kanseri hastası olanlar kendi tarama programları konusunda çok daha özenli olmalılar.</p>

<h3>İleri yaş</h3>

<p>İleri yaş kolon kanserinin önemli risk faktörleri arasında yer alıyor. Öyle ki kolon kanseri tanısı konulan hastaların yüzde 90’ından fazlası 40 yaş üzerinde oluyor ve bu yaştan itibaren kolon kanserine yakalanma riski her 10 yılda bir ikiye katlanarak artıyor.&nbsp;</p>

<h3>Kolon polipleri</h3>

<p>Kolonu örten tabakanın büyüyerek bağırsak kanalına çıkıntı yapması ‘kolon polipleri’ olarak adlandırılıyor. Yapılan çok sayıda çalışmaya göre; kolon kanserinin yüzde 90-95’inden, ilerleyen yaşla birlikte görülme sıklığı artan kolon polipleri sorumlu oluyor.<br />
<br />
Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Fatih Oğuz Önder, iyi huylu tümörler olan poliplerin yüzde 10-20’sinin yaklaşık 10 yılda kansere dönüştüğü uyarısında bulunarak, “Genellikle kanserleşmeden önce herhangi bir yakınmaya yol açmadıkları için ‘gizli tehlike’ olarak adlandırdığımız polipler düzenli yapılan kolonoskopi taramaları sayesinde tespit edilip, çıkartılabiliyor. Böylece kansere dönüşmeleri önlenebiliyor” diyor.&nbsp;</p>

<h3>Liften fakir beslenmek</h3>

<p>Hatalı beslenme alışkanlığı kolon kanseri oluşumunda önemli bir risk faktörü. Özellikle lif yönünden zengin olan sebze ve meyve gibi besinlerin az tüketilmesi kolon kanserine adeta davetiye çıkartıyor.<br />
<br />
Bol meyve ve sebze içeren diyet sayesinde kabızlık önleniyor ve kolon hücrelerinin kanserojenlere maruziyeti azalıyor.<br />
<br />
Bunun yanı sıra yüksek fiberli diyetler bağırsak içindeki yararlı bakterilerin birtakım kimyasallar üretmelerine yardımcı olarak kanserin gelişme riskini azaltıyor. Dolayısıyla kolon kanserinden korunmak için liften zengin besinler sofrada düzenli olarak yer almalı.&nbsp;</p>

<h3>Mangal alışkanlığı</h3>

<p>Uzmanlar her fırsatta mangalda pişen etin kolon kanseri riskini arttırdığı konusunda uyarıda bulunuyorlar. Bunun nedeni ise ateşe doğrudan maruz kalan etlerde heterosiklik amin ve polisiklik aromatik hidrokarbon denilen kimyasalların açığa çıkması.<br />
<br />
Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Fatih Oğuz Önder,&nbsp;bu kimyasalların kolon kanseri riskini artırdığını hatırlatarak, “Bu nedenle etin ateşe en az 15 cm’den uzak mesafede olmasına dikkat edilmeli. Ayrıca etin dumanla temas etmesi de kanser riskini arttırıyor”&nbsp;</p>

<h3>Sigara ve alkol&nbsp;</h3>

<p>Yapılan bilimsel çalışmalar, sigara ve alkol kullanımının pek çok kanserin yanı sıra kolon kanseri açısından da ciddi bir risk faktörü olduğunu ortaya koyuyor.<br />
<br />
Yapılan bir araştırmada; sigara içenlerin kolon kanserine yakalanma risklerinin içmeyenlere göre 18 kat daha fazla olduğu ortaya kondu. Yapılan çok sayıda araştırma da günde 50 ml veya daha fazla alkol tüketen kişilerde kolon kanserinin hiç içmeyenlerle kıyaslandığında 1.5 kat arttığı tespit edildi.&nbsp;</p>

<h3>Obezite</h3>

<p>Çağımızın önemli bir problemi olan obezite pek çok hastalığın yanı sıra kolon kanseri riskini yüzde 50 oranında yükseltiyor. Obezite, insülin/IGF-1 ve kandaki iltihap hormonlarını arttırarak kanserin gelişmesini kolaylaştırıyor. Ayrıca obezite hastalarında kötü beslenme alışkanlığı daha fazla görülüyor.</p>

<h3>İşlenmiş et ürünleri</h3>

<p>Salam, sucuk, sosis ve pastırma gibi işlenmiş et ürünleri kanserojen besinler arasında yer alıyor. Bunların yanı sıra kırmızı et tüketiminde aşırıya kaçmak da özellikle kolon kanseri riskini artırıyor.</p>

<h3>Bazı iltihabi hastalıklar</h3>

<p>İltihaplı bağırsak hastalıkları olan ülseratif kolit ve Crohn hastalığı kolon kanseri riskini arttıran etkenlerden. Hastalık tanısından 5 yıl sonra kanser riskindeki artış belirgin düzeye ulaşıyor. Bu nedenle iltihabın baskılanması ve durdurulması büyük önem taşıyor.&nbsp;</p>

<h3>Hareketsiz yaşam</h3>

<p>Hareketsiz yaşam; obezite ve birçok kanserle birlikte kolon kanseri riskini arttırıyor. Öyle ki kolon kanseri riski yüzde 30 oranında yükseliyor. Yaşınıza uygun bir programla haftada 2 gün egzersiz yapmanız, kalp-damar hastalıklarıyla birlikte kanser riskini de azaltıyor.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 01 Mar 2022 16:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2022/03/kolon-kanserinde-10-risk-faktorune-dikkat-1646142732.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Taklidi mümkün değil: Anne sütü</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/taklidi-mumkun-degil-anne-sutu-6603</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/taklidi-mumkun-degil-anne-sutu-6603</guid>
                <description><![CDATA[Doğumla birlikte bir mucize dünyaya gelirken diğer bir mucize annenin bedeninde hayat bulmaya başlıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Doğumla birlikte bir mucize dünyaya gelirken diğer bir mucize annenin bedeninde hayat bulmaya başlıyor.<br />
<br />
Bebeğin gelişimi için çok şey ifade eden anne sütü, annenin memesinden bebeğe hayat veriyor.<br />
<br />
Avrasya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ersin Sarı, 1- anne sütünün bilinmeyenlerini anlatıyor..<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/dr-ersin-sari.jpg" style="height:640px; width:640px" /></p>

<h3>Anne sütü neden özeldir?</h3>

<p>Anne sütü, bebeğin besin ihtiyaçlarını eksiksiz olarak gidermek ve bebeği olası enfeksiyonlara karşı korumak için sunulmuş mucizevi bir besindir.<br />
<br />
Anne sütündeki besin maddelerinin dengesi en ideal ölçülerdedir ve gelişimini henüz tamamlamamış bebeklerin vücut sistemleri için en uygun formdadır.<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/anne-sutu-2.png" style="height:309px; width:700px" /><br />
<br />
İçeriğindeki besin değerlerinin bebek için ideal ölçülerde olması nedeniyle mucize olarak adlandırabileceğimiz anne sütü, bebeğin beyin hücrelerinin büyümesini sağlayan ve sinir sistemi gelişimini hızlandıran besinler açısından da oldukça zengindir.</p>

<h3>Değişen ihtiyaçlara göre kendisi de değişir</h3>

<p>Anne sütünde inek sütünde bulunmayan ve hiçbir laboratuvarda üretilmesi mümkün olmayan 100'den fazla bileşen bulunmaktadır. Üstelik formül mamalardan farklı olarak, anne sütünün içeriği, bebeğin sürekli değişen ihtiyaçlarını karşılamak için sürekli değişmekte ve yenilenmektedir.<br />
<br />
Örneğin; prematüre bir bebek için olan anne sütü bileşimi, zamanında doğan bir bebek için olandan farklılıklar gösterir.</p>

<h3>Neden inek sütü değil de, anne sütü?</h3>

<p>Anne sütü içeriği itibariyle çok önemli bir protein kaynağıdır. Anne sütünde yer alan protein ve mineraller hem sindirim açısından çok daha kolaydır hem de enfeksiyonlara karşı bebek için bir koruma kalkanı oluşturur.<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/anne-sutu-4.png" style="height:420px; width:750px" /><br />
<br />
Bunun yanı sıra anne sütünde bulunan demir ve çinkonun emilimi inek sütüyle karşılaştırıldığında 5 kat daha kolaydır. Ayrıca bebeğin beyin gelişimi için şart olan yağ asitleri inek sütüne göre tam 8 kat daha fazladır.</p>

<h3>Anne sütü sadece bebek için değil anne için de yararlıdır</h3>

<p>Anne sütü ile beslenen bebeklerin çok daha sağlıklı olduğu bir gerçektir. Özellikle anne sütü içeriğinde yer alan protein ve mineraller bebeği hastalıklara, alerjenlere, ishal ve solunum yolu enfeksiyonlarına karşı korur.<br />
<br />
Bunun yanı sıra emzirmek anne içinde önemli avantajlar sunuyor. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, emziren annelerde meme kanseri, yumurtalık kanseri, osteoporoz ve kansızlık daha az görülüyor.</p>

<h3>Peki, sütün kalitesini arttırmak için ne yapılmalı?</h3>

<p>* Anne bol bol su içmeli,<br />
* Bitki çayları dozunda tüketilmeli,<br />
* Malt içeren besinler tüketilmeli,<br />
* Günün yorgunluğunu alacak ılık bir duşa her zaman şans verilmeli,<br />
* Olabildiğince stresli ortamlardan uzak durulmalı,<br />
* Anne, mümkün olduğunca dinlenmeli.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 17 Jan 2022 10:28:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2022/01/taklidi-mumkun-degil-anne-sutu-1642404689.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kış geldi ve Zatürre hala ölümcül!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/kis-geldi-ve-zaturre-hala-olumcul-6592</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/kis-geldi-ve-zaturre-hala-olumcul-6592</guid>
                <description><![CDATA[Aniden yükselen ateş, göğüs ağrısı, nefes darlığı ve öksürük zatürreye işaret ediyor olabilir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Aniden yükselen ateş, göğüs ağrısı, nefes darlığı ve öksürük zatürreye işaret ediyor olabilir.<br />
<br />
Halk arasında zatürre olarak bilinen pnömoni akciğer dokusunun iltihaplanması sonucu oluşur ve dünyada en sık karşılaşılan, ölüme neden olan hastalıkların başında gelir.<br />
<br />
En tehlikeli solunum yolu hastalıklarından biri olduğunu ve bu süreçte erken tanı ve tedavinin önemli olduğunu vurgulayan Avrasya Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Kanan Abbaslı zatürre hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.</p>

<h3>Zatürre Nedir?</h3>

<p>Tıp dilinde pnömoni olarak da bilinen zatürre akciğerin en uç yapısını oluşturan ve havadaki oksijenin vücuda girdiği bölgede bulunan hava keseciklerinin iltihaplanmasıdır. Zatürre başta bakteriler olmak üzere birçok çeşitli mikroorganizmalara bağlı olarak oluşur.<br />
<br />
Her yaştan insanda hafif ya da ağır hastalıklara neden olabilen hastalık kimi zaman karşımıza bir grip komplikasyonu olarak da çıkabilir. &nbsp;Bazı pnömoni türlerinde hastalığın hasta kişilerden sağlıklı kişilere doğrudan bulaşma riski söz konusudur. &nbsp;<br />
<br />
Ancak zatürre çoğunlukla hastanın kendi ağız, boğaz ya da sindirim kanalında bulunan mikropların akciğere ulaşmasıyla ortaya çıkar. Özellikle vücut savunması zayıf düşmüş kişilerde pnömoni riski daha fazladır. Bu nedenle hastalığın bulaşma riskinden çok kişinin vücut direncinin zayıf oluşu en büyük risk faktörünü oluşturur.</p>

<h3>Zatürre belirtileri nelerdir?</h3>

<p>Genellikle ani öksürük, iltihaplı balgam, ateş, üşüme ve titreme, halsizlik, yan ağrısı ile kendini gösterir. Ayrıca beraberinde nefes darlığı veya göğüs ağrısı gibi belirtiler de görülür.&nbsp;&nbsp;Bazı kişilerde ise sinsi bir başlangıç söz konusudur.<br />
<br />
Birkaç gün devam eden eklem ve kas ağrıları, iştahsızlık ve halsizliğe kuru öksürük, ateş, kusma ve baş ağrısı gibi reaksiyonlar da eşlik edebilir. Özellikle çocuklarda zatürre belirtileri çocuğun yaşına ve hastalığa yol açan etkenlere göre farklılık gösterir.&nbsp;&nbsp;<br />
<br />
Kimi zaman tek bulgu hızlı solunum olabilirken kimi zaman da ateş, karın ağrısı ya da kusma gibi şikayetler bir arada görülebilir.. Göğüs ağrısının meydana geldiği kişilerde, göğüs boşluğunda bir sıvı birikmesi söz konusu olabilir.<br />
<br />
Bu durum erken tanı ve tedaviyle tamamen ortadan kaldırılabilir ancak hastalığın ilerlediği durumlarda ise yoğun bakıma yatmak ya da bir tüp aracılığıyla göğüste biriken iltihaplı sıvıyı almak gerekebilir.&nbsp;&nbsp;<br />
<br />
Genellikle nedenleri bakteriler ve virüsler olsa da kimi zaman bazı ilaçların yan etkisi olarak da ortaya çıkabilmektedirler.</p>

<h3>Pnömoni bulaşıcı mıdır ve risk faktöreleri nelerdir?</h3>

<p>Zatürre hastalığına zemin hazırlayan viral solunum yolu enfeksiyonları bulaşıcıdır. Öksürük ya da hapşırıkla yayılabildikleri gibi kişinin kullanmış olduğu bardak, mendil, çatal gibi eşyalar aracılığıyla da yayılabilirler.<br />
<br />
Pnömoni çok sık rastlanılan ve ölüme sebep olabilen hastalıklar arasındadır. Özellikle de bebeklerde, yaşlılarda, çocuklarda ve hastalığı bulunan başka kişilerde ölümcül olabilmektedir.&nbsp;&nbsp;<br />
<br />
İleri yaş, kronik hastalıklar, bağışıklık sistemi hastalıkları, yutma güçlüğü yapan durumlar, sigara kullanımı, kusmalar, alkol, geçirilmiş uzun süreli ameliyatlar erişkinlerde zatürre hastalığına yakalanmayı kolaylaştıran risk faktörleri arasındadır.</p>

<h3>Zatürreden korunmak mümkün</h3>

<p>* Hastalıktan korunmak için öncelikle pnömoni oluşumuna zemin hazırlayan faktörler ortadan kaldırılmalıdır. Kronik hastalık varsa tedavisi ve kontrolü düzenli bir şekilde yapılmalıdır,<br />
* Stresten kaçınılmalı, dengeli beslenmeye ve hijyene önem verilmelidir,<br />
* Alkol, tütün kullanımı tavsiye edilmez,<br />
* Grip durumunda kalabalığa temasın azaltılması, maske kullanılması tavsiye edilir,<br />
* Gripten korunmak için aşılar geliştirilmiştir ve bir yıl süreyle koruma sağlayan bu aşılar her yıl Eylül, Ekim, Kasım aylarında bir doz kas içine yapılmaktadır.&nbsp;&nbsp;Aşının, gribe yakalanma riski yüksek veya hastalığı çok ağır atlatan kişilere uygulanması tavsiye edilir.<br />
<br />
Pnömokok aşısı önerilen kişiler</p>

<p>* 65 yaş ve üzerindeyseniz,<br />
* Kronik hastalığınız varsa,<br />
* Pnömonektomi geçirdiyseniz,<br />
* Beyin omurilik sıvısı kaçağı varsa,<br />
* Dalak bozukluğu söz konusuysa,<br />
* Bağışıklık yetmezliğiniz varsa,<br />
* Kronik alkol probleminiz varsa aşı yapmanız önerilir.<br />
* Zatürre (Pnömoni) teşhisi ve tedavisi</p>

<p>Öncelikle muayene sırasında stetoskopla kişinin akciğerleri dinlenir ve söz konusu hastalıktan şüphelenilirse akciğer röntgeni istenir. Röntgen zatürre olup olmadığı konusunda yeterli bilgiyi verecektir ancak kandaki oksijen miktarının, solunum yollarının ne durumda olduğunun bilinmesi adına ekstra testlere de ihtiyaç duyulmaktadır.<br />
<br />
Beyaz kan hücre sayısının kontrolü için tam kan sayımı, zatürenin boyutu ve akciğer yaprakları arasında sıvı varlığı için tomografi taraması balgam testi, akciğerlerde sıvı birikmesi söz konusu ise plevral sıvı kültürü ve balgam çıkaramayan antibiyotiklere yanıt vermeyen dirençli zatüre varlığında bronkoskopik yöntemler kullanılmaktadır.</p>

<p>Zatürre tedavisi öncelikle enfeksiyonun iyileştirilmesini ve mevcut komplikasyonların önlenmesini içermektedir.&nbsp;&nbsp;Genellikle antibiyotikler, istirahat, bol sıvı alımı, ateş düşürücüler ve ağrı kesiciler kullanılır. Bazı durumlarda kişinin hastaneye yatması gerekebilir.<br />
<br />
Özellikle çok ağır zatürre söz konusu ise yoğun bakımda yatış ve solunum desteği uygulanabilir. &nbsp;Hastalığa neden olan mikrobun belirlenmesi her zaman mümkün olmayabilir ancak zatürre tanısı konulduktan kısa süre sonra antibiyotik tedavisine başlanılmalıdır.&nbsp;&nbsp;<br />
<br />
Bu nedenle hastanın yaşı, varsa kronik hastalıkları, zatürrenin şiddeti gibi durumlar dikkate alınarak tedaviye başlanır. Tedavi süreci bu etkilere göre de uzayabilir ya da kısa sürede olumlu sonuçlar elde edilebilir. Çünkü zatürre ani başlangıçlı ve genellikle tedaviyle hızla iyileşebilen bir hastalıktır.&nbsp;&nbsp;Tedaviden 72 saat sonra ateşiniz düşmemiş, öksürüğünüz şiddetli şekilde devam ediyorsa hemen bir uzman hekime görünmelisiniz.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 13 Jan 2022 16:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2022/01/kis-geldi-ve-zaturre-hala-olumcul-1642079324.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diş eti çekilmesini önlemek için iyi ağız bakımı şart!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/dis-eti-cekilmesini-onlemek-icin-iyi-agiz-bakimi-sart-6576</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/dis-eti-cekilmesini-onlemek-icin-iyi-agiz-bakimi-sart-6576</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yumuşhan Günay, diş eti çekilmesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yumuşhan Günay, diş eti çekilmesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p>Prof. Dr. Yumuşhan Günay, diş eti çekilmesini, “dişleri çevreleyen diş eti dokusunun veya geri çekilmesiyle, dişin veya dişin kökünün daha fazla açığa çıkması durumu” olarak tanımladı.</p>

<p>Diş eti çekilmesi meydana geldiğinde diş etinin kalınlaştığını ve dişlerin görünen miktarının arttığına dikkat çeken Günay, “Bu durum da hastalığa neden olan bakterilerin birikmesini daha da kolaylaştırır. Tedavi edilmezse dişlerin destek dokusu ve kemik yapıları ciddi şekilde hasar görebilir ve sonuçta diş kaybına neden olabilir. Çünkü aslında tahrip olan diş etinden çok dişin etrafındaki destek kemik dokusudur. Alttaki kemik tahrip olunca, kemiğin üzerinde yer alan diş eti de onu takip eder.”uyarısında bulundu.</p>

<h3>Diş eti hastalığı, diş eti çekilmesinin ana nedenidir</h3>

<p>Diş eti çekilmesinin nedenlerine değinen Prof. Dr. Yumuşhan Günay, “Bunlar diş eti dokusunu ve dişlerinizi yerinde tutan destekleyici kemiği tahrip eden dişeti enfeksiyonlarıdır. Diş eti hastalığı, diş eti çekilmesinin ana nedenidir. Bunun sebebi de ağzımızda bulunan mikroorganizmalardır. Bu mikroorganizmalar doğumla birlikte doğal bir flora olarak ağzımıza yerleşir. Bizim fırçalama ile yaptığımız dişlerin üzerine plak şeklinde yapışan bu mikroorganizmaların oluşturduğu tabakayı dişlerin üzerinden uzaklaştırmaktır, yoksa mikroorganizmaları ağızdan yok etmek değil. Dişlerin üzerinden uzaklaştıramadığımız plaklar içindeki mikroorganizmaların ürettiği asit ve enzimler diş eti rahatsızlığına yol açar.”diye konuştu.</p>

<h3>Yetersiz diş temizliği diş taşlarına yol açıyor</h3>

<p>Prof. Dr. Yumuşhan Günay, yetersiz diş temizliğinin bazı sorunlara davetiye çıkardığını belirterek “Dişin üzerinde yetersiz temizlik sonucu kalan bakteri plakları üzerine çöken tükürükteki kalsiyum, gıda artıkları, doku döküntüleri vb. nedeniyle 4. Günden itibaren sertleşmeye başlar. Yavaş yavaş diş taşı dediğimiz yapılara döner. Yetersiz fırçalama, diş ipi kullanılmaması, plağın diş taşı (tartar) haline gelmesini kolaylaştırır. Tartar dişlerinizin üzerinde ve arasında oluşan ve ancak profesyonel bir diş temizliği ile çıkarılabilen sert bir maddedir. Diş eti çekilmesine yol açabilir.” uyarısında bulundu.</p>

<h3>Nüfusun %30’unun diş eti hastalığı yatkınlığı var</h3>

<p>Prof. Dr. Günay, “Bazı insanlar diş eti hastalığına daha duyarlı olabilir. Aslında araştırmalar, nüfusun yüzde 30’unun diş eti hastalığına yatkınlığının daha fazla olabileceğini gösteriyor.” dedi.</p>

<h3>Doğru diş fırçalamak önemli</h3>

<p>Doğru dış fırçalamanın önemini de vurgulayan Prof. Dr. Yumuşhan Günay, “Dişlerinizi çok sert veya yanlış fırçalarsanız, dişlerinizdeki minenin aşınmasına ve diş etlerinizin çekilmesine neden olabilir. Ergenlik, hamilelik ve menopoz gibi bir kadının yaşamı boyunca kadınlık hormonu seviyelerindeki dalgalanmalar diş etlerini daha hassas ve diş eti çekilmesine karşı daha savunmasız hale getirebilir.<br />
<br />
Sigara kullananların dişlerinde çıkarılması zor olan ve dişeti çekilmesine neden olabilen yapışkan plak olması daha olasıdır.<br />
<br />
Dişlerinizi sıkmak veya gıcırdatmak dişlere çok fazla kuvvet uygulayarak diş etlerinin çekilmesine neden olabilir. Çarpık dişler veya yanlış hizalanmış dişler, diş etlerine ve kemiğe çok fazla kuvvet uygulanarak diş etlerinin çekilmesine neden olabilir. Yanlış yapılan protez ve köprüler diş etlerinin tahribatına ve çekilmesine sebep olabilir.” diye konuştu.</p>

<h3>Dişler günde iki defa fırçalanmalıdır</h3>

<p>Dişleri günde iki kez fırçalamanın ve günde bir kez diş ipi kullanmanın plak oluşumunu giderebildiğini kaydeden Prof. Dr. Yumuşhan Günay, “Ancak bu yapılmadığında plak, diş eti hastalığının en hafif şekli olan diş eti iltihabına neden olabilir. Diş eti iltihabı, diş eti dokusunun diş tabanı etrafındaki kısmının tahriş olması ve iltihaplanmasına verilen isimdir. &nbsp;Diş eti iltihabı, profesyonel tedavi süreci sonunda ve evde iyi ağız bakımı ile tersine çevrilebilir.”dedi.</p>

<p>“Devam eden diş eti iltihabı ise periodontitise neden olabilir” uyarısında bulunan Prof. Dr. Günay, “Bu durum diş etleriniz ve dişlerinin arasında plak, tartar ve bakteri ile dolan cepler oluşmasına neden olur. Zamanla bu cepler derinleşir ve daha fazla bakteri ile dolar. Bu derinleşen enfeksiyonlar tedavi edilmezlerse, bu hem diş eti hem de kemik kaybına neden olur ve sonuçta bir veya daha fazla dişin kaybedilmesine neden olabilir. Sürekli devam eden kronik iltihaplanma ise bireyin bağışıklık sistemini zorlayabilir.”uyarısında bulundu.</p>

<h3>Diş eti iltihabı, C vitamini eksikliği diş eti çekilmesine yol açabilir</h3>

<p>Diş eti çekilmesinin nedenlerine de değinen Prof. Dr. Yumuşhan Günay, şunları söyledi:</p>

<p>“Diş eti iltihabı, ağız kuruluğuna veya diş eti değişikliklerine neden olan ilaçlar, C vitamini eksikliği dahil yetersiz beslenme, diyabet, romatoid artrit ve Crohn hastalığı gibi belirli hastalıklar, gebelik veya menopozla ilgili olanlar gibi hormonal değişiklikler, genetik, kötü ağız hijyeni, lösemi, HIV / AIDS ve kanser tedavisi gibi bağışıklığın azalmasına neden olan durumlar, obezite, sigara içmek veya tütün çiğnemek, ya da uyuşturucu kullanımı gibi faktörler diş eti çekilmesi geliştirilmesi riskini artırabilir. Bu tür yüksek risk grubuna ait hastaların 3 ayda bir hekim kontrolüne gitmeleri ama bu risk faktörlerine sahip olmayan düşük risk grubundaki hastaların ise 6 ayda bir hekim kontrolüne gitmeleri gerekir.”</p>

<h3>Diş eti çekilmesini önlemek için ağzınıza iyi bakın</h3>

<p>Diş eti çekilmesini önlemenin en iyi yolunun ağza iyi bakmak olduğunu kaydeden Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yumuşhan Günay, “Dişlerinizi her gün fırçalayın ve diş ipi kullanın ve yılda en az iki kez veya önerildiği şekilde diş hekiminize görünün. Diş eti çekilmeniz varsa diş hekiminiz sizi daha sık görmek isteyebilir. Orta sertlikte üzeri düz ve yaklaşık 10-12 kıl sırasına sahip bir diş fırçası kullanın ve diş hekiminizden dişlerinizi fırçalamanın doğru yolunu göstermesini isteyin. Çapraşık dişler veya diş gıcırdatma şikayeti varsa sorunu nasıl düzelteceğiniz konusunda diş hekimine gidin.” dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Yumuşhan Günay, diş eti çekilmesini önlemenin diğer yollarının da sigara içiliyorsa sigarayı bırakmak ve dengeli ve sağlıklı beslenmek olduğunu söyledi.</p>

<h3>Doğru diş fırçalama nasıl olmalıdır?</h3>

<p>Diş eti çekilmesi halinde doğru diş fırçalama yapılmasının önemli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Yumuşhan Günay, “Diş fırçası 45 derecelik açı yapacak biçimde tutulur ve diş eti hizasından başlanarak dişlerin çiğneme yüzeyine doğru yapılmalıdır. Ağız boşluğuna doğru fırçalamaya başlanır. Dış yüzeylerden başlayan fırçalama sert darbeler halinde değil, yumuşak ve daireler çizecek biçimde, ön dişlerden arka dişlere doğru yapılmalıdır.” dedi.</p>

<h3>Diş eti çekilmesi tedavi edilebilir</h3>

<p>Diş eti çekilmesinde uygulanan tedavi yöntemlerine ilişkin bilgi de veren Prof. Dr. Günay, bunları da şöyle sıraladı:</p>

<p>Flap cerrahisi ve kök yüzeyi düzleştirme: Bu işlem sırasında diş hekimi veya periodontolog (diş eti doktoru) etkilenen diş eti dokusunu kaldırır, zararlı bakterileri ceplerden uzaklaştırır ve ardından diş eti dokusunu diş kökü üzerinde yerine sıkıca sabitler.</p>

<p><strong>Rejenerasyon:&nbsp;</strong>Diş eti çekilmesi sonucu dişlerinizi destekleyen kemik hasar görmüşse, kaybedilen kemiği ve dokuyu yenilemek için bir prosedür önerilebilir. Cep derinliği azaltmada olduğu gibi, diş hekiminiz diş eti dokusunu geriye katlayacak ve bakterileri uzaklaştıracaktır. Daha sonra, vücudunuzu o bölgedeki kemik ve dokuyu doğal olarak yenilemeye teşvik etmek için bir örtü, zar, birleştirici bir doku veya doku uyarıcı protein gibi yenileyici bir malzeme uygulanacaktır. Rejeneratif materyal yerleştirildikten sonra diş eti dokusu dişin veya dişlerin kökü üzerine sabitlenir.</p>

<p><strong>Yumuşak doku grefti:&nbsp;</strong>&nbsp;Her hangi bir noktada aşırı diş eti çekilmesi nedeniyle dişin kökü açığa çıkmışsa bu uygulama yapılabilir. Bu prosedürde, damaktan alınan parça açıkta kalan kökü çevreleyen diş eti dokusuna dikilerek onarım sağlanır.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 12 Jan 2022 11:57:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2022/01/dis-eti-cekilmesini-onlemek-icin-iyi-agiz-bakimi-sart-1641977997.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Düzenli beslenmenin insan sağlığı üzerine etkileri</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/duzenli-beslenmenin-insan-sagligi-uzerine-etkileri-6553</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/duzenli-beslenmenin-insan-sagligi-uzerine-etkileri-6553</guid>
                <description><![CDATA[Her insanın sağlıklı olabilmesi için günlük enerji gereksinimini karşılayabiliyor olması gerekir. Her insan yaşına, kilosuna ve vücut analizlerine göre birçok besine ihtiyaç duyar.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Her insanın sağlıklı olabilmesi için günlük enerji gereksinimini karşılayabiliyor olması gerekir. Her insan yaşına, kilosuna ve vücut analizlerine göre birçok besine ihtiyaç duyar.<br />
<br />
İşte düzenli beslenme bu süreçte önem kazanır. Düzenli ve Dengeli beslenen Her insan ihtiyacı olan vitamin ve mineralleri, uygun orandaki protein yağ ve karbonhidratı alır.<br />
<br />
Böylelikle hem gündelik yaşamında enerjik ve sağlıklı bir insan olur. Hem de uzun vadede birçok sağlık sorununun önüne geçer.</p>

<p>Düzenli beslenme insan sağlığını her açıdan olumlu etkileyen bir durumdur. Düzenli beslenen insanlar çok daha az hastalanır, daha sağlıklı bir zihin yapısına sahip olur.<br />
<br />
Bununla birlikte daha hareketli ve esnek bir beden kuvvetli kaslar, canlı ve parlak saçlar düzenli beslenme ile insanların kazanmış olduğu özelliklerdir.&nbsp;</p>

<p>Düzenli beslenmenin faydaları<br />
<br />
Düzenli beslenmenin insan sağlığına ve insan yaşamına çok önemli faydaları bulunmaktadır. Düzenli beslenen bir insan öncelikli olarak gündelik yaşamında çok daha enerjik ve aktif bir insan olacaktır.<br />
<br />
Günlük aktiviteler için gerekli olan tüm vitamin, mineraller ancak Düzenli bir beslenme ile alınabilmektedir. Güçlü ve sağlıklı kalabilmek için Düzenli beslenmek çok önemlidir.<br />
<br />
Aynı zamanda sağlıklı kilo oranına kavuşabilmek ve bu kiloyu koruyabilmek için Düzenli beslenmek gerekir. Böylelikle kiloya bağlı olan hastalıklardan da uzak kalmış olunur.</p>

<p>asuman.net sitesi düzenli ve sağlıklı beslenme konusunda çok önemli bilgi ve içeriklerle sizlere fayda sağlıyor. Siteye giriş yapabilir ve düzenli beslenme hakkında bilgi edinebilirsiniz.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 08 Jan 2022 16:56:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2022/01/duzenli-beslenmenin-insan-sagligi-uzerine-etkileri-1641650183.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diz Ağrıları Hayatınızı Kısıtlamasın</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/diz-agrilari-hayatinizi-kisitlamasin-6522</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/diz-agrilari-hayatinizi-kisitlamasin-6522</guid>
                <description><![CDATA[Diz ağrısı günlük hayatta hemen herkesin yaşadığı sorunların arasında yer alıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Diz ağrısı günlük hayatta hemen herkesin yaşadığı sorunların arasında yer alıyor. Oturuş pozisyonunun yanlışlığı, dizin yanlış kullanılması gibi masum nedenlerin yanında kireçlenme (kıkırdak aşınması), travma, eklem iltihaplanması ya da romatizmal hastalıklar da diz ağrılarına neden olabiliyor.<br />
<br />
Sosyal aktiviteleri kısıtlayan diz ağrılarından kurtularak hareketlerin özgürleşebilmesi için; hayat tarzının düzenlenmesi, diz çevresindeki kasların güçlendirilmesi, ilaç tedavisi gibi yöntemler uygulanabilirken, daha ciddi sorunlarda cerrahi müdahaleler gerekebiliyor.<br />
<br />
Bu alanda robotik protez cerrahisi hasta konforunu artıran bir yöntem olarak öne çıkıyor. Memorial Şişli Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Olcay Güler, diz ağrıları ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.&nbsp;</p>

<p>Dizinizde ağrı yaşamamak için bunlara dikkat edin</p>

<p>Genellikle ileri yaşta sık görülen diz ağrıları, aslında hemen her yaşta sorun olabilmektedir. Diz ağrıları birçok nedenden kaynaklanabilmektedir. Kronik diz ağrıları daha çok; yanlış spor hareketlerinden, fazla kilodan, spor yaparken yanlış ayakkabı kullanımından, oturuş şekli sorunlarından, diz üzerinde uzun süre çalışmaktan kaynaklanabilmektedir.<br />
<br />
Bu tür ağrılar sosyal yaşamı ve hareketleri kısıtlasa da yaşam tarzındaki küçük değişikliklerle, kilo kontrolü ve doğru yapılan düzenli egzersiz gibi basit önlemler alınarak çözülebilir.<br />
<br />
Özellikle fazla olan her kilo dizlere fazladan yük olarak binerek hem yaşanan ağrının şiddetini hem de yaralanma ve osteoartrit riskini artırmaktadır. Günlük hayatta alınacak basit önlemlerle yaşanabilecek diz ağrılarını en aza indirmek mümkündür.&nbsp;</p>

<p>* Ayakkabı seçiminizi doğru yapın. Yapılan spor ya da aktiviteye uygun ayakkabı seçimi dizlerin üzerindeki anormal yüklenmenin en aza indirilmesinde önemlidir.&nbsp;<br />
* Kilonuza dikkat edin.&nbsp;Kilo diz eklemleri üzerindeki baskıyı artıran en önemli risk faktörlerinin başında gelmektedir.&nbsp;<br />
* Diz kaslarını güçlendirin. Diz kaslarını güçlendirmek ve özellikle de spor öncesi kasları egzersizlerle hazır hale getirmek hem diz ağrılarının azalmasına hem de yaşanabilecek sakatlıkların önüne geçmektedir.&nbsp;<br />
* Dizinizi zorlayan hareketlerde kaçının. Spor yaparken yaşanabilecek hareketlerin yanında günlük hayatta dizlerin üzerinde uzun süre çalışmak veya yer silmek gibi aktivitelerden kaçınılmalıdır.&nbsp;</p>

<h3>Tedavide robotik cerrahiler ön plana çıkıyor</h3>

<p>Dizlerde yaşanan kronik ağrıların en sık görülen nedenleri arasında; kıkırdak hasarları, menisküs yaralanmaları, diz çapraz bağ yırtıkları, kireçlenme olarak bilinen kıkırdak aşınması (osteoartrit) gelmektedir. Bu rahatsızlıklar sonucu yaşanan ağrılar gün geçtikçe artmakta ve zamanla ağrılar hareketleri tamamen kısıtlamaya başlamaktadır. Kronik diz ağrıları için öncelikle sorunun tespit edilmesi gereklidir. Hastalık ortaya konduktan sonra soruna ve hastaya özel tedaviler planlanmalıdır. Hemen her hastaya önerilen en sık uygulanan konservatif yöntemler arasında fizik tedavi ve rehabilitasyon, düzenli adale güçlendirici egzersizler ve ilaç tedavileri sayılabilir. Ancak hastalığa yönelik tedaviler çözüm için gereklidir.&nbsp;</p>

<p>* Enjeksiyon tedavileri:&nbsp;Özellikle kıkırdak hasarlarının şikayetleri azaltmak adına eklem içi iğneler olarak da bilinen enjeksiyon tedavileri uygulanabilir. Sık kullanılan enjeksiyonlar arasında PRP, kök hücre, hyalüronik asit ve sitokin enjeksiyonları sayılabilir. Halk arasında özellikle PRP ve kök hücre tedavisine sihirli bir yöntem olarak bakılmaktadır. Her ne kadar PRP ve kök hücre tedavisinde olumlu sonuçlar alınsa da bu yöntemler hala asıl uygulanacak tedaviye destek mahiyetindedir. Eklem içi enjeksiyonlar şikayetleri azaltmak için uygulanabilmektedir.</p>

<p>-Menisküs cerrahisi:&nbsp;Menisküs yırtığına bağlı şikayeti olan hastalarda menisküs tamiri, menisküs nakli veya menisküsün yırtık kısmının temizlenmesi uygulanabilir. Uygun hastalarda menisküs dokusunun tamiri diz ekleminin korunması için önemlidir. Menisküsün tamamının cerrahi olarak çıkarıldığı hastalarda menisküs nakli uygulanabilmektedir.</p>

<p>&nbsp;* Ön Çapraz bağ cerrahisi:&nbsp;Ön çapraz bağ yaralanması sonrası tedavi uygulanmayan hastalarda eklem kıkırdak aşınması önemli bir sorundur. Ön çapraz bağı yaralanan hastalarda ön çapraz bağın yeniden yapılması diz ekleminin uzun dönem sağlığı için çok önemlidir.</p>

<p>* Kıkırdak nakli;&nbsp;Kıkırdak hasarı belirli bir bölge ile sınırlı hastalarda tercih edilen bir cerrahi yöntemdir. Bu tedavi özellikle genç hastalarda, diğer tedavi yöntemlerinin başarısız olduğu durumlarda tercih edilebilir.&nbsp;</p>

<p>* Yüksek tibial osteotomi:&nbsp;Dizin sadece iç tarafında kıkırdak aşınması ve/veya “O“ bacak deformitesi olan hastalarda tercih edilmektedir. Bu yöntemde amaç, aşınmanın olduğu iç kısımdaki fazla vücut yükünün eklemin sağlam olan dış kısmına yönlendirilmesidir. Uygun hastalarda yapıldığı zaman, hastanın kendi eklemini koruması sağlanmakta ve protez ihtiyacını geciktirebilmektedir.</p>

<p>* Yarım diz protezi:&nbsp;Diz ekleminin sadece iç veya dış tarafında ileri derece aşınması olan hastalarda uygulanmaktadır. Diz ekleminin sadece aşınmış olan kısmının yapay eklem ile değiştirilmesidir. Bu sayede dizin normal hareket açısına kavuşmasını sağlamaktadır.</p>

<p>* Diz kapak protezi:&nbsp;Aşınmış olan diz kapak ekleminin yapay eklem ile değiştirilmesidir. Hastaların diz kıvırması ve merdiven inip çıkmasında rahatlık amaçlanmaktadır.</p>

<p>* Total diz protezi:&nbsp;Aşınmış ve yıpranmış diz ekleminin özel alaşım metaller ve sıkıştırılmış özel plastik implanttan oluşan özel bir yüzey kaplama tekniğidir. Diz protezi ameliyatında hedef; bozulmuş eklem yüzeyleri arasında teması keserek; ağrı çekmeyen, istediği kadar yol yürüyebilen ve merdiven inip çıkabilen bir eklemi elde etmektir.</p>

<p>* Robotik protez cerrahisi: Klasik protez cerrahisine göre; daha çabuk iyileşme, daha fazla doku koruması, daha uzun protez ömrü gibi avantajlar sunan robot yardımlı protez cerrahileri son yıllarda tedavide ön plana çıkmaktadır. Robot yardımlı protez cerrahisi, ameliyat öncesi hastaya en uygun protez boyutunun belirlenmesini ve ameliyat sırasında sorunsuz uygulanmasını sağlayabilmektedir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 04 Jan 2022 13:32:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2022/01/diz-agrilari-hayatinizi-kisitlamasin-1641292492.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuğunuzun Sağlık Durumu Tırnaklarına Yansıyabilir</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/cocugunuzun-saglik-durumu-tirnaklarina-yansiyabilir-6516</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/cocugunuzun-saglik-durumu-tirnaklarina-yansiyabilir-6516</guid>
                <description><![CDATA[Çocuğunuzun tırnaklarında çizgiler görüyorsanız, tırnaklarında yumuşama ve sık kırılma oluyorsa ya da tırnak çevresinde siğiller varsa tüm bu durumlar çeşitli hastalıkların habercisi olabiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuğunuzun tırnaklarında çizgiler görüyorsanız, tırnaklarında yumuşama ve sık kırılma oluyorsa ya da tırnak çevresinde siğiller varsa tüm bu durumlar çeşitli hastalıkların habercisi olabiliyor.<br />
<br />
Yetişkinlerde olduğu gibi bebek ve çocuklarda da tırnaklar pek çok sağlık sorununun sinyallerini verebiliyor.<br />
<br />
Bu nedenle bebek ve çocuklarda genel muayene sırasında tırnakların incelenmesi önem taşıyor.<br />
<br />
Memorial Şişli Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Hatice Bulut, çocuklarda sık görülen tırnak sorunları ve işaret ettiği hastalıklar hakkında bilgi verdi.&nbsp;</p>

<p>Tırnaklar ciddi hastalıklar ve sağlık problemleri hakkında önemli bilgiler verebilmektedir. Bu nedenle hem ailelerin hem de doktorların çocukların tırnaklarını inceleme konusunda dikkatli olması gerekmektedir.<br />
<br />
Tırnak bulguları bazen bir sendromun veya cilt hastalığının habercisi olabilmektedir. Fakat çoğunlukla çocuklarda ve bebeklerde tırnak bozuklukları; &nbsp;normal sayılabilecek fizyolojik değişiklikler olarak ortaya çıkar, kendiliğinden gerileyebilir. Bu durumlarda ileri araştırma veya tedavi gerekmediği bilinmeli; ebeveynler de bu konuda bilgilendirilmelidir.</p>

<p>Tırnaktaki farklılıklar doğuştan gelen hastalıkların habercisi olabilir</p>

<p>Tırnak gelişimi bebek anne karnındayken dokuzuncu haftada başlayarak, beşinci aya kadar sürmektedir. Çocuklarda tırnak hastalıkları doğuştan veya sonradan olmak üzere ortaya çıkabilir. Doğuştan olan hastalıklar bebek ilk doğduğunda yapılan ilk muayenede fark edilebilmektedir. Bu, sendromik bir durumun veya organ sistemlerini tutan bir hastalığı gösterebilir. Sonradan kazanılmış tırnak hastalıkları ise yetişkin kişilere benzemekle birlikte bazı farklılıklar da söz konusu olabilmektedir. Halk arasında tırnak mantarı olarak bilinen onikomikoz ile tırnak tümörleri buna örnek olabilir.&nbsp;</p>

<p>1-&nbsp;Beau çizgiler:&nbsp;Beau çizgiler yenidoğan dönemindeki bebeklerin çoğunda ilk ay görülebilen bir durumdur. Bu çizgiler bebek 3-4. aylara geldiğinde kaybolur. Ancak daha büyük çocuklarda bu çizgiler oyun sırasında bir travma, ateşli hastalıklar, "El- ayak- ağız hastalığı"nda belirti olarak çıkabilmektedir. Bunun yanında kemoterapi alan çocuklarda da Beau çizgileri görülebilmektedir.&nbsp;</p>

<p>2-&nbsp;Kaşık tırnak:&nbsp;Genelde tırnak yüzeyinde incelme, yumuşama ve düzleşmeyle karakterize olan bu durum yenidoğan döneminde normaldir. Fakat bebek büyüdüğünde tırnak düzelir. Süt çocuklarında ve daha büyük çocuklarda bunun görülmesi demir eksikliği anemisi şeklinde bir kansızlığın belirtisi olabilir. &nbsp;</p>

<p>3-&nbsp;Onikoşizi:&nbsp;Genelde el ve ayak başparmaklarında görülen tırnak ucunun tabakalar halinde yarıklanması yani onikoşizi durumu da çocuğun başparmağını emmesiyle olabildiği gibi, ortam neminden de kaynaklanabilmektedir.&nbsp;</p>

<p>4-&nbsp;Periungual siğil:&nbsp;&nbsp;Altı yaş altı çocuklarda el tırnaklarında human papilloma virüsün tetiklediği siğiller çok sık olmaktadır. Siğiller tırnak çevresinde gelişmektedir. Tırnak yeme alışkanlığı ile hastalık tetiklenmektedir. Hastaların üçte birinde hastalık kendiliğinden gerilemektedir. Yine de lezyonun yayılımını ve ağrı oluşumunu engellemek için tırnağa sürülebilen keratolitik özellikte ilaçlarla tedavi yapılması gerekmektedir.</p>

<p>5-&nbsp;Tırnak mantarı:&nbsp;18 yaş altında, ergenlik dönemi çocuklarında sık rastlanan tırnak mantarı hava almayan, dar ayakkabılar giyildiğinde ortaya çıkabildiği gibi; kötü hijyen nedeniyle de olabilir. Bunun yanında eğer çocukta bağışıklık sistemine yönelik bir hastalık varsa da tırnak mantarı meydana gelebilmektedir. Tırnak plağının sarı renk değişimi, tırnak ucuna doğru kalınlaşma, tırnak dokusunda ayrılma ve tabakalanmalar görülür. İlk tercih edilen tedavi şekli tırnağa uygulanan mantar önleyici cila ve kremlerdir. Tedavi uzun sürelidir.</p>

<p>6-&nbsp;Tırnak etrafı enfeksiyonu:&nbsp;Küçük çocuklarda, çoğunlukla parmak emmenin tetiklediği, tırnak etrafındaki yumuşak dokuda, genelde bakterilerden kaynaklanan enfeksiyon bulunmaktadır. Enfeksiyon nedeni ile o bölgede kızarıklık, ağrı ve şişlik bulunur. Apse gelişimi çocukluk döneminde grubunda nadir olmaktadır. Fakat dokuda apse geliştiği zaman genellikle drene edilip boşaltılması gerekmektedir.</p>

<p>7-&nbsp;Tırnak yeme (Onikofaji):&nbsp;Kronik tırnak yeme sorunu çocuklarda stres yaratan anksiyete bozuklukları ve obsesif-kompulsif bozukluklarla ilişkili olabilir. Tırnak yeme sonrasında tırnaklarda kalıcı kısalma ve doku hasarlanması sonucu enfeksiyon gelişimi görülebilir. Bu durumda çocuklarda etken stres faktörleri ortadan kaldırılmalıdır. Tırnak düzgün kesilip bakımı iyi yapılmalıdır. Şüpheli durumlarda, eğer obsesif -kompulsif bozukluk tespit edilmişse farklı tedaviler gerekebilir.</p>

<p>8-&nbsp;Batan ayak tırnağı (Onikokriptozis):&nbsp;Tırnak dokusunun yan tarafları derinin içine doğru gömük vaziyettedir. Bebek ve süt çocuklarında fizyolojik bir durum olup genelde tedavi ve müdahale gerekmemektedir. Daha büyük çocuklarda; tırnakların yanlış kesimi, sıkı ayakkabılar, aşırı terleyen ayaklar batan ayak tırnağına neden olabilir. Tedavi seçimi batmanın derecesine bağlı olarak ilaç tedavisi veya cerrahi yöntem olarak yapılabilir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 03 Jan 2022 16:17:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2022/01/cocugunuzun-saglik-durumu-tirnaklarina-yansiyabilir-1641215932.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocukları Süt Dişi Çürüklerinden Korumak için 5 Öneri</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/cocuklari-sut-disi-curuklerinden-korumak-icin-5-oneri-6483</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/cocuklari-sut-disi-curuklerinden-korumak-icin-5-oneri-6483</guid>
                <description><![CDATA[Küçük çocuklarda bile yaygın bir şekilde görülen diş çürükleri, erken diş kaybına sebep oluyor. Beslenme, konuşma ve çene gelişimini etkileyen süt dişi çürükleri, aynı zamanda çocukların sosyal yaşamda da özgüvenlerini düşürebiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Küçük çocuklarda bile yaygın bir şekilde görülen diş çürükleri, erken diş kaybına sebep oluyor. Beslenme, konuşma ve çene gelişimini etkileyen süt dişi çürükleri, aynı zamanda çocukların sosyal yaşamda da özgüvenlerini düşürebiliyor.<br />
<br />
Gece beslenmesi, hazır paket gıdaların tüketimi, dişin gerektiği gibi fırçalanmaması gibi etkenlere bağlı olarak gelişen bu çürüklerin, mutlaka tedavi edilmesi gerekiyor. Memorial Ankara Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı Bölümü’nden Dt. İlayda Hünler Dönmez, çocuklarda diş çürüklerinin önüne geçmek için ailelere önemli önerilerde bulundu.&nbsp;</p>

<h3>Süt dişlerinin tamamlanması 3 yaşına kadar devam eder</h3>

<p>Süt dişleri genellikle bebeklerin 6. ayında itibaren çıkmaya başlamaktadır. İlk çıkan süt dişleri alt ön süt dişleri olurken, bu dişlerin tümünün ağız içinde tamamlanması ise 33. aya kadar devam eder.<br />
<br />
Süt dişleri 6 yaşından itibaren değişip yerini daimi dişlere bırakmaya başlar ve karışık dişlenme dönemi de 12 yaşına kadar devam eder. Bu sürelerde +/- 6 ay kadar değişiklik olabilmektedir.</p>

<h3>Süt dişleri çocukların beslenme, konuşma ve çene gelişimini etkiler&nbsp;</h3>

<p>İlk görevi çocuğun düzgün beslenmesini sağlamak olan süt dişlerinin sağlığını kaybetmesi, çocukların beslenmesinde aksaklıklar oluşturabilmektedir. Sağlığını kaybetmiş süt dişleri nedeniyle çocuğun beslenmesinde aksaklıklar oluşabilmektedir.<br />
<br />
Bununla birlikte hem devam eden çene gelişimi hem de düzgün konuşma becerisinde süt dişlerinin varlığının önemli bir yer vardır. Aynı zamanda süt dişleri altlarından gelecek daimi dişlerin yerini koruyabilmek ve sürerken onlara rehberlik edebilmek için de önem taşımaktadır.</p>

<h3>Bebeklerde gece beslenmesi diş çürüklerini artırabilir</h3>

<p>Dişlerin düzgün, düzenli ve yeteri kadar fırçalanmaması ile çok sık şeker, çikolata gibi paketli gıdalar ve hamur işi türü besinlerin tüketimi diş çürüklerinin oluşmasında en önemli etkenlerdir.<br />
<br />
Biberonla veya memede uyumak (gece beslenmesi) ve sonrasında dişlerin temizlenmemesi de bebeklerin erken yaşta oluşan çürüklerinin en önemli sebebini oluşturmaktadır.<br />
<br />
Bu sebeple bebeklerin dişleri ilk çıktığı andan itibaren temizlenmelidir. Bu temizlik ilk başta tülbentle daha sonra parmak fırçasıyla yapılmalıdır. Bebek büyüdükçe de yaşına uygun floridli diş macunu ile günde iki defa en az iki dakika diş fırçalaması sağlanmalıdır.&nbsp;</p>

<h3>Diş çürükleri çocuklarda özgüven eksikliğine neden oluyor&nbsp;</h3>

<p>Özellikle ön dişlerin çürümesi estetik olarak görüntü bozukluğu yarattığı için çocukların sosyal hayatlarında özgüvenlerinin eksilmesine neden olur. Arka dişlerde oluşan çürükler ise beslenmenin aksamasına ve ağrı sonucu uyku bozukluklarına yol açabilir.<br />
<br />
Bununla birlikte tedavi edilmeyen çürükler daha fazla ilerleyerek gece ağrılarına ve dental enfeksiyonlara sebep olurken, dişlerin zamanından önce kaybedilmesi durumu ortaya çıkabilir.<br />
<br />
Bu durum diş eksiklikleri, beslenme bozuklukları, yerine yer tutucu yapılmadığı zaman daimi diş için gerekli olan yerin daralması ve çapraşıklıklara neden olabilmektedir.</p>

<h3>Diş tedavisi çürüğün ilerlemesine göre yapılır</h3>

<p>Çocuklarda diş çürüğü tedavisi öncesi çürüğün ne kadar ilerlediği muayene ve röntgen ile belirlenir. İlerleme derecesine göre; süt dişleri kompomer/kompozit dolgu, amputasyon (yarım kanal tedavisi), süt dişi kanal tedavisi, prefabrike kronlar gibi yöntemlerle tedavi edilebilmektedir.</p>

<h3>Florid içeren diş macunu kullanılmalıdır</h3>

<p>Çocuklar için kullanılacak diş macununun nasıl olacağı merak edilen konular arasında yer alır. Kullanılan diş macunları çocuklarda çürüklere neden olmaz. Ancak diş macununun içeriği dişlerin çürümesinin engellenmesinde önem taşır.<br />
<br />
Doğal ürün içeren hiç bir diş macunu florid içeren diş macunlarına kıyasla çürük oluşumunu engellememektedir. Seçilen diş macununun mutlaka çocuğun yaşına uygun (0-3/3-6/6-12 yaş) olmasına ve mutlaka florid içerikli olmasına dikkat edilmelidir.</p>

<h3>Bal ve reçele batırılarak bebeklere verilen emzik çürük riskini artırır&nbsp;</h3>

<p>Parmak emme, diş sıkma, emzik emme, ağız solunumu gibi kötü ağız alışkanlıkları çocuklarda oklüzyon ve iskeletsel çene bozukluklarına sebep olabilmektedir.<br />
<br />
Bununla birlikte ağız solunumu yapan ve bala, reçele batırılarak emzik verilen çocuklarda çürük riskinin arttığı yapılan çalışmalarla kanıtlanmıştır.</p>

<h3>Çocuğunuzu diş çürüklerinden bu tedbirlerle koruyabilirsiniz</h3>

<p>1- Süt dişlerinin korunması için, sabah kahvaltıdan sonra ve gece yatmadan önce günde en az 2 defa çocuğun yaşına uygun florid içeren diş macunu ile en az 2 dakika tüm dişler fırçalanmalıdır. Bu işlem el yeteneği henüz gelişmemiş çocuklarda ebeveyn tarafından çocuktan sonra tekrarlanmalıdır.&nbsp;<br />
2- Şeker içerikli gıdaların tüketimi en az seviyeye indirilmeli, çok istenen durumlarda ancak ana öğünden hemen sonra tüketimine izin verilmeli ve 20 dakika sonra dişler fırçalanmalıdır.&nbsp;<br />
3- Çiğ fındık, badem, ceviz, süt, peynir gibi gıdaların tüketimi artırılmalı, meyve suyu ve asitli içeceklerden uzak durulmalıdır.&nbsp;<br />
4- Çocuk 1 yaşına geldiğinde diş hekimine düzenli kontrollere götürülmeye başlanmalı ve 6 ayda bir rutin kontroller aksatılmamalıdır.&nbsp;<br />
5- Gerekli durumlarda topikal olarak uygulanan flor vernik/jeller diş hekimi tarafından uygulanarak dişlerin yapısı güçlendirilmelidir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 29 Dec 2021 14:15:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/12/cocuklari-sut-disi-curuklerinden-korumak-icin-5-oneri-1640776644.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ayak uyuşması mutlaka dikkate alınmalı!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/ayak-uyusmasi-mutlaka-dikkate-alinmali-6430</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/ayak-uyusmasi-mutlaka-dikkate-alinmali-6430</guid>
                <description><![CDATA[Ayak uyuşmasının pek çok farklı nedeni olabileceğini belirten uzmanlar, uyuşmanın bel bölgesinde sinir sıkışmasından, diyabete kadar çeşitli sebepleri olabileceğine dikkat çekiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ayak uyuşmasının pek çok farklı nedeni olabileceğini belirten uzmanlar, uyuşmanın bel bölgesinde sinir sıkışmasından, diyabete kadar çeşitli sebepleri olabileceğine dikkat çekiyor.<br />
<br />
Ayak uyuşmalarının mutlaka dikkate alınması gerektiğini kaydeden uzmanlar, öncelikle nöroloji uzmanına danışılmasını tavsiye ediyor. Özellikle diyabet hastalarının ayak uyuşmasını dikkate alması tavsiye ediliyor.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Ortopedi Uzmanı Numan Duman, ayak uyuşmasına ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>

<h3>Motor güçsüzlük eşlik edebilir</h3>

<p>Ayak uyuşmasına çeşitli şikayetlerin eşlik ettiğini belirten&nbsp;Numan Duman, “Eğer uyuşma bel bölgesinden kaynaklanıyorsa sinirlerin duyusal ve motor fonksiyonları olması nedeniyle duyusal semptomlara ek olarak motor güçsüzlük de eşlik edebilir. Hastanın kalça diz ayak bileği ve parmaklarında güçsüzlük hareket kısıtlığı olabilmektedir. Periferik sinir sıkışması sendromunda da hareket kısıtlanması güçsüzlük eşlik edebilmektedir.” dedi.</p>

<h3>Diyabet hastalarında ayakta uyuşma görülebilir</h3>

<p>Diyabetik hastaların ayaklarında da uyuşma görülebildiğini ifade eden&nbsp;Numan Duman, “Diyabetik hastalıklara bağlı olarak gelişen uyuşmalarda tüm diyabet komplikasyonlarını görebilmekteyiz. Bunlar trofik değişiklikler olarak bilinmektedir. Trofik değişiklik,&nbsp;erken dönemde kıllanma artışı, ilerleyen dönemde kıl sayısında azalma, ciltte incelme ve kuruma, tırnaklarda kalınlaşma ve kaslarda küçülme anlamına gelir.” diye konuştu.</p>

<p>Ortopedi uzmanı Numan Duman, terleme azlığı, kıllanma azlığı, cildin nemlenmesinde azalma, dolaşım bozuklukları, diyabetik ülser ve yaralara ilerleyen zamanlarda uyuşma semptomlarının eşlik edebileceği uyarısında bulundu.</p>

<h3>Fizik tedavi ve ilaçla gerilemezse dikkat!&nbsp;</h3>

<p>Ayak uyuşmasının tedavisinde çeşitli yöntemlerin kullanıldığını kaydeden&nbsp;Numan Duman, “Mekanik semptomlar yani bel ile ilgili durumlar fizik tedavi ve ilaç ile gerilemezse uygun endikasyonlar cerrahi tedavi ile rahatlatılabilir. Periferik nöropatiler sinir dekompresyon cerrahisi ile tedavi edilebilir. Metabolik nöropatiler ise glikoz regülasyonu ile kontrol altına alınabilir tüm yakınmalar için nöropatik ilaç grupları denenebilir.” diye konuştu.&nbsp;</p>

<p>Ayak uyuşması için öncelikle nöroloji uzmanına başvurulması gerektiğini kaydeden&nbsp;Numan Duman, “Nöroloji&nbsp;değerlendirilmesi sonrasında ilgili branşlara yönlendirme yapılmaktadır. Beyin cerrahisi, ortopedi, dahiliye ve endokrinoloji uzmanına yönlendirme yapılabilir.”dedi.</p>

<p>Ayak uyuşmalarının genelde nöropatik hastalık durumlarında görüldüğünü kaydeden&nbsp;Numan Duman, “İlk olarak bel bölgesinde omurilik daralması, bel fıtığı ya da disk hernisi akla gelmektedir. Sonrasında periferik nöropatileri örneğin peronal sinir sıkışması, tarsal tünel sendromu akla gelen ön tanılardır.” diye konuştu.</p>

<h3>Diyabet hastalarında elde ve ayakta uyuşukluk oluşabilir</h3>

<p>Tüm bu mekanik sorunların gözden geçirilip hastanın muayene edilmesinin ardından metabolik hastalıklara yönelmek gerektiğini ifade eden&nbsp;Numan Duman, “Örneğin diyabetik nöropati hastalarda eldiven çorap tarzında nöropati yapar. Hastanın elinde ve ayağında uyuşukluk hissizlik meydana gelebilir.”dedi.&nbsp;</p>

<h3>Fizik tedaviye iki haftada yanıt vermeli</h3>

<p>Ortopedi uzmanı Numan Duman, “Bel bölgesinde ya da periferik sinir sıkışmasından kaynaklanan şikayetlerin iki hafta içerisinde fizik tedavi ve medikal tedaviye yanıt vermesi beklenir. Tedaviye yanıt vermezse ya da uyuşmaya hareket kısıtlığı eşlik ederse vakit kaybetmeden &nbsp;cerrahi yardım almak beyin cerrahisi ya da ortopedi uzmanına başvurmak gerekmektedir.” uyarısında bulundu.&nbsp;</p>

<h3>Diyabetik hastalar ayak uyuşmasını dikkate almalı</h3>

<p>Diyabetli hastalarda ayak uyuşmasının farklı sonuçlara yol açabileceğini ifade eden Ortopedi uzmanı Numan Duman, şunları söyledi:</p>

<p>“Diyabetik hastada kronik ilerlemenin yanında ani gelişen şeker yükselmesi, hayatı tehdit edebilen diyabet koması, ayakta ülser, yara veya &nbsp;enfeksiyona sebebiyet verebilmektedir. Bu durumlar hasta ve yakınları tarafından dikkatle takip edilmeli rutinin dışındaki klinik tablo gözden kaçırılmamalıdır.”&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 22 Dec 2021 15:39:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/12/ayak-uyusmasi-mutlaka-dikkate-alinmali-1640176807.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Covid-19 ile Mücadelede K Vitamini Güç Katıyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/covid-19-ile-mucadelede-k-vitamini-guc-katiyor-6422</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/covid-19-ile-mucadelede-k-vitamini-guc-katiyor-6422</guid>
                <description><![CDATA[Pandemi sürecinde bağışıklığın desteklenmesi için birçok vitamin üzerinde çalışmalar yapılıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Pandemi sürecinde bağışıklığın desteklenmesi için birçok vitamin üzerinde çalışmalar yapılıyor.<br />
<br />
Bunların arasında C, E ve D vitaminleri etkinlikleri konusunda kesin kanıtları olan ve en çok konuşulan vitaminler arasında yer alıyor.<br />
<br />
K vitamini ise Covid-19 ile mücadelede üzerinde durulan diğer önemli bir vitamin olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle D vitamininin biyoyararlılığını artırmak ve bağışıklığı daha da desteklemek için K vitamini içeren besinlerden de zengin beslenmek önem taşıyor.<br />
<br />
Memorial Bahçelievler Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Aslıhan Altuntaş, K vitaminin faydaları ve bulunduğu besinler hakkında önemli bilgiler verdi.&nbsp;</p>

<h3>Covid tablosu şiddetli seyreden çok sayıda hastada D vitamini eksikliği saptanıyor</h3>

<p>Yapılan çalışmalar vücuttaki D vitamini düzeyinin Covid-19 hastalığı tablosunda düşünüldüğünden çok daha etkili olduğunu göstermektedir.<br />
<br />
Covid-19’a yakalanan ve durumu kritik seyreden hastaların D vitamini düzeyinin düşük olduğu; hafif belirtiler yaşayan ya da asemptomatik bireylerde ise D vitamini seviyelerinin yüksek olduğu görülmektedir.<br />
<br />
D vitamini konu olunca düşünülmesi ve değerlendirilmesi gereken başka parametreler de ortaya çıkmaktadır. Çünkü bedendeki her mekanizma aslında birbiri ile ilişki içinde olmaktadır. D vitamini için de en yakın ilişki K vitamini olarak ifade edilmektedir.&nbsp;</p>

<h3>K vitamini eksikliği D vitamini eksikliğine de yol açabilir</h3>

<p>K vitamini, sağlıklı kemik ve damar yapıları için önemli olan yağda çözünen bir vitamindir. Kan pıhtılaşmasında ve kemik metabolizmalarının devamlılığında etkili olmaktadır.<br />
<br />
Eksikliğinde kan pıhtılaşma süresi uzar ve kanama sürelerinde artış veya nedensiz kanamalar görülebilir. Kanayan bölgenin aşırı kanaması ve zor pıhtılaşması durumu görülür.<br />
<br />
Ciltte kolay morarma, siyah renkli veya kanlı dışkılama, tırnak altlarında kanamaya bağlı kırmızı beneklerin oluşması, vücudun mukoza ile kaplı olan ağız içi, burun gibi bölgelerinde kanamalar, bebeklerde göbek kordonu bölgesinde kanama ve sünnetin ardından iyileşmenin gecikmesi, sürekli olarak kanama gibi sorunlar K vitamini eksikliği belirtilerindendir.<br />
<br />
Yetişkin bireylerde eksikliği sık görülen bir durum değildir. Yeni doğan bebeklerde, ülseratif kolit, Crohn hastalıkları gibi inflamatuar bağırsak hastalıklarında eksikliği görülebilir.<br />
<br />
K vitamininden eksik bir beslenme D vitamini eksikliğine de neden olabilir. Diyabet, obezite, kalp-damar hastalıklarında da etkili olduğu çalışmalar ile kanıtlanmıştır.&nbsp;</p>

<p>K vitamini için tolere edilebilen herhangi bir üst sınır saptanmamasına rağmen nadir de olsa toksisite görülebilir. K vitamini yüksekliği, genelde düzenli K vitamin takviyesi kullanımı sonrasında görülür. Küçük bir olasılık da olsa K vitamini içeren besinlerin aşırı tüketimi sonrasında da ortaya çıkabilir.</p>

<h3>Covid-19 nedeni ile hayatını kaybedenlerde K vitamini eksikliği sık görülüyor</h3>

<p>Pandemi süreci ile birlikte K vitamini araştırmalara konu olan vitaminlerden biri olmuştur. Covid-19’un akciğerdeki elastik liflere zarar verdiği, bu liflerin korunması için vücudun daha fazla “matriks gla” proteinine ihtiyaç duyduğu bu nedenle de daha fazla K vitaminine ihtiyaç olduğu bazı çalışmalarda gösterilmiştir. Hastalığı kritik seyreden ya da Covid-19 nedeni ile hayatını kaybedenlerin K vitamini eksikliğinin daha yüksek olduğu kaydedilmiştir. Bu nedenle K vitamini eksikliği olması kişiyi akciğer komplikasyonlarına daha açık hale getirebilir.&nbsp;</p>

<h3>Bu besinleri sofranızdan eksik etmeyin&nbsp;</h3>

<p>K vitamini K1 (filokinon) ve K2 (menakinon) olmak üzere doğal 2 formda alınır. Beslenme ile en rahat alınan şekli K1 vitamini şeklidir. Ispanak, brokoli, maydanoz marul, lahana, roka, tere, lahana gibi yeşil yapraklı sebzelerden, alglerden ve yeşil çaydan alınır. K2 şekli ise bağırsaklarımızda bakteriler tarafından sentezlenir ve probiyotik içeriği yüksek olan yoğurt, kefir, turşu, sert peynir gibi besinlerden ve et ürünlerinden alınır.&nbsp;</p>

<p>Pandemi sürecinde D vitamini biyoyararlılığını artırmak ve bağışıklığı daha da desteklemek için K vitamini içeren besinlerden zengin beslenmek önemlidir.</p>

<p>* Günde en az 1 kez bol yeşillikli salata tüketilmesi<br />
* Düzeli olarak kefir ve yoğurt tüketilmesi<br />
* Mevsimi de gelmişken haftada 2-3 kez lahana, brokoli gibi mevsim sebzeleri bulunması<br />
* Ev yapımı az tuzlu ya da tuzsuz turşular ve sert peynirlerin günlük tüketilmesi bağışıklığı &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;desteklemek için gereklidir.&nbsp;</p>

<p>K vitamininin faydaları şöyle sıralanıyor:</p>

<p>1.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Kemik sağlığının dostudur:<br />
K vitamini eksikliğinin kemik erimesine neden olduğu yapılan çalışmalar ile gösterilmiştir. K vitamini kemik mineral yoğunluğunu en az kalsiyum kadar destekler. Bu nedenle kemiklerin korunması ve sağlığının sürdürülmesinde önemlidir.</p>

<p>2.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Dişleri korur:<br />
K vitamini ve diş sağlığı arasındaki ilişkiyi araştıran çalışmalar devam etmekle birlikte, dişler için önemli olan osteokalsinin sentezinde görev alması nedeni ile diş sağlığı korunmasında K vitamini önemlidir. Güçlü ve sağlıklı dişler için yeterli K2 vitamini almak gerekmektedir.</p>

<p>3.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Hafızayı güçlendirir:<br />
Özellikle yaşlılığa bağlı ortaya çıkan demansların önlenmesinde, unutkanlığın azalmasında K vitamini yeterli tüketimi ve kan değerlerinin yüksek olmasının etkisi olduğu düşünülmektedir.</p>

<p>4.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Tansiyona iyi gelir:<br />
K vitamini damarlarda kalsiyum birikimini önler. Bu sayede damar hastalıklarının oluşmasını önler. Bununla birlikte kan basıncının düşmesine yardımcı olduğundan tansiyon üzerinde de etkilidir.&nbsp;</p>

<h3>Kan sulandırıcı kullananlar dikkat!&nbsp;</h3>

<p>Kan inceltici ilaçlar kullananların K vitamini zengin besinleri tüketirken veya takviyesini kullanırken mutlaka diyetisyen veya hekime danışmaları önemlidir. Çünkü bu ilaçlar K vitamini ile etkileşime girerler ve kanama riskini artırabilirler. K vitamini veya D vitamini besin desteği olarak alınabilir. Her ikisi de yağda eriyen vitaminler olduğundan yağlı besin tüketimi sonrası alınmalıdır. Tüketim düzeyleri ise mutlaka gerekli tetkikler sonrası sağlık profesyonelleri tarafından önerilmelidir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 21 Dec 2021 15:32:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/12/covid-19-ile-mucadelede-k-vitamini-guc-katiyor-1640090113.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Koronavirüs Sonrası Görme Kaybına Dikkat!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/koronavirus-sonrasi-gorme-kaybina-dikkat-6415</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/koronavirus-sonrasi-gorme-kaybina-dikkat-6415</guid>
                <description><![CDATA[Tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19, göz sağlığını da olumsuz etkileyebiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19, göz sağlığını da olumsuz etkileyebiliyor. Bu nedenle koronavirüs geçiren bireylerin tedavi gördükten sonra da göz doktoruna kontrole gitmesi önem taşıyor. Çünkü bazı kişilerde koronavirüse bağlı olarak konjonktivit, arpacık, göz kuruluğu gibi sorunlar ortaya çıkabilirken; bazılarında da görme kaybına yol açabilen optik nevrit gelişiyor. Memorial Şişli Hastanesi Göz Merkezi’nden Prof. Dr. Abdullah Özkaya optik nevrit hakkında bilgi verdi.</p>

<p>Koronavirüsün vücut üzerinde pek çok olumsuz etkisi bulunmaktadır. Etkilenen bir organ da gözdür. Koronavirüs sırasında veya sonrasında sıkça konjonktivit vakaları görülebilmektedir. Gözde kanlanma ve kızarıklık gibi belirtilerle kendisini gösterebilen konjonktivit, herkeste görülebilecek bir göz hastalığıdır. Konjonktivit, bakteri, virüs ya da alerji kaynaklı olabilmektedir. Koronavirüs de bir viral enfeksiyondur. Dolayısıyla, koronavirüsle birlikte konjonktivit de görülebilmektedir. Bunun yanında göz, koronavirüsün bulaşabileceği bir organdır. Koronavirüs taşıyan ellerin göz yüzeyiyle doğrudan temasıyla da bulaşabilmektedir. Covid-19 enfeksiyonuna bağlı olarak da bazı hastalarda konjonktivit görülebilmektedir. Yani koronavirüsün bir belirtisi de gözlerde oluşan konjonktivit de olabilmektedir.&nbsp;</p>

<h3>Koronavirüs sonrası arpacık da çıkabilir</h3>

<p>Koronavirüsün göze bir diğer etkisi de arpacık tablosudur. Virüs geçiren kişilerde arpacık ile karşılaşılabilmektedir. Arpacık, koronavirüs sonrasında sıklıkla tekrar edebilmektedir. Bunun dışında göz kuruluğu da koronavirüs tablosunun gözlerdeki olumsuz etkilerinden birisi sayılabilmektedir. Kirpik dibi iltihabı da koronavirüs sonrasında karşılaşılabilecek göz sorunlarından biridir. Tüm bu sorunlar uygun tedaviyle düzelebilmektedir.</p>

<h3>Bu belirtilere optik nevriti işaret edebilir</h3>

<p>Koronavirüs sonrasında paraenfeksiyöz optik nevrit tablosu gelişebilmektedir. Henüz nadir olarak görülse tehlikeli bir hastalıktır. Bu durum optik sinirin etkilenmesine, buna bağlı olarak da görme alanında kayıplara, görme alanında daralmalara neden olmaktadır. Pek çok hastalık bu soruna sebep olabilmektedir. Kızamık, kabakulak, grip gibi viral enfeksiyonlar sonrasında optik nevrit görülebilmektedir. Görmede bulanıklık, göz hareket ederken yaşanan ağrı, renkleri mat görme, göz hareketleriyle birlikte meydana gelen ışık çakmaları, aydınlık bir ortamda sanki karanlıktaymış gibi görme gibi belirtileri olan hastalıkta göz dibi ilerlediğinde görme sinirinde de ödeme bağlı genişleme izlenebilmektedir.</p>

<h3>Zaman kaybetmeden tedaviye başlanmalı</h3>

<p>Optik nevrit görme sinirinde iltihaplanma anlamına gelmektedir. Görme siniri olarak adlandırılan optik sinir retinadaki görüntüyü beyne taşır. Bu sinirde yerleşen enfeksiyon nedeniyle görmede sorun yaşanır. Buna da optik nevrit denilir. Optik nevrit zaman kaybedilmeden tedavi edilmelidir. Koronavirüs sonrasında da bu tür vakalar görülmektedir. Erken teşhis ve tedavi ile birlikte kaybedilen görme yeniden kazanılabilir. Ancak bazı hastalarda geç kalınmışsa görme kaybı yaşanabilir. Koronavirüs bitiminde mutlaka göz kontrolünden de geçilmelidir.</p>

<h3>Koronavirüse karşı korunun</h3>

<p>Bu dönemde koronavirüse yakalanmamak için önlemler alınması çok önemlidir. Aşı olunmamışsa mutlaka aşı olunmalı, gerekli tüm dozlar tamamlanmalıdır. Maske, mesafe ve hijyen kurallarına dikkat edilmelidir. Eller, sık sık ve doğru biçimde temizlenmelidir. Eller göze, buruna ya da ağız bölgesine götürülmemelidir. Koronavirüs döneminde gözler için gözlük kullanımı daha doğru olmaktadır.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 20 Dec 2021 14:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/12/koronavirus-sonrasi-gorme-kaybina-dikkat-1639998659.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Besin destekleri kullanımı öncesinde ölçüm yapılmalı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/besin-destekleri-kullanimi-oncesinde-olcum-yapilmali-6411</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/besin-destekleri-kullanimi-oncesinde-olcum-yapilmali-6411</guid>
                <description><![CDATA[Vitamin ve minerallerin de aralarında bulunduğu besin desteklerinin mutlaka hekim kontrolünde kullanılması gerektiğini belirten uzmanlar, bilinçsiz tüketimin kalp, karaciğer ve böbrek gibi hayati organlara zarar vereceği uyarısında bulunuyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Vitamin ve minerallerin de aralarında bulunduğu besin desteklerinin mutlaka hekim kontrolünde kullanılması gerektiğini belirten uzmanlar, bilinçsiz tüketimin kalp, karaciğer ve böbrek gibi hayati organlara zarar vereceği uyarısında bulunuyor.<br />
<br />
Yeterli ve dengeli beslenerek vücudun gereksinimi olan tüm besin öğelerinin karşılanabileceğini belirten uzmanlar, “Besin destekleri hekim kontrolünde ve öncesinde ölçüm yapılarak alınmalıdır.” uyarısında bulundu.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı, NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Dahiliye Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Ayhan Levent, besin destekleri ve kullanımında dikkat edilmesi gereken noktalara ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>

<p>Vitamin ve mineral gibi besin desteklerinin hayati fonksiyonların sürdürülmesinde önemli bir role sahip olduğunu belirten Yrd. Doç. Dr. Ayhan Levent, besin desteklerinin metabolizmanın &nbsp;birçok aşamasında görev aldıklarına dikkat çekti.</p>

<h3>Kullanılmadan önce mutlaka hekime başvurulmalı</h3>

<p>Sağlıklı beslenen&nbsp;kişilerin hekim tavsiyesi olmadan besin takviyesi kullanmasının sağlık sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulunan Yrd. Doç. Dr. Ayhan Levent, “Metabolizmamız ihtiyacı olan vitamin ve mineralleri aldığımız gıdalardan temin eder. İhtiyaç fazlası olan vitaminler ya idrar yolları ile atılır ya da karaciğerle temizlenir. Dengeli beslenen ve herhangi bir hastalığı olmayan kişilerin bağışıklık sistemini güçlendirmek için besin takviyesine ihtiyacı yoktur.”uyarısında bulundu.</p>

<h3>Bilinçsiz tüketim önemli sorunlara yol açabilir</h3>

<p>Bilinçsizce tüketilen besin takviyelerinin vücutta birikerek kalp, böbrek ve karaciğer gibi hayati organlara zarar verebileceği uyarısında bulunan Yrd. Doç. Dr. Ayhan Levent, “Vitaminlerin özellikle doğal yollardan alınması önerilmektedir. Ancak ciddi vitamin eksikliği çekenler veya hastalık sürecinde olanlara hekim tavsiyesi ile ilaç şeklinde vitamin takviyesi önerilmektedir.&nbsp;Sağlıklı beslenen&nbsp;kişilerin hekim tavsiyesi olmadan vitamin tüketmesi sağlık sorunlarına neden olabilir. Besin destekleri hekim kontrolünde ve öncesinde ölçüm yapılarak alınmalıdır.” diye konuştu.</p>

<p>Yrd. Doç. Dr. Ayhan Levent, besin takviyesi alabilecek bireylerin; tıbben tespit edilmiş vitamin mineral eksikliği olanlar, sıkı diyet yapanlar, psikolojik ya da ekonomik nedenlerden dolayı yeterli ve dengeli beslenmeyi sağlayamayanlar, vejetaryenler, yakın zamanda enfeksiyon geçirenler, bağışıklık yetersizliği olanlar, kronik hastalıkları olanlar, uzun süreli bağışıklığı baskılayıcı ilaç kullananlar, sindirim kusuru yapan mide-bağırsak hastalıkları olanlar, büyüme çağında olan bebekler, çocuklar ve gençler, yaşlılar, diyaliz hastaları, gebe ve emziren kadınlar (Demir, folat, B12 vitamini vb.), menopoz dönemindeki kadınlar olduğunu söyledi.</p>

<h3>Bilinçli besin seçimi sağlığı koruyor</h3>

<p>Yrd. Doç. Dr. Ayhan Levent,&nbsp;&nbsp;&nbsp;yeterli ve dengeli beslenerek, vücudun gereksinimi olan tüm besin öğelerinin karşılanabileceğini belirterek “Çünkü besinler, bilinçli olarak seçildiğinde sağlığı koruyucu ve geliştirici tüm vitamin ve mineralleri alınması gereken oranlarda sağlayabilmektedir.” dedi.</p>

<h3>Bağışıklığı desteklemek için…</h3>

<p>Yrd. Doç. Dr. Ayhan Levent, ayrıca bağışıklığın desteklenmesi için düzenli egzersiz yapılmasını, yeterli uyumayı, stresten, sigaradan ve alkolden uzak durulması gerektiğinin altını çizdi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 18 Dec 2021 14:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/12/besin-destekleri-kullanimi-oncesinde-olcum-yapilmali-1639826506.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>D Vitamini Hamilelikte Çok Önemli!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/d-vitamini-hamilelikte-cok-onemli-6397</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/d-vitamini-hamilelikte-cok-onemli-6397</guid>
                <description><![CDATA[Dünyada yaklaşık bir milyar insanda D vitamini eksikliği olduğu tahmin edilirken, Türkiye’de ise durum benzer. Yaklaşık %60-70 oranında görülen bu eksikliğin sağlığı ciddi şekilde olumsuz etkileyebileceği biliniyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada yaklaşık bir milyar insanda D vitamini eksikliği olduğu tahmin edilirken, Türkiye’de ise durum benzer. Yaklaşık %60-70 oranında görülen bu eksikliğin sağlığı ciddi şekilde olumsuz etkileyebileceği biliniyor.<br />
<br />
Anne adaylarının, hem kendi hem de bebeklerinin sağlığını riske etmemek için yeterli D vitamini aldıklarından emin olmaları gerekiyor.&nbsp;Herhangi bir D vitamini eksikliği durumunda, kişinin gebe kalmadan bu vitamin eksikliğinin giderilmesi oldukça önemli.</p>

<p>Üreme Tıbbı ve Cerrahisi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı&nbsp;Prof. Dr. Recai Pabuçcu,&nbsp;D vitaminin&nbsp;insan vücudunda çok farklı yerlerde çok çeşitli görevleri olduğunun altını çizerken konu hakkında önemli bilgiler paylaştı.<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1639734524_k_____hamileli__i.jpg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p>Vücudumuz için kritik öneme sahip olan D Vitamini, hamilelikte bebeğin kemik, diş, böbrek, kalp ve sinir sisteminin gelişmesine yardımcı oluyor. Gebeliğin son üç ayında bebeğin kemik gelişimi için fosfora ve kalsiyuma gereksinimi artıyor.<br />
<br />
Bu sebeple gebelikte süt, balık, yumurta gibi kalsiyum, fosfor ve D vitamini içeren besinlerin tüketilmesi hem annenin sağlığı hem de bebek sağlığı için önem taşıyor.&nbsp;<br />
<br />
Bu kapsamda hamileliğin 12. Haftasından itibaren D vitamini takviyesine başlanması gerektiğinin altını çizen&nbsp;Prof. Dr. Recai Pabuçcu,&nbsp;‘’D vitamini eksikliği toplumumuzda birçok kişide görülüyor.<br />
<br />
Özellikle hamilelik sürecinde ve güneşin daha az gözüktüğü kış aylarında D vitamini desteği oldukça önemli. Çünkü gebelikte D vitamini eksikliği olduğunda, preeklampsi dediğimiz yüksek tansiyon ile birlikte giden halk arasında ‘gebelik zehirlenmesi’ durumu, gebelik şekeri, bebekte gelişim sorunları ve bebekte erken doğum riskinde artış izlenebiliyor. Bu yüzden gebe kalmadan ve tüp bebek tedavisine başlamadan önce anne adayının değerlerini ölçüyoruz ve gerekli D vitamini takviyesini yaptıktan sonra işlemlere başlıyoruz’’ diye belirtti.</p>

<h3>‘’Gebelikte D vitamine dikkat edilmedi’’</h3>

<p>Gebelik döneminde eksik olan D vitamini hem annede hem de doğumdan sonra bebekte ciddi sağlık sorunlarına yol açıyor. Gebeliğin son 3 ayında bebeğin kemik oluşumu için kalsiyum ve fosfora gereksinimi artıyor. &nbsp;<br />
<br />
Bu nedenle gebelikte süt, &nbsp;yoğurt, &nbsp;balık, yumurta, tereyağı gibi kalsiyum, fosfor ve D vitamininden zengin besinlerin tüketilmesi önem taşıyor. Gebelikte D vitamini eksikliğinde annede oluşacak sağlık sorunlarının bebeği de etkilediğini belirten&nbsp;Prof. Dr. Recai Pabuçcu,&nbsp;‘’Vücut D vitaminin üretme ve emme yeteneğini birçok faktör etkiliyor.<br />
<br />
Yaş, obezite, bağırsak sağlığı, güneşe maruziyet gibi faktörler vitamin emilimi için devreye girer. Ancak vücudun onu düzgün üretebilmesi için en çok güneş ışığına ihtiyaç duyar. Gerekli vitamin alınmadığında ise anne adayında birtakım sorunlar izlenebiliyor’’ dedi.</p>

<h3>‘’D vitamini eksikliği çocuklarda Raşitizme Sebep Oluyor’’</h3>

<p>D vitamini eksikliğinin bebeklerde kemik sağlığının bozukluğuna ve raşitizm hastalığına çabuk yakalanmasına sebep olabileceğini belirten&nbsp;Prof. Dr. Recai Pabuçcu,&nbsp;‘’ D vitamini eksikliği, bebekte solunum problemleri, kalsiyum düşüklüğü, büyüme geriliği, dikkat eksikliği, hiperaktivite, zeka problemleri, raşitizm gibi birçok probleme yol açabiliyor. Hamilelerde ise kemiklerin yumuşamasına sebep oluyor. Bu yüzden gebelik döneminde, 12. Haftadan sonra günlük 10 mikrogram D vitamini desteği öneriyoruz’’ dedi.</p>

<h3>‘’D vitamini için 30 dakika yeterli’’</h3>

<p>Prof. Dr. Recai Pabuçcu sözlerine şöyle devam etti,&nbsp;‘’Gebelikte D vitamini yönünden zengin olan besinlere yani yumurta, süt, yağlı balık, et tüketimine önem verilmelidir. Ancak mutlaka güneşlenme de önemli bir kaynaktır. Bu yüzden günde 15 ile 30 dakika güneşlenme D vitamininin üretimi için yeterli olacaktır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 17 Dec 2021 13:56:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/12/d-vitamini-hamilelikte-cok-onemli-1639738721.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dizlerinizdeki o dayanılmaz ağrının nedeni menisküs yırtığı olabilir!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/dizlerinizdeki-o-dayanilmaz-agrinin-nedeni-meniskus-yirtigi-olabilir-6392</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/dizlerinizdeki-o-dayanilmaz-agrinin-nedeni-meniskus-yirtigi-olabilir-6392</guid>
                <description><![CDATA[Spora olan ilginin artmasıyla birlikte çeşitli yaralanmalar da kaçınılmaz oluyor. Yanlış uygulamalar ya da dışarıdan gelen sert müdahaleler sebebiyle yaşanan sorunların başında ise menisküs yırtığı geliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Spora olan ilginin artmasıyla birlikte çeşitli yaralanmalar da kaçınılmaz oluyor.<br />
<br />
Yanlış uygulamalar ya da dışarıdan gelen sert müdahaleler sebebiyle yaşanan sorunların başında ise menisküs yırtığı geliyor.<br />
<br />
Avrasya Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Şenay Sıldır, menisküs yırtığı hakkında bilinmeyenleri anlatıyor.&nbsp;</p>

<h3>Dizin aşırı zorlanmasıyla ortaya çıkıyor</h3>

<p>Diz ekleminde C şeklinde yer alan kıkırdak benzeri yapılara menisküs denir. Dizlerin fonksiyonlarını ve normal işlevlerini yerine getirebilmesi için önemli bir rol oynar. İki kemik arasında yer alan ve bir conta gibi görev yapan menisküs, eklem kıkırdağına yüklenmeleri önler.<br />
<br />
Eklem sıvısının eklem içinde rahatça dolaşmasına katkı sağlar. Dizin aşırı zorlanması sonucunda ise menisküste yırtılmalar meydana gelir. Daha çok dizler hafif bükülü ve üzerine yük binmiş pozisyonda vücut sertçe dönerse menisküs yırtılması görülür.<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/dr-senay-sildir.jpg" style="height:640px; width:640px" /></p>

<h3>Spor yaparken ani hareketlere dikkat!</h3>

<p>Menisküs yırtıklarının oluşma sebebi vücudun belli durumda belli bir pozisyona girmesi olduğu için günlük hayat içinde çok yaşanmaz. Ancak futbol, basketbol veya kayak gibi spor dallarıyla uğraşan insanların başına sıklıkla gelebilir. Menisküsler, zamana ve yaşa bağlı olarak sağlamlığını ve esnekliğini kaybetmeye başlar. Bu durum menisküslerin çok daha kolay yırtılmasına yol açar. İleri yaşlardaki kişilerde basit bir hareket sonucunda bile kişinin menisküsü yırtılabilir.&nbsp;<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/meniskus-2.jpg" style="height:559px; width:800px" /></p>

<h3>Eğer bu belirtileri gösteriyorsanız…</h3>

<p>Menisküsün en belirgin şikayeti ani bir şekilde gelen keskin ağrıdır. Yırtığın olduğu noktada kişi batma hisseder. Birkaç saat sonra orada sıvı birikmesine bağlı olarak şişlikler meydana gelir. Bunun yanı sıra;</p>

<p><br />
* Dizde takılma hissi,</p>

<p>* Diz hareketlerinde kısıtlanma,</p>

<p>* Dizde kilitlenme,</p>

<p>* Eğilirken ve bükerken zorlanma,</p>

<p>* Dizinin vücudu taşıyamayacağı hissi görülebilir.</p>

<h3>Merdiven çıkmak size dayanılmaz bir ağrı mı veriyor?</h3>

<p>Bazı kişiler çok yanlış olmasına rağmen menisküs yırtığını geç fark edebilir ve ağrılarına rağmen günlük hayatına dönebilir. Böyle durumlarda özellikle de merdiven çıkarken kişi, ağrıya eşlik eden kayma, boşalma, boşluk ve güçsüzlük hissederse mutlaka bir doktora başvurmalıdır.&nbsp;<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/meniskus-3.jpg" style="height:182px; width:277px" /></p>

<h3>Nasıl teşhis edilir?</h3>

<p>Öncelikle doktor, hastadaki şikayetleri baz alarak fiziki bir muayene yapar. Bu sırada dizini inceleyerek, ağırlığını test eder. Aynı zamanda doktor daha sağlıklı bir sonuç elde etmek için McMurrayb testi uygulayabilir. Bu test sırasında dizden sesler gelmesi normaldir çünkü bu durum menisküsün yırtıldığına işaret eder. Bunlara ek olarak menisküs yırtılmasını doğrulamak amacıyla Diz&nbsp;&nbsp;X-ray, Ultrason, MRG, Antrosopi uygulanabilir.<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/meniskus-4.jpg" style="height:411px; width:780px" /></p>

<h3>Tedavi sürecinde hastaları neler bekliyor?</h3>

<p>İlk aşamada; buz, sıkıştırma ve yükseltme veya RICE&nbsp;&nbsp;gibi yöntemlerle yırtığın etkileri azaltılmaya çalışılır. Bu aşamada hastanın dizini bükmemesi, yürürken koltuk değneklerinden yardım alması, dizi için elastik bantlar kullanması önemlidir.&nbsp;<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/meniskus-5.jpg" style="height:452px; width:800px" /></p>

<p>Tam kat olmayan menisküs yırtığı kendiliğinden iyileşebilir ancak diğer durumlarda özellikle de genç hastalarda genellikle cerrahi yöntemler kullanılır. Antroskopik cerrahi yönteminde menisküsün tamamı ya da bir kısmı çıkarılabilir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Dec 2021 13:02:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/12/dizlerinizdeki-o-dayanilmaz-agrinin-nedeni-meniskus-yirtigi-olabilir-1639649142.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuklarda Horlama, Öğrenme Güçlüklerine Neden Olabilir</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/cocuklarda-horlama-ogrenme-gucluklerine-neden-olabilir-6380</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/cocuklarda-horlama-ogrenme-gucluklerine-neden-olabilir-6380</guid>
                <description><![CDATA[Çocuğunuz gün içerisinde yorgun ve uykulu mu? Okulda konsantre olmakta sorun yaşıyor mu? Geceleri yatağını ıslatıyor mu? Bu sorulara cevabınız ‘evet’ ise şikayetlerin temelinde geniz eti ve bademcikler olabilir. Özel Adatıp İstanbul Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Salim Yüce, horlamaya ve ağzı açık uyumaya sebep olan hastalıklar konusunda aileleri uyardı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuğunuz gün içerisinde yorgun ve uykulu mu? Okulda konsantre olmakta sorun yaşıyor mu? Geceleri yatağını ıslatıyor mu? Bu sorulara cevabınız ‘evet’ ise şikayetlerin temelinde geniz eti ve bademcikler olabilir. Özel Adatıp İstanbul Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Salim Yüce, horlamaya ve ağzı açık uyumaya sebep olan hastalıklar konusunda aileleri uyardı.</p>

<p>Çocuklarda ağzı açık uyuma ve horlama şikayetleri özellikle üst solunum yolu enfeksiyonları ve alerji nöbetleri sırasında ara ara ortaya çıkabiliyor. Bu şikayetlerin görülme sıklığının artması ise çocuğunuzun farklı sağlık sorunları olduğunun habercisi olabiliyor.<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/mbr-61b898698d31a.jpg" style="height:582px; width:800px" /><br />
<br />
Özel Adatıp İstanbul Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Salim Yüce, çocuklarda horlama, ağzı açık uyuma gibi problemlere sebep olabilen geniz eti ve bademcik büyümesi hakkında önemli açıklamalarda bulundu.<br />
<br />
Prof. Dr. Salim Yüce; “Çocukluk çağında ağzı açık uyuma ve horlama şikayetleri ile sıkça karşılaşıyoruz. Bu şikayetlerin ortaya çıkmasındaki en önemli sebep ise özellikle 3 - 7 yaş arasındaki çocuklarda daha sık görülebilen geniz eti ve bademciklerin büyümesidir. Her iki durum ayrı ayrı olabildiği gibi pek çok vakada birlikte de olabilmektedir. Çocuklarda horlama varsa, uyurken rahat nefes alamadıkları ebeveynleri tarafından göz önünde tutulmalı ve sağlık üzerinde önemli sonuçları olabileceği unutulmamalıdır.” dedi.</p>

<h3>Geniz eti ve bademcik büyümesi ihmale gelmez</h3>

<p>Uyku sırasında ağız solunumunun olmasının diş gelişiminden kalp hastalıklarına kadar pek çok önemli sağlık sorununa neden olabileceğini belirten Prof. Dr. Salim Yüce, sağlık problemlerine ek olarak çocukların okul başarılarının da etkilenebildiğini ifade ediyor. Prof. Dr. Yüce; “Çocuklarda ağız açık uyuma, çene yapısında ve dişlerin gelişiminde bozulmalara neden olabilmektedir.<br />
<br />
Ayrıca ağız solunumu olan kişilerde kan oksijen düzeyi normalden yüzde 20 kadar daha düşük olur. Bu durum ise kalpte büyüme gibi önemli sağlık sorunlarına neden olabilirken, çabuk yorulma, öğrenme-algılama güçlükleri, okul başarısızlıkları, tuvalet alışkanlıkları gibi pek çok alanı da olumsuz etkileyebilir.<br />
<br />
Ayrıca geniz eti büyümesi olan çocukların bir kısmında orta kulakta sıvı oluşumu da olaya eşlik edebilir. Bu durum ise çocuklarda işitme kaybına neden olabilmektedir. Geniz eti veya bademcik büyümesi, çocuklarda ağız solunumuna neden oluyorsa mutlaka tedavi edilmelidir. Aksi halde tamiri mümkün olmayan bir takım sorunlara neden olabilecektir.” açıklamalarında bulundu.</p>

<h3>‘Geniz eti yüzü’ görüntüsüne dikkat!</h3>

<p>Horlama ve ağız açık uyuma gibi belirtilere ek olarak geniz eti büyüklüğünün farklı semptomları da olabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Salim Yüce, bu semptomları şu şekilde açıkladı; “Geniz eti büyükse, ağızdan alınan nefes üst ve alt çenenin gelişimini etkileyebilmektedir.<br />
<br />
Çocuğun dişleri pozisyon değiştirmeye başlar ve “geniz eti yüzü” olarak adlandırılabilecek bir görüntü oluşmaya başlayabilir.<br />
<br />
Çocuğunuzun göz altı morlukları varsa, ağızları açık, uykulu bir görüntüye sahipse, alt çene arkaya doğru çekik, üst çene öndeymiş gibi görünüyorsa geniz eti büyümesinden şüphelenebilirsiniz. Eğer zamanında müdahale edilmezse çocuğunuzun yüzündeki bu değişiklikler kalıcı hale gelebilir fakat vaktinde ve uygun tedavi ile değişiklikler ortadan kalkabilir.”</p>

<h3>Geniz etinin tek tedavisi ameliyattır</h3>

<p>Geniz eti ve bademcik hastalıklarının tedavisinin ertelenmemesi gerektiği konusunda ailelere uyarılarda bulunan Prof. Dr. Salim Yüce, hastalığın tedavi yöntemi ile ilgili olarak; “Geniz etinin tek tedavisi ameliyattır. Bu ameliyat genel anestezi altında yapılır. Ağız içinden girilerek geniz etine ulaşılır ve bir takım cerrahi aletler ile geniz eti temizlenir. Eğer beraberinde orta kulakta sıvı oluşumu da varsa aynı seansta hastanın kulaklarına ventilasyon tüpü adı verilen aparatlar yerleştirilir.<br />
<br />
Hasta ameliyattan 4 saat sonra yemeye başlar. Aynı gün akşamında ise taburcu edilebilir ve birkaç gün sonra ise normal yaşantısına dönebilir. Bu ameliyat sayesinde hasta hem rahat bir şekilde uyumaya başlar ve hem de işitmesi düzelir.” açıklamalarında bulundu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 15 Dec 2021 13:42:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/12/cocuklarda-horlama-ogrenme-gucluklerine-neden-olabilir-1639565056.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bağışıklık Sistemini Güçlendiren 5 Önemli Beslenme Kuralı!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/bagisiklik-sistemini-guclendiren-5-onemli-beslenme-kurali-6379</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/bagisiklik-sistemini-guclendiren-5-onemli-beslenme-kurali-6379</guid>
                <description><![CDATA[Soğuk algınlığından gribe, faranjitten bronşite... Havaların soğumasıyla birlikte hastalıklar sıkça kapımızı çalmaya başladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Soğuk algınlığından gribe, faranjitten bronşite... Havaların soğumasıyla birlikte hastalıklar sıkça kapımızı çalmaya başladı.<br />
<br />
Dolayısıyla virüs ve bakteri gibi hastalık yapan etkenlerin vücuda girmelerini önleyen bağışıklık sistemimizin güçlü olması bu dönemde ayrı bir öneme sahip.<br />
<br />
Bağışıklık sistemini güçlendirmenin en etkili yolu ise doğru beslenmek!&nbsp;Acıbadem Fulya Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz, doğru beslenmenin yeterli, dengeli ve renkli beslenmek anlamına geldiğine dikkat çekerek, “Ne kadar çeşitli besin öğesi alınırsa, bağışıklık sistemimiz o kadar iyi çalışıyor. Dolayısıyla vücudumuzun proteinlerin, vitaminlerin ve minerallerin tümüne ihtiyacı var.<br />
<br />
Örneğin, C vitamini dokuların hasarlı bölgelerinin onarılmalarına yardım ederken, çinko da bağışıklık sisteminde görevli hücrelerin gelişmelerini sağlıyor” diyor. Peki kış aylarında bağışıklığımızı güçlendirmek için soframızda hangi besinlere düzenli olarak yer vermeliyiz?&nbsp;Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz, bağışıklık sistemini güçlendiren besinleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.&nbsp;</p>

<h3>A vitaminine önem verin!&nbsp;</h3>

<p>Görme fonksiyonu üzerindeki etkileriyle bildiğimiz A vitamini aynı zamanda bağışıklık sistemini güçlendirerek vücudu hastalıklardan koruyor ve bu özelliğiyle anti inflamasyon vitamin olarak da biliniyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz, “A vitamini iki şekilde karşımıza çıkıyor; &nbsp;&nbsp;retinol adıyla bilinen tipi karaciğer ve yumurta gibi hayvansal yiyeceklerde bulunurken, provitamin A olarak bilinen tipi de havuç, tatlı patates, ıspanak ve lahana gibi besinlerde yer alıyor. Bu besinleri kış mevsiminde sofranızda düzenli olarak bulundurmaya özen gösterin.&nbsp;</p>

<h3>Bağışıklık sisteminin olmazsa olmazı: C vitamini<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1639411767_2.jpg" style="height:534px; width:800px" /></h3>

<p>Antioksidan özelliğe sahip olan C vitamini vücutta birçok görevin yerine getirilmesinde görev alıyor. Aynı zamanda vücudu hastalıklara karşı korumak gibi son derece önemli bir işlev de üstleniyor. Kış sebzeleri ve meyveleri zengin C vitamini içerikleriyle imdadımıza yetişiyorlar. Portakal, limon, mandalina, kivi, brokoli, ıspanak, karnabahar, tere, maydanoz, kırmızı biber gibi meyve ve sebzeler iyi birer C vitamini kaynaklarını oluşturuyor. Her gün bir porsiyon C vitamini içeren meyvenin yanı sıra biber, maydanoz ve terenin yer aldığı salata, brokoli salatası ile karnabahar yemeği gibi yemekleri tercih ederek, günlük C vitamini ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz.&nbsp;</p>

<h3>Sofranızda mutlaka olsun: Çinko içeren yiyecekler<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1639411768_3.jpg" style="height:530px; width:800px" /></h3>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz, bağışıklık sistemini oluşturan hücrelerin gelişmeleri ve görevlerini yerine getirebilmeleri için çinkoya ihtiyaç olduğunu belirterek, şöyle devam ediyor: “Bazı çalışmalarda; çinkonun soğuk algınlığının süresini ve şiddetini azaltmaya yardımcı olabileceği gösterildi. Hindi, tavuk, balık ve yoğurt gibi kaynaklar çinkodan zenginler. Çinkoyu bitkisel kaynaklardan almak isterseniz; kabak çekirdeği, kaju, fındık ve fıstık gibi kuruyemiş grubu besinlere sofranızda yer vermelisiniz” &nbsp;</p>

<h3>Selenyumdan zengin beslenin!&nbsp;<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1639411770_4.jpg" style="height:534px; width:800px" /></h3>

<p>Selenyum; vücudun bakteri ve virüs gibi hücrelere karşı savunmasını arttıran iyi bir antioksidan. Selenyum hayvansal kaynaklı besinlerde selenosistein formunda, bitkisel kaynaklı besinlerde ise selenometiyonin formunda bulunuyor. Selenyumu hem hayvansal hem bitkisel kaynaklardan almak, bu iki kaynağı da tüketmek anlamına geliyor. Tavuk, hindi, balık, deniz ürünleri, tahıllar ve kuruyemişler iyi birer selenyum kaynaklarıdır.&nbsp;</p>

<h3>Kokusu ve faydasıyla öne çıkıyor: Sarımsak<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1639411772_5.jpg" style="height:534px; width:800px" /></h3>

<p>Sarımsak içeriğindeki sülfür sayesinde mutlaka tüketmeniz gereken besinlerden biri. Eski zamanlardan bu yana, içeriğindeki sülfür nedeniyle doğal antibiyotik olarak nitelendirilen sarımsak, bağışıklık sistemini güçlendirmek gibi önemli bir işleve sahip. Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz, “Olumlu etkilerinden maksimum yararlanmak için sarımsağı çiğ şekilde ezerek tüketmeyi alışkanlık edinin. Bunun nedeni ise sarımsakta bulunan ve allisin adı verilen faydalı bir bileşiğin ezilme sonucunda ortaya çıkması. Ancak çiğ tüketemeyenlerin sarımsağı yemeklere ilave etmelerinde herhangi bir sorun oluşmuyor” diyor. &nbsp;</p>

<h3>‘Fazla fazla C vitamini alayım’ demeyin!</h3>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz, “C vitaminini fazla almanın faydalı olacağı düşüncesiyle taze sıkılmış portakal suyu tüketiminizi arttırmayın” uyarısında bulunarak, şöyle devam ediyor: “Kadınların günlük meyve ihtiyacı 2 porsiyon, erkeklerin ise 3 porsiyon olarak düşünülebilir. Bir bardak taze sıkılmış portakal suyu ise portakalına büyüklüğüne göre 4-8 porsiyon portakal içerebiliyor. Yüksek miktarda portakalı meyve suyu şeklinde tüketmek hem posa kaybına neden olurken, hem de yüksek meyve şekeri almak demek ve bu durum da kan şekeri dengesini olumsuz etkiliyor”&nbsp;</p>

<h3>BAĞIŞIKLIĞI GÜÇLENDİREN KIŞ ÇORBASI&nbsp;<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1639411770_4.jpg" style="height:534px; width:800px" /></h3>

<p>Hem mevsim sebzelerinin içerdiği vitamin, mineral ve faydalı bileşiklerden faydalanmayı sağlayan hem lezzetli ve pratik bir kış çorbası:</p>

<p>Malzemeler:&nbsp;Karnabahar, brokoli, nohut, sarımsak, biber salçası, pul biber ve tuz</p>

<p>Hazırlanışı:&nbsp;Karnabahar ve brokoliyi yıkayıp temizledikten sonra, küçük parçalara ayırın. Nohuda, karnabahara, brokoliye, sarımsağa ve biber salçasına 6-8 su bardağı civarında su ekleyip tüm malzemeleri pişirin. İçerisine 1 çay kaşığı pul biber ve tuz ilave edin. Çorbanızı isterseniz blenderden geçirerek, isterseniz taneli olarak tüketebilirsiniz.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 14 Dec 2021 15:44:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/12/bagisiklik-sistemini-guclendiren-5-onemli-beslenme-kurali-1639486224.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gözlerinizi Enfeksiyonlara Karşı Koruyun</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/gozlerinizi-enfeksiyonlara-karsi-koruyun-6367</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/gozlerinizi-enfeksiyonlara-karsi-koruyun-6367</guid>
                <description><![CDATA[Dünyaya açılan bir pencere olan gözlerimiz, dış ortamla sürekli temasta olduğu için enfeksiyonlara da açık oluyor. DoktorTakvimi.com uzmanlarından Op. Dr. Hakkı Özgür Konya, göz enfeksiyonlarını önlemek için altın değerinde önerilerde bulunuyor. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dünyaya açılan bir pencere olan gözlerimiz, dış ortamla sürekli temasta olduğu için enfeksiyonlara da açık oluyor. DoktorTakvimi.com uzmanlarından&nbsp;Op. Dr. Hakkı Özgür Konya, göz enfeksiyonlarını önlemek için altın değerinde önerilerde bulunuyor.&nbsp;</p>

<p>Gözlerimiz, dünya ile beynimizin entegrasyonunu sağlayan en önemli organlarımızdan biri… Vücudumuzun çoğu organından farklı olarak dış ortamla direkt temas halinde olduğu için daha sık enfekte olabiliyor ve çevresel etmenlerden daha sık etkilenebiliyorlar. Dış ortamla direkt bağlantıda olan gözü koruyucu katmanlar göz kapağı, kirpikler ve konjonktiva’nın (göz zarı) enfekte olabildiğini belirten DoktorTakvimi.com uzmanlarından Op. Dr. Hakkı Özgür Konya, şöyle devam ediyor: “Göz kapağına ait yara izi, tümöral lezyonlar, yaşa bağlı cilt dokusunda gevşeme, kapağının içe veya dışa dönmesi göz kapağının gözü koruma yeteneğini azaltması ve koruma faktörlerini zayıflatması gibi çeşitli nedenler enfeksiyona eğilim oluşturur. Bu durumlarla karşılaşmamak için güneş kremi kullanarak cilt kalitemizin bozulmasını engellemek, güneş gözlüğü ile UV ışıklarından gözümüzü korumak, her türlü darbeden yüz ve gözümüzü sakınmak gerekir. Ayrıca çalışırken, iş güvenliği ekipmanlarını kullanmak çok önemlidir.”</p>

<h3>Kontakt lensle uyumayın</h3>

<p>Op. Dr. Konya, yenidoğanlarda daha sık olmakla birlikte, gözyaşı kanallarında darlık veya tıkanıklık bulunan yetişkin kişilerde de enfeksiyona yatkınlığın bulunduğunun altını çiziyor. Göz yüzeyinden temizlenemeyen artık maddelerin yüzeyde birikip enfeksiyon riskini arttırdığını belirten Op. Dr. Konya, göz punktumlarına yapılacak masajla bu durumdan zarar görme ihtimali neredeyse sıfıra düşürülebileceğine dikkat çekiyor. Enfeksiyona yatkınlıkta bir başka nedenin kontakt lenslerin uygunsuz kullanımı olduğunu ifade eden Op. Dr. Konya; lensle uyumanın, havuz ya da denize girmenin yanlışlığını hatırlatıyor. Gece lensle uyumanın kornea dokusunun oksijen almasını engelleyerek ve metabolizmasını bozarak koruma kalkanına zarar verdiğini, şiddetli keratite (kornea enfeksiyonu) sebep olduğunu anlatan DoktorTakvimi.com uzmanlarından Op. Dr. Hakkı Özgür Konya, kontakt lensleri sabah takıp uyumadan önce mutlaka çıkarmanın, lens solüsyonu ile temizlemenin enfeksiyonları azaltacağını belirtiyor.</p>

<h3>Rutin kontrolleri ihmal etmeyin</h3>

<p>Çok kuru ya da çok yağlı cilt yapısına sahip olmak de göz enfeksiyonlarına zemin hazırlıyor. Tozlu işlerde ve ortamlarda bulunan kişilerde arpacık ve blefarit (kirpik dibi enfeksiyonu) görülebileceğini söyleyen Op. Dr. Konya, “Cildimizi nemlendirmek, dengeli yağ konsantrasyonunda tutmak, rutin temizliğini sağlamak ayrıca enfeksiyonları önlemede bize yardımcı olacaktır. Gözlerimiz enfeksiyonlara sandığımızdan daha açıktır. Fakat bazı insanlar buna daha da yatkındır. Her zaman tek başına ilaç tedavisi yeterli olmayabilir ve asıl nedene yönelik bir değerlendirme yapılmalıdır. Rutin kontrollerimizi aksatmamak bu açıdan da çok önemlidir” diyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Dec 2021 15:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/12/gozlerinizi-enfeksiyonlara-karsi-koruyun-1639397093.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İnme hakkında bilinmeyenler</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/inme-hakkinda-bilinmeyenler-6358</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/inme-hakkinda-bilinmeyenler-6358</guid>
                <description><![CDATA[“İnme çoğu zaman bir beyin hastalığı olarak bilinir ancak bir damar hastalığıdır. Cerrahi bir müdahale edilecekse kalp-damar cerrahisinin alanındadır” diyen Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Barış Çaynak, inme ile ilgili merak edilenleri anlattı... ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>“İnme çoğu zaman bir beyin hastalığı olarak bilinir ancak bir damar hastalığıdır. Cerrahi bir müdahale edilecekse kalp-damar cerrahisinin alanındadır” diyen Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Barış Çaynak, inme ile ilgili merak edilenleri anlattı...&nbsp;</p>

<p>Temel olarak iki sebepten olur. Beyin içindeki damarların patlamasına bağlı kanamaya bağlı olabilir. Ancak daha sıklıkla ince beyin damarlarının tıkanmasıyla, o damarın beslediği bölgeye kan akışının kesilmesinden olur.</p>

<p>Beyin damarlarının tıkanması iki sebepten olur: Kalp içerisinde oluşan bir pıhtı beyine atar ve içinden geçemeyeceği kadar küçük bir damara ulaşınca damarı tıkar. Diğer bir nedeni ise beyni besleyen şah damarlarının daralması ve darlığı oluşturan yağ ve kireçli yapıların koparak ileride daha ince damarları tıkamasıyla olur.</p>

<h3>YAKIN AKRABANIZ İNME OLDUYSA RİSK ALTINDASINIZ DEMEKTİR&nbsp;</h3>

<p>Şah damarı tıkanıklıkları ateroskleroz dediğimiz hastalıktan dolayı olur. Kalp damarı veya bacak damarı tıkanıklıklarından bir farkı yoktur. Genetik yatkınlık en önemli nedenlerindendir. Yakın akrabalarınızda inme veya kalp krizi geçiren, by-pass veya stent olan kişiler varsa risk altındasınız. Sigara, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, obezite, hareketsiz bir yaşam diğer risk faktörleridir.</p>

<p>Maalesef şah damarı darlıkları çoğu zaman hiç bir belirti vermez. İlk belirti inme olabilir. Bir kolunuzun veya bacağınızın, bazen ikisinin birden tutmaması, konuşamama, ani körlük inmeye bağlı oluşur. Bazen bu belirtiler olup kısa sürede düzelir, bu duruma "Geçici iskemik atak" deriz. Bu hastalara yapılan tetkikler sonucunda şah damarı darlığı tespit edilirse bir an önce stent ya da ameliyatla darlık giderilmelidir.</p>

<h3>KOLAY TEŞHİS EDİLİR</h3>

<p>Şah damarı tıkanıklığı kolay teşhis edilebilir bir hastalıktır. Doppler dediğimiz ultrason ile darlık teşhisi ve darlığın derecesi tamamen boyun yüzeyinden göruntülenir. Ancak darlık yüzde 70 ve üzeri ise ameliyat yapmadan mutlaka bir anjio goruntülemesi yapılmalıdır. Klasik bir anjio yapılabileceği gibi, bilgisayarlı tomografi ile sanal bir anjio da olabilir.&nbsp;</p>

<p>Şah damarı darlıkları da, kalp damar darlıklarında olduğu gibi anjio ile stent takılarak veya ameliyatla tedavi edilir. Bu ameliyatta kalp by-pass ameliyatından farklı olarak tıkalı damarın ilerisine yeni bir damar dikilerek darlık by-pass edilmez. Tıkalı damar açılır, tıkanıklık temizlenir ve bir yama ile damar genişletilerek dikilir.&nbsp;</p>

<h3>ŞAH DAMARI TIKALILARIN YARISINDAN FAZLASINDA KALP DAMAR TIKANIKLIĞI DA VARDIR</h3>

<p>Şah damarı tıkanıklığı giderilirken stent yapılmasi ameliyata oranla beyne bir parça atması ve işleme bağlı bir inme gelişmesi açısından daha risklidir. Stentte darlık anjio gorüntülemesi altında kılavuz bir telle geçilir. Bu telin üzerinden bir balon ilerletilir ve darlık kısmında şişirilerek darlık açılır. Bütün bu işlemler sırasında darlığı oluşturan ‘Plak’ dediğimiz yağ ve kireçten oluşan yapıdan bir parça koparak ince beyin damarlarına atabilir. Ameliyatta ise damarın darlık olmayan temiz iki bölümünde akım kesilir ve darlık oluşturan kısım açılarak tüm plak temizlenir. Bundan dolayı parçacık atma ihtimali çok düşüktür.</p>

<p>Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Barış Çaynak, “Şah damarı tıkalı kişilerin yarısından fazlasında kalp damar tıkanıklığı da vardır. O nedenle hem kalp hastalığını erken teşhis etmek, hem de şah damarı ameliyatı esnasında kalp krizi geçirme riskini ortadan kaldırmak için bu kişilere ameliyat öncesi kalp anjiosu yaptırırız. Her ikisini de ameliyat etmemiz gereken bir durum olduğunda hangi taraftaki darlık daha kritikse ve mümkünse öncelikli olarak şah damarı ameliyatı yapmayı tercih ederek iki aşamalı operasyon planlarız” diyor.</p>

<p>Inme sonuçları hayat boyu sakat kalmanıza sebep olacak bir hastalıktır. Şah damar tıkanıklıkları şikayet yaratmayan sinsi hastalıklardır. İyi tarafı kolay ve eziyetsiz tanı koyulabilir. İnme gelişmeden olacağınız bir ameliyatla, hayat boyu kalıcı bir sakatlık geçirmeden sağlıklı yaşayabilirsiniz.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 11 Dec 2021 14:21:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/12/inme-hakkinda-bilinmeyenler-1639221741.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Astım Öksürüğü İçin Ne Yapılabilir?</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/astim-oksurugu-icin-ne-yapilabilir-6337</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/astim-oksurugu-icin-ne-yapilabilir-6337</guid>
                <description><![CDATA[Astım çok sayıda kişiyi etkileyen kronik bir hastalıktır. Çocuklarda da sık görülen astım öksürüğe neden olabilir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Astım çok sayıda kişiyi etkileyen kronik bir hastalıktır. Çocuklarda da sık görülen astım öksürüğe neden olabilir.<br />
<br />
Özellikle öksürüğü ve astımı olan aileler astım öksürüğü için neler yapabileceğini merak eder.<br />
<br />
İstanbul Alerji Kurucusu, Alerji ve Astım Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Akçay astım öksürüğü ve neler yapılabileceği hakkında önemli bilgiler verdi.&nbsp;</p>

<h3>Astım Öksürüğü Nedir?</h3>

<p>Astım solunum yollarının kronik bir hastalığıdır ve bazı belirtileri vardır. Öksürük astımın yaygın belirtilerinden biridir. Öksürüğün amacı, olası bir enfeksiyonu önlemek için yabancı partikülleri ve bakterileri uzaklaştırmaktır.<br />
<br />
Öksürük üretken olduğunda, gözle görülür miktarda balgam atıldığı anlamına gelir. Ancak çoğu astım vakasında öksürük verimsiz olarak kabul edilir. Verimsiz bir öksürük kuru bir öksürüktür.<br />
<br />
Bronş tüplerini spazm yapmaya (veya daralmaya) zorlayan bir tahriş ediciye verilen bir yanıttır. Bu tür verimsiz öksürüğe neden olan hava yollarının şişmesi (iltihaplanması) ve daralması astımı karakterize eder. Astım öksürüğüne sıklıkla hırıltı eşlik eder.&nbsp;</p>

<h3>Astım öksürüğü ve diğer öksürükler arasındaki fark nedir?</h3>

<p>Astım öksürüğü ve diğer durumlardan kaynaklanan öksürükleri birbirinden ayırmak biraz zor olabilir. Astımı diğer durumlardan ayıran belirtiler şunlardır:</p>

<p>Geceleri veya gülerken veya koşma sonrası kötüleşen bir öksürük,</p>

<p>Gece uykudan kaldıran öksürük,</p>

<p>Sabah uyanınca ortaya çıkan öksürük,</p>

<p>Nefes almada zorluk,</p>

<p>Göğüste sıkışma hissi,</p>

<p>Nefes darlığı,</p>

<p>Hırıltı.</p>

<p>Astımlı çocuklar, ayrıca soğuk algınlığını beklenenden çok daha sık yaşayabilir veya iyileşmeleri çok daha uzun sürebilir. Bu nedenle astımın mutlaka kontrol altında tutulması gereklidir.&nbsp;</p>

<h3>Astım Öksürüğü Nasıl Tedavi Edilir?</h3>

<p>Astımın mutlaka kontrol altına alınması gerekir. Aksi durumda astım krizi yaşanabilir ve astım krizi çok ciddi durumlara neden olabilir. Bu nedenle çocuğunuzun astımı için düzenli takip edilmesi önemlidir. Çocuğunuzun alerji uzmanı, astım belirtilerine ve mevcut durumuna göre bazı ilaçlar reçete edebilir. Bu ilaçların mutlaka belirtildiği şekilde kullanılması gerekir. Çocuğunuzun astımının durumuna göre kısa süreli kontrol ilaçları ya da uzun süreli kontrol edici ilaçlar kullanması gerekir. Ayrıca çocuğunuzun, alerji uzmanınızla birlikte oluşturduğunuz bir astım eylem planı olması gerekir.&nbsp;</p>

<h3>Alerji Aşısı ile Tedavi</h3>

<p>Astımın daha kalıcı bir tedavisi olan alerji aşıları gerekip gerekmediği alerji testleri ile ortaya çıkarılmaktadır. Alerji testinde alerji saptanırsa ve 5 yaşından büyük çocuk ve yetişkinlerde alerji aşısı uygulanabilir. Alerji aşıları ile alerjenlere karşı vücut direnci artırılır ve bunun sonucu immün sistem kuvvetlenir. Bunun sonucu olarak alerjenler akciğerde zarar oluşturamaz hale gelir. Bunun sonucu olarak da şikayet olmamaya, ilaç ihtiyacı olmamaya başlar ve de hayat kalitesi belirgin seviyede artmaktadır.&nbsp;</p>

<h3>Astımdan korunma yolları nelerdir?</h3>

<p>Astımdan korunmak için izlenebilecek bazı yollar vardır. Öncelikle çocuğunuzda astımı neyin tetiklediğini bilmeniz gerekir. Tetikleyiciyi öğrendikten sonra bazı adımlar atabilirsiniz.&nbsp;</p>

<h3>Toz akarlarından korunma</h3>

<p>Nemli ve sıcak ortamlarda üreme imkanı bulan toz akarları astımın önemli tetikleyicilerindendir ve hemen her evde bulunur. Özellikle denize yakın şehirlerde yaşayan aileler ev tozu mite’larına karşı önlemler almalıdır. Toz akarlarından korunmak için alerjen geçirmez yatak takımları kullanın. Çocuğunuzun odasındaki kumaş malzemeleri azaltın. Halılar, tüylü oyuncaklar, peluş oyuncaklar gibi. Çocuğunuzun nevresim takımlarını en az haftada bir kere yüksek ısıda yıkayın. Çocuğunuzun odasında tekstil ürünü olmayan oyun matı kullanabilirsiniz.&nbsp;</p>

<h3>Çocuğunuzu keskin kokulardan uzak tutun</h3>

<p>Astımlı çocukların bronşları çok hassastır ve bu nedenle kokulara aşırı duyarlıdır. Çocuğunuzun keskin kokulara maruz kalmasını önleyin. Evde kullandığınız temizlik malzemelerinin kokusuz ve hipoalerjenik olmasına özen gösterin. Çocuğunuzun kıyafetlerini kokusuz deterjanlarla yıkayın.&nbsp;</p>

<h3>Hava değişimi ve hava kirliliği</h3>

<p>Hava değişimi ve soğuk havalar da astımı etkileyebilir. Özellikle soğuk havalarda dikkatli olmanız gerekir. Hava sıcaklığı çok düşükse çocuğunuzun dışarı çıkmasını engelleyin. Dışarı çıkılması gereken zamanlarda da ağzı ve burnu kapatacak şekilde fular ya da atkı takmasını sağlayın.&nbsp;</p>

<p>Hava kirliliğinin de astım üzerinde olumsuz etkisi vardır. Bu nedenle hava kirliliğinin yoğun olduğu zamanlarda çocuğunuzun dışarı çıkmasına izin vermeyin.&nbsp;</p>

<h3>Astım öksürüğü için bitkisel tedavi</h3>

<p>Astım öksürüğüne en iyi gelen zerdeçal ve baldır. Özellikle zerdeçal, bronşlarda genişleme yaparak astım öksürüğünün rahatlamasını sağlayabilir. Bal anti inflamatuar ve anti bakteriyel özelliği olmasından dolayı astımda faydalı olma potansiyeli olabilir. Bu sebeplerden dolayı bal ve zerdeçal karışımı astım öksürüğünde kullanılabilir. Ancak polen alerjisi olanlarda bal, öksürükte kötüleşme yapabilir. Eğer bal öksürükte kötüleşme yaparsa kullanmanız uygun olmayabilir.&nbsp;</p>

<h3>Kuş yumurtasının faydalı olmaz</h3>

<p>Astım tedavisinde kuş yumurtasını faydası olmaz. Boşu boşuna kuş yumurtası tüketmeye çalışmayın.</p>

<h3>Biorezonansın faydalı olmaz</h3>

<p>Astım öksürüğünde biorezonans tedavisinin faydası olması. Bu yüzden boşu boşuna bu tedaviyi uygulamayın.</p>

<p>Sonuç olarak astım öksürüğü tedavisinde astıma neden olan alerjenlerden korunma, ilaç tedavisi ve alerji aşısı tedavisi yanında bitkisel tedaviler de tamamlayıcı tedavi olarak faydalı olmaktadır.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Dec 2021 14:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/12/astim-oksurugu-icin-ne-yapilabilir-1639048349.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuklarda Belirtileri Covide Benzeyen Süper Gribe Dikkat</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/cocuklarda-belirtileri-covide-benzeyen-super-gribe-dikkat-6326</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/cocuklarda-belirtileri-covide-benzeyen-super-gribe-dikkat-6326</guid>
                <description><![CDATA[Koronavirüs sürecinde maske, mesafe ve hijyen sayesinde en çok grip ve soğuk algınlığı vakalarında azalma meydana gelirken; zamanla birlikte özellikle grip vakalarının şiddetli bir şekilde geri döndüğü gözlemleniyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Koronavirüs sürecinde maske, mesafe ve hijyen sayesinde en çok grip ve soğuk algınlığı vakalarında azalma meydana gelirken; zamanla birlikte özellikle grip vakalarının şiddetli bir şekilde geri döndüğü gözlemleniyor.</p>

<p>Pandemi öncesi senelere kıyasla daha agresif seyreden soğuk algınlığı enfeksiyonlarına halk arasında “Süper grip” adı veriliyor. Süper grip, çocukları da önemli oranda etkiliyor.</p>

<p>Memorial Şişli Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Seda Günhar, “Süper grip” hakkında bilgi verdi.</p>

<p>Solunum yolu enfeksiyonu; akciğerlerin, solunum yollarının, sinüslerin veya boğaz enfeksiyonudur. Solunum yolu enfeksiyonları yıl boyunca görülebilir fakat insanların kapalı ortamlarda daha fazla zaman geçirme eğiliminde olduğu sonbahar ve kış aylarında bu enfeksiyonlarda önemli bir artış olur.</p>

<h3>Grip vakaları artıyor</h3>

<p>Sosyal mesafe, maske ve el dezenfektanı gibi pandemi sürecinde aldığımız bir çok önlem solunum yolu enfeksiyonlarında ciddi şekilde düşmesine neden olmaktaydı. Ancak bu sene kısıtlamaların hafiflemesi ve aşılamadan dolayı insanların daha çok bir araya gelmesi ile soğuk algınlığı ve grip (influenza) gibi solunum yolu enfeksiyonlarının sayısında yeniden artışlar izlenmeye başlanmaktadır.</p>

<h3>PCR testi negatif ama belirtiler Covid-19 gibi</h3>

<p>Havaların soğumaya başlamasıyla, bir çok kişi soğuk algınlığı ve griple karşı karşıya gelmektedir ancak son dönemlerde daha agresif enfeksiyonlar görülmektedir. Üstelik Covid-19 belirtilerine benzeyen bu enfeksiyonlarda PCR testi yapıldığında sonuç negatif çıkmaktadır. Covid-19 PCR testlerinin negatif olmasına rağmen koronavirüs benzeri semptomlar tanımlayan hastalarda son zamanlarda artış bulunmaktadır. Pandemi öncesi yıllara kıyasla daha agresif seyreden bu solunum yolu enfeksiyonu tablosuna “Süper grip” adı verilmektedir.</p>

<h3>Gribe olan bağışıklık düştü</h3>

<p>Maske, mesafe, hijyen tedbirleri sayesinde olağan grip ve diğer mevsimsel virüslere maruz kalınmaması, toplumda bu virüslere karşı bağışıklık seviyesinin düşmesi ve sonuç olarak enfeksiyonlara karşı direnç azalmaya bağlı olarak bu tablonun geliştiği düşünülmektedir.</p>

<p>Tüm belirtileri Covid-19’a benzer seyreden süper gribin semptomları şöyle sıralanabilir:&nbsp;</p>

<p>* Ateş</p>

<p>* Kas ağrıları</p>

<p>* Baş ağrısı&nbsp;</p>

<p>* Tıkalı burun veya burun akıntısı</p>

<p>* Hapşırma</p>

<p>* Öksürme</p>

<p>* Kulaklarda basınç hissi</p>

<p>* Tat ve koku kaybı</p>

<p>* PCR testi yapılmalıdır</p>

<p>Grip ve Covid-19 enfeksiyonu benzer bulgular sergilemektedir. Ebeveynlerin de hem kendileri hem de çocukları için dikkatli olması gerekir. Grip gibi hastalıklar kapalı, kalabalık ortamlarda daha kolay yayılmaktadır..</p>

<p>Bu nedenle şikayetleri olan kişilerin doktorları tarafından değerlendirilmesi gerekli görülür ise grip (influenza) ve Covid-19 açısından PCR testi ve çeşitli kan testleriyle birlikte görüntüleme testlerinin yapılması önemlidir. Süper grip de normal grip vakaları gibi dinlenme ve doktorun önereceği ilaçlarla tedavi edilebilmektedir.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 07 Dec 2021 16:08:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/12/cocuklarda-belirtileri-covide-benzeyen-super-gribe-dikkat-1638882627.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bağışıklığı zayıf kişilerde zatürre riskli durumlara yol açabilir</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/bagisikligi-zayif-kisilerde-zaturre-riskli-durumlara-yol-acabilir-6318</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/bagisikligi-zayif-kisilerde-zaturre-riskli-durumlara-yol-acabilir-6318</guid>
                <description><![CDATA[“Akciğer dokusunun iltihaplanması” olarak tanımlanan zatürrenin özellikle bağışıklık sistemi yetersiz, kanser ve kanser tedavisi gören hastalarda, vücut direnci düşük olan yaşlılar, bebekler ve küçük çocuklar için riskli durumlara yol açabileceği belirtiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>“Akciğer dokusunun iltihaplanması” olarak tanımlanan zatürrenin özellikle bağışıklık sistemi yetersiz, kanser ve kanser tedavisi gören hastalarda, vücut direnci düşük olan yaşlılar, bebekler ve küçük çocuklar için riskli durumlara yol açabileceği belirtiliyor. Covid-19 pandemisi sürecinde zatürre aşısı yapılmasının tavsiye edilebileceğini belirten uzmanlar, zatürreyi önlemede ağız ve burun hijyeni sağlamayı, sigara ve alkol kullanımını sıfıra indirmeyi tavsiye ediyor.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Anestezi Uzmanı Dr. Mehmet Şirin Yıldırım, zatürre hastalığına ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>

<p>Dr. Mehmet Şirin Yıldırım, “Zatürre (pnömoni) akciğer dokusunun iltihaplanmasıdır.&nbsp;Esasen, akciğerin en uç yapısını oluşturan ve havadaki oksijenin vücuda girdiği bölge olan hava keseciklerinin yaygın olarak iltihaplanması hastalığıdır. Bakteriler başta olmak üzere çeşitli mikroorganizmalara bağlı olarak meydana gelir.” dedi.</p>

<p>Zatürre belirtilerine değinen&nbsp;Dr. Mehmet Şirin Yıldırım, “Üşüme- titreme, 39- 40 °C'ye varan yüksek ateş, öksürük, kirli, iltihaplı (yeşil, sarı, pas rengi) balgam çıkarma ve yan ağrısı olabilir. Bazı pnömoni türlerinde ise sinsi başlangıç olur. Birkaç gün devam eden iştahsızlık, halsizlik, eklem ve kas ağrılarını takiben kuru öksürük, ateş yükselmesi, bulantı, kusma, baş ağrısı gibi belirtiler olabilir. Bu şikayeti olan hastalar mutlaka doktora başvurmalıdır.” diye konuştu.</p>

<h3>Zatürre aşısı pandemi sürecinde önerilebiliyor</h3>

<p>Covid-19 pandemisi sürecinde zatürre aşısı yapılmasının tavsiye edilebileceğini belirten&nbsp;Dr. Mehmet Şirin Yıldırım,&nbsp;“Bir kontrendikasyon olmadığı süreçte, zatürre aşısının yapılması, Covid-19 hastalığına maruz kalan hastalarda da faydalı olabilir. Covid-19 ağır seyir gösteren ve ciddi akciğer hasarına yol açan viral zatürre tipidir. Bu hastalarda viral pnomoni üzerine bakteriyel bir etken tarafından oluşturan iltihap, akciğer hasarını daha da kötüleştiriyor. Bu sebeple daha önce zatürre aşısı olan olgularda, Covid-19 pnömonisinin bakteriyel bir pnömoni ile komplike olması riski daha düşüktür.” diye konuştu.</p>

<h3>Zattüreyi önlemek için bu tavsiyelere dikkat!</h3>

<p>Zattüre gelişiminde kişinin vücut direncini kıran risk faktörlerinin ciddi rol oynadığına dikkat çeken&nbsp;Dr. Mehmet Şirin Yıldırım, “Bu nedenle bağışıklık sistemini destekleyen takviyeler, vitamin kompleksleri hastalığın önlenmesinde önemli yer almaktadır. Bunun dışında, ağız ve burun hijyenini sağlamak, sigara ve alkol kullanımını sıfıra indirmek, yutma güçlüğü olan, demansif ve hava yolunu koruma refleksleri yetersiz olan bakım hastalarında mide içeriğinin aspire edilmesini (yani hava yoluna kaçmasını) engellemek zatürrenin önlenmesinde önemlidir. Bakteriyel ve viral zatürrenin önlenmesinde, özellikle immunsupresif olgularda ve çocuklarda, grip aşısı ve pnömokok aşısı olarak tanınan aşıların profilaktik amaçlı yapılması tavsiye edilir.” diye konuştu.&nbsp;</p>

<h3>Bağışıklık sistemi yetersiz kişiler için tehlikeli olabilir</h3>

<p>Zatürrenin bazı kişiler için tehlikeli bir hastalık olabileceğini belirten&nbsp;Dr. Mehmet Şirin Yıldırım,&nbsp;“Bağışıklık sistemi yetersiz, özellikle kanser ve kanser tedavisi gören (radyoterapi ve kemoterapi) hastalarda, vücut direnci düşük olan yaşlı, immobil bakım evi hastalarında, hava yolunu koruyamayan, nörolojik defisiti olan ve ‘aspirasyon pnomonisi’ denilen mide içeriğinin akciğere kaçırılmasına bağlı gelişen akciğer iltihabı oluşan hastalarda, bebek ve küçük çocuklarda zatürre ölümcül seyredebilir ve zaman kaybı olmadan tedavi edilmelidir.” uyarısında bulundu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Dec 2021 16:21:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/12/bagisikligi-zayif-kisilerde-zaturre-riskli-durumlara-yol-acabilir-1638796952.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kalp Hastalığının Bilinmeyen 5 Sinyali</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/kalp-hastaliginin-bilinmeyen-5-sinyali-6311</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/kalp-hastaliginin-bilinmeyen-5-sinyali-6311</guid>
                <description><![CDATA[Bacak ağrısı, ödem, mide bulantısı… Günlük yaşamın koşuşturmacasında bazı sağlık sorunlarımız için doktora gitmeyi ihmal edebiliyor, dahası zararsız olduklarını düşünerek farklı gerekçelerle masum bir kılıf bile bulabiliyoruz. Ancak yanlış yapıyoruz! Çünkü; bu şikayetler aslında, dünyada ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alan kalp hastalıklarının habercisi olabiliyor! ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bacak ağrısı, ödem, mide bulantısı… Günlük yaşamın koşuşturmacasında bazı sağlık sorunlarımız için doktora gitmeyi ihmal edebiliyor, dahası zararsız olduklarını düşünerek farklı gerekçelerle masum bir kılıf bile bulabiliyoruz. Ancak yanlış yapıyoruz! Çünkü; bu şikayetler aslında, dünyada ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alan kalp hastalıklarının habercisi olabiliyor!&nbsp;<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1638428905_9446654.jpg" style="height:534px; width:800px" /><br />
<br />
Acıbadem International Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Aslıhan Eran Ergöknil,&nbsp;“Genellikle nefes darlığı ya da göğüste ağrı gibi şikayetlerin kalpten kaynaklandığı biliniyor. Oysa kalple alakasız görünüp farklı nedenlere bağlanabilen bazı sorunlar kalp hastalığının sinyali olabiliyor.<br />
<br />
Sağlığımızla ilgili her zamankinden farklı olumsuz bir durum hissettiğimizde, zararsız diye düşünmeyip, bunun mutlaka bir nedeninin olduğunu bilmeli, vücudun verdiği bu tepkinin tehlikeli hastalıkların göstergesi olabileceğini göz ardı etmemeli, hekime başvurmaktan kaçınmamalıyız” diyor. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Aslıhan Eran Ergöknil, kalp hastalığının bilinmeyen 5 sinyalini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.&nbsp;<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1638428904_1104201.jpg" style="height:534px; width:800px" /></p>

<h3>Bacak ağrısı</h3>

<p>Özellikle bacağınızın alt-arka kısmında yürürken ortaya çıkan ve otururken ağrısa da ayağa kalktığınızda hızla azalan ağrı konusunda dikkatli olunmalıdır. Ayak parmağı bölgesinde uzanırken ağrı oluşursa ve ayağa kalktığınızda ağrı azalırsa da dikkatli olunması önerilir. Çünkü; bu iki tür ağrı genellikle bacaklardaki damar kireçlenmesinden kaynaklanır ve bu durum periferik arter hastalığı olarak tanımlanır. Periferik arter hastalığının yol açtığı dolaşım bozuklukları sadece bacaklarda sorunlara neden olmaz, aynı zamanda koroner arterlerdeki hastalıkların da habercisi olabilir.&nbsp;<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1638428903_849525.jpg" style="height:534px; width:800px" /></p>

<h3>Ödem&nbsp;</h3>

<p>Vücudumuzda oluşan ödemi genellikle yediğimiz tuzlu besinlere veya hareketsiz kalmaya bağlayarak üzerinde durmayabiliyoruz. Ancak ödem çok ciddi nedenlerden kaynaklanabiliyor. Örneğin; kalp yetmezliği olarak da bilinen kronik kalp yetmezliği, ödemle sonuçlanan en yaygın kalp hastalıklarından biridir. Kalp hastalığı durumunda bacak ve ayak bölgesinde de ödem oluşabilir. Ödem genellikle ağrılı şişlikler ile fark edilir. Bunun nedeni; kalbin artık yeterince kan pompalamaya devam edemez durumda olması, yetersizlik oluşması demektir. Bunlar dokudaki anormal sıvı birikintileridir ve mutlaka hekime başvurmak gerekir.&nbsp;<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1638428903_652879.jpg" style="height:534px; width:800px" /></p>

<h3>Öksürük&nbsp;</h3>

<p>Kardiyoloji Uzmanı Dr. Aslıhan Eran Ergöknil&nbsp;“Öksürük sadece soğuk algınlığı ile gelmez. Her öksürük zararsız değildir. Öksürük maalesef &nbsp;bazen hasta bir kalbe işaret edebilir. Kalp öksürüğü veya kardiyak astım diye tanımladığımız öksürük vardır. Bu öksürük özellikle efor sırasında, örneğin merdiven çıkarken ve geceleri de ortaya çıkar. Kalbi zayıf olan, yetersizlik olan birçok hasta özellikle kuru olan öksürük ataklarına aşinadır. Tetikleyici etken pulmoner dolaşımdaki bir tıkanıklık da olabilmektedir. Kardiyak nedenlere bağlı olan öksürükte buna ek olarak, nefes almada genellikle gece duraklamaları vardır, bu duraklamalar birkaç saniye bile sürebilir” diyor.<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1638428902_420168.jpg" style="height:514px; width:800px" /></p>

<h3>Geceleri idrara çıkma</h3>

<p>Geceleri sık idrara çıkma şikayetleriniz oluyorsa, kalbinizi de düşünmelisiniz. Bunun nedeni de zayıf bir kalp olabilir. Çünkü kalp yeterli kan dolaşımını sağlayamayacak kadar zayıf olduğu zaman, &nbsp;toplar damarlardan dokuya sıvı geçişi olur. Uyku sırasında biriken bu sıvı diğer başka organlarda da olabileceği gibi mesanede de toplanır ve geceleri sık idrara çıkma sebebi olabilir.&nbsp;<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1638428901_110420.jpg" style="height:534px; width:800px" /></p>

<h3>Bulantı ve karın ağrısı</h3>

<p>Kalp krizi belirtileri, özellikle kadınlarda genellikle spesifik değildir. Göğüste klasik basınç ve/ veya sıkışma semptomlarına ek olarak, genellikle mide bulantısı, üst karın bölgesinde basınç ağrısı, ayrıca kusma ve nefes darlığı çekerler. Özellikle bu tür belirtiler eşi benzeri görülmemiş şiddette ortaya çıktığında kalp krizi hakkında düşünmek önemlidir, hayatınızı kurtarabilir.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 04 Dec 2021 15:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/12/kalp-hastaliginin-bilinmeyen-5-sinyali-1638621212.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Turp İle Gelen 8 Fayda</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/turp-ile-gelen-8-fayda-6302</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/turp-ile-gelen-8-fayda-6302</guid>
                <description><![CDATA[Siyah, beyaz, mor, yeşil, kırmızı… Rengarenk görünümleriyle tezgahları süsleyen, içerdiği çok sayıda vitamin ve mineralle kış aylarının sağlık deposu olan turp, bu sayede kışı ‘turp gibi’ geçirmemize de katkı sağlıyor. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Siyah, beyaz, mor, yeşil, kırmızı… Rengarenk görünümleriyle tezgahları süsleyen, içerdiği çok sayıda vitamin ve mineralle kış aylarının sağlık deposu olan turp, bu sayede kışı ‘turp gibi’ geçirmemize de katkı sağlıyor.&nbsp;<br />
<br />
Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Uzunoğlu,&nbsp;günde bir orta boy turp tüketerek, günlük C vitamini ihtiyacınızın dörtte birini karşılayabileceğinizi belirterek “Faydaları saymakla bitmeyen turp; antioksidan, çinko, demir, magnezyum, E, A, C, K ve B6 vitaminleri yönünden zengin içeriğiyle kış mevsiminde bağışıklığınızı güçlendirerek sizi hastalıklara karşı koruyacaktır.<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1638512782_Deniz_Uzuno__lu.jpg" style="height:800px; width:743px" /><br />
<br />
Yüksek antioksidan kapasitesi sayesinde vücut direncinizi artıracak, virüs ve mikroplarla daha iyi savaşmanızı sağlayacaktır. Buna karşın gastrit, ülser gibi sindirim sistemi problemi veya gaz-şişkinlik şikayeti yaşayan kişilerin tüketmemesi önerilir. Kan sulandırıcı ilaç kullanan kişilerin de turp gibi K vitamininden zengin sebzeleri daha seyrek tüketmesi önerilmektedir” diyor.<br />
<br />
Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Uzunoğlu, özellikle de Covid-19 pandemi sürecinde riskin arttığı kış aylarında, turp ile gelen 8 faydayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.&nbsp;</p>

<h3>Bağışıklığı destekliyor</h3>

<p>Turp içerdiği E, A, C, B6 ve K vitaminlerinin yanı sıra potasyum, kalsiyum, fosfor, magnezyum gibi mineraller sayesinde vücuttaki sistemlerin iyi bir şekilde çalışmasına destek veriyor. Bağışıklığı güçlendirerek kış mevsiminde hastalıklardan korunmaya katkı sağlarken, yüksek antioksidan kapasitesi sayesinde vücut direncini artırıyor, virüs ve mikroplarla daha iyi savaşmanızı sağlıyor.<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1638512780_4.jpg" style="height:534px; width:800px" /></p>

<h3>Bağırsak faaliyetlerini düzenliyor</h3>

<p>Yetersiz su tüketimi ve liften fakir beslenme sonucu kabızlık gelişebiliyor. Turp içerdiği su ve liften zengin yapısı sayesinde sindirim problemlerine karşı fayda sağlıyor, bağırsak faaliyetlerinin düzenlenmesine yardımcı oluyor.&nbsp;</p>

<h3>Kansere karşı savaşıyor</h3>

<p>Antioksidan kapasitesi yüksek olan turp, içerdiği flavonoidler sayesinde vücutta oluşabilecek kanserli hücrelere karşı savaşıyor ve vücudu koruyor. Özellikle kırmızı turp sülfürlü bileşiklerden zengin yapısıyla vücutta oluşabilecek hücre hasarlarını önlemeye katkı sağlıyor.&nbsp;<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1638512779_3.jpg" style="height:534px; width:800px" /></p>

<h3>Kalbi koruyor</h3>

<p>Yapılan bilimsel çalışmalar; turpun potasyumdan zengin yapısıyla yüksek kan basıncını düşürmede etkili olduğunu ortaya koyuyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Uzunoğlu “Özellikle kırmızı turp içerdiği yüksek antosiyanin içeriğiyle kalp dostudur. Antosiyaninler vücutta antioksidan etki gösterir ve serbest radikallerle savaşır. Düşük kolesterol ve yüksek lif içeriğiyle kolesterol değerlerini düşürmede etki sağlamaktadır” diyor.&nbsp;<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1638512777_1.jpg" style="height:534px; width:800px" /></p>

<h3>Kilo kontrolü sağlıyor</h3>

<p>Düşük kalori ve yüksek lif içeriği sayesinde uzun süre tokluk sağlayan turp, doygunluğu artırarak kilo kontrolüne yardımcı oluyor. Ayrıca turp ile hazırlayacağınız çorba ve salatalarla daha yüksek hacimde düşük kalorili öğün seçenekleri oluşturabilirsiniz.</p>

<h3>Karaciğeri kuvvetlendiriyor</h3>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Uzunoğlu “Hava kirliliği, tarım ilaçları, stres, sigara gibi vücutta zararlı etkiler yaratan faktörlere maruziyet sonucu antioksidan kapasite zarar görür. Sülfürlü bileşiklerden zengin yapısıyla turp; vücutta antioksidan sistemlerin çalışmasını destekler ve bu sistemde önemli rolü bulunan karaciğere destek sağlar, karaciğeri kuvvetlendirir” diyor.&nbsp;</p>

<h3>Cildi besliyor</h3>

<p>Cilt sağlığı için çok önemli bir vitamin olan C vitamini, ciltteki kırışıklıkların en aza indirgenmesinde ve cilt pürüzsüzlüğünde kilit rol oynuyor. Turp C vitamini yönünden çok zengin bir besin olarak karşımıza çıkıyor. Her gün 1 adet orta boy turp tüketerek günlük C vitamini ihtiyacınızın yaklaşık yüzde 25'ini karşılayabilirsiniz.&nbsp;</p>

<h3>Kan şekerini düzenliyor</h3>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Uzunoğlu&nbsp;“Liften zengin yapısıyla kan şekeri dengesini &nbsp;düzenleyen turp, kan şekerinde oluşabilecek ani dalgalanmaların önüne geçmede önemli rol oynuyor. Düşük glisemik indekse sahip turp ile hazırlayacağınız salatalarla C vitamini tüketiminizi artırabilir ve öğünlerinizdeki demir emiliminin de artmasına katkı sağlayabilirsiniz” diyor.&nbsp;</p>

<h3>Öksürüğe karşı ballı turp tarifi:<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1638512780_5.jpg" style="height:534px; width:800px" /></h3>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Uzunoğlu, soğuk algınlığı ve kış aylarında çok görülen öksürük ile savaşmada turpun yardımcı olabileceğini belirterek; şöyle konuşuyor: “Turp, solunum yolundaki mukusun temizlenmesinde antimikrobiyal özelliklere sahiptir.<br />
<br />
Yüksek antosiyanin seviyelerine sahip olduğundan vücuttan iltihabı uzaklaştırmada etkilidir. Evde turp ile hazırlayacağınız kür, öksürük ve soğuk algınlığı semptomlarının azaltılmasında faydalı olabilir.<br />
<br />
Turpun üst kısmı kesilir, iç kısmı oyulur ve 1 tatlı kaşığı bal eklenerek gece boyu bekletilir. Hazırlanan turp küründen her gün 1 tatlı kaşığı tüketebilirsiniz. Daha koyu renkli turpların, beyaz turpa göre antioksidan değeri daha yüksek oluyor ama hem siyah hem kırmızı turpla da yapılabilir. Bu turp kürü bal içerdiği için 1 yaş altı bebeklerin kesinlikle tüketmemesi gerekmektedir. ”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 03 Dec 2021 15:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/12/turp-ile-gelen-8-fayda-1638536013.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Covid’i bahane edip ameliyatınızı ertelemeyin!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/covidi-bahane-edip-ameliyatinizi-ertelemeyin-6272</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/covidi-bahane-edip-ameliyatinizi-ertelemeyin-6272</guid>
                <description><![CDATA[Kalp damarları belli bir oranın üzerinde tıkanmış ve ameliyat gerektiriyorsa ertelemeyin. Minimal invaziv yani küçük kesi cerrahisi ile kalp ameliyatları sadece 4 santimlik bir kesi ile yapılabiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kalp damarları belli bir oranın üzerinde tıkanmış ve ameliyat gerektiriyorsa ertelemeyin. Minimal invaziv yani küçük kesi cerrahisi ile kalp ameliyatları sadece 4 santimlik bir kesi ile yapılabiliyor.<br />
<br />
Hastaların tek tek değerlendirilip ameliyat için en faydalı rotayı belirmenin oldukça önemli olduğunu vurgulayan Kalp ve Damar Cerrahı Prof. Dr. Barış Çaynak, kalp ameliyatlarında minimal invaziv yöntemin kişinin üzerinden ameliyatın tüm yükünü aldığını söylüyor.<br />
<br />
Prof. Dr. Barış Çaynak, Covid korkusu yüzünden ameliyatını erteleyenlere de önemli bir mesajda bulunuyor: “Minimal invaziv yöntemle yapılan ameliyattan sonra hastalar 4. günde taburcu olabiliyor ve 1 hafta içerisinde günlük rutinine dönebiliyor.”</p>

<p>Kalp ve Damar Cerrahı Prof. Dr. Barış Çaynak: ”Göğüs ağrısı, çabuk yorulma, merdiven çıkarken kola veya çeneye vuran ağrı gibi şikayetlerden sonra doktora gidildiğinde hasta bazı tetkiklerden geçiriliyor. Öncelikle eko, efor, kan testi gibi az travmatik testler yapılıyor.<br />
<br />
Test sonuçları damar tıkanıklığını gösteriyorsa veya damar tıkanıklığından şüphelendiriyorsa, kişiye anjiyo yapılması gerekiyor. Çünkü kalp anjiyosundan başka hiçbir test damarları göstermiyor. Kalbi besleyen damarlarda belli bir seviyenin üzerinde tıkanıklık varsa ilaçla tedavi edilemiyor.<br />
<br />
Kişinin kalbine ya stent takılması ya da ameliyat yapılması gerekiyor. Bizim amacımız bir tedavi planlarken günü kurtarmak değil, ömürlük iş yapmaktır. Bu nedenle ameliyat kararı kişiye özel verilmelidir.<br />
<br />
Genellikle insanlar açık kalp ameliyatlarındaki kocaman yaradan, göğüs kemiğinin açılmasından korkuyorlar. Fakat kalp ameliyatları artık çok daha küçük kesilerle yapılabiliyor.<br />
<br />
Minimal invaziv yöntem ile açık kalp ameliyatında yapılan işlemin aynısı yapılıyor. İşlem özel bir teknikle ve küçük bir kesiyle yapıldığı için ameliyatın yükünü kişinin üzerinden alıyor.”</p>

<h3>‘COVİD BİTSİN, SONRA AMELİYAT OLURUM’ DEMEYİN!</h3>

<p>Kalp ve Damar Cerrahı Prof. Dr. Barış Çaynak: “Minimal invaziv yöntem ile göğüs kemiği açılmıyor, sol göğüs altından 4 santimlik bir kesi ile ameliyat gerçekleştiriliyor.<br />
<br />
Sadece tek damar hastalarına değil, kalbin ön duvarlarındaki bütün damarlara bu teknikle by-pass yapılabiliyor.<br />
<br />
Bu nedenle mutlaka anjiyoyu görüp ona göre karar vermek lazım. Ameliyat her zaman bu işte altın standarttır. ‘Kalbim anjiyo ile açılabildiği kadar idare etsin, sonra ameliyat olurum’ gibi düşünceler yanlıştır.<br />
<br />
Anjiyo sonrası ameliyat kararı alındıysa ameliyat olmak en doğru karardır. Fakat ameliyat olmadan önce klasik kalp ameliyatları dışında ne yapılabilir diye araştırmakta fayda var.”</p>

<h3>KÜÇÜK KESİ İLE BY-PASS YAPILIYOR</h3>

<p>Klasik ameliyatta göğüs kemiği kesilir, by-pass yapılacak tüm damarlar hazırlanır, ardından kalp durdurulur ve duran kalbe by- pass yapıldıktan sonra kalp çalıştırılıp, göğüs kapatılır. Açık kalp ameliyatlarının kişiye uzun ve kısa dönem yükü vardır.<br />
<br />
Göğüs kemiğinin açılması sebebiyle kişinin vücudunda kocaman bir iz kalıyor. Kişi hayatının geri kalan kısmını vücudundaki bu izle geçirmek zorunda kalıyor.<br />
<br />
Ameliyatta göğüs kemiği açıldığı için o kemiğin iyileşmesi zaman alıyor. Bazı kişilerde kemiğin kaynaması ile ilgili problemler çıkabiliyor.<br />
<br />
Ameliyat yarası ne kadar büyükse o oranda enfeksiyon oranı artabiliyor. &nbsp;Göğüs kemiği ne kadar açılıp o kadar büyük bir travma olursa vücutta o kadar fazla kan kaybı oluyor.<br />
<br />
Bunun sonucunda kişiye ameliyattan sonra kan nakli yapmak gerekiyor. Açık kalp ameliyatlarından sonra vücudun kendini toparlaması zaman alıyor. Minimal invaziv ile kalp ameliyatlarını çok daha küçük kesi ile yapıyoruz.<br />
<br />
Önemli olan hastanın ameliyattan alacağı faydanın tamamını almasıdır. Açık kalp ameliyatında birebir ne yapılıyorsa minimal invaziv teknikte de aynısı yapılıyor. Açık ameliyatla minimal invaziv arasında hiçbir fark yoktur.<br />
<br />
Minimal invaziv yöntemin hastaya avantajı; ameliyatın uzun dönem faydalarının tamamından yararlanmasını sağlarken, aynı zamanda hastayı ameliyatın tüm yükünden kurtarmasıdır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 30 Nov 2021 14:27:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/11/covidi-bahane-edip-ameliyatinizi-ertelemeyin-1638271765.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bu Yöntemler Cildinizi Doğal Bir Görünümle Gençleştiriyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/bu-yontemler-cildinizi-dogal-bir-gorunumle-genclestiriyor-6250</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/bu-yontemler-cildinizi-dogal-bir-gorunumle-genclestiriyor-6250</guid>
                <description><![CDATA[Günümüzde yüz gençleştirme uygulamaları herhangi bir cerrahi işleme gerek kalmadan konforlu bir şekilde yapılabiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde yüz gençleştirme uygulamaları herhangi bir cerrahi işleme gerek kalmadan konforlu bir şekilde yapılabiliyor.<br />
<br />
Ameliyatsız yüz gençleştirmede birçok farklı yöntem uygulanıyor.<br />
<br />
Yöntem seçimi hastanın ihtiyacına göre belirleniyor. Botoks ve dolgu ile yapılan sıvı yüz germeden, altın iğneli radyo frekans yöntemine ve lifting uygulamalarına kadar birçok farklı tedavi bulunuyor.<br />
<br />
Memorial Wellness Kozmetik Dermatoloji Bölümünden Uz. Dr. Ayça Alan Atalay, her mevsim uygulanabilen cilt gençleştirme yöntemleri hakkında bilgi verdi.&nbsp;</p>

<h3>Botoks ve dolgu uygulamaları her mevsimde yapılabiliyor</h3>

<p>Hastanın tedavisine, dermatolojik masada ışıklı bir büyüteç altında değerlendirme yapılarak başlanmaktadır. Böylece cilt yapısı gözlemlenmekte ve yaşlanma bulguları değerlendirilmektedir.<br />
<br />
Birçok kişide değişik oranlarda asimetri olabilir, bu yüzden bunları da önceden hastaya belirtmek gerekir. Sarkma eğer daha belirgin bir problemse botoks yerine dolgu uygulamaları hastalara daha belirgin bir fayda sağlayabilmektedir.<br />
<br />
Uzman hekimler tedavi yöntemine hastanın ihtiyaçları doğrultusunda karar vermektedir. Botoks ve dolgu uygulamaları her mevsim yapılabilen tedaviler olarak ön plana çıkmaktadır.&nbsp;</p>

<h3>Göz altı oluklanmaları ve torbalamaları dolgu ile gideriliyor</h3>

<p>Yaşa bağlı olarak, kemik yapısının da zayıflamasıyla beraber orta yüz bölgesinde boşalma ve çökme, gözaltlarının belirginleşmesi, çene hattında sarkma veya çene kontörünün keskinliğini yitirmesi görülebilmektedir.<br />
<br />
Bu problemlerin çoğu dolgu enjeksiyonları ile giderilebilmektedir. Eskiden en çok burun yanı çizgilerine dolgu yapılırken son zamanlarda bu uygulama çok tercih edilmemektedir. Bunun sebebi buradaki boşalmaların genellikle orta yüzden kaynaklanıyor olmasıdır.<br />
<br />
Orta yüz boşalmaları desteklendiği zaman burun yanı çizgileri de toparlanmaktadır. Göz altı oluklanması veya hafif torbalanması olan kişilerde de ışık dolgusuyla gözaltındaki yorgun ifade giderilebilmektedir.<br />
<br />
Çene kontörünün keskinliğini sağlamak adına ise küçük çentiklenmeleri ve çene arkasında oluşan boşlukları dolguyla toparlamak mümkündür. Böylece çene kontörü eskiden olduğu gibi daha keskin ve düz gösterilebilir.</p>

<h3>Baby botoks doğal ve sağlıklı bir görünüm sağlıyor</h3>

<p>Baby botoks, botoks uygulamasının belli olmaması ve mimikleri tamamıyla kaybetmemek amacıyla yapılan bir uygulamadır. Dolayısıyla da normalde yapılandan daha az ölçülerde yüzeye küçük enjeksiyonlar yapılmaktadır.<br />
<br />
Baby botoksun bir diğer faydası ise botoksun cilde kazandırdığı canlılık, parlaklık etkisinin daha belirgin bir şekilde görülebilmesidir.&nbsp;</p>

<h3>Altın iğneli radyofrekans tedavisiyle cilt kalitesi artıyor</h3>

<p>Cildin gözeneklerinin belirginleştiği ve cilt kalitesinin azaldığı durumlarda radyofrekans tedavileri uygulanabilmektedir. En yeni teknoloji radyofrekans uygulamalarından biri altın iğneli radyofrekans yöntemidir.<br />
<br />
Bu tedavide cilde iğneler üzerinden radyofrekans dalgaları verilmektedir. Bu dalgaların yarattığı ısı sayesinde ciltte kolajen ve elastin sentezi uyarılarak cildin daha sıkı ve gözeneklerin toparlandığı bir görünüm elde edilmektedir.<br />
<br />
Çene hattına uygulandığında çene kontöründe keskinleşme ve yanak kısımlarında toparlanma sağlayarak ciltte lifting etkisi de sağlanmaktadır.<br />
<br />
Bu tedavi yöntemi aynı zamanda sivilce izlerinde de kullanılabilmektedir. &nbsp;Altın iğneli radyofrekans tedavisinden çatlaklarda, yara ve yanık izlerinin tedavisinde gibi farklı alanlarda da faydalanılmaktadır.<br />
<br />
Radyofrekans uygulamaları daha yumuşak ve uzun süren tedavi yöntemleridir. Kişi tedavi sonrası günlük hayatına kolaylıkla devam edebilmektedir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 26 Nov 2021 14:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/11/bu-yontemler-cildinizi-dogal-bir-gorunumle-genclestiriyor-1637924604.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kan Şekerini Yükselten 10 Hata!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/kan-sekerini-yukselten-10-hata-6243</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/kan-sekerini-yukselten-10-hata-6243</guid>
                <description><![CDATA[Su içmenize rağmen sık sık şiddetli susuzluk hissi yaşıyor musunuz? Çevrenizi puslu mu görüyorsunuz? Yorgunluk ve karın ağrısı yakınmalarınız mı başladı? İstemsiz kilo kaybınız var mı? Sık sık idrara çıkıyor musunuz? Son zamanlarda bu sorunlardan şikayet etmeye başladıysanız, dikkat! Yakınmalarınızın nedeni; günümüzde gençlerde dahi sıkça görülen ‘yüksek kan şekeri’ olabilir! ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Su içmenize rağmen sık sık şiddetli susuzluk hissi yaşıyor musunuz? Çevrenizi puslu mu görüyorsunuz? Yorgunluk ve karın ağrısı yakınmalarınız mı başladı? İstemsiz kilo kaybınız var mı? Sık sık idrara çıkıyor musunuz? Son zamanlarda bu sorunlardan şikayet etmeye başladıysanız, dikkat! Yakınmalarınızın nedeni; günümüzde gençlerde dahi sıkça görülen ‘yüksek kan şekeri’ olabilir!&nbsp;<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1637823641_Dr__Ozan_Kocakaya.jpg" style="height:726px; width:800px" /></p>

<p>Kanda şekerin belli düzeylerin üzerinde olması ‘diyabet’ olarak tanımlanıyor. Kandaki şeker yüksekliği ihmale gelmiyor, çünkü damarlarda hasarlar oluşturarak; kalp krizinden inmeye, böbrek yetmezliğinden kalıcı görme kaybına kadar pek çok ciddi sorunlara yol açabiliyor.<br />
<br />
Dolayısıyla vücudumuza verdiği hasardan korunmak için kan şekerinin ideal değerlerde olması büyük önem taşıyor. Ancak yaptığımız bazı hatalar var ki kan şekerini hızla yükseltebiliyor.&nbsp;Acıbadem Fulya Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ozan Kocakaya&nbsp;kan şekerini yükselten 10 hatayı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu</p>

<h3>Belirtileri göz ardı etmek</h3>

<p>Çok su içmek, çok sık idrara çıkmak, görme bozuklukları, kilo kaybı, yorgunluk – bitkinlik gibi belirtileri göz ardı etmek, yüksek kan şekerinin tanı ve tedavisini geciktiriyor.<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1637823634_4.jpg" style="height:534px; width:800px" /></p>

<h3>Sağlıksız beslenmek&nbsp;</h3>

<p>Şekerli veya şeker, yağ ile tuzla işlenmiş gıdaları fazla tüketmek de kan şekerini yükselten önemli faktörler arasında ilk sıralarda yer alıyor.&nbsp;</p>

<h3>Kas kütlesinin kaybına seyirci kalmak</h3>

<p>Kaslar hayatta kalmak için şeker yakarlar. Dolayısıyla yeterli egzersiz yapmamak, harcanan enerji miktarını sınırlı tutarak, şekerin yakılmadan vücutta kalmasına neden oluyor. Bunun sonucunda da kan şekeri yüksek değerlere ulaşıyor. Kas kütlenizi kaybetmemek için bolca hareket etmeye ve düzenli olarak egzersiz yapmaya özen gösterin. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ozan Kocakaya, yürümek gibi hafif fiziksel aktivitenin bile şekerin yakılmasında son derece etkili olduğunu belirtiyor.&nbsp;<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1637823632_3.jpg" style="height:531px; width:800px" /></p>

<h3>Aile öyküsünü göz ardı etmek</h3>

<p>Ailede diyabet hastalığı tanısı alanlar olduğunu göz ardı etmek de kan şekerini yükselten önemli hatalardan. “Genetik mirasımız kaderimiz değil ama bize hangi konularda daha çok farkındalığımız olması gerektiği konusunda uyarıcı oluyor” diyen Dr. Ozan Kocakaya, ailenizde, özellikle birinci derece yakınlarınızda diyabet hastası varsa, belirtiler konusunda dikkatli olmanız, yakınmanız varsa zaman kaybetmeden hekime başvurmanız gerektiğini hatırlatıyor.&nbsp;</p>

<h3>Geçmiş hastalıkları dikkate almamak&nbsp;</h3>

<p>Polikistik Over Sendromu, gebelik şekeri ve pankreatit gibi hastalıklar geçirdiyseniz, bunları unutmayın. Çünkü bu hastalıklara hayatının bir döneminde yakalanmış olanlar, ilerleyen yaşlarda diyabete daha yatkın oluyorlar. Dolayısıyla kan şekerinizi en az yılda bir kez ölçtürmeyi ihmal etmeyin.&nbsp;<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1637823628_2.jpg" style="height:534px; width:800px" /></p>

<h3>Tedaviyi aksatmak</h3>

<p>Kan şekerini yükselten bir başka önemli hata da, tedaviyi aksatmak. Diyabet hastalarının ilaçlarını mutlaka düzenli almaları gerektiğine işaret eden Dr. Ozan Kocakaya, “İster hap ister insülin olsun, diyabet tedavisine düzenli devam etmemek kan şekerini yükseltiyor ve sizi diyabetin neden olduğu hastalıklarla karşı karşıya bırakıyor” diyor.&nbsp;</p>

<h3>İlaçları bilinçsizce kullanmak</h3>

<p>Kan şekerini yükseltebilecek olan ilaçları bilinçsizce kullanmak da yapılmaması gereken önemli hatalardan. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ozan Kocakaya, “Kortizon veya idrar söktürücü özelliğe sahip bazı ilaçlar, hatta masum gibi görünen bazı grip ilaçları bile şeker metabolizması üzerinde ciddi etkiler oluşturabiliyorlar. Dolayısıyla doktorunuzun ilaçlarla birlikte yapacağı diyet önerilerini ve kan şekeri takibinin gerekli olup olmadığını dikkatle dinleyin” uyarısında bulunuyor.&nbsp;</p>

<h3>Kan şekeri düştüğünde aşırı şeker tüketmek&nbsp;</h3>

<p>Kan şekeri düştüğünde sıkça yapılan önemli hatalardan biri, aşırı şeker tüketmek oluyor. Dr. Ozan Kocakaya, “Kan şekeri düşüşü, yani hipoglisemi son derece rahatsız edici, kaygı verici bir durum. Sinirlilik, terleme ve çarpıntıyla başlayıp bilinç kaybına kadar ilerleyebilen bu tablo kan şekeri düşen hastalarda paniğe ve belirtiler düzelene kadar yüksek miktarda şeker veya şeker içeren yiyecek ile içecek tüketmelerine neden olabiliyor” uyarısında bulunuyor. “Tedavi nedeniyle de zaman zaman kan şekerinde düşüş yaşayabilirsiniz” diyen Dr. Ozan Kocakaya, “Bu durumda paniğe kapılmadan tek küp şeker veya yarım bardak meyve suyu içmeli, ardından 15 dakika bekleyip yeniden ölçüm yaparak, bir kez daha düzeltme yapmaya ihtiyacınızın olup olmadığını değerlendirmelisiniz. Çünkü kan şekeriniz düştüğünde aşırı şeker tüketirseniz, bu kez aşırı yükselmeye başlar” bilgisini veriyor.&nbsp;</p>

<h3>Kilo almak</h3>

<p>Kilo alan kişilerde artan yağ dokusundan salınan hormonlar, şekerin hücrelerin içine girmesini sağlayan insülin hormonunun görevini yapmasını önlüyorlar. İnsülinin etkili bir şekilde kullanılamaması nedeniyle de şeker hücrelere giremiyor ve kan dolaşımında birikmeye başlıyor. Bunun sonucunda da diyabet gelişiyor.&nbsp;</p>

<h3>Sigara içmek&nbsp;</h3>

<p>Sigaranın içindeki nikotin kısa vadede iştah kapatıp metabolizma hızını arttırsa da, uzun dönemde diyabet oluşumuna zemin hazırladığı ortaya kondu. Amerika Birleşik Devletleri’nde, 18-30 yaş arasındaki 5115 erişkinin 7 yıl takip edilerek verilerinin derlendiği bir çalışmada; sigaranın içindeki nikotinin kilo alımına ve kandaki kötü yağları artırıp iyi kolesterolün düşmesine yol açtığı, ayrıca insülin direncini tetiklediği kanıtlandı. “Kan şekeriniz yüksek ise yapmanız gereken birinci şey bunun için yardım aramaksa, ikincisi de sigarayı bırakmaktır” diyen Dr.&nbsp;Ozan Kocakaya, &nbsp;sigarayı bırakmak için doktorunuza, hemşirenize, eczacınıza mutlaka danışmanız, sigara bıraktırmaya yönelik programlara dahil olmanız veya “Alo 171” sigarayı bırakma hattını aramanız gerektiğine dikkat çekiyor.&nbsp;</p>

<h3>Kan şekeri neden yükseliyor? &nbsp;</h3>

<p>Besinlerimizdeki her bir parça sindirim sistemi tarafından en küçük yapıtaşlarına kadar parçalanıyor ve içlerindeki şeker ortaya çıkartılıyor. Bunun nedeni ise vücudumuzdaki tüm hücrelerin çalışmak için şekere ihtiyaç duymaları. Şeker molekülleri enerji sağlayacakları hücrelerin içine insülin hormonuyla girebiliyorlar. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ozan Kocakaya, “Eğer vücudunuzda insülin yoksa veya vücudunuz insüline doğru şekilde yanıt vermiyorsa şeker hücrelere giremiyor ve kan dolaşımında birikmeye başlıyor” diyor. Açlık kan şekerinin 110-125 miligram/dl, yemekten iki saat sonra bakılan kan şekerinin 200 mg/dl’den yüksek olması veya kan şekeri yüksekliği belirtileri gösteren bir kişide rastgele yapılan kan şekeri ölçümünde değerin yine 200 mg/dl’nin üzerinde çıkması, tanıyı koyduruyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 25 Nov 2021 14:51:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/11/kan-sekerini-yukselten-10-hata-1637841369.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>‘’Bulaşıcı Hastalıklar ile Ruh Sağlığı Arasındaki İlişki Antik Çağlara Dayanıyor’’</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/bulasici-hastaliklar-ile-ruh-sagligi-arasindaki-iliski-antik-caglara-dayaniyor-6232</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/bulasici-hastaliklar-ile-ruh-sagligi-arasindaki-iliski-antik-caglara-dayaniyor-6232</guid>
                <description><![CDATA[Tarih boyunca belirli zaman aralıklarında gücünü arttıran salgın dönemlerinde; bireylerde ve toplumlarda var olan sorun çözme becerileri yerini korku ve panik duygusuna bırakıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Tarih boyunca belirli zaman aralıklarında gücünü arttıran salgın dönemlerinde; bireylerde ve toplumlarda var olan sorun çözme becerileri yerini korku ve panik duygusuna bırakıyor.<br />
<br />
Pandeminin yarattığı korku bireylerde ciddi ruhsal sorunlara yol açarak travma sonrası stres belirtilerini tetikleyebiliyor.&nbsp;<br />
<br />
İstinye Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Öğr.&nbsp;Üyesi Pervin Tunç, tüm dünyayı etkisi altına alan COVİD-19 Pandemisinin neden olduğu anksiyete ve travma sonrası stres belirtilerini (TSSB) değerlendirdi.</p>

<h3>''Bulaşıcı Hastalıklara Bağlı Ruhsal Sorunlar, Küresel Olarak En Büyük Hastalık Türü Kategorileri Arasında Kabul Ediliyor''</h3>

<p>Çağımızda bulaşıcı hastalıklara bağlı ruhsal sorunlar, küresel olarak en büyük hastalık türü kategorileri arasında kabul ediliyor. Milyonlarca insanın ölmesi, işsiz kalması ve karantiya girmesi gündelik hayatı belirleme&nbsp;ve gelecek ile ilgili yaşam hedeflerini oluşturmada belirsizlik yaratıyor. Bulaşıcı hastalıklarla ruh sağlığı arasındaki ilişkilendirme antik çağlara kadar gitmektedir. Salgınların doğasına ilişkin en kötü özellik,&nbsp;ne zaman geleceğine dair hiçbir kesinliğin olmaması. Bu durumda;&nbsp;salgının travmatik etkisinin insanın kavrayışının ötesinde olduğu, bireyin var oluşan dair duygusal ve bilişsel bütünlüğünü olumsuz bir şekilde etkileyebileceği söylenebilir.&nbsp;</p>

<h3>‘’Travmatik Olayları Diğer Olaylardan Ayıran En Önemli Özellik Yaşamsal Bir Tehdit Oluşturması’’</h3>

<p>İnsanlık tarihi boyunca doğal afetler içinde önemli bir yer tutan salgın hastalıkların insan psikolojisi üzerinde olumsuz etkiler bırakması kaçınılmaz. Hayatımızda belirgin değişiklik yapan, ruhsal sağlığımızı tehdit eden, yeniden uyum gerektiren gelişmeler karşısında duygusal ve düşünsel olarak zorlandığımız dönemlerde, stres ve anksiyete hissetme halinin görülmesi beklenen bir durum. Travmatik olayları diğerlerinden ayıran en önemli özellik ise yaşamsal bir tehdit oluşturması;&nbsp;kontrol edilemez ve beklenmedik olması. Salgın hastalıklar ile ortaya çıkan travmatik yaşam olayları, insanlarda korku ve güven kaybını tetikleyerek depresyon, anksiyete, alkol-madde kullanımı gibi psikiyatrik bozuklukların ortaya çıkmasına neden olabiliyor. Bireylerin travmatik durumlara verdiği tepkilerin önceki ruhsal sorunlardan etkilenerek ağırlaşabileceği de göz önüne alınmalıdır.</p>

<h3>‘’Travmatik Süreçlerden Etkilenen Bireylere Gerekli Desteğin Sağlanması Gerekiyor.’’</h3>

<p>Travmatik bir yaşantıdan sonra, hangi fizyolojik ve psikolojik tepkilerin normal, hangilerinin patolojik, kimlerin kendiliğinden iyileşeceğini ya da kimlerin hastalığının kronikleşeceğini önceden belirleyebilmek birey ve ailesi için olduğu kadar toplum ruh sağlığı açısından da çok değerli.&nbsp;&nbsp;Pandemi döneminde bireylerin yaşadığı anksiyete türünün ne kadarının mevcut salgın hastalık ile ilgili ne kadarının önceki ruhsal yapı ile ilgili olduğunu belirlemek klinik veri sağlamak ve doğru psikolojik müdahaleyi belirlemek açısından çok önemli. Bu noktada; travmatik süreçlerden etkilenen bireylerin belirlenmesi ve süratle gerekli desteğin sağlanmasının koruyucu ruh sağlığı hizmetlerinin zorunlu görevleri arasında olduğunu belirtmemiz gerekiyor.Salgına maruz kalan bireylerde anksiyete belirtilerine sık rastlanması, bu konunun anlaşılmasının ve ölçülmesinin gerekliliğini gündeme getirmiştir. Covid-19 Pandemisinin ortaya çıktığı günlerde toplum örneklemde; travmatik stres belirtileri, anksiyete ve ontolojik iyi oluş arasındaki ilişkilerini incelemek üzere veri topladım. Bu konuyu ele aldığım makalemde yaşı daha genç olan gruplarda anksiyete ve travma belirtilerinin daha fazla olduğuna dair bulgular elde ettim. Bu sonuç özellikle genç yaştaki bireylerin varoluşsal (ontolojik) kaygılarının pandeminin yarattığı travmadan daha fazla etkilendiklerini gösteriyor olabilir.</p>

<h3>’'Milyonlarca İnsanın Ruhsal Bakıma ve Desteğe İhtiyaç Duyacağı Söylenebilir’’</h3>

<p>Dünya çapında benzersiz ölçekte duygusal travma ve travma sonrası stres bozukluğu yaratan COVID-19 Pandemisinin, daha önce hiçbir küresel krizde bir araya gelmemiş pek çok psikolojik stres faktörünü bir araya getirmiş olduğu görülüyor. Küresel bir halk sağlığı acil durumu olan salgın, toplumun ruh sağlığını da tehdit ediyor. &nbsp;Bireylerin psiko-sosyal destek almaları durumluk anksiyetelerini&nbsp;azaltabilir. Salgından etkilenen bireylerin ruhsal travmaları üzerinde çalışılmalı, yeniden hedef ve amaçlar oluşturmaları desteklenmeli ve geliştirilmelidir. Anksiyetenin azalması, gelecekte neler olabileceğine dair daha gerçekçi değerlendirme yapmayı, geçmiş, şimdi ve gelecek zaman arasında daha bütünlüklü düşünebilmeyi ve davranabilmeyi destekleyecektir. Bu durum gereği gibi ele alınmazsa, travma&nbsp;sonrası&nbsp;stres belirtilerini&nbsp;ve anksiyete ile ilişkili yük, virüsün kendisinin yarattığı sağlık sorunlarından daha ağır sonuçlar getirebilir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 24 Nov 2021 13:58:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/11/bulasici-hastaliklar-ile-ruh-sagligi-arasindaki-iliski-antik-caglara-dayaniyor-1637751591.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kulak çınlaması, nüfusun yüzde 10-15’ini etkiliyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/kulak-cinlamasi-nufusun-yuzde-10-15ini-etkiliyor-6230</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/kulak-cinlamasi-nufusun-yuzde-10-15ini-etkiliyor-6230</guid>
                <description><![CDATA[Bulunulan ortamda o ses olmamasına rağmen varmış gibi duyulma, işitilme hissi olarak tanımlanan kulak çınlaması, kişinin yaşam kalitesini etkileyebiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bulunulan ortamda o ses olmamasına rağmen varmış gibi duyulma, işitilme hissi olarak tanımlanan kulak çınlaması, kişinin yaşam kalitesini etkileyebiliyor. Çocukluk çağından itibaren her yaştan bireyde görülebilen çınlamanın, toplumda oldukça yaygın görüldüğünü belirten uzmanlar, yetişkin nüfusun yaklaşık yüzde 10-15’ini etkilediğini belirtiyor. Uzmanlar,&nbsp;çınlamayı önlemek için, kulakların yüksek ses ve gürültüden korunmasını tavsiye ediyor.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi (SBF) Odyoloji Bölümü Araştırma Görevlisi Mina Gök, kulak çınlamasına ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>

<p>O ses olmamasına rağmen varmış gibi duyuluyor</p>

<p>Tıp dilinde “Tiinitus” olarak adlandırılan kulak çınlamasını, “bulunulan ortamda ‘o’ ses olmamasına rağmen, varmış gibi duyulma, işitilme hissi” olarak tanımlayan Mina Gök, “Duyulan ses, hastalar tarafından; tiz veya bas bir ton, uğultu, çınlama, tıslama, ıslık, cırcır böceği sesi gibi değişik şekillerde tanımlanabilmektedir. Tek taraflı veya iki kulakta birden, aralıklı veya sürekli ortaya çıkabilmektedir.”&nbsp;diye konuştu.</p>

<h3>Kulak çınlaması; hastalık değil, bulgu</h3>

<p>Çınlamanın, kendi başına işitme kaybı oluşturmamakla birlikte, hastalık değil bulgu olarak kabul edildiğini kaydeden Gök, “Çocukluk çağından itibaren her yaştan bireyde görülebilen çınlama, toplumda oldukça yaygın görülmekte ve yetişkin nüfusun yaklaşık yüzde 10-15’ini etkilemektedir.” diye konuştu.</p>

<h3>Objektif çınlamayı, uzman da duyabiliyor…</h3>

<p>Çınlamayı daha detaylı değerlendirmek için objektif ve subjektif çınlama olmak üzere iki grupta incelemenin mümkün olduğunu ifade eden Araştırma Görevlisi Mina Gök, şunları söyledi:</p>

<p>“Objektif kanıtlanabilir çınlama, vücutta oluşan örneğin kan akışı veya kas hareketi sesinin kulağa ulaşması sonucunda hissedilmekte ve değerlendiren uzman steteskopla veya hastaya yaklaştığında hastanın duyduğu ses duyulabilmektedir. Objektif çınlama çoğunlukla damar ve kas nedenli baş, boyun, çene veya uzuvlardaki belirli manevralar tetikleyebilmektedir.</p>

<h3>Subjektif çınlamayı sadece o kişi duyuyor</h3>

<p>Subjektif yani öznel kulak çınlaması, fiziksel bir olgudan kaynaklanmayan ve sadece kulak çınlaması olan bireyin duyabildiği seslerdir. İç kulaktaki duyu hücrelerinde ses uyarımı olmadan yani sesin olmadığı durumda, sinir sistemindeki anormal uyarılmadan oluşan bir durumdur. İşitme sinirinde veya beyne giden yollarda meydana gelmektedir.”</p>

<p>Araştırma Görevlisi Mina Gök, subjektif çınlamanın, dış kulak yolu, kulak zarı, orta kulak, iç kulak, işitme siniri ve sonrasındaki yapıların problemlerini kapsayan nedenlerle metabolik veya nörolojik hastalıklarla, bazı ilaçların yan etkisiyle ve psikolojik faktörlerle ortaya çıkabildiğini söyledi.</p>

<p>Subjektif çınlamanın görülme sıklığının, objektif çınlamaya göre çok daha yüksek olduğunu ifade eden Araştırma Görevlisi Mina Gök, “Kulak çınlaması şikayeti olan kişilerin yüzde 1’den daha azında objektif çınlama görülürken geri kalan yüzde 99’undan fazlasında subjektif çınlama görülmektedir.” dedi.&nbsp;</p>

<h3>Yaşam kalitesini etkileyebiliyor</h3>

<p>Çınlamanın her bireyde farklı şekilde ortaya çıktığından yaşam kalitesini farklı düzeyde etkilediğini vurgulayan Mina Gök, “Bazı hastalarda küçük bir sıkıntı iken bazı hastalarda uyku düzenini bozarak, endişeye sebebiyle depresyon gibi duygusal ve psikolojik semptomlara neden olabilmektedir. Şiddetli kulak çınlamasına, özellikle seslere karşı tahammülsüzlük olarak tanımlanan hiperakuzi veya algılama problemleri eşlik edebilmektedir.” uyarısında bulundu.&nbsp;</p>

<h3>Kulak çınlamasında işitme kaybı görülebiliyor</h3>

<p>“Kulak çınlaması olan bireylerde genellikle işitme kaybı görülmektedir ancak bu durum çınlama varsa işitme kaybı vardır şeklinde yorumlanmamalıdır” diyen Mina Gök, “Normal veya normale yakın işitmeye sahip kişilerde de çınlama görülebilmektedir. Çınlamanın yaygınlığı ve şiddeti, işitme kaybının derecesi ile artış göstermekle birlikte işitmenin tamamıyla yok olması durumunda da bireylerin şiddetli çınlama şikayetlerinin devam ettiği bilinmektedir.” diye konuştu.&nbsp;</p>

<h3>Yüksek ses maruz kalmak ve travmalar çınlamaya neden olabilir</h3>

<p>Yaşlılığa bağlı oluşan işitme kaybında da çınlama görülebildiğini ifade eden Mina Gök, “Kafa travmasından kaynaklanan işitme siniri yaralanmaları, genellikle kulak çınlamasıyla sonuçlanmaktadır. İşitme sinirindeki tümör varlığı da yine hemen hemen her zaman çınlama ile birlikte görülmektedir. Birçok araştırmanın konusu olmasına rağmen, çınlamanın oluşum mekanizması tam olarak anlaşılamamıştır. Ancak genel olarak yüksek sese maruz kalmak, iç kulağı etkileyen işitme kayıpları, kulağa gelen bir darbe veya patlama gürültüsü gibi akustik travma ve bazı ilaçların yan etkileri çınlama ile ilişkilendirilmektedir.” diye konuştu.</p>

<h3>Hiperakuzi ve depresyon eşlik edebilir</h3>

<p>Kulak çınlamasının bireyin tüm hayatını etkileyerek yaşam kalitesini bozabildiğini kaydeden Mina Gök, “Şiddetli kulak çınlamasına normal şiddetteki seslere karşı aşırı hassasiyet olarak tanımlanan hiperakuzi ve depresyon gibi duygusal bozukluklar eşlik edebilmektedir. Rahatsız edici derecede kulak çınlaması yaşayan hastalar için kesin bir tedavi seçeneği yoktur fakat mevcut tedavi stratejileri ile çınlamanın şiddetini azaltmak ve yaşam kalitesini iyileştirmek amaçlanmaktadır.” dedi.&nbsp;</p>

<h3>Tedavi için birçok seçenek bulunuyor</h3>

<p>Çınlamanın karakterini belirleyebilmek için odyologlar tarafından sessiz test kabinlerinde hasta yanıtları baz alınarak frekans (tizli-bas) ve şiddet eşitleme yöntemleri kullanıldığını belirten Araştırma Görevlisi Mina Gök, “Tedavi için birçok seçenek bulunmaktadır. İşitme cihazları mevcut seçeneklerin başında gelmektedir. İşitme cihazlarının sağladığı çevresel sesleri yükseltme, mevcut çınlamayı bastıracak ve çınlamanın yarattığı rahatsızlığı azaltacaktır. Yine işitme cihazları içindeki maskeleme seçenekleri, okyanus veya doğa sesleri ile çınlamanın işitilmesini azaltacaktır.” dedi.</p>

<h3>Bilişsel Davranışçı Terapiler de kullanılabiliyor</h3>

<p>Antidepresanların da durumun psikolojik yükünü hafifletmek için sıklıkla tercih edilen yöntemlerden biri olduğunu kaydeden Mina Gök, “Ek olarak Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), çınlamanın yarattığı psikolojik güçlükleri azaltmak amacıyla kullanılan psikolojik terapi yöntemlerindendir. Transkraniyal Manyetik Stimülasyon (TMS), &nbsp;çınlama tedavisi için dünya çapındaki kliniklerde kullanılan etkinliği kanıtlanmış bir diğer yöntemdir. Tercih edilen tedavi seçeneklerinden biri de odyologların uyguladığı Tinnitus Retraining Therapy (TRT)’dir. TRT, kulaktan beyne uzanan sinyal transferinden sorumlu mekanizmalarda değişiklik yaratmayı ve böylece doğrudan çınlama kaynaklı reaksiyonları hafifletmeyi hedefleyen danışmanlık ve ses terapisinden oluşan bir yöntemdir.” diye konuştu.&nbsp;</p>

<h3>Kulak çınlamasını önlemek için bu önerilere dikkat!</h3>

<p>Gök, kulak çınlamasını önlemek için tavsiyelerini şöyle sıraladı:</p>

<p>* Kulaklarımızı yüksek ses/ gürültüden korumaya,</p>

<p>* Enfeksiyon riskini azaltmak için kulaklık ve/veya işitme cihazımızın temizliğine,</p>

<p>* Özellikle stres/anksiyete açısından duygu-durumumuzu stabil tutmaya özen göstermeliyiz.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 23 Nov 2021 16:22:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/11/kulak-cinlamasi-nufusun-yuzde-10-15ini-etkiliyor-1637673850.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dikkat! Çocuğunuz ara tatilde okuldan uzaklaşmış olabilir</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/dikkat-cocugunuz-ara-tatilde-okuldan-uzaklasmis-olabilir-6219</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/dikkat-cocugunuz-ara-tatilde-okuldan-uzaklasmis-olabilir-6219</guid>
                <description><![CDATA[Okullar, hafta sonlarının da dahil olması ile 9 güne çıkan ara tatil döneminin sona ermesi ile yüz yüze eğitime başladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Okullar, hafta sonlarının da dahil olması ile 9 güne çıkan ara tatil döneminin sona ermesi ile yüz yüze eğitime başladı.<br />
<br />
Yaz tatili dönemlerinde olduğu gibi kısa tatil dönüşlerinde de çocukların okula uyum sorunu yaşayabildiğini belirten uzmanlar, kaygı yaşayan çocuklarda ilk günler için isteksizlik ve korkunun görülebileceğini ifade ediyor.<br />
<br />
Uzmanlar, ebeveynlere çocuğun kaygısını tetikleyecek davranışlarda bulunmamalarını ve okulda akranları ile ilişki kurması için desteklemelerini tavsiye ediyor.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Ayşe Şahin, 9 günlük ara tatil dönemi bugün sona eren çocukların tekrar okula uyum problemi yaşayabileceklerini belirterek ebeveynlere önemli tavsiyeler paylaştı.</p>

<h3>Tatil sonrası okula dönüşte sorunlar yaşanabiliyor</h3>

<p>Bazı çocukların okula tekrar alışma sürecinde kaygı ve korku duyduklarını, bunun sonucunda çeşitli sıkıntılar yaşadıklarını ifade eden Uzman Klinik Psikolog Ayşe Şahin, “Gerek yaz gerekse ara tatil dönemleri sonrası okul kaygısı yaşayan çocuklarda okula gitme konusunda ilk günler için yoğun isteksizlik, okuldan korktuğuna ve gitmek istemediğine yönelik ifadeler görülebilir. Bazı çocuklar ara tatilde mental olarak okuldan uzaklaşmış olabilir ve bu yüzden okula gitmeyi tamamen reddedebilirler. Okul saati yaklaştığında çocuğun sıkıntılarında artış gözlenebilir. Mide bulantısı, baş ağrısı, iştahsızlık gibi fiziksel şikayetler ile öfkelilik, şiddet gösterme, ağlama gibi duygusal sorunlar söz konusu olabilir.” dedi.</p>

<h3>Ebeveynden ve evden ayrılmak istemeyebiliyorlar</h3>

<p>Çocukların okula gittiğinde kendisini bırakan yetişkinden ayrılmak istememekte ısrarcı olma gibi davranışlar sergileyebildiklerini de vurgulayan Şahin, “Tüm bu sıkıntılar çocuğun okula gitmemesi ile sonuçlanabilir. Çocuklarda yaşanan bu sıkıntılar okulla ilgili olumsuz düşüncelerden çok çocuğun ebeveynlerinden, güvenli alan olarak belirledikleri ev ortamlarından ayrı kalmaktan endişe duymaları ile ilişkilidir. Bunun yanında anksiyete bozukluğu gibi farklı psikolojik sorunlar da ara tatil döneminde bir nebze rahatlamış olan çocuğun tekrar okul korkusunu yaşamasına sebep olabilir.” diye konuştu.</p>

<h3>Ebeveynler davranışlarında tutarlı olmalı</h3>

<p>Aileler çocuğun okula gitmesi konusunda tutarlı davranmaları gerektiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Ayşe Şahin sözlerine şöyle devam etti:</p>

<p>“Öncelik çocuğun olabilecek en kısa zamanda okula geri dönmesi olmalı. Okula ara verilen süre ne kadar uzarsa problemi çözmek o kadar güç olacaktır. Okula gitme zamanı yaklaştığında ebeveynler de kendi kaygılarını kontrol etmeliler. Ebeveynler çocuğun okula gitmemek için huzursuzlanacağına yönelik kaygılandıklarında bu durum tutum ve davranışlarına yansıyacaktır. Ebeveynler çocuğun kaygısını tetikleyecek tutumlardan kaçınmalı. Okula çocuğun bağımlı olduğu ebeveyn yerine diğer ebeveynin götürmesi ve ya okula servisle gitmesinin sağlanması da bu süreci kolaylaştırabilir. Çocuğun tıbbı durumu evde kalmayı gerektirmedikçe doktorlar mazeret raporu vermekten kaçınmalı.”</p>

<h3>Akranları ile ilişki kurması için desteklenmeli</h3>

<p>Çocuğun aile üyeleri dışında yakınlık kurabileceği ilişkiler geliştirmesi ve okulda arkadaşlıklar edinmesinin kendisini okulda güvende hissetmesi için oldukça önemli olduğunu vurgulayan Şahin, “Çocuk akranlarıyla ilişki kurması yönünden desteklenmeli. Arkadaşlık kurmak, öğrenilebilen bir sosyal beceridir. Çocuğun yaşadığı güçlükle ilgili öğretmen bilgilendirilmeli. Çocuğun ders aralarında ne yaptığı, nerede vakit geçirdiği öğrenilmeli. Okulla yapılan işbirliği çözümü kolaylaştıracaktır ancak tüm bunlara rağmen yaşanan sorunlar sürüyorsa geç kalmadan psikolojik bir destek alınmalı.” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 22 Nov 2021 14:31:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/11/dikkat-cocugunuz-ara-tatilde-okuldan-uzaklasmis-olabilir-1637580824.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &quot;Hayır deme becerisi, çocuğu tehlikelerden koruyabilir&quot;</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/prof-dr-nevzat-tarhan-hayir-deme-becerisi-cocugu-tehlikelerden-koruyabilir-6213</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/prof-dr-nevzat-tarhan-hayir-deme-becerisi-cocugu-tehlikelerden-koruyabilir-6213</guid>
                <description><![CDATA[Hayır demenin sonradan öğrenilen bir beceri olduğunu vurgulayan Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bu becerinin erken yaşlardan itibaren kazanılması gerektiğine dikkat çekiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Hayır demenin sonradan öğrenilen bir beceri olduğunu vurgulayan Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bu becerinin erken yaşlardan itibaren kazanılması gerektiğine dikkat çekiyor.<br />
<br />
Kurallı bir ortamda büyüyen çocuğun bu beceriyi kolaylıkla edindiğini kaydeden Tarhan, çocuğun bağımlılık ve istismardan korunmasında bu becerinin çok önemli bir rolü olduğunu&nbsp;söylüyor.<br />
<br />
Prof. Dr. Nevzat Tarhan, eleştirilme ya da dışlanma korkusunun bu becerinin gelişmesine engel olabileceği uyarısında da bulunuyor.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, hayır deme becerisine ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>

<p>Hayır demenin bir beceri olduğunu ve yetenekten farklı olarak sonradan öğrenildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Hem sosyal hem de içsel bir beceridir. Bu beceriyi çocukluk döneminden itibaren öğreniyoruz. Hayır demeyi veya dememeyi öğrenebiliyoruz.” dedi.</p>

<p>Bu becerinin öğrenilmesiyle ilgili birçok genetik çalışma bulunduğunu kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Hayvanlarda hayır demekle ilgili sınırlar genetik olarak kodlanmış. Bir hayvanın doğar doğmaz kendi güvenlik alanı vardır. Güvenlik alanı içerisinde idrarla işaretleme yaparlar. Kedigiller, aslan, kaplan ve köpek gibi hayvanlar o alana gireni düşman görürler. O alandan uzaklaştırırlar. Hayvanların yakınlarıyla ilişkileri ve yabancılarla ilişkileri, hayır deme tepkileri farklıdır.” diye konuştu.</p>

<h3>Sınır koyma sonradan öğreniliyor</h3>

<p>Hayvanlardan farklı olarak insan çocuğunun sonradan öğrendiğini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Genetik olarak insanda bu özellik yok. Yani diğer canlılar yaratılıştan öğrenmiş olarak doğuyor ama insan öğrenmek üzere doğduğu için bunları sonradan aile içinde öğreniyor. Hatta medenileşmenin ilk işareti komşuyla kendi arasında çit yapmak. Yani kendi sınırlarıyla başkasının sınırlarını belirleyebilmek. Sosyal bilim açısından bu çok daha önemli.” dedi.</p>

<h3>Yaşam bir seçim, hayat bir tercihtir</h3>

<p>Hayır deme becerisinin öğrenilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Kişinin yetiştiği ortam önemli. Çocukluk çağı travmaları ve yaşantıları önemli veya o kişinin değişime ve yeniliğe açık olup olmaması önemli. Kişinin kendini sürekli geliştirme içinde olup olmaması da öyle. İnsan, hayatı boyunca pek çok konuda karar vermek zorunda kalıyor. Böyle durumlarda ‘Evet, hayır, uygun, uygun değildir, güvenli, güvenli değildir’ şeklinde karar veriyoruz. Yaşam bir seçimdir. Hayat bir tercihtir sloganımız var. Aslında yaşam bir seçim, hayat bir tercihtir. Her dakika, her saniye onlarca tercih yapıyoruz, onlarca karar veriyoruz. Her karara evet diyebilmek veya her karara hayır diyebilmek mümkün değil, doğru da değildir. Önemli olan seçici olmak ve doğru kararı verebilmektir.” diye konuştu.</p>

<h3>Büyüdükçe yeni senaryolar yazmamız gerekiyor</h3>

<p>Hayır demenin, aynı zamanda insanın kendi kişilik sınırlarıyla başkasının kişilik sınırları arasındaki sınırları koruyabilme becerisi olduğunu kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Kişinin ilişki sınırlarını koruyabilme becerisidir. Bu beceri geliştirilebiliyor. Bu, yeni olaylarda, yeni durumlarda yeniden yazılıyor. Özellikle çocukluk dönemlerinde öğrendiğimiz hayat senaryoları var. Yaşantılar var, deneyimler var, birçok olumlu ve olumsuz yaşam senaryoları var. Büyüdükten sonra, ergenlikten sonra birçok senaryoyu yeniden yazmamız gerekiyor çünkü yeni aktörler giriyor hayatımıza. Bu şekilde yeniden yazıyoruz.” diye konuştu.</p>

<p>Kimi zaman bu aktörlerle ilişkilerde sağlıklı ilişki ve iletişim kurabilmek için her şeye evet ya da her şeye hayır diyen bir tarz olabildiğini kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, burada denge kurmanın ve stres yönetmenin önemine işaret etti.</p>

<h3>Hayır diyebilme, stres yönetiminin bir gereğidir</h3>

<p>Günümüzde stresin 100-200 yıl önceye oranla çok daha fazla yaşandığı bir ortamda olduğumuzu kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Hayır diyebilme, stres yönetiminin de bir gereğidir. Hayır diyebilme kişilik gelişiminin bir gereğidir. Hayır diyememe bazı insanlarda zayıftır. Bazı insanlar her şeye önce hayır derler ondan sonra dinlerler. Aslında bu tip insanların hayır demesi, ‘Bana bir zaman tanı’ anlamına gelir. Bu insanlar iletişimde çok hata da yaparlar. Yanlış anlaşılırlar. İnsanlar ondan kaçarlar. Bu tip kişiler, iletişimde negatif olurlar ve olumsuz ilişkilere sebebiyet verebilir.” diye konuştu.</p>

<h3>Kurallı evde büyümeyen kişi, bu beceriyi öğrenemiyor</h3>

<p>Her şeye evet diyen kişilerin bir müddet sonra evet demesine karşın o evetin arkasında durmadığını kaydeden Tarhan, “Her şeye evet diyen güvenilmeyen kişi olur. Bunun için kişinin kurallı yaşamayı ve hayatın kurallı bir ortam olduğunu bilmesi gerekiyor. Kurallı bir ortam olmayan evde büyüyen çocuk, bu beceriyi öğrenemiyor. Eğer evde kurallı ortam yeterli değilse, gevşek disiplin varsa yine öğrenemiyor. Ya da her şeye izin veren ebeveyn varsa çocuk bu beceriyi yine öğrenemiyor. Bir ebeveynin her şeye evet dediği, diğerinin ise her şeye hayır demesi durumunda çocuk bu beceriyi tutarsız disiplinde yetiştiği için yine öğrenemiyor.” uyarısında bulundu.</p>

<h3>Korku kültürlerinde hayır diyememe özellikleri yaygın&nbsp;</h3>

<p>Fazla katı disipline sahip ailelerde de çocuğun düşük özgüveni olduğunu kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Böyle ailelerin çocukları, pasif agresif çocuklar oluyor. Evet diyorlar ama sinsice kendi bildiklerini yapıyor. Yani entrika çeviren tipler ortaya çıkıyor. Bizim kültürümüzde de olduğu gibi maalesef korku kültürlerinde hayır diyememe özellikleri gösteren kişiler fazla oluyor. Evet diyor ama farklı şekilde davranıyor. Gizli gündemi olan kişiler ortaya çıkıyor ve güvenli olmayan davranışlar sergileyen bir çocuk yetiştirmiş oluyoruz.” diye konuştu.</p>

<p>Güven vermeyen kişilerle yaşamanın zorluklarına işaret eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bu tip kişilerle uzun bir yolculuğa çıkamazsınız ve güvenli bir ilişki kuramazsınız. Güvenli ilişkinin olmadığı yerde de ilişkilerde sık sık kopmalar ve dağılmalar yaşanıyor.” dedi.</p>

<h3>Eleştirilme korkusu, hayır demeye engel olabiliyor</h3>

<p>Hayır denmesi gereken yerde hayır diyememenin arkasında genellikle bir korku envanteri olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “O korkular nedeniyle hayır demek güç olabilir. Mesela bazı kişilerde eleştirilme korkusu vardır. Hayır dediği zaman eleştirilebileceği korkusunu yaşayan bir kişi, ‘Duyarsız bir kişi olarak, takım ruhunu bozan kişi olarak, bencil bir kişi olarak algılanırım’ endişesiyle içine sinmediği halde evet diyebiliyor ve bu durumda hayır deme yöntemini geliştiremiyor. Eleştirilme korkusu oluyor. Bazı insanlar, çatışmaktan müthiş korkarlar. Baskın ve buyurgan bir insan, fobi derecesinde çatışmaktan korkan bir insanı rahatlıkla korkutur, bastırır ve yönetir. Hâlbuki insanın zor durumlarda hayır demeyi başarabilmesi gerekiyor. Kabaca olmadıkça her davranışa ya da her yanlışa hayır denebilir. Bunu bilmek gerekiyor. İlkeli davranmak konusunda kararlı olmak önemlidir.” diye konuştu.</p>

<h3>Yanlışlara hayır diyebilmek bir gelişmişlik işaretidir</h3>

<p>Hayır diyememe davranışının gençlerde en çok bağımlılık davranışında görüldüğüne dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bağımlılıkta çoğunlukla bir grup baskısı oluyor. Ergenlik döneminde arkadaş, aileden daha önemli hale gelir. Arkadaş ortamında birisi bir şey ikram ediyor, ona hayır diyemiyor ve ondan sonra başlıyor. Hoşuna da gidiyorsa devam ettirmeye başlıyor. Yanlışlara hayır diyebilmek bir gelişmişlik işaretidir. Yanlışlara hayır diyemeyen bir çocuk, evde bunları rahatlıkla konuşamayan, öğrenemeyen bir çocuk dışarıda sahte mutluluğun olduğu bir ortamda madde kullanımının yanlış olduğunu söyleyemez ve karşı çıkıp hayır diyemez. Çocuk istismarında da hayır diyememe en büyük sebep olarak karşımıza çıkıyor. Çocuk çeşitli oyunlar içerisinde ortaya çıkan istismar davranışına hayır diyemiyor.” uyarısında bulundu.</p>

<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, çocuklara özel alan ve mahremiyet eğitimi verilmesi gerektiğinin altını çizerek “Çocuğa bunu öğrettiğiniz zaman çocuk böyle bir tehlike ve riskle karşılaştığında hayır diyebiliyor.” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 20 Nov 2021 16:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/11/prof-dr-nevzat-tarhan-hayir-deme-becerisi-cocugu-tehlikelerden-koruyabilir-1637413898.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bitki çaylarının yan etkilerine dikkat!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/bitki-caylarinin-yan-etkilerine-dikkat-6203</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/bitki-caylarinin-yan-etkilerine-dikkat-6203</guid>
                <description><![CDATA[Bilinçli olarak tüketildiğinde sağlık için pek çok faydası olan şifalı bitkilerin, bilinçsiz ve aşırı kullanımına bağlı olumsuz sonuçlar ortaya çıkabiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bilinçli olarak tüketildiğinde sağlık için pek çok faydası olan şifalı bitkilerin, bilinçsiz ve aşırı kullanımına bağlı olumsuz sonuçlar ortaya çıkabiliyor.<br />
<br />
Açıkta satılan, içeriğinde kullanılan bitkilerin neler olduğu bilinmeyen karışım çaylarının tüketilmemesi gerektiğini vurgulayan uzmanlar, özellikle teşhis edilen kronik bir rahatsızlık ve düzenli ilaç kullanımı var ise bitki çayı kullanımına özen gösterilmesi gerektiği uyarısında bulunuyor. Uzmanlar; demleme, soğuk suda bekletme ve kaynatma şeklinde tüketilebilen bitki çayları hazırlanırken cam ya da porselen demlik kullanılmasını tavsiye ediyor.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu (SHMYO) Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Program Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Tuğba Kaman, bitki çaylarının kullanım şekilleri ve kullanımında dikkat edilmesi gereken durumlar hakkında önemli bilgiler paylaştı.</p>

<h3>Açıkta satılan bitkilere dikkat!</h3>

<p>Dr. Öğretim Üyesi Tuğba Kaman, bitki çaylarının halk arasında bitkilerden faydalanmak için kullanılan en basit ve en yaygın tercih edilme şekli olduğunu söyledi ve ekledi:&nbsp;</p>

<p>“Bilinçli olarak tüketildiğinde sağlık için pek çok faydası olan şifalı bitkilerin, bilinçsiz ve aşırı kullanımına bağlı olumsuz sonuçlar istenmeyen durumlar meydana gelebiliyor. Bitki çaylarının güvenilir bir yerden temin edilmesi gerekiyor. Şifalı bitkilerin doğru zamanda uygun bir şekilde toplanması, doğru bir yöntemle kurutulması, uygun bir şekilde muhafaza edilmesi oldukça önemli. Aksi takdirde her aşamasında faydalı olabilecek etkili maddelerde kayıplar olabileceği gibi zararlı hale de dönüşebiliyor. Açıkta satılan, nasıl toplandığı, nasıl kurutulup muhafaza edildiği bilinmeyen bitkiler alınmamalı. Özellikle aktarlarda açıkta satılan bitkilerde tür karışıklığı da olabiliyor. Örneğin tıbbi papatya, tıbbi olmayan papatyalarla birlikte toplanabiliyor. Her papatyanın tıbbi değeri yoktur ve bazıları zehirli olabiliyor. Böylece zehirlenme vakaları da sık görülebiliyor.”</p>

<h3>İçinde ne olduğu bilinmeyen karışım çaylar alınmamalı</h3>

<p>Bitki çaylarının bazen tek bir bitkiden hazırlanabildiği gibi bazen birden fazla bitki kullanılarak hazırlandığını belirten Kaman, “Özellikle karışım olarak hazırlanmış çaylar içinde hangi bitkiden ne kadar miktarda olduğu belirtilmemiş olabilir. İçeriğinde kullanılan bitkilerin neler olduğu ve hangi oranlarda hazırlandığı bilinmeyen karışım çayları da alınmamalı. Ayrıca karışım çaylarda kullanılan bitkilerin birlikte kullanımı da uygun olmayabilir.” dedi.</p>

<h3>Kronik rahatsızlığı olanlar, düzenli ilaç kullananlar dikkat etmeli!</h3>

<p>Özellikle kış aylarında hastalıklardan korunmak ve bağışıklığı desteklemek adına bitkisel çaylara rağbetin arttığını ifade eden Kaman, “Şifalı bitkilerin pek çok faydası bilinse de bazı durumlarda riskli olabiliyor. Özellikle teşhis edilen kronik bir rahatsızlık ve düzenli ilaç kullanımı var ise bu duruma ayrıca özen gösterilmeli ve hekime danışmadan kullanılmamalı. Çünkü bitkilerin bir kısmı kullanılan ilaçların vücutta metabolize olmalarını arttırıcı ya da azaltıcı yönde etki edebiliyor. İlaca benzer veya zıt etki gösterebiliyor ve buna bağlı olarak da ilaç dozunun ayarlamak gerekebiliyor. &nbsp;Bu durumda bazı bitkilerin kullanımından kaçınmak ya da tüketimini sınırlandırmak gerekebiliyor.” diye konuştu.</p>

<h3>Bu bitkiler kullanılırken dikkat edilmeli</h3>

<p>Dr. Öğretim Üyesi Tuğba Kaman, ‘Örneğin bağışıklığı desteklemek için tercih edilen güçlü antiviral ve antioksidan etkileri olan ekinezya bitkisi bazı kişilerde alerjik durumlara yol açabileceği gibi otoimmun hastalıkları olan ve karaciğer bozuklukları olan kişilerin kullanımından kaçınması gerekir.’ dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>“Soğuk algınlığı, taşıt tutması ve mide şikayetlerinde başvurulan zencefilin ise kanama süresini uzatabildiği için aspirin ve warfarin gibi kan sulandırıcılar ile kullanımına dikkat etmek gerekiyor. Adaçayı da soğuk algınlığı dönemlerinde ağız ve boğaz enfeksiyonları gibi şikayetlerde destek alınabilecek antimikrobiyal ve antioksidan etkileri olan bir bitkidir ancak hamile ve emziren annelerin ve küçük çocukların tüketmesi sakıncalı olarak görülüyor.&nbsp;İyi bir antioksidan olan, pek çok faydası bilinen ve yaygın tüketilen yeşil çay da tansiyon ilacı kullanan bireylerde ilacın vücuda faydasını engelleyebileceği için riskli olabiliyor. Yüksek tansiyon ve çarpıntı şikayeti olan bireylerin dikkatle kullanması gerekiyor. Yine güçlü antimikrobiyal etkisinden dolayı solunum yolu enfeksiyonlarında faydalanılabilen kekik bitkisinin de yüksek tansiyon hastalarının kullandıkları ilaçların etkinliğini değiştirebildiği için dikkatle kullanılması gereken bitkilerden olduğunu söyleyebiliriz.”</p>

<h3>Bitkiye göre demleme şekli de değişiklik gösteriyor!&nbsp;</h3>

<p>Bitki çayı hazırlamak için çeşitli yöntemlerin olduğunu söyleyen Dr. Öğretim Üyesi Tuğba Kaman, sözlerine şöyle devam etti:&nbsp;</p>

<p>Bitkilerde bulunan biyoaktif etkili maddelerin bir kısmı sıcak veya kaynar suya çabuk geçer, bazıları ise soğuk suda daha kolay çözünür. Şifalı bitkilerden çay şeklinde faydalanılmak isteniyorsa, çayının nasıl hazırlandığı da bilinmeli. Örneğin bitkilerin yaprak, çiçek gibi daha narin dokulu organları kullanılacaksa demleme şeklinde hazırlamak uygun olacaktır. Bu yöntemde suyun ısısı 80 derecelerde olmalı ve 5-10 dakika arası bekletilmeli. Kök, kabuk, rizom ve odun gibi sert kısımları ise kaynatma şeklinde hazırlanmalı. &nbsp;Bu yöntemde ise 100 derecede 10-30 dk kadar kaynatmak gerekiyor. Ebegümeci, hatmi kökü, keten tohumu gibi müsilajlı bitkilerde soğuk suda bekletme yöntemi uygun olacaktır. Özel bir bilgi verilmemişse infüzyon ve dekoksiyonlar 100 ml su için 2-3 gr bitki olacak şekilde hazırlanmalı.”</p>

<h3>Cam ya da porselen demlik kullanılmalı</h3>

<p>Bitki çayı hazırlarken kullanılan malzemelerin de önemli olduğunu ifade eden Kaman, “Bitkiler alüminyum ve metal malzemelerle reaksiyona girebiliyor. Bu sebeple cam ya da porselen demlik kullanmaya özen gösterilmeli. Bitki çaylarında kokulu veya aromatik etkili maddelerin kaybını önlemek için demlerken kullanılan demliğin kapağının kapalı olması, her zaman taze olarak hazırlanıp tüketilmesi ve en fazla 24 saat içinde tüketilmesi gerekiyor. Ayrıca tüketirken şeker ve ya yapay tatlandırıcılar kullanılmamalı.” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 19 Nov 2021 13:54:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/11/bitki-caylarinin-yan-etkilerine-dikkat-1637319325.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diyabet hastaları haftada 150 dakikalık egzersiz yapmalı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/diyabet-hastalari-haftada-150-dakikalik-egzersiz-yapmali-6165</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/diyabet-hastalari-haftada-150-dakikalik-egzersiz-yapmali-6165</guid>
                <description><![CDATA[Halk arasında şeker hastalığı olarak da bilinen diyabet hastalığı, ülkemizde ve dünyada en sık rastlanan kronik hastalıklar arasında yer alıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında şeker hastalığı olarak da bilinen diyabet hastalığı, ülkemizde ve dünyada en sık rastlanan kronik hastalıklar arasında yer alıyor.<br />
<br />
Diyabet hastalığının en öncelikli tedavisi diyet ve egzersiz ile ideal kiloya ulaşmak olduğunu belirten uzmanlar, tedavinin aksatılmasının akut ve kronik komplikasyonlara yol açabileceğine dikkat çekiyor.<br />
<br />
Uzmanlar, kan şekeri düzeylerinin kontrol altına alınabilmesi için diyabet hastalarına hekim kontrolünde haftada toplamda 150 dakika egzersiz ve oluşturulacak diyet programına uyulmasını önemle tavsiye ediyor. Uzmanlar, vücut ağırlığındaki yüzde 5 azalmanın bile insülin direncini azalttığını vurguluyor.</p>

<p>Dünya Diyabet Günü, artan diyabetli kişi sayıları nedeniyle Uluslararası Diyabet Federasyonu ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından ilk kez 1991 yılında gerçekleşti.&nbsp;2006 yılında ise Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, diyabetin yaşam boyu süren ve major organ hasarları nedeniyle diyabetli kişinin yanı sıra ailesini, ülkesini ve dünyayı çeşitli risklere maruz bırakabilen bir hastalık olması nedeniyle 2007 yılından itibaren 14 Kasım’ın resmi olarak Birleşmiş Milletler Diyabet Günü de olmasını tanıdı.<br />
<br />
1921 yılında insülini bularak diyabet hastası milyonlarca hastanın tedavisini mümkün kılan Fredrick Bantig'in doğum yıl dönümü anısına her yıl 14 Kasım, Dünya Diyabet Günü olarak anılıyor.&nbsp;</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı, NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Dahiliye Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Ayhan Levent, diyabet hastalığının yol açtığı sağlık sorunlarına ilişkin bilgi verdi.</p>

<p>Yrd. Doç. Dr. Ayhan Levent, halk arasında “şeker hastalığı”&nbsp;olarak tabir edilen diabetes mellitusun, kanda glukoz (şeker) seviyesinin normalin üzerine çıkmasıyla meydana geldiğini kaydetti.</p>

<h3>Yüksek kan şekeri vucütta kalıcı hasara yol açıyor</h3>

<p>Diyabet hastalığının, ülkemizde ve dünyada en sık rastlanan kronik hastalıklar arasında yer aldığını belirten Yrd. Doç. Dr. Ayhan Levent, “Birçok farklı önemli hastalığın oluşumunda birincil neden olarak karşımıza çıkan diyabette tedaviye tam olarak uyulması büyük önem taşıyor. Uzun süre yüksek seyreden kan şekeri; kardiyovasküler sistem, böbrekler ve gözler başta olmak üzere tüm vücutta kalıcı hasarlara yol açtığından diyabet teşhisi konulan bireyler derhal diyabet eğitimi almalı, diyetisyen tarafından uygun görülen beslenme programına tam olarak uymalı.” dedi.</p>

<h3>Vücut ağırlığındaki yüzde 5 azalma bile insülin direncini azaltıyor</h3>

<p>Diyabet hastalığında en öncelikli tedavinin diyet ve egzersiz ile ideal kiloya ulaşmak olduğunu vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Ayhan Levent, “Kilolu ve insüline dirençli obez bireylerde vücut ağırlığında yüzde 5 civarındaki azalma bile insülin direncini azaltıyor. Enerjinin yüzde 30’undan azının yağlardan karşılanması, düzenli fiziksel aktivite ve düzenli kilo izlemi içeren yaşam tarzı değişikliği ile hastanın başlangıçtaki vücut ağırlığı yüzde 5-7 oranında azalabilir.” ifadelerini kullandı.</p>

<h3>Haftada 150 dakikalık egzersiz tavsiye ediliyor</h3>

<p>Vücut ağırlığının azaltılmasında ilaç tedavisi, yaşam tarzı değişikliği ile fiziksel aktivite kombine edildiğinde yüzde 5-10 oranında ağırlık kaybı sağlanabileceğini ifade eden Levent, “Haftada 4 - 5 güne yayılacak şekilde yapılacak fiziksel aktivite ile hem kilo verilmesi sağlanabilir, hem de kan şekeri düzeyleri kontrol altına alınabilir. Haftada toplamda 150 dakikalık egzersiz programı tavsiye ediyoruz. Yapılacak egzersizler bisiklete binme, tempolu yürüyüş yapma ya da yüzme şeklinde olabilir. Özellikle 35 yaşını geçenlerde yüksek tempolu spor önermiyoruz.” dedi</p>

<h3>Tedavi uygulanmazsa akut ve kronik komplikasyonlar oluşabilir</h3>

<p>Yrd. Doç. Dr. Ayhan Levent, ‘Diyabet hastaları kan şekerlerini kontrol altında alacak tedavileri uygulamazlarsa diyabetin akut ve kronik komplikasyonları meydana gelebilir.’ dedi ve sözlerine şöyle devam etti:&nbsp;</p>

<p>“Diyabetin akut komplikasyonları hayatı tehdit edip ölüm ile sonuçlanabilir.&nbsp;Kan şekerleri uzun süre yüksek seyrederse diyabetin kronik komplikasyonları meydana gelir. Diyabetin kronik komplikasyonları mikrovasküler yani küçük damar tutulumu ve makrovasküler olarak adlandırılan büyük damar tutulumu şeklinde olabilir. Kan şekeri yüksekliğinin derecesi, mikro ve makrovasküler komplikasyonlar ve tüm ölüm nedenleri arasında doğrusal bir ilişki vardır. Diyabet hastalığında dikkat edilmesi gerekenler ve önerilen tedavi ilkelerine uyulmadığı durumlarda kan şekerinin yüksek seviyelerde seyretmesi, başta diyabetik kalp hastalığı, nöropati, nefropati &nbsp;ve retinopati olmak üzere birçok sağlık sorununa yol açar. Bu nedenle eğer birey diyabet hastalığına sahipse kontrollerin düzenli olarak yapılması ihmal edilmemeli.”</p>

<p>Yrd. Doç. Dr. Ayhan Levent, tedavi uygulanmadığında oluşabilecek mikrovasküler ve makrovasküler komplikasyonlardan şöyle bahsetti:</p>

<h3>Mikrovasküler Komplikasyonlar</h3>

<p>Diyabetik Nefropati - Böbrek hasarı</p>

<p>Son dönem böbrek yetersizliğinin en sık nedeni diyabettir. Diyabetli hastaların yüzde 20-30’nda diyabetik nefropati gelişir.&nbsp;</p>

<h3>Diyabetik Nöropati - Sinir harabiyeti</h3>

<p>Diyabetli bireyde; ellerde ayaklarda uyuşma, karıncalanma, yanma gibi şikayetlerin varlığı diyabetik nöropati açısından hekimi şüphelendirmeli. Diyabetik nöropatide esas risk faktörünün kan şekeri yüksekliği olduğu yapılan çalışmalarla kanıtlandı. Bugün için diyabetik nöropatinin önlenmesi ve tedavisinde en etkin yöntem kan şekeri düzeyinin iyi kontrol altında tutulmasıdır.</p>

<h3>Diyabetik Retinopati - Göz retinasında hasar oluşumu</h3>

<p>Erişkin yaştaki diyabetli hastalarda en önemli körlük nedeni diyabetik retinopatidir. Tip 1 diyabetli hastalarda tanıdan 5 yıl sonra başlayarak puberteden (ergenlik) itibaren yılda bir retinopati taraması yapılmalıdır. Tip 2 diyabetlilerde tanı konduğu anda retinopati taraması yapılmalıdır.</p>

<p>Makrovasküler Komplikasyonlar</p>

<h3>Diyabetik kalp hastalığı</h3>

<p>Koroner arter hastalığı, diyabetik kardiomiyopati ve hipertansiyon şeklinde olabiliyor. Koroner arter hastalığı, diyabetik hastalarda morbidite ve mortaliteyi asıl etkileyen kardiyovasküler hastalıktır. Diyabetik hastalar sağlıklı bireylere göre kardiyovasküler hastalık açısından 4 kat artmış riske sahiptirler.</p>

<h3>Preferik arter hastalığı</h3>

<p>Diyabetlilerde bacak ve ayak amputasyonları normal populasyona göre 5 kat daha fazladır. Bunun nedeni diyabetlilerde gelişen nöropati, iskemi, immün sistem bozukluklar, yetersiz hijyen, görmede azalma ve yaşlanmadır.</p>

<h3>Serebrovasküler hastalık</h3>

<p>Diyabette inme riski 2-6 kat oranında artış gösterdi. Diyabetiklerde inmeler daha ölümcül oluyor ve daha fazla işlev ve doku bozukluğu bırakıyor.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 12 Nov 2021 15:53:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/11/diyabet-hastalari-haftada-150-dakikalik-egzersiz-yapmali-1636721764.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Akciğer Kanseri Sigara Kullanan Kadınlar Arasında Hızla Artıyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/akciger-kanseri-sigara-kullanan-kadinlar-arasinda-hizla-artiyor-6140</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/akciger-kanseri-sigara-kullanan-kadinlar-arasinda-hizla-artiyor-6140</guid>
                <description><![CDATA[Erkeklerde daha sık görülen akciğer kanseri günümüzde tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de sigara kullanımına bağlı olarak kadınlar arasında da hızla yaygınlaşıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Erkeklerde daha sık görülen akciğer kanseri günümüzde tüm d<span style="background-color:white">ünyada olduğu gibi ülkemizde de sigara kullanımına bağlı olarak kadınlar arasında da hızla yaygınlaşıyor.<br />
<br />
En çok hayati riske yol açan kanser türü olan akciğer kanseri; i</span>natçı öksürük, akciğer enfeksiyonu, nefes darlığı, ses kısıklığı, göğüs ağrısı ve balgamda görülen kan ile kendisini belli ediyor.<br />
<br />
Akciğer kanserinden korunmak için tütün ve ürünlerinden uzak durulması gerekiyor. Gelişen tıbbi ve teknolojik gelişmeler ile erken teşhis ve tedavi olanakları sayesinde hastalarının tedavi konforu ve yaşam kalitesi artırabiliyor.<br />
<br />
Memorial Şişli ve Bahçelievler Hastaneleri Göğüs Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Adnan Sayar, akciğer kanserinin nedenleri, belirtileri ve hastaya özel modern tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.&nbsp;</span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Akciğer tümörleri kuralsız ve sınırsız çoğalabiliyor</span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Küçük hücreli dışı ve küçük hücreli akciğer kanseri olmak üzere iki çeşidi bulunan akciğer kanseri tümörleri, akciğer dokusunun kendi hücrelerinin kuralsız ve sınırsız bir şekilde çoğalması ile oluşmaktadır. Zamanla büyüyüp kitle haline gelen bu hücreler çevre doku ve organlara yayılabilmekte, &nbsp;kan dolaşımına yolu ile diğer organlara da sıçrayabilmektedir.&nbsp;</span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="background-color:white">Günde 2 paket sigara kullanan her 7 kişiden biri hayatını kaybediyor</span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Günümüzde erkek ve kadınlar arasında hızla artan akciğer kanseri günümüzde en çok endişe edilen kanser türleri arasında yer almaktadır. Akciğer kanserinin en önemli sebebi ise tütün ve tütün mamulleridir. Yapılan araştırmalara göre günümüzde sigara kullanımının azalmaya başladığı erkeklerde akciğer kanseri görülme sıklığı ve bu hastalığa bağlı yaşam kaybının azaldığı görülürken, sigara kullanımının arttığı kadınlarda ise bu durumun tam tersinin yaşandığı görülmektedir.&nbsp;Ayrıca sigara kullananların dışında pasif içiciler yani sigara içilen ortamlarda uzun süre bulunmak zorunda kalan insanlarda da akciğer kanseri riski içmeyenlere göre 1.5 kat daha artmaktadır. Sigara ile akciğer kanseri arasında alınan doz ile ilgili de bir paralellik bulunmaktadır. Günde 2 paket ve üzerinde sigara kullanan her 7 kişiden biri akciğer kanseri nedeniyle hayatını kaybetmektedir.&nbsp;</span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28">Sigara ve genetik faktörler akciğer kanseri riskini artırıyor</span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sigara içmeyenlerde görülen akciğer kanserlerinin bir kısmı çocukluk ve ergenlik döneminde maruz kalınan sigara dumanından kaynaklanmaktadır. Akciğer kanserinin sigara kullanımının dışındaki en önemli sebepleri ise asbest maruziyeti, hava kirliliği, radon gazı, arsenik, nikel, uranyum gibi çevresel ve genetik faktörlerdir. Sigara kullanıcıları, ailesinde kanser hikayesi olanlar, çevresel faktörlere maruz kalanlar ile tersane ve maden işçileri daha fazla akciğer kanseri riski taşımaktadır.&nbsp;</span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28">Akciğer kanseri sinsi bir şekilde ilerliyor olabilir</span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Akciğer kanserinin en önemli ve en sık karşılaşılan belirtileri; halsizlik, iştahsızlık ve kilo kaybıdır. Ancak akciğer kanserlerinin bir kısmı ise yerleşimi sebebiyle ileri evreye kadar hiç bulgu vermeden sinsi bir şekilde&nbsp;ilerleyebilmektedir. Kanser ancak hastanın başka bir rahatsızlık nedeniyle&nbsp;doktora başvurmasıyla ortaya çıkabilmektedir. Akciğer kanserinin belirtileri şöyle sıralanabilmektedir:&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:10.5pt">* Kilo kaybı</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:10.5pt">* İştahsızlık</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:10.5pt">* Halsizlik</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:10.5pt">* Öksürük</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:10.5pt">* Nefes darığı</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:10.5pt">* Kanlı balgam</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:10.5pt">* Öksürükle birlikte kan gelmesi</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:10.5pt">* Ses kısıklığı</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:10.5pt">* Yutkunmakta zorlanma</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:10.5pt">* Boyunda şişlik</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:10.5pt">* Omuz veya kol ağrısı&nbsp;</span></span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28">Erken tanı ve hastaya özel tedavi ile yaşam süresi artıyor</span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Akciğer kanserinin tedavisinde erken tanı hastanın hem tedavi konforunu hem de yaşam süresini artırmaktadır. &nbsp;Günümüzde tıbbi ve teknolojik gelişmeler sayesinde hastaya özel tedavi seçenekleri sunmaktadır.<br />
<br />
Tedavi yöntemleri akciğer kanserinin türü, yerleşimi ve evresine göre değişmektedir. Akciğer kanserleri 2 ana başlık altında toplanmaktadır. Bunlar küçük hücreli akciğer kanseri (KHAK) ve küçük hücreli dışı akciğer kanseri (KHDAK) olarak ifade edilmektedir. &nbsp;<br />
<br />
Küçük hücreli akciğer kanserinde (KHAK) en etkili tedavi kemoradyoterapi iken; küçük hücreli dışı akciğer kanserinde (KHDAK) en etkili tedavi cerrahidir.<br />
<br />
Akciğer kanserinde yaş, sosyoekonomik durum, eşlik eden hastalıklar, ailesel destek gibi faktörler hastanın sosyal hayata dönüşünü de etkilemektedir. Bu çok etkenli süreci başarılı bir şekilde tamamlayan hastalar sosyal hayattan da kopmadan tedavilerini alarak yaşamlarına sağlıklı bir şekilde devam edebilmektedir.&nbsp;</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 10 Nov 2021 16:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/11/akciger-kanseri-sigara-kullanan-kadinlar-arasinda-hizla-artiyor-1636550617.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hamilelikte 9 Sonbahar Önlemi!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/hamilelikte-9-sonbahar-onlemi-6124</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/hamilelikte-9-sonbahar-onlemi-6124</guid>
                <description><![CDATA[Havaların bir açıp bir kapattığı sonbahar mevsiminde ani sıcaklık değişiklikleri özellikle anne adayları için zorlayıcı olabiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Havaların bir açıp bir kapattığı sonbahar mevsiminde ani sıcaklık değişiklikleri özellikle anne adayları için zorlayıcı olabiliyor. Bir de üzerine yaklaşık iki yıldır devam eden Covid-19 pandemisi eklendiğinde kapalı ortamlarda zaman geçirmek zorunda kalınması ciddi tehlikelere davetiye çıkarabiliyor!&nbsp;<br />
<br />
Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Salih Yılmaz&nbsp;“Özellikle son iki yıldır tüm dünyayı olduğu gibi ülkemizi de etkileyen Covid-19 pandemisi nedeniyle hamileler daha da dikkatli olmalıdırlar.<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1636122001_1.jpg" style="height:800px; width:800px" /><br />
<br />
Yapılan araştırmalar; hamilelerin bu hastalığı diğer hemcinslerine göre daha ağır geçirdiklerini, yoğun bakım ihtiyacına ve oksijen ihtiyacına daha fazla ihtiyaç duyduklarını ve erken doğum yapma ihtimallerinin arttığını gösteriyor” diyor.<br />
<br />
Sonbaharda soğuyan havalar ve kapalı mekanlar nedeniyle hem Covid-19 hem de diğer üst solunum yolu hastalıklarına neden olan mikroplarla daha sık karşılaşıldığını vurgulayan Dr. Salih Yılmaz, hamilelerin sonbaharı sağlıklı ve rahat geçirebilmesi için gerekli önlemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1636122002_2.jpg" style="height:534px; width:800px" /></p>

<h3>Maske, mesafe, hijyen</h3>

<p>Hamilelerin Covid-19’a yakalanma ihtimali hamile olmayanlara göre daha yüksek değil ancak hamilelikte Covid-19 daha ağır geçiriliyor. Yapılan çalışmalar, hamilelerin Covid-19’a yakalanması durumunda daha fazla yoğun bakım ihtiyacı ve daha fazla oksijen desteğine gerek duyduklarını göstermiştir.<br />
<br />
Hatta Covid-19 geçiren kadınların daha fazla oranda erken doğum yaptığını göstermiştir. Bu nedenle hamilelerin Covid-19’a yakalanmamak için daha fazla özen göstermeleri gerekmektedir. Maske takmadan dışarıya çıkmamalı, hijyene dikkat etmeli, en yakınlarıyla bile mesafeli olarak görüşmeli, kalabalık ve kapalı ortamlardan uzak durmalıdırlar.</p>

<h3>Dengeli beslenme</h3>

<p>Anne adaylarının sadece sonbaharda değil, hamileliğin tüm dönemlerinde dengeli ve vitamin ve minerallerden zengin beslenmesi çok önemlidir. Sonbahar döneminde bu beslenme daha da önem kazanmaktadır.<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1636122003_3.jpg" style="height:534px; width:800px" /><br />
<br />
Hamilelik boyunca ana ve ara öğünler olacak şekilde 6-7 öğün şeklinde beslenilmelidir. Anne adaylarının haftalık öğünlerinde sebze, tahıl, et, balık ve karbonhidrat dağılımı dengeli yapılmalı, ara öğünlerinde vitamin ve minerallerden zengin olan kuruyemişler, meyve ve yoğurt kesinlikle tüketilmelidir.<br />
<br />
Sonbahar döneminde bolca sebze ve meyve olması hamileler için önemli bir avantajdır. Beslenmesi yeterli olmayan anne adayları hekim önerisiyle gerekli vitamin ve mineral takviyelerini almalıdırlar.</p>

<h3>Sıvı alımı</h3>

<p>Sıvı alımı herkes için önemli olmasına rağmen hamileler için daha önemlidir. Hamilelikte yeterli sıvı alınmadığında erken doğum riski, idrar yolu enfeksiyonu, kabızlık ve baş ağrısı riski artmaktadır. Yeterli sıvı alındığı takdirde bu riskler ortadan kalkmakla birlikte anne adayları kendini daha dinç ve zinde hissetmektedir.<br />
<br />
Hamilelikte günlük ortalama 2,5-3 litre sıvı alınması gerekmektedir. Bu sıvı alımı çoğunlukla su ağırlıklı olmalıdır ancak açık çay, maden suyu, ayran olarak da desteklenebilir.<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1636122004_5.jpg" style="height:534px; width:800px" /></p>

<h3>Kıyafet seçimi</h3>

<p>Hamilelerin bağışıklık sistemi normal insanlara göre biraz daha zayıfladığı için sonbaharda görülen ani hava sıcaklığı değişimlerinden daha fazla etkilenilmektedir. Ani sıcaklık değişimlerinden etkilenmemek için kıyafet seçimleri ona göre yapılmalıdır. Anne adayları özellikle açık havada zaman geçirdiklerinde yanlarında uygun kıyafetlerin olması çok önemlidir.</p>

<h3>Covid-19 aşısı</h3>

<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Salih Yılmaz&nbsp;anne adaylarının kafasını çokça karıştıran “Hamileler aşı olabilir mi?”, “Hamilelikte Covid-19’a karşı yapılacak aşı bebeğe zarar verir mi?” sorularına yönelik şöyle konuşuyor: “Bu konuyla ilgili çok fazla anne adayının bulunduğu çalışmalar yayımlanmıştır.<br />
<br />
Bu çalışmalar göstermiştir ki; aşı olan hamilelerde erken doğum, düşük, ölü doğum veya gelişme geriliği gibi hamilelikle ilgili hiçbir risk artışı yoktur. Yine bu çalışmalarda doğum yapan hamilelerin bebeklerinde şimdiye kadar olan takipte bir sorun gözlenmemiştir.<br />
<br />
Bu çalışmaların sonuçlarıyla beraber dünyadaki ve ülkemizdeki önemli dernekler de hamilelere aşı olmalarını önermektedir. İlk trimestre (ilk 14 hafta) sonrasında tüm hamileler Covid-19’dan korunmak için aşılarını olabilir.”</p>

<h3>Yeterli uyku</h3>

<p>Bağışıklık sistemini güçlü tutmak, gün içinde zinde olmak ve stres miktarını azaltmak için yeterli uyku çok önemlidir. Hamilelerin özellikle mevsim geçişi olan sonbaharda hastalıklardan korunmak adına yeterli miktarda uyumaları gerekmektedir.<br />
<br />
Hamileliğin özellikle son döneminde sık idrara gitme, kas ağrıları ve reflü nedeniyle uyku kalitesi azalmasına rağmen uygun uyku pozisyonları bularak tüm anne adaylarının günde en az 7 ile 9 saat arasında uyku uyumaları önemlidir.</p>

<h3>Kapalı ortamlar</h3>

<p>Sonbahar mevsimiyle beraber birçok salgın hastalığın görülmesi artmaktadır. Covid-19 pandemisi nedeniyle kısıtlamalar ve yaygın maske kullanımı sonucunda geçtiğimiz yıl grip gibi sonbaharda sık görülen enfeksiyonların görülmesi azalmıştır.<br />
<br />
Fakat bu yıl okulların açılması ve kısıtlamaların kaldırılması nedeniyle grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarının daha sık görüleceğini öngörmekteyiz. Bu nedenle hamilelerin kapalı ortamlardan uzak durması bu gibi enfeksiyonlardan korunması açısından oldukça önemlidir.</p>

<h3>Grip aşısı</h3>

<p>Dr. Salih Yılmaz&nbsp;“Hamilelerin bağışıklık sisteminin zayıf olması nedeniyle grip enfeksiyonu anne adaylarında daha ağır seyretmektedir. Bu nedenle hamilelikte grip enfeksiyonuna yakalanmamak önemlidir. Bunun için dengeli beslenme, yeterli uyku ve sıvı alımı ve kapalı ortamlardan uzak durulması gerekir. Bu enfeksiyonu önlemek için hamileliğin hangi haftasında olursanız olun bir kez grip aşısı olmanızı önermekteyiz. Dünya Sağlık Örgütü de tüm hamilelerin Ekim ve Mayıs ayları arasında tek doz grip aşısı olmasını önermektedir” diyor.</p>

<h3>Egzersiz&nbsp;</h3>

<p>Düzenli olarak egzersiz yapma bağışıklık sistemini güçlendirir ve kişinin zinde olmasını sağlar. Tüm hamilelerin eğer bedensel olarak veya hamileliğe bağlı olarak spor yapmasında engel yoksa her gün yaklaşık 1 saat egzersiz yapmalarını önermekteyiz. Bu egzersizler yürüyüş, yüzme veya pilates gibi vücudun kendi ağırlığı ile yapılan egzersizler olabilir. Özellikle her gün yaklaşık bir saat tempolu yürüyüş vücudun zinde kalması için oldukça önemlidir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Nov 2021 15:08:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/11/hamilelikte-9-sonbahar-onlemi-1636373474.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Pluryal Cam Dolgu ile Cam Kadar Keskin Çeneler</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/pluryal-cam-dolgu-ile-cam-kadar-keskin-ceneler-6119</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/pluryal-cam-dolgu-ile-cam-kadar-keskin-ceneler-6119</guid>
                <description><![CDATA[Çene hattımız, yüz şeklimizde etkisi azımsanamayacak bir rol oynamaktadır. Belirgin bir çene yüz formumuzun daha çekici ve albenili görünmesini sağlar. Çene formunu ameliyata gerek kalmadan değiştirmek mümkün.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çene hattımız, yüz şeklimizde etkisi azımsanamayacak bir rol oynamaktadır. Belirgin bir çene yüz formumuzun daha çekici ve albenili görünmesini sağlar. Çene formunu ameliyata gerek kalmadan değiştirmek mümkün.</p>

<p>Çene şekillendirme ve çene büyütme olarak da isimlendirilen çene dolgusu, Hyaluronik Asit içeren dermal dolgularla yapılmaktadır. Üstelik bu işlem sadece birkaç dakika içinde gerçekleşmedir.<br />
<br />
Çenesinde doğuştan veya herhangi bir kaza sonucunda oluşmuş asimetri ya da form bozukluğu bulunan kişilerin rahatlıkla tercih edebileceği bir işlemdir.</p>

<p>Çene şeklini, boyutunu, çıkıntısını, simetrisini iyileştirerek hayal ettiğiniz yüz şekline kolayca ulaşabilirsiniz.<br />
<br />
Dolgu maddesi olarak uygulanan Hyaluronik Asit, vücut ile uyumlu olup vücudun doğal yapısında da bulunmaktadır. İşlem, bu maddenin çenede düzeltilmek istenen yerlere enjekte edilmesiyle gerçekleşir.</p>

<p>Çene hattımız, yüzde altın oranın yakalanmasında önemli bir rol oynar. Saf Hyaluronik Asidi cam enjektörde sunan yeni nesil bir dermal dolgu olan Cam Dolgu, dokuda homojen olarak dağılır ve sonucunda pürüzsüz bir enjeksiyon sağlanır.<br />
<br />
Hastanın sadece memnuniyeti değil, konforu da gözetilir.</p>

<p>Çene dolgusunda Cam Dolgu™️ serisinden özel bir dolgu türü olan Contour Lidocaine kullanılır. Bu madde, mevcut dolgular içerisinde en yüksek G’Prime oranına (650.000 mPa) sahiptir.<br />
<br />
Contour Lidocaine diğer dolgulara oranla daha güçlüdür ve daha uzun süre kalıcılık sağlar. Ayrıca, daha yüksek doku kaldırma kapasitesi bulunmaktadır. Çenenizi yeniden şekillendirerek cam kadar keskin bir hat elde etmeye yardımcı olur.</p>

<p>Çene Dolgusunun Yan Etkileri Var Mıdır?<br />
<br />
Çene dolgusu, güvenilir ürünlerle ve alanında uzman bir hekim tarafından uygulandığında minimum yan etki riski taşır.<br />
<br />
Bahsedilen yan etkiler, dolgu maddesinin enjekte edildiği alanda ödem, kızarıklık, morarma gibi birkaç gün içerisinde kendiliğinden geçen ve hiçbir ciddiyet taşımayan etkilerdir.</p>

<p>Uygulamadan hemen sonra ciltte bu yan etkilerin görülmesi tamamıyla normaldir. 24-48 saat aralığında şişlik ve morarma azalmaktadır.</p>

<p>CE sertifikasına sahip olan Cam Dolgu™️, tıbbi cihaz kategorisindedir. Uluslararası standartlara uygundur ve Sağlık Bakanlığı ÜTS sistemine kayıtlıdır. Sızabilir maddelerin bulaşmasını önlemek amacıyla cam enjektör içerisinde bulunmaktadır.</p>

<p>Maddenin üretiminden piyasaya arza kadar, bütün aşamalarda sıkı bir kontrole tabi tutulmaktadır. Cam enjektörde son derece saf Hyaluronik Asit bulunur ve endotoksin kalıntıları minimum seviyededir.<br />
<br />
Böylelikle dokuda enfeksiyona neden olma riski yok denecek kadar aza inmektedir.</p>

<p>Çene Dolgusu Fiyatları<br />
<br />
Çene dolgusu işleminin fiyatı, kullanılan dolgu maddesinin türüne ve hacmine bağlı olarak değişmektedir.<br />
<br />
https://www.camdolgu.com linkinden size en yakın mesafede bulunan Cam Dolgu kliniğine ulaşarak, çene dolgusu işlemi hakkında fiyat bilgisi alabilirsiniz.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 05 Nov 2021 17:23:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/11/pluryal-cam-dolgu-ile-cam-kadar-keskin-ceneler-1636122258.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Genç yaşta alkol kullanımı beyinde hacim kaybına yol açıyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/genc-yasta-alkol-kullanimi-beyinde-hacim-kaybina-yol-aciyor-6117</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/genc-yasta-alkol-kullanimi-beyinde-hacim-kaybina-yol-aciyor-6117</guid>
                <description><![CDATA[Genç yaşta alkol kullanımının beyin üzerindeki olumsuz etkilerine işaret eden uzmanlar, “Özellikle beyin gelişiminin devam ettiği ergenlik döneminde alkol kullanımı, beyinde hacim kaybına yol açıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Genç yaşta alkol kullanımının beyin üzerindeki olumsuz etkilerine işaret eden uzmanlar, “Özellikle beyin gelişiminin devam ettiği ergenlik döneminde alkol kullanımı, beyinde hacim kaybına yol açıyor.<br />
<br />
Beynin işlevsel bağlantılarında ve çeşitli bilişsel işlevlerde sorunlar yaşanmasına sebep olabilmektedir.” uyarısında bulunuyor.<br />
<br />
Alkole yönelim gösteren ya da alkolü merak ettiğini söyleyen gence mutlaka zararlı etkilerinin anlatılması gerektiğini belirten uzmanlar, anne ve babanın da çocuğa model olması gerektiğini vurguladı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Simge Alevsaçanlar Cücü, erken yaşta alkol kullanımının beyin üzerinde olumsuz etkileri olduğunu söyledi.</span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Alkol gelişmekte olan beyni olumsuz etkiliyor</span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yapılan çok sayıda çalışmanın alkolün gelişmekte olan beyin üzerindeki olumsuz etkilerini gösterdiğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Simge Alevsaçanlar Cücü, “Bu çalışmalar alkolün orta düzeyde kullanımının dahi beyin üzerinde olumsuz etkilere yol açtığını, beyinde hacim kaybına yol açtığını belirtmektedir.”dedi.</span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Ergenlik dönemine dikkat!</span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ergenlik döneminin bazı nedenlerle alkol yöneliminin fazla olduğu bir dönem olduğunu kaydeden Simge Alevsaçanlar Cücü, “Bu dönem, merak, arkadaşlara ayak uydurma, model alma, büyüdüğünü gösterme, arkadaşları tarafından kabul görme, duygusal yakınlaşmalar, aile ile çatışma, dönemin duygusal çalkantıları gibi nedenler ile alkole yönelimin fazla olduğu bir dönem olarak dikkat çekmektedir. &nbsp;<br />
<br />
Ergenlik döneminde hala beyin gelişimi devam ettiği için alkol kullanımı hem beynin hacmi ve işlevsel bağlantıları hem de çeşitli bilişsel işlevlerde sorunlar yaşanmasına sebep olabilmektedir. Bu nedenle alkol kullanımına erken yaşta başlanmaması gerekir.” dedi. &nbsp;</span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Çocuğa model olmak önemli</span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Uzman Klinik Psikolog Simge Alevsaçanlar Cücü, ergenlik döneminden önce alkol tüketiminin yapılmaması konusunda ailelerin net durmasının, çocuğa bu yönde bilgi verilmesinin ve model olunmasının oldukça önem taşıdığını vurguladı.</span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Net kural ve sınırlar konulmalı</span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ailenin çocuğa anlayabileceği şekilde açık ve net olarak alkolün pek çok açıdan zararlarını anlatması gerektiğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Simge Alevsaçanlar Cücü, “Bu konuda net kural ve sınırları olmalı ve çocuğa da bu kural ve sınırlar ifade edilmelidir. Bu noktada çocuğu yargılayan, suçlayan bir taraftan değil, önemseyen, destek olan, rehberlik eden bir noktadan yaklaşılmalıdır. Aileler pek çok konuda çocuklarına model olmalıdırlar.”dedi.</span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Anne ve baba da kontrollü kullanmalıdır</span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bazı ailelerin alkolü çocukları ile birlikte içtiklerini kaydeden Simge Alevsaçanlar Cücü, “Çocuklarının da kendilerinin yanında içmesine müsaade ederler ve bu durumu daha güvenli bulurlar. Fakat bu durum aile içinde alkolü meşrulaştırmaya ve çocuğun günlük yaşantısında alkolü daha sıklıkla kullanmasına ya da olumlu-olumsuz duygular yaşadığında alkole daha fazla başvurmasına yol açabilmektedir. Bu nedenle anne-baba eğer alkol kullanıyor ise kullanım kontrollü olmalı, bu konuda çocuğa uygun model olunmalıdır. Ayrıca çocuğa risk alma, kontrolün zayıflaması ve dürtüsel davranma gibi alkolün davranışsal anlamdaki olumsuz etkileri hakkında da bilgi verilmelidir.”dedi.</span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Alkolün bir duygu kontrol aracı olmadığı anlatılmalı</span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ailelerin alkolün etkileri ve zararları hakkında gençlere açık ve net bilgiler vermesi ve doğru model olması gerektiğini vurgulayan Simge Alevsaçanlar Cücü, şunları söyledi:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Eğer aile üyeleri her akşam alkol alıyor ise ve bir yandan da gence alkolün zararlı olduğunu ve bu nedenle kullanım konusunda dikkatli olması gerektiğine dair bilgiler veriyor ise ortada tutarsız bir mesaj iletimi var demektir. Sadece tavsiye vermek yetmez, tavsiye ettiğimiz davranışı gösteriyor olmak da çok önemlidir. Aileler gençlere kontrollü kullanım hakkında da bilgi vermeli, kontrollü kullanımın tekrarlı olarak aşılması durumunda bağımlılık gelişebileceği bilgisi de verilmedir. Ayrıca alkolün bir duygu kontrol aracı olmadığı, olumsuz duyguların alkolsüz de üstesinden gelinebileceği konusunda da bilgi verilmeli ve yeni alternatif yollar oluşturulmalıdır.”</span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Beyne zarar verdiği anlatılmalıdır</span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Gencin alkolü merak etmesi ya da alkole yönelimi olması durumunda güven, sevgi ve şefkat ihtiyaçlarının giderildiği bir aile ortamı yaratılması gerektiğini vurgulayan Simge Alevsaçanlar Cücü, “Tüm konuşmalar bu aile ortamı içinde gerçekleştirilmelidir. Merak duygusunun çok normal bir duygu olduğu bilgisi verilerek alkolü merak ediyor oluşunun da oldukça normal bir duygu olduğu fakat kullanımların ise gelişmekte olan beyne zarar verdiği, bu nedenle belli bir yaşa gelene kadar alkolden uzak durulması gerektiği konusunda net olarak açıklama yapılmalıdır. Gencin duygusu kabul edilmeli, ebeveynleri ile paylaşımı takdir edilmeli ve kullanım ertelenmelidir.” diye konuştu.</span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Ailenin tutarsızlığı çocuğun kafasını karıştırabilir</span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Uzman Klinik Psikolog Simge Alevsaçanlar Cücü, ailenin eğer alkol kullanıyorsa kontrollü kullanım gerçekleştirerek çocuğa örnek olması gerektiğini kaydederek “Eğer fazla alkol kullanımı var ise alkol kullanımını normal seviyelere getirerek gence model olmalıdır. Ebeveynler çocuklarına ilk olarak kendi davranışları ile sonra da verdikleri bilgiler ile örnek olurlar. Verdikleri bilgiler ile davranışlarının arasında tutarsızlık olur ise gencinde kafası karışabilir ve nasılsa ailem de kullanıyor diye düşünerek genç de alkole yönelebilir.”uyarısında bulundu.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 05 Nov 2021 16:07:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/11/genc-yasta-alkol-kullanimi-beyinde-hacim-kaybina-yol-aciyor-1636117790.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Vitamin Deposu Greyfurtu Tüketirken Bunlara Dikkat Edin!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/vitamin-deposu-greyfurtu-tuketirken-bunlara-dikkat-edin-6108</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/vitamin-deposu-greyfurtu-tuketirken-bunlara-dikkat-edin-6108</guid>
                <description><![CDATA[Hastalıklardan korunmak için çok sık tüketilen greyfurt, içeriğindeki C vitamini nedeniyle güçlü bir antioksidan etkiye sahip olduğu için bağışıklık sistemini güçlendiriyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Hastalıklardan korunmak için çok sık tüketilen greyfurt, içeriğindeki C vitamini nedeniyle güçlü bir antioksidan etkiye sahip olduğu için bağışıklık sistemini güçlendiriyor.<br />
<br />
Tüm turunçgiller gibi kalorisi az ve neredeyse hiç yağ içermeyen greyfurt, kilo kontrolü sağlamak için yapılan diyet listelerinde sıkça yer alıyor. Ancak bazı ilaçlarla etkileşime girebilen greyfurtu tüketirken çok dikkatli olmak gerekiyor.<br />
<br />
Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Merve Sır, kış aylarının vazgeçilmez meyvesi greyfurt hakkında bilgi verdi.<br />
&nbsp;<br />
Greyfurt C vitamini deposu<br />
<br />
Tropik bir meyve olan greyfurt, mineral ve vitamin açısından zengin sulu bir meyvedir. &nbsp;Kalorisi düşük olan greyfurt aynı zamanda ekşi, biraz acımsı ve ağızda bıraktığı tuzlu tadıyla yemeklerde de kullanılabilmektedir.<br />
<br />
Greyfurt, bol miktarda C vitamininin yanı sıra tokluk hissi veren lif ve pektin içermektedir. Rengi pembe olan çeşidi genellikle sarı olanlardan daha tatlıdır ve hücreleri koruyan karotenoid olan likopen açısından zengindir.<br />
<br />
Turuncudan kırmızıya kadar geçiş renkleri olan greyfurt, aynı zamanda diyete yardımcı olan meyveler arasında sayılmaktadır. Tüm turunçgiller gibi az kalorilidir, neredeyse hiç yağ içermez ve sağlıklı tüm değerli bileşenleri içerir.<br />
&nbsp;<br />
Kanser riskini azaltıyor<br />
<br />
Greyfurtun pembe rengi, domatesi de kırmızıya çeviren bitki pigmenti olan likopenden kaynaklanmaktadır. Likopenin, kardiyovasküler hastalık ve bazı kanser türlerine yakalanma riskini azalttığına inanılmaktadır.<br />
<br />
Greyfurtun içeriğindeki C vitamini, bağ dokusunun gelişimi için önemlidir. Yaklaşık üç greyfurt, bir yetişkinin günlük 100 miligram C vitamini ihtiyacını karşılamaktadır. Ancak vücudun ihtiyacı olan C vitaminini sadece 3 greyfurt tüketerek almak uygun değildir. Greyfurtun içeriğindeki B vitaminleri ise vücutta çeşitli metabolik süreçlerde rol oynar.<br />
&nbsp;<br />
İlaçlarla etkileşime girebilir<br />
<br />
Mineraller açısından greyfurt; potasyum, kalsiyum, magnezyum, demir ve fosfat içerir. Greyfurttaki ‘naringin’ meyveye acı tadını vermektedir. Ancak greyfurt ve greyfurt suyundaki naringin, ilaçlarla etkileşime giren bir maddedir.<br />
<br />
Greyfurtta bulunan diğer fitokimyasallarla birlikte rol oynamaktadır. Örneğin greyfurt suyu tüketmek bazı ilaçların etkisini zayıflatırken, bazı ilaçların etkisini de artırabilmektedir.<br />
<br />
Bu nedenle ilaç almak zorunda olanlar, greyfurt ve suyunu tüketme konusunda temkinli olmalıdır. İlaçların kullanma talimatlarındaki olası etkileşimleri her zaman dikkatlice okunmalı ve beklenmeyen etkileri hakkında uzman hekimlere bilgi verilmelidir. Bunun için greyfurtun aşağıdaki ilaç gruplarıyla aşırı miktarda tüketilmesi önerilmemektedir.</p>

<p>* Sürekli kullanılması gereken kolesterol ilaçları,<br />
* Kalp ritim bozukluğu için kullanılan ilaçlar,<br />
* Kan sulandırıcı ilaçlar,<br />
* Psikolojik hastalıklar için kullanılan antidepresanlar,<br />
* Bir grup tansiyon ilaçları ve kortikosteroidler.<br />
&nbsp;<br />
Kalorisi çok düşük<br />
<br />
Greyfurtun yüksek C vitamini içeriği iyi bilinmektedir. 100 gram greyfurt vücudun ihtiyacı C olan vitamininin % 60'ını karşılamaktadır. Diğer turunçgillere oranla greyfurtun kalorisi çok düşüktür. 100 gramında ortalama sadece 40 ila 50 kilokalori vardır. Düşük kalori içeriği, büyük miktarda sudan kaynaklanmaktadır. Ayrıca 100 gram greyfurtta 8 gram şeker, çok az miktarda yağ ile çeşitli vitamin ve mineraller bulunur.<br />
&nbsp;<br />
Şeker hastaları dikkat etmeli<br />
<br />
Diyette en iyi sonucu almak için greyfurt kesinlikle gözetim altında tüketilmelidir. Beslenme planı çeşitli ve dengeli olmalıdır. Greyfurt ve greyfurt suyu vücudun drenajına yardımcı olmaktadır. Ancak unutulmamalıdır ki, greyfurtun yağ yakımı konusunda doğrudan değil dolaylı etkisi bulunmaktadır. Bu nedenle greyfurtu tüketmenin yanı sıra düzenli egzersiz yapılmalı, dengeli beslenmeye dikkat edilmelidir. Aksi takdirde greyfurt tüketerek kilo vermek mümkün olmayacaktır. Greyfurttaki faydalı etki, naringenin adı verilen bir flavonoid tarafından üretilmektedir. Bu madde diğer turunçgillerde de bulunmaktadır. Naringenin, karaciğerin yağ yakmasına yardımcı olan belirli proteinleri aktive ettiği bilinmektedir. Diyabet hastaları, diyetlerine greyfurtu dahil edebilir. Ancak porsiyon miktarını beslenme uzmanlarının belirlemesi gerekir.<br />
&nbsp;<br />
Greyfurtun çekirdeği de faydalı<br />
<br />
Greyfurt çekirdeğindeki maddeler, zararlı bakteriler ve virüsler ile mantarlar üzerinde ölümcül bir etkiye sahiptir. Bu etki uygun dozda kullanıldığında fark edilmektedir. Antimikrobiyal etkisi nedeniyle greyfurt çekirdeği en iyi doğal antibiyotikler arasında yer almaktadır.</p>

<p>* Greyfurt çekirdeği ekstresi ve sardunya yağı kombinasyonunun süper virüs olarak bilinen MRSA’a karşı en iyi antibakteriyel sonuçları sağladığı belirlenmiştir.<br />
* Çekirdek, pankreas dokusunda iltihaplanma ile ilgili değişiklikleri önlemektedir. Bu koruyucu etkinin nedeni, greyfurt çekirdeği ekstresinde bulunan antioksidan maddesi olan flavonoiddir.<br />
* Greyfurt çekirdeği kolesterol ve trigliserid seviyelerini düşürmektedir.<br />
* Yüksek tansiyonu düşürmeye yardımcı olduğu için kardiyovasküler sistem üzerinde de olumlu etkiye sahiptir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 04 Nov 2021 14:54:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/11/vitamin-deposu-greyfurtu-tuketirken-bunlara-dikkat-edin-1636027083.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Cildinizi Kışa Hazırlamak için 5 Öneri</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/cildinizi-kisa-hazirlamak-icin-5-oneri-6091</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/cildinizi-kisa-hazirlamak-icin-5-oneri-6091</guid>
                <description><![CDATA[Soğuk havaların gelmesiyle birlikte kan dolaşımı yavaşlıyor ve cildin ihtiyaç duyduğu nem oranı artıyor. Sert ve rüzgârlı hava cildin yıpranmasına ve erken yaşlılık belirtilerinin ortaya çıkmasına zemin hazırlıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><em>Soğuk havaların gelmesiyle birlikte kan dolaşımı yavaşlıyor ve cildin ihtiyaç duyduğu nem oranı artıyor. Sert ve rüzgârlı hava cildin yıpranmasına ve erken yaşlılık belirtilerinin ortaya çıkmasına zemin hazırlıyor.<br />
<br />
Özellikle yaz mevsiminden geçiş yaparken cildimizi,&nbsp;ciltte meydana gelen kurulukları ve lekeleri sağlıklı bir görünüme ulaştırmak için doğru adımları uygulamak önem taşıyor.<br />
<br />
Bu kapsamda soğuyan havalarla birlikte cildin kaybettiği nem oranını geri kazandırmak ve kışın oluşabilecek cilt problemlerinin önüne geçmek için&nbsp;Medikal Estetik Hekimi Dr. Ayşegül Girgin 5 adımda cildinizi kışa hazırlayacak ipuçlarını adım adım sıraladı.</em></p>

<p>&nbsp;1 Kasım 2021, İstanbul –&nbsp;Medikal Estetik Hekimi Dr. Ayşegül Girgin, 5 adımda cildinizi kışa hazırlayacak reçeteyi şöyle sıralıyor:&nbsp;</p>

<h3>&nbsp;1. Ciltte oluşan lekelerle savaşmak için bu ürünleri kullanın</h3>

<p>Güneş ışınlarının etkisiyle kuruyan, yıpranan ve lekelenen cildi toparlamak için kış aylarına özel bir bakım ile girmek gerekiyor.&nbsp;Soğuk hava koşullarına karşı cildi yenilemek için ilk adım peeling işlemlerinden geçiyor. &nbsp;Medikal Estetik Hekimi Dr. Ayşegül Girgin, kış mevsimine giriş yaparken ciltteki renk ve doku düzensizliklerinin giderilmesi ve yenilenmesi için peeling tedavilerinin uygulanması gerektiğini belirtiyor. Sağlıklı bir görünüme sahip olmak için cildin ölü hücrelerden temizlenmesi gerekiyor. Ciltte oluşan lekelerle savaşmak için glikolik asit, c vitamini, hidrokinon, retinoik asit içeren ürünlerin doktor kontrolü eşliğinde kullanılması gerekiyor. Peelingler cildi temizleyip ölü ciltten arındırmakla kalmayıp aynı zamanda cildinizin kendisini yenilemesini tetiklerken, kan akışının hızlandırarak cilt bariyerinin kuvvetlenmesi için destek oluyor. Ancak peeling sonrası güneş koruyucu kremler uygulanması gerekiyor.&nbsp;</p>

<h3>2. Köpük formunda hafif yapılı cilt temizleyicilerini tercih edin&nbsp;</h3>

<p>Yazın yıpranan cildi, kış soğuğundan korumak ve oluşacak tahrişe karşı cilde doğru bakımı uygulamak oldukça önemli. Kış mevsimi cildi kuruturken, pul pul dökülmesine de sebep oluyor. Soğuk havalarda yüzünüzü gergin ve kuru hissediyorsanız cilt temizleme ve nemlendirme rutininizin değişmesi gerekiyor. Sabun ve alkol içeren temizleyicilerin yerine köpük formunda hafif yapılı ürünleri tercih etmek gerekiyor. Cildi canlandırmak için ise Mezolifting, Gençlik Aşısı ya da Kolajen Aşısı gibi uygulamalar, içeriğindeki yoğun maddeler sayesinde cildi yenileme ve yapılandırma özelliği taşıyor. Cildin kaybettiği nem ve elastikiyeti geri kazandırmak ve ciltte lifting etkisi yaratmak yalnızca birkaç dakika süren yöntemler ile mümkün hale geliyor. Bu uygulamalar her yaşa uygun farklı karışımlarda uygulanabiliyor. Bunun yanı sıra içilebilir kolajen desteği almak kışın yıpratıcı etkilerinden korunmanızı sağlıyor.&nbsp;</p>

<h3>3. Yıpranan saçları&nbsp;saç mezoterapisi ile onarın</h3>

<p>Yaz boyunca güneş, tuzlu su ve klorun etkisi saçı yıpratır ve parlaklığını yitirmesine sebep olur. Ayrıca kışın artan çevre kirliliği de saçlarımız üstünde olumsuz etkilere neden olur. Yıpranan ve canlılığını yitiren saçlar için kışa girerken kök hücresi tedavisi, saç mezoterapisi ve PRP desteği tercih ediliyor. Kök hücre tedavisi&nbsp;sağlıklı ve güçlü saç köklerinden özel bir hücre süspansiyonu hazırlayarak problemli saçlı deri bölgelerinin yenilenmesi ve daha sağlıklı olması için uygulanıyor. Tedavinin etkisi 1. ayda başlıyor ve 3 – 6 ay arasında gözle görülür sonuçlar alınıyor. Cilt gençleştirmenin yanı sıra saç dökülmesi tedavisinde de uygulanan PRP, yıpranan ve dökülen saçlarda&nbsp;dökülmenin durması, saç tellerinin kalınlaşması, kalitesinin artması ve uzamasın da hızlı bir artış görülmesiyle etkisini gösteriyor. &nbsp;</p>

<h3>4. Gençleşirken bağışıklık sisteminizi güçlendirin</h3>

<p>Kış mevsiminin gelmesiyle birlikte sağlıklı kalmak için vücudumuzu çeşitli hastalıklardan korumamız gerekiyor. Bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı olan glutatyon en etkili antioksidanlar arasında yer alıyor. C vitamini ile birlikte kullan glutatyon tedavisi, vücudu birçok hastalığa karşı korurken, vücudumuzu sert kış şartlarına hazırlıyor. Damar yolu ile uygulanan glutatyon, birçok hastalığa iyi gelmekle beraber&nbsp;cilt kalitesinin arttırılması, leke ve akne tedavisinde de uygulanıyor.</p>

<h3>5. Lazer tedavisini kış mevsiminde uygulayın</h3>

<p>Yazın güneş ışınlarının etkisi cildi yıpratıyor, leke ve kırışıklık oluşumunu da hızlandırıyor. Bu sebeple cilde uygulanacak lazer tedavileri için kış mevsimini beklemeniz şart. &nbsp;Yaz mevsiminin etkilerini soğuyan hava ile birlikte kontrol altına almak birçok lazer tedavisi ile mümkün hale geliyor. &nbsp;Cilt gençleştirmede uygulanan lazerle cilt yenileme tedavileri sarkmaların ve kırışıklıkların giderilmesine imkân sağlıyor. Yoğunlaştırılmış&nbsp;ışık dalgalarının ve radyo frekans dalgalarının (CCL) kombine olarak uygulanması, ciltte yeni genç kolajen üretilmesini de sağlıyor. Ağrısız olarak uygulanan bu yöntem, anestezi gerektirmeden ciltte canlanma yenilenme ince çizgilerde azalma ve sıkılaşma sağlar.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 01 Nov 2021 16:55:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/11/cildinizi-kisa-hazirlamak-icin-5-oneri-1635775034.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İnme Hakkında Doğru Sanılan 5 Yanlış!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/inme-hakkinda-dogru-sanilan-5-yanlis-6069</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/inme-hakkinda-dogru-sanilan-5-yanlis-6069</guid>
                <description><![CDATA[Toplumda ‘felç’ olarak bilinen ‘inme’ dünyada olduğu gibi ülkemizde de ölüm nedeni olarak 3. sırada yer alırken, sakatlık oluşturan hastalıklar arasında ise ilk sıraya yükseliyor. İnme geçiren hastalarda ölüm ve sakatlığın sık görülmesinde ise hastalık hakkında toplumda doğru sanılan yanlış bilgiler önemli rol oynuyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Toplumda ‘felç’ olarak bilinen ‘inme’ dünyada olduğu gibi ülkemizde de ölüm nedeni olarak 3. sırada yer alırken, sakatlık oluşturan hastalıklar arasında ise ilk sıraya yükseliyor. İnme geçiren hastalarda ölüm ve sakatlığın sık görülmesinde ise hastalık hakkında toplumda doğru sanılan yanlış bilgiler önemli rol oynuyor.<br />
<br />
Toplumda inme ile ilgili yeterli farkındalık oluşmadığı için koruyucu önlem alınmadığı gibi, uyarıcı işaretleri de fark edilmiyor veya ‘nasıl olsa geçti’ düşüncesiyle sağlık kuruluşuna başvurmakta gecikiliyor. Bunun sonucunda da erken müdahaleyle kurtarılma şansı olan hastalar hayatlarını kaybedilebiliyor.&nbsp;<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1635250057_1.jpg" style="height:534px; width:800px" /><br />
<br />
<strong>Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy Hastanesi) Nöroloji Uzmanı Dr. Nebahat Bilici,</strong>&nbsp;toplumdaki &nbsp;yaygın inanışın aksine günümüzde inme vakalarının çoğunun aslında tedavi edilebildiğine dikkat çekerek, “Öyle ki en yaygın yaşanan iskemik inmede, bir başka deyişle beyin hücrelerini besleyen damarlarda tıkanmalarda, özellikle ilk 4-6 saatlik dönemde beyin hücreleri ölmeden yapılan damar içi pıhtı eritici ilaçlar veya pıhtının mekanik olarak çıkartılmasıyla hastanın nörolojik bulguları tamamen geriye döndürülebiliyor. Yeter ki sağlık kuruluşuna başvuruda geç kalınmasın.” diyor.&nbsp;<strong>&nbsp;</strong></p>

<h3>Yanlış: İnme belirtileri geçti, doktora görünmem gerekmiyor</h3>

<p><strong>Doğrusu:</strong>&nbsp;“Kol veya bacakta uyuşukluk ya da güçsüzlük hissi, konuşmakta zorluk çekmek ve ani gelişen şiddetli baş ağrısı gibi belirtileri 24 saat içinde tamamen düzelen inmelere ‘geçici iskemik atak’ deniyor ve bunlar tam inme için uyarı işaretini oluşturuyor. Bu nedenle ciddiye alınmalı ve mutlaka doktora başvurulmaldır.” diyen Dr. Nebahat Bilici, iskemik atakla ilgili şu bilgileri veriyor: “Atak süresi ortalama 2-15 dakika sürüyor. Sürenin kısalığı iç rahatlatıcı bir özellik olarak görülmemeli. Geçici iskemik atağını izleyen 90 gün içinde inme geçirme riski yaklaşık yüzde 10 oluyor. Bu olguların yaklaşık yarısı ilk 1-2 gün içinde gerçekleşiyor. Önemli uyarıcı bulguların gözden kaçması veya önem verilmemesi halinde, izleyen günlerde ortaya çıkabilecek kalıcı sakatlık veya ölümden kurtulma şansı yitirilmiş olabiliyor.”&nbsp;<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1635250058_2.jpg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<h3>Yanlış: İnme önlenemeyen bir hastalık</h3>

<p><strong>Doğrusu:&nbsp;</strong>Toplumdaki yaygın inanışın aksine ‘inme’ önlenebilen bir hastalık. Hipertansiyon, tüm inme tipleri için birincil risk faktörünü oluşturuyor. Beyin damar yapısını bozarak inmeye yol açabiliyor. Diyabet, büyük damar yapısını bozarak sıklıkla inmeye sebep oluyor. Kalp ritim bozuklukları, romatizmal kalp hastalıkları, geçirilmiş kalp krizi, kalp damar hastalıları da iskemik inme açısından ciddi risk faktörlerini oluşturuyor. Dolayısıyla yüksek kan yağları (kolesterol ve trigliseridler), hipertansiyon, diyabet ve obezitenin yanı sıra sigara, alkol ve hareketsiz yaşam gibi risk faktörleri kontrol altına alındığında inmeler neredeyse yüzde 80 oranında önlenebiliyor. Balıktan, sebze ve zeytinyağından zengin Akdeniz diyeti de inme riskini azaltmaya yardımcı oluyor.&nbsp;</p>

<h3>Yanlış: İnme sonrasında gelişen konuşma güçlüğü, görme kaybı, kol ve bacaklarda güç kaybı gibi sorunlar kalıcıdır</h3>

<p><strong>Doğrusu:&nbsp;</strong>İnme sonrasında oluşan güç kaybı, konuşma bozukluğu ve görme kaybı gibi hasarlar erken müdahale edildiğinde tedavi edilebiliyor. Ancak hasarlar bazı hastalarda günler haftalar içinde düzelirken, hasar ağırsa bu durum aylarca sürebiliyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Nebahat Bilici,<strong>&nbsp;</strong>rehabilitasyonda en önemli dönemin ilk 6 aylık süreç olduğunu belirterek, “Hasta bu dönemde iyileşme potansiyelinin yaklaşık yüzde 50’sine ulaşıyor. İnme geçiren hastada bir yılda hızlı bir düzelme olup, felçte kısmen veya tamamen iyileşme görülebiliyor. Bir yıldan daha uzun süren bulgularda ise düzelme çok daha yavaş oluyor” diyor.&nbsp;<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1635250058_3.jpg" style="height:534px; width:800px" /></p>

<h3>Yanlış: İnmenin tedavisi yoktur</h3>

<p><strong>Doğrusu:&nbsp;</strong>Nöroloji Uzmanı Dr. Nebahat Bilici,&nbsp;yaygın inanışın aksine, hastaneye zamanında başvurulduğunda inmenin pek çok hastada tedavi edilebildiğini belirterek, şöyle devam ediyor: “Nörolojik bulguların başlamasından itibaren, ilk 4-6 saatte hastaya müdahale edildiği durumda, pıhtılaşmanın neden olduğu tıkayıcı inmelerin pıhtı eritici ilaçlarla tamamen iyileşebilme şansı vardır. Ancak bu tedavinin uygulanabilmesi için hastaların tedavinin yapılabildiği uygun hastanelere hızlı şekilde ulaştırılmaları gerekiyor.”&nbsp;</p>

<p>Tedavinin nedene yönelik uygulandığını vurgulayan Dr. Nebahat Bilici, “Örneğin hastada ‘atriyal fibrilasyon’ gibi bir ritim bozukluğu veya geçirilmiş kalp kapak ameliyatı varsa antikoagülan, bir başka deyişle kanın pıhtılaşmasını önleyen<strong>&nbsp;</strong>tedavi uygulanıyor. Eğer inmeden şah damarında ileri darlığa yol açan bir plak sorumluysa, bu damarın cerrahi yolla veya stentle açılması öneriliyor. Sonuç olarak tedavi ve yaklaşım hastadan hastaya değişiyor.”</p>

<h3>Yanlış: İnme sadece ileri yaşta görülür</h3>

<p><strong>Doğrusu:&nbsp;</strong>Yaş ilerledikçe risk artsa da inme her yaşta görülebiliyor. Öyle ki inmelerin tahmini yüzde 10'u 50 yaşın altındaki kişilerde gelişiyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Nebahat Bilici, 50 yaşın altındaki kişilerde görülen inme nedenlerinden bazılarını şöyle sıralıyor:&nbsp;</p>

<p><strong>Doğumsal kalp hastalıkları:</strong>&nbsp;Kalbin yapısal anomalileri veya düzensiz kalp ritimlerine yol açan kalbin yapısal bozuklukları inme riskini artırıyor.&nbsp;<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1635250060_4.jpg" style="height:534px; width:800px" /></p>

<p><strong>Kanama-pıhtılaşma bozuklukları:</strong>&nbsp;Orak hücre anemisi ve deforme olmuş orak hücre şeklindeki kan hücreleri atardamar ile damarları tıkayabiliyor ve felç riskini önemli ölçüde artırabiliyor. Gençlerde bu risk, orak hücre hastalığı olmayan birine göre 200 kat daha fazla oluyor.&nbsp;</p>

<p><strong>Metabolik durumlar:</strong>&nbsp;Fabry hastalığı gibi durumlar; beyne kan sağlayan kan damarlarının daralması, yüksek tansiyon veya anormal kolesterol seviyeleri gibi inme risk faktörlerinin gelişmesine neden olabiliyor.&nbsp;</p>

<p><strong>Vaskülit:</strong>&nbsp;Kan damar (atar damar, toplar damar ve kılcal damar) duvarlarının iltihabı; damarlarda kalınlaşma, daralma ve zayıflama gibi değişiklikler yaparak damarların hasarlanmalarına yol açabiliyor. Bunun sonucunda damarın beslediği doku ve organlara kan akışı sınırlanacağı için bu bölümlerde hasar oluşuyor.&nbsp;</p>

<p><strong>Alkol–madde bağımlılığı:&nbsp;</strong>Alkol ile madde bağımlılığı da inmenin diğer nedenlerini oluşturuyor.</p>

<h3>İnme nedir?</h3>

<p>Beyin dokuları ile hücrelerinin beslenmeleri ve oksijenlenmeleri, beyin damarları yolu ile taşınan kan akımıyla gerçekleşiyor. Bu damarlarda tıkanma ve yırtılma sonucu oluşan nöronal hasara ise ‘serebrovasküler hastalık', bir başka deyişle ‘inme’ deniyor. Tıkanma ve kanama nedeniyle gelişen; görme kaybı, konuşma bozukluğu, kol ve bacaklarda güç kaybı gibi nörolojik bulguları, beynin etkilenen alanları belirliyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 27 Oct 2021 13:55:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/10/inme-hakkinda-dogru-sanilan-5-yanlis-1635332272.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Nar Tüketmeniz İçin 7 Önemli Neden!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/nar-tuketmeniz-icin-7-onemli-neden-6060</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/nar-tuketmeniz-icin-7-onemli-neden-6060</guid>
                <description><![CDATA[Sonbahar ve kış mevsiminin en sevilen meyvelerinden biri olan nar, pazar ve market tezgahlarını renklendiriyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sonbahar ve kış mevsiminin en sevilen meyvelerinden biri olan nar, pazar ve market tezgahlarını renklendiriyor.<br />
<br />
Narı özel kılan, lezzetinin yanı sıra antioksidan içeriği oldukça yüksek bir meyve olması.<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1635232565_Nur_Ecem_Bayd___Ozman.jpg" style="height:800px; width:800px" /><br />
<br />
Bu özelliğini içeriğinde bulunan ve kırmızı rengi veren polifenoller sağlıyor.&nbsp;Ayrıca lif, protein, C vitamini, K vitamini, folat ve potasyumdan da zengin olması sayesinde sağlığımıza çok önemli katkılarda bulunuyor.<br />
<br />
Peki taneleri kadar suyu ve kabuğu da adeta şifa deposu olan nar hangi sorunlarda etkili oluyor?&nbsp;Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman&nbsp;narın 7 önemli faydasını anlattı; öneriler ve uyarılarda bulundu.&nbsp;<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1635232515_4.jpg" style="height:665px; width:800px" /></p>

<h3>Bir bardak nar suyu tüketirseniz…&nbsp;</h3>

<p>Nar C vitamininden oldukça zengin bir meyve.&nbsp;Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman,&nbsp;bir su bardağı kadar narın günlük C vitamini gereksiniminin yarısını karşılayabildiğini belirterek,&nbsp;“Nar suyu bol miktarda nar tanelerinden hazırlandığı için içeriğindeki C vitamini de artıyor. Ancak diyabetin yanı sıra karaciğer yağlanması ve yüksek trigliserid gibi durumlarda fazla meyve şekeri alınmaması gerektiği için nar suyu yerine, daha&nbsp;az miktarda meyve şekeri içerecek şekilde narın kendisini tüketmek daha uygun olacaktır” diyor.&nbsp;</p>

<h3>Sindirim sistemini düzenliyor</h3>

<p>Besinlerin sindirilemeyen kısımlarına lif ya da posa adı veriliyor. Lif, sindirim sisteminden geçerken suyu emerek dışkı yapımını kolaylaştırıyor ve bu sayede kabızlık probleminin önüne geçiyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, sindirim problemi yaşıyorsanız narın suyunu değil, posasıyla birlikte tanelerini tüketmeniz gerektiğini vurgulayarak, “Çünkü nar suyu elde edilirken posa kısmı kayba uğruyor” diyor.&nbsp;<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1635232514_3.jpg" style="height:534px; width:800px" /></p>

<h3>Kilo kontrolünü kolaylaştırıyor&nbsp;</h3>

<p>Lifin sindirim sisteminde yaşanan kabızlık gibi sorunlarda etkili olması sayesinde, düzenli lif tüketen kişilerde kilo kontrolü de kolaylaşıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, sağlıklı bir yetişkinin günde 25-35 gram lif alması gerektiğini vurgulayarak, “Yenilebilen miktar olarak söylersek; 100 gram, yani bir küçük kase kadar nar 4 gram lif içeriyor. Kilo vermeye çalışan kişiler günde bir küçük kase nar tanesi tüketebilirler” diyor.&nbsp;</p>

<h3>Bağışıklık sistemini güçlendiriyor</h3>

<p>Nar içeriğindeki zengin C, E, K vitaminlerinin yanı sıra kalsiyum, potasyum, magnezyum ve minerallerle bağışıklık sistemini destekleyerek hastalıklara karşı korunmamızda önemli bir rol üstleniyor.&nbsp;<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1635232513_2.jpg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<h3>Cildimiz için önemli&nbsp;</h3>

<p>Her gün yeteri miktarda C vitamini almak cilt sağlığı için de büyük öneme sahip. Nar içerdiği C vitamini ile ciltte kolajen sentezini uyarabiliyor; bu sayede cilde elastikiyet kazandırıp kırışık oluşumunun gecikmesini ve cildin canlı bir görünüme sahip olmasını sağlayabiliyor.&nbsp;</p>

<h3>Kanser riskini düşürebiliyor</h3>

<p>Nara kırmızı rengini veren polifenoller antioksidan özellik gösteriyorlar. Vücutta oluşan serbest radikaller bazı besin kaynaklarından gelen antioksidanlar tarafından nötralize edilmezlerse; DNA ve protein gibi biyolojik maddelere zarar verebiliyorlar. Antioksidan içeriği oldukça yüksek bir meyve olan nar vücuttaki biyolojik maddeleri oksidatif hasardan, bir başka deyişle metabolizmanın normal süreçleri esnasında oluşabilen veya çevreden gelen hücrelere zarar verebilen kararsız elektronlardan koruyarak birçok kanser türünün gelişme riskini düşürebiliyor.&nbsp;</p>

<h3>Kalp ve damar hastalıklarından koruyabiliyor</h3>

<p>Nar suyunun vücutta kötü huylu LDL kolesterol düzeyini düşürebileceğine dair araştırmalar mevcut. Bunun yanı sıra nar suyu vücutta su seviyesini, dolayısıyla kan basıncını kontrol eden sistemin bir parçası olan serumdaki anjiyotensin dönüştürücü enzim aktivitesini&nbsp;önleyerek sistolik, yani büyük kan basıncını düşürebiliyor. Yine narın meyve olarak yenilen çekirdek kısmındaki yağların da kalp koruyucu etkisi olabiliyor. Narın kabuğu da meyve kısmı kadar polifenoller bakımından zengin ve bu maddeler antioksidan özellik gösteriyorlar. Örneğin; nar kabuğu ekstraktının damar sertliğine neden olan iltihaplanmayı ve damar sertliğine yol açan plakların oluşmasını önleyebileceğine ve bu sayede kalp damar sağlığını koruyabileceğine dair çalışmalar mevcut.&nbsp;<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1635232510_1.jpg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<h3>Diş etlerini koruyor</h3>

<p>C vitamini eksikliğinde diş eti problemleri yaşanma riski yüksek oluyor. C vitamini bu dokuda yer alan bağların oluşumu için gerekli ve yeterli C vitamini tüketimi diş eti dokusunun sağlıklı kalmasına yardımcı oluyor. Nar da içerdiği C vitamini ile diş etlerinin güçlenmesine yardımcı oluyor.&nbsp;</p>

<h3>&nbsp;Kabuğu da taneleri kadar faydalı, ancak…&nbsp;</h3>

<p>“Narın kabuğu da taneleri kadar faydalı. Dolayısıyla kabuğunu çay şeklinde demleyerek tüketebilirsiniz” diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı nur Ecem Baydı Ozman,&nbsp;şöyle devam ediyor: “Ancak bildiğimiz üzere her şeyin fazlası zarar. Bu nedenle nar kabuğu ekstraktını hekime danışarak, çayını da ılımlı miktarda kullanmaya dikkat edin”&nbsp;</p>

<h3>SAĞLIKLI TARİFLER</h3>

<h3>Narlı roka salatası&nbsp;</h3>

<p><strong>Hazırlanışı:</strong>&nbsp;2 demet rokayı iyice yıkayın, ardından elinizle küçük küçük koparıp bir kaseye koyun. Üzerine 2-3 yemek kaşığı lor ve 2 yemek kaşığı nar tanesi, az tuz, limon ve zeytinyağı ekleyerek servis edin.&nbsp;</p>

<h3>Narlı yeşil mercimek salatası&nbsp;</h3>

<p><strong>Hazırlanışı:&nbsp;</strong>1 kase yeşil mercimeği çok ezilmemesine özen göstererek haşlayın. Haşlanmış mercimeğin içine dere otu, maydanoz ve 1 çay bardağı nar tanesini ekledikten sonra tüm malzemeleri iyice karıştırın. Az nar ekşisi, az tuz, limon ve zeytinyağı ilave ederek salatanızı tamamlayın.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 26 Oct 2021 13:36:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/10/nar-tuketmeniz-icin-7-onemli-neden-1635244768.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kas Yırtılmasının 6 Belirtisine Dikkat!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/kas-yirtilmasinin-6-belirtisine-dikkat-6033</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/kas-yirtilmasinin-6-belirtisine-dikkat-6033</guid>
                <description><![CDATA[Kas ve tendon yırtıkları sonucunda kas yapısı bazen kemik dokudan bazen de kendi kas dokusu içinden kopabiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kas ve tendon yırtıkları sonucunda kas yapısı bazen kemik dokudan bazen de kendi kas dokusu içinden kopabiliyor.<br />
<br />
Kemiği hareket ettiren kaslar yırtıldığı için hareketsizlik ortaya çıkıyor. Hissedilen ağrı sonucunda meydana gelen hareketsizlik de ağrıya neden oluyor.<br />
<br />
Muayene esnasında, yırtığın nerede olduğu ve kasın ne kadar yırtıldığı anlaşılabiliyor. Erken dönemde konulan teşhislerde; PRP, ilaç ve iğne tedavisiyle ağrılar giderilebiliyor.<br />
<br />
Bu nedenle ağrı hissedilir hissedilmez bir uzmana başvurulması büyük önem taşıyor.<br />
<br />
Memorial Antalya Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. Serdar Alfidan, kas yırtılması ve tedavisi hakkında bilgi verdi. </span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ağır yük kaldırırken iki kere düşünün</span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kas yırtılması, halk arasında lif kopması ya da kas çekilmesi olarak isimlendirilen kas dokusunun bütünlüğünde kısmi veya tamamını kapsayan kayıp oluşmasıdır.<br />
<br />
Kas yırtılmaları kas dokusunun kapasitesinin üzerinde gerilmesi ani veya devam eden aşırı zorlayıcı aktivitelere maruz kalması sonrasında ortaya çıkar.&nbsp; Ağır yük kaldırma, kasın uzun süre yüke maruz bırakılarak direncinin azalması, travma ve kazalar kas yırtığının oluşmasındaki ana nedenlerdir. </span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Isınmadan spor yapmak kas yırtılmasına neden olabilir</span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Her ne kadar ileri yaş kas yırtılması için önemli bir neden olarak gözükse de, kas yırtılması nedeni ile hastaneye başvuran hastaların çoğunluğu genç insanlardan oluşur.<br />
<br />
Futbol, basketbol ve atletizm gibi dayanıklılık ile devamlılık gerektiren zorlayıcı spor dalları, kas yırtığı oluşması açısından risk barındırır.<br />
<br />
Ayrıca halter ve ağırlık sporları gibi ani- patlayıcı tarzda efor gerektiren branşlarla ilgilenen sporcularda da kas yırtılmaları sıklıkla görülebilmektedir.<br />
<br />
Yeterince ısınma hareketi yapmadan yapılan spor aktivitelerde sakatlanma olasılığı ciddi artış gösterir. Isınma hareketlerinin miktarı ve süresi kişiden kişiye farklılık göstermekle birlikte, 10 dakikadan az olmamalıdır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kas yırtılması belirtileri aşağıdaki gibidir;</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">* Ağrı</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">* Dokunma ile ortaya çıkan aşırı hassasiyet </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">* Ciltte morluk ve şişlik </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">* Hareket etmede kısıtlılık</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">* Yaralanmanın olduğu bölgeye kramp girmesi</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">* Yırtık bölgede göçme</span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kas yırtılması ilerlemeden tedavi planlaması yapılmalı</span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kas yırtılmasında uygulanacak tedavi kas yırtılmasının gerçekleştiği bölgeye ve yırtılmanın derecesine göre farklılıklar gösterebilir.<br />
<br />
Hafif yırtıklarda uygulanan tedaviler arasında; istirahat, ödem ve ağrı giderici ilaç verilmesi, buz uygulanması, masaj ve bandajlama sayılabilmektedir.<br />
<br />
Sadece istirahat, egzersiz kısıtlaması, ilaç tedavisi, PRP ve iğne tedavisi ile hafif yırtıkların büyük çoğunluğunu tedavi etmek mümkündür.<br />
<br />
Daha ileri düzeydeki yaralanmalarda kas içi kanama varsa kanamayı durdurmaya veya azaltmaya yönelik önlem ve tedaviler gerekebilir. Bazı kas yırtılmalarının tedavisinde ise cerrahi işlemler gerekebilmektedir. </span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kas yırtılması kendi kendine geçmiyor!</span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kas yırtıklarının büyük çoğunluğunda basit tedaviler yeterli olmaktadır. Cerrahi işlem gerekebilecek yırtıklar en sıklıkla omuz bölgesindeki rotator manşet kaslarında, topuk bölgesindeki aşil kas yırtıklarında daha nadir olarak da kolda pazu kası yırtıklarında gerekebilmektedir.<br />
<br />
Kas yırtılması kendi kendine geçmez. Aksine yırtılan kası zorladıkça hastayı tedavi edilmesi zor bir sürece götürebilmektedir.<br />
<br />
Kas yırtığı fark edildiği anda cerrahi dışı işlemler ile tedavi planlanabilir ancak ihmal edildikçe cerrahi zorunluluğu söz konusu olabilmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 21 Oct 2021 15:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/10/kas-yirtilmasinin-6-belirtisine-dikkat-1634818967.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kendi Kök Hücreleriniz Güzellik Sırrınız Olabilir</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/kendi-kok-hucreleriniz-guzellik-sirriniz-olabilir-6028</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/kendi-kok-hucreleriniz-guzellik-sirriniz-olabilir-6028</guid>
                <description><![CDATA[Kök hücreler kişinin kendi dokularından elde ediliyor ve dermatolojiden ortopediye tıbbın birçok alanında kullanılabiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kök hücreler kişinin kendi dokularından elde ediliyor ve dermatolojiden ortopediye tıbbın birçok alanında kullanılabiliyor.<br />
<br />
Dermatolojik hastalıkların tedavisine ek olarak ciltteki kolajen miktarını artıran kök hücreler yaşlanma karşıtı etkileriyle de ön plana çıkıyor.<br />
<br />
Memorial Şişli Hastanesi Dermatoloji Bölümünden Uz. Dr. T. Kevser Uzunçakmak, kök hücre tedavisi ve kök hücreyle cilt gençleştirme hakkında bilgi verdi.</p>

<p>Kök hücreler, birçok dokuda bulunan ve çeşitli hücre tiplerine&nbsp;dönüşebilme&nbsp;kabiliyetine sahip&nbsp;farklılaşmamış&nbsp;öncü hücrelerdir.&nbsp;<br />
<br />
Kök hücreler, kaynaklarına ve farklılaşma kapasitelerine göre sınıflandırılabilir. Kök hücreler deride, normal&nbsp;deri sağlığının&nbsp;korunmasına ve&nbsp;herhangi bir&nbsp;yaralanma sonrası&nbsp;derinin onarımında&nbsp;yardımcı olurlar.&nbsp;</p>

<h3>Kök hücreler kıl folikülü ve yağ dokularından elde ediliyor</h3>

<p>Kök hücreler, yağ dokularından veya doğrudan kıl folikülü çevresindeki kök hücrelere yönelik saçlı deriden alınan örneklerden elde edilebilmektedir.<br />
<br />
Saç hastalıkları için sıklıkla kulak arkasındaki dokulardan, yüz gençleştirme için ise karın bölgesindeki yağ dokularından kök hücre alınmaktadır.<br />
<br />
Yağ dokuları kalça ve uyluk bölgesinden de alınabilmektedir. Yağ dokusundan kök hücre toplama işleminde, hedeflenecek bölge dikkatli bir şekilde belirlenir.<br />
<br />
Lokal anestezi altında yapılan işlemde yaklaşık 30 ml yağ özel şırıngalar ile aspire edilerek alınır ve laboratuvara gönderilir.<br />
<br />
Laboratuvar ortamında çoğaltılan kök hücreler uygun ortamlarda saklanır. Tedavi edilecek bölgelere enjekte edilir.&nbsp;</p>

<h3>Birçok deri hastalığının tedavisinde kullanılabiliyor</h3>

<p>Kök hücre tedavisi;&nbsp;sistemik skleroz, sistemik lupus eritematozus, skleromiksödem, Merkel hücreli karsinom,&nbsp;vitiligo,&nbsp;pemfigus vulgaris, sedef hastalığı, atopik dermatit,&nbsp;epidermoliz bülloza (kelebek hastalığı) ve&nbsp;saç dökülmeleri&nbsp;gibi birçok deri hastalığının tedavisinde başarılı sonuçlar vermektedir.&nbsp;<br />
<br />
<br />
Bu hastalıklara ek olarak&nbsp;yeni ve sağlıklı&nbsp;kolajen sentezi artışı sağlayabilmesi nedeniyle cilt kırışıklık tedavisi ve cilt gençleştirme gibi birçok&nbsp;alanda&nbsp;başarı ile kullanılabilmektedir.&nbsp;&nbsp;<br />
<br />
Araştırmalar yağ dokudan elde edilen&nbsp;kök hücrelerin&nbsp;kolajen sentezinden sorumlu hücreler olan&nbsp;fibroblastları aktive ettiği ve&nbsp;deride antioksidan&nbsp;ve yara iyileştirici etkilere&nbsp;sahip&nbsp;çeşitli büyüme faktörleri salgıladığını göstermektedir. &nbsp;</p>

<h3>Saç dökülmelerinde uygulanabiliyor</h3>

<p>Kök hücre tedavisi; cilt gençleştirme ve kırışıklık tedavisinde, saç dökülmelerinde, özellikle tıbbi ismi androgenetik alopesi olan, halk arasında erkek tipi kellik olarak bilinen saç dökülme yakınması olan hem kadın hem erkek bireylerde kullanılabilmektedir.<br />
<br />
Ayrıca; bacak ülserleri, Buerger hastalığı, bası yaraları, derin yanıklar ve diyabetik ülserler gibi kronik yaraların tedavisinde de başarıyla uygulanabilmektedir.&nbsp;</p>

<h3>Kök hücre tedavisi cilt gençleştirmede de ön plana çıkıyor</h3>

<p>Kök hücre tedavisinde kişinin kendi kök hücreleri tedavi planlanan alanda deri orta tabakasına enjekte edilmekte ve bu alanda fibroblast adı verilen temel hücre tipine dönüşebilmektedir.<br />
<br />
Fibroblastlar vücutta kolajen adını verilen, esnekliği sağlayan temel yapısal proteini üreten hücrelerdir. Yaşlanmanın etkisiyle azalan kolajen sentezi, kök hücre tedavisi ile tekrar doğal yolla artırılmaktadır.<br />
<br />
Vücudun kendi sentezlediği bu yeni kolajen, cilt dokusunda elastikiyet ve yoğunluk artışının yanı sıra ve ince kırışıklıklarda yaklaşık 8 hafta içerisinde etkisini göstermektedir. &nbsp;<br />
<br />
Deriye yönelik kök hücre uygulamalarında etki 2. aydan itibaren görülmeye başlamaktadır. Tedavinin etkisi hastaların %90’ında 1 yıla kadar, % 75’inde ise 5 yıla kadar devam edebilmektedir.</p>

<h3>Cilt kendi hücresiyle yenileniyor</h3>

<p>Cilt gençleştirmede kullanılan dolgu, botoks gibi diğer yöntemlerde cilde sentetik maddeler verilmektedir. Kök hücre tedavisi ise sentetik olmayan tamamen hastanın kendi hücrelerinden elde edilen bir tedavi yöntemidir.<br />
<br />
Gerek kalıcılık açısından gerekse hangi dokuda neye ihtiyaç varsa ona yönelik tedavi sağlanabilmesi açısından diğer tedavi yöntemlerine göre oldukça avantajlı bir tedavi seçeneğidir.&nbsp;</p>

<h3>Kök hücre tedavisinin yan etkisi bulunmuyor</h3>

<p>Kişinin kendi hücreleri olduğu için genel olarak uygulama sonrası belirgin bir yan etki görülmemektedir. &nbsp;Uygulama sonrası biyopsi yoluyla kök hücre temin edilen hastalarda kırmızı mercimek büyüklüğünde iz oluşabilmektedir.<br />
<br />
Yağ dokudan elde edilen kök hücre örneklerinde enjektör yardımı ile işlem yapılmakta iğne giriş yerlerinde belirgin iz kalmamaktadır.<br />
<br />
İşlem sırasında ve sonrasında hastalarda çok nadiren kısa süreli minimal ağrı olabilmektedir. Kök hücre tedavileri mutlaka uzman hekimler tarafından tam donanımlı merkezlerde yapılmalıdır.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 20 Oct 2021 16:41:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/10/kendi-kok-hucreleriniz-guzellik-sirriniz-olabilir-1634737425.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Cildinizde Bu Belirtiler Varsa Kalp Rahatsızlığına Dikkat!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/cildinizde-bu-belirtiler-varsa-kalp-rahatsizligina-dikkat-6017</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/cildinizde-bu-belirtiler-varsa-kalp-rahatsizligina-dikkat-6017</guid>
                <description><![CDATA[Kalp hastalıkları günümüzde en sık hastalık ve ölüm sebebidir. Yaşla birlikte sıklığı artmakla birlikte şeker hastalığı, yüksek kolesterol, sigara, yüksek tansiyon, hareketsiz yaşam bilinen en önemli risk faktörleridir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kalp hastalıkları günümüzde en sık hastalık ve ölüm sebebidir. Yaşla birlikte sıklığı artmakla birlikte şeker hastalığı, yüksek kolesterol, sigara, yüksek tansiyon, hareketsiz yaşam bilinen en önemli risk faktörleridir.<br />
<br />
İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Ceyhan Türkkan, kalpte yaşanan rahatsızlıkların ciltte nasıl belirti gösterdiğini anlattı.<br />
<br />
Ateroskleroz en basit anlatım ile damar duvarında yağ birikmesidir ve genetik, beslenme, hareket gibi birçok faktörün rol oynadığı ilerleyici bir hastalıktır. Ateroskleroz kalp damarları ile birlikte beyin damarları, bacak damarları, böbrek ve barsak damarları öncellikli olmak üzere vücuttaki bütün damarları etkiler. Kişiden kişiye de öncelik sırası değişir. Damarlar dışında kalp kasını veya kalp kapakları etkileyen hastalıklar da kalp yetmezliği veya ritim bozuklukları olarak da karşımıza çıkabilir.</p>

<p>Tüm bu hastalıklar bazen gözle görülür şekilde bize ipuçları verebilir. Bunları fark etmek, erken tanı koyup, risk faktörlerini azaltmamızı ve hastalığın seyrini yavaşlatmamızı veya durdurmamızı sağlayabilir. Peki, bunlar nelerdir?</p>

<p><strong>Göz çevresinde yağ birikintileri:</strong>&nbsp;Yüksek kolesterol varlığında bazı kişilerde göz çevresinde düzensiz sınırlı, sarımtırak renkli yağ birikintileri olabilir, ateroskleroz ve artmış kalp krizi riski ile ilişkilidir.</p>

<p><strong>Yağlanmış göbek:</strong>&nbsp;Göbekten alınan kilolar herkeste şeker hastalığı, yüksek tansiyon, ateroskleroz ve artmış kalp krizi riski ile ilişkilidir.</p>

<p><strong>Yemek sonrası karın ağrısı:</strong>&nbsp;Kişinin kilosundan bağımsız yemek sonrası gelişen, bir süre devam eden ve sonra geçen karın ağrısı ateroskleroz hastalığının belirtisi olabilir.</p>

<p><strong>Bacak ve ayaklarda şişme:</strong>&nbsp;Her iki bacakta gelişen, bastırınca iz bırakan, cildi geren bazen kaşıntıya sebep olan şişlikler kalp yetmezliğinin bulgusu olabilir, tek taraflı olması genelde toplardamar hastalıklarında görülür.</p>

<p><strong>Saçlarda dökülme:</strong>&nbsp;Erken yaşta ortaya çıkan kellik mekanizması net olmasa da saç köklerini besleyen ince damarın yetersizliği sonucu olabilir, bu da genel damar hastalığının bir belirtisi olabilir.</p>

<p><strong>Bacak kıllarında azalma:</strong>&nbsp;Ateroskleroz sonucu bacak damarlarında darlıklar ve tıkanmalar bacaklara giden kan akımında azalmaya ve bacak kıllarında dökülmelere sebep olabilir, genelde yürümekle bacak ağrısı ile birliktedir.</p>

<p><strong>Yanaklarda kızarıklık:</strong>&nbsp;Kalp kapak hastalıklarında, özellikle de mitral kapak darlıklarında özlenir ve hastalığın ilerlemiş olabileceğini gösterir.</p>

<p><strong>Dudaklarda morarma:</strong>&nbsp;Özellikle doğuştan gelen kalp hastalıklarında görülen, bebeklik çağında ağlamakla artan, ilerleyen yaşlarda efor sonucu belirginleşen, kirli ve temiz kanın karışması sonucu dudaklarda morarma görülebilir.</p>

<p><strong>Cinsel fonksiyonlarda azalma:</strong>&nbsp;Sertleşme sorunu ateroskleroz sonucu damar hastalığının belirtisi olabilir, sigara kullanımı ile çok yakın ilişkilidir.</p>

<p><strong>Nabız atışlarında belirginleşme veya düzensizleşme:</strong>&nbsp;Kalp ritim bozukluklarında, kalp kapak hastalıkları ile birlikte veya yüksek tansiyon sonucu görülebilir. Yaşla birlikte felç riskinde artış görülür.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 19 Oct 2021 15:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/10/cildinizde-bu-belirtiler-varsa-kalp-rahatsizligina-dikkat-1634647663.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Omurganızın sağlığı için bu önerilere dikkat!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/omurganizin-sagligi-icin-bu-onerilere-dikkat-6005</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/omurganizin-sagligi-icin-bu-onerilere-dikkat-6005</guid>
                <description><![CDATA[Uzun süre bilgisayar karşısında oturmak ve sürekli cep telefonuna bakmak gibi bazı alışkanlıkların omurga sağlığı üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğunu belirten uzmanlar, özellikle masa başı çalışanlarda boyun ve bel ağrısı şikâyetinin çok sık görüldüğüne dikkat çekiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Uzun süre bilgisayar karşısında oturmak ve sürekli cep telefonuna bakmak gibi bazı alışkanlıkların omurga sağlığı üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğunu belirten uzmanlar, özellikle masa başı çalışanlarda boyun ve bel ağrısı şikâyetinin çok sık görüldüğüne dikkat çekiyor.<br />
<br />
Uzmanlar, gençlerde çok görülen duruş ve oturuş bozukluklarının da omurga problemlerine zemin hazırladığı uyarısında bulundu.<br />
<br />
Uzmanlara göre, omurga kaslarını güçlendirmeye ve postüre yönelik egzersizler düzenli olarak yapılmalı, cep telefonu ve bilgisayara bakarken bu cihazlar göz hizasına kaldırılmalı, boyun ve sırtın dik durması sağlanmalı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Nihal Özaras, 16 Ekim Dünya Omurga Sağlığı Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada omurga sağlığının korunmasına yönelik tavsiyelerde bulundu.</span></span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;</span></span><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Omurganın çok önemli fonksiyonları bulunuyor</span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;</span></span><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">İnsan omurgasının boyundan başlayıp kuyruk sokumuna kadar uzanan ve 33 tane omur ismi verilen kemikten oluşan bir yapı olduğunu belirten Doç. Dr. Nihal Özaras, “Omurganın içinde sinir sisteminin çok önemli bir parçası olan omurilik yer alıyor.<br />
<br />
Omurilikten kollara, bacaklara ve gövdeye giden sinirler çıkar. Ayrıca idrar ve gaita kontrolü gibi fonksiyonlarda çok önemli role sahip olduğunu söyleyebiliriz.” dedi.</span></span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;</span></span><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Boyun ve bel bölgesi hasar görmeye çok yatkın</span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;</span></span><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Omurganın boyun, sırt, bel ve kuyruk sokumu olarak 4 bölümden meydana geldiğini ifade eden Özaras, “Özellikle boyun ve bel bölgesi günlük hayatımızda yaptığımız eğilme, kalkma, dönme gibi birçok aktivitede hep hareket halindedir. &nbsp;Bu nedenle de yıpranmaya ve hasar görmeye çok yatkındır.<br />
<br />
Uzun süre bilgisayar karşısında oturmak, sürekli cep telefonuna bakmak gibi bazı alışkanlıklar, omurga sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yaratıyor. &nbsp;<br />
<br />
Özellikle masa başı çalışanlarda boyun ve bel ağrısı şikayeti çok sık görülüyor. Gençlerde çok görülen duruş ve oturuş bozuklukları da omurga problemlerine zemin hazırlıyor.” diye konuştu.</span></span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;</span></span><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Omurga kaslarını güçlendirecek egzersiz yapılmalı</span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;</span></span><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Doç. Dr. Nihal Özaras, ‘Vücudumuzun ana taşıyıcı yapısı olan omurgamızın sağlıklı kalması, yaşam kalitemizi devam ettirebilmek &nbsp;için çok önemlidir.’ dedi ve &nbsp;omurga sağlığı için dikkat edilmesi gerekenleri şöyle sıraladı:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;</span></span><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:10.5pt">* Otururken ve ayakta dururken doğru postür sürdürmeye çalışılmalı,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:10.5pt">* Omurga kaslarını güçlendirmeye ve postüre yönelik egzersizler düzenli olarak yapılmalı,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:10.5pt">* Ayakta dururken ve otururken sık sık pozisyon değiştirilmeli, hep aynı noktaların zorlanması engellenmeli, dönerken bel ve boyundan değil ayaklardan dönülmeli,</span></span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;</span></span><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Cep telefıonu göz hizasına kaldırılmalı</span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">*&nbsp;&nbsp;</span></span><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:10.5pt">Cep telefonu ve bilgisayara bakarken bu cihazlar göz hizasına kaldırılmalı, boyun ve sırtın dik durması sağlanmalı,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:10.5pt">* Market poşeti ve benzeri eşyaları taşırken ağırlık iki ele eşit şekilde bölünmeli,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:10.5pt">* Yerden yük alırken dizlerden eğilmeli ve yük gövdeye yakın tutulmalı,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:10.5pt">* Masa başı çalışmalarda kullanılan sandalye ve masanın ergonomiye uygun şekilde düzenlenmeli,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:10.5pt">* Ayakta çalışanların tezgah ve benzeri çalışma alanları kişinin boyuna göre planlanmalı ve eğik çalışmaları engellenmeli.</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 18 Oct 2021 14:22:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/10/omurganizin-sagligi-icin-bu-onerilere-dikkat-1634556280.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocukların bağışıklık sistemi nasıl güçlendirilebilir?</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/cocuklarin-bagisiklik-sistemi-nasil-guclendirilebilir-5938</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/cocuklarin-bagisiklik-sistemi-nasil-guclendirilebilir-5938</guid>
                <description><![CDATA[Okulların açılması ve mevsim geçişleriyle beraber üst solunum yolu enfeksiyonlarında artış gözlendiğini belirten uzmanlar, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi için doğru ve dengeli beslenmeyi öneriyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28">Okulların açılması ve mevsim geçişleriyle beraber üst solunum yolu enfeksiyonlarında artış gözlendiğini belirten uzmanlar, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi için doğru ve dengeli beslenmeyi öneriyor.<br />
<br />
Her öğünde 4 besin grubunun bulunması gerektiğini belirten uzmanlar, et, karaciğer, yumurta ve deniz ürünlerinin en iyi çinko kaynağı olduğunu belirterek bağışıklığın güçlenmesindeki rolüne dikkat çekiyor.<br />
<br />
Bağışıklık sistemini güçlendirmede C vitamininin de önemli olduğunu belirten uzmanlar, kuşburnu, turunçgiller, domates tüketilmesini tavsiye ediyor.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28">Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Diyetisyen Özden Örkcü, çocukların bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde doğru ve dengeli beslenmenin önemine işaret etti.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.5pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28">Mevsim geçişleri ve okulların açılmasıyla beraber çocuklarda solunum yolu hastalıklarının artış göstermeye başladığını kaydeden&nbsp;</span></span></span><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28">Diyetisyen Özden Örkcü, “</span></span><span style="font-size:11.5pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28">Gribal, viral enfeksiyonlara karşı bağışıklık sistemimizi koruyarak güçlü bir savunma sistemi oluşturabiliriz. Bunun için öncelikle çocuklarımızın yeterli ve dengeli beslenmesinden ve uykusunu tam almasından başlayabiliriz.” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28">Diyetisyen Özden Örkcü, bu dönemde bağışıklık sistemini güçlendirecek tavsiyelerini şöyle sıraladı:</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.5pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28"><strong>C vitamini:</strong>&nbsp;Bağışıklık siteminizi güçlü tutarak hastalanmanızı engeller. Kuşburnu, turunçgiller, domates, biber, maydanoz, soğan, dutsu meyveler dediğimiz berryler, kabak, brokoli ve yeşil salatalar C vitamini almanızı sağlayacak besinlerdir. Sarı-turuncu-kırmızı renkli meyve ve sebzeler karoten ve likopen denilen pigmentleri içerirler, bunlar vücutta hem A vitaminine dönüşerek hem de antioksidan etkileri ile bağışıklığı güçlendirirler.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.5pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28"><strong>Çinko:&nbsp;</strong>Bağışıklıkta önemli rolü vardır. Et, karaciğer, yumurta ve deniz ürünleri, çinkonun en iyi kaynağıdır.&nbsp;</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.5pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28"><strong>Omega 3:</strong>&nbsp;Bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıklardan korunmayı sağlar. Balık (uskumru, somon, sardalye), ceviz, badem, soya filizi, koyu ve yeşil yaprak sebzeler, keten tohumu, semizotunda bulunur. Haftada 2-3 kez 150 gram kadar alınmalıdır.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.5pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28"><strong>Sarımsak:&nbsp;</strong>Yapılan araştırmalara göre içerdiği organosülfür sayesinde birçok hastalığa karşı koruyucu kalkan görevi yapar, özellikle çiğ ve ezerek yenmesi tavsiye edilir.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.5pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28"><strong>Bitki çayları:&nbsp;</strong>Ihlamur, zencefil, bal, limon gibi bitkilerden hazırlanan içecekler çocukların boğaz ağrılarını önlemekte ve daha dinç olmalarını sağlamaktadır.&nbsp;</span></span></span></span></span></span></p>

<h3 style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.5pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28">Çocuk ne yediğinin farkında olmalıdır</span></span></span></span></span></span></h3>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.5pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28">Çocuğun ne yediğinin farkında olması gerektiğini vurgulayan&nbsp;</span></span></span><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28">Diyetisyen Özden Örkcü, “</span></span><span style="font-size:11.5pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28">Çocuğun beslenme alışkanlığını etkileyen&nbsp;önemli bir etken de televizyondur. Okul&nbsp;öncesi&nbsp;çocuklar hareketli reklamlardan hoşlanırlar. Yiyecek ve içeceklerle ilgili reklamların&nbsp;çoğu&nbsp;şekerli ve enerji değeri yüksek besinlerdir. Diğer taraftan televizyon,&nbsp;çocuğu hareketsizliğe itmekte, televizyon seyrederken tüketilen pasta-kek türü&nbsp;yiyecekler de şişmanlık riskini artırmaktadır.” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>

<h3 style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.5pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28">Her öğünde 4 besin grubu yer almalı</span></span></span></span></span></span></h3>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.5pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28">Her öğünde 4 besin grubunun bulunması gerektiğini belirten&nbsp;</span></span></span><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28">Diyetisyen Özden Örkcü, bu besin gruplarını&nbsp;</span></span><span style="font-size:11.5pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28">et ürünleri, sebze ve meyve ürünleri, tahıl ürünleri ve süt ve süt ürünleri olarak sıraladı.</span></span></span></span></span></span></p>

<h3 style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28">Diyetisyen Özden Örkcü, tavsiyelerini şöyle sıraladı:</span></span></span></span></span></h3>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.5pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28">Kahvaltı ve ara öğün:&nbsp;Sabah kahvaltısında süt, yumurta, ceviz ya da zeytinin yanında bir porsiyon mevsim meyvesinin yanında bir dilim ekmek tamamlayıcı olurken, okul zamanı ara öğünlerinde omega-3 içeriği yüksek olan ve zihinsel bedensel gelişiminde faydalı olan ceviz, badem, fındık gibi yağlı tohumlulara yer verebilir. Kahvaltıda süt içme alışkanlığı yoksa yine ara öğünlerde kefir ya da sütle kalsiyum gereksinimi de karşılanmalıdır.&nbsp;</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.5pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28">Öğle ve akşam yemekleri: Öğle ve ya akşam yemeklerinde et ürünlerinden biri tercih edilecekse diğer öğünde mutlaka sebze yemeği tercih edilerek, beslenmesinde çeşitlilik sağlayabilirler.&nbsp;</span></span></span></span></span></span></p>

<h3 style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.5pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28">Sebze suyundan çorba yapılabilir</span></span></span></span></span></span></h3>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.5pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28">Yeme kaçınması olan çocuklarda bu sevdikleri yemek ya da yiyeceklerle tamamlanabilir. Örneğin sebze sevmeyen çocuklar için sebze suyundan çorba yapılabilir ya da sevdikleri bir yiyecekle karıştırıp tadı yumuşatılarak çocuklara sunulabilir. Böylece hem bağışıklık sistemini kuvvetlendirir hem de gereksinimi olan vitamin ve mineralleri çocuklarınız için dengeli bir şekilde günlük almasına yardımcı olursunuz.</span></span></span></span></span></span></p>

<h3 style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.5pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28">Aile bireyleri de beslenmelerine dikkat etmeli</span></span></span></span></span></span></h3>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28">Diyetisyen Özden Örkcü</span></span><span style="font-size:11.5pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28">, okul öncesi 1-6 yaş grubu çocukların genellikle ailedekileri taklit ettiklerini belirterek “Ebeveynler kilolu mu onu gözlemlemek gerekir. Kilolu ebeveynleri olan çocukların şişman olma riski de fazladır. Bu yüzden aile bireyleri de beslenmelerine dikkat etmelidir.” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 06 Oct 2021 13:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/10/cocuklarin-bagisiklik-sistemi-nasil-guclendirilebilir-1633517271.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Soğuk Havalarda Egzamaya Dikkat</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/soguk-havalarda-egzamaya-dikkat-5935</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/soguk-havalarda-egzamaya-dikkat-5935</guid>
                <description><![CDATA[Egzama oldukça yaygın görülen bir cilt rahatsızlığıdır ve bu durumun oluşmasına neden olabilecek pek çok etken vardır. Soğuk havalar da bu etkenlerden biridir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Egzama oldukça yaygın görülen bir cilt rahatsızlığıdır ve bu durumun oluşmasına neden olabilecek pek çok etken vardır. Soğuk havalar da bu etkenlerden biridir.<br />
<br />
Egzama alevlenmeleri, havanın normalden daha kuru olması nedeniyle kış aylarında daha sık görülür diyen İstanbul Alerji Kurucusu, Alerji ve Astım Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Akçay, egzamadan korunma yolları ile ilgili önemli bilgiler verdi.&nbsp;</p>

<h3>Egzama Nedir?</h3>

<p>Egzama veya atopik dermatit, cildin üst kısmında kuru, pullu ve kaşıntılı döküntülere neden olan bir cilt rahatsızlığıdır.<br />
<br />
Egzama o kadar kaşıntılı olabilir ki, bu durumdaki biri uyumakta zorluk çekebilir.<br />
<br />
Genellikle çocuklarda teşhis edilir, ancak yetişkinlerde de ilk kez ortaya çıkabilir.<br />
<br />
Egzama vücudun pek çok bölgesinde görülebilir; eller, ayaklar, saç derisi, yüz…</p>

<h3>Egzamanın Belirtileri Nelerdir?</h3>

<p>Egzamanız varsa, aşağıdaki belirtilerle karşılaşabilirsiniz:</p>

<p>Özellikle geceleri şiddetli kaşıntı,</p>

<p>Ciltte kuruluk</p>

<p>Ciltte kırmızı ile kahverengimsi gri olan kuru, pullu döküntüler,</p>

<p>Bebeklerde yüz, boyun ve kulak arkalarında, kol ve bacak dış kısımlarında egzama görülürken daha büyüklerde özellikle eklem yerlerine olur. yetişkinlerde ellerde belirginleşir.&nbsp;</p>

<p>Bazen sıvı sızdıran döküntüler olur</p>

<p>Kalın, çatlamış, kuru ve pullu cilt,</p>

<p>Hassas cilt.&nbsp;</p>

<h3>Egzama neden kışın daha da kötüleşir?</h3>

<p>Egzama alevlenmelerinin kışın daha sık meydana geldiğini veya daha da kötüleştiğini görebilirsiniz. Kuru hava, iç mekan ısıtma sistemleriyle birleştiğinde cildinizi kurutabilir. Cilt kendi kendine nemli kalamadığı için egzama alevlenir. Alevlenmeler ayrıca çok fazla giysi giymek, sıcak banyo yapmak veya çok fazla yatak örtüsü kullanmaktan da kaynaklanabilir. Bunların hepsi soğuk kış aylarında yapmanız daha muhtemel olan şeylerdir. Bu sebeplerden dolayı egzama alevlenmeleri kışın artış gösterir.&nbsp;</p>

<h3>Ciltte bulunan mantarlar egzamayı tetikleyebilir</h3>

<p>Özellikle büyük yaştaki egzama hastalığında cildin normal florasında bulunan Malassezia adlı mikrop alerjen haline gelebiliyor. Alerjen haline gelmesinde terin önemi büyüktür. Alerjen haline gelen mantar mikrobu egzamayı daha da alevlendirebilir. Bu nedenle özellikle düzelmeyen egzamalarda soğuk havaların etkisi yanında cilt mantarın alerjen haline gelmesinin katkısı da araştırılmalıdır. Bunun için alerji uzmanları moleküler alerji testi ile cildin mantar mikrobunun alerjen halin gelip gelmediğini araştırabilir.&nbsp;</p>

<h3>Dezenfektanlar da El Egzamasına Neden Olabilir</h3>

<p>Egzamanın yaygın tetikleyicilerinden biri de kimyasal maddelerdir. Pandemi nedeniyle el dezenfaktanlarının sıklıkla kullanılması özellikle ellerde egzama alevlenmelerine neden olabilir. Egzaması olmayan kişilerde bile dezenfektanlar kuruluk ve tahrişe neden olabilirken egzaması olan kişilerde de alevlenmelere neden olabilir. Egzamada cildin nemini korumak gerekir. Alkollü dezenfektanların cildi kurutucu özelliği vardır. Bu nedenle dezenfektan kullandıktan sonra cildi nemlendirmek faydalı olacaktır.&nbsp;</p>

<h3>Egzamadan Korunmak İçin Neler Yapabilirim?</h3>

<p>Egzamadan korunmak için alabileceğiniz bazı önlemler vardır. Bu önlemler belirtilerinizin hafiflemesine yardımcı olabilir.&nbsp;</p>

<h3>Ani sıcaklık değişikliklerinden kaçının</h3>

<p>Egzama alevlenmeleri yaz aylarında ve kış aylarında sık görülür. Cilt sıcaklıkta büyük değişiklikler yaşadığında kurumaya ve kaşıntılı hissetmeye başlar. Dışarıdaki soğuk havadan içerideki sıcak ve kuru havaya geçiş, cildin kurumasına ve çatlamasına neden olabilir. Cildinizin soğumasını önlemek için dışarıdayken eldiven, eşarp ve şapka giyin.</p>

<h3>Sık sık nemlendirin</h3>

<p>Nemlendirme, egzama için cilt bakımının önemli bir parçasıdır ve bu özellikle kış aylarında daha büyük bir önem kazanır. Cildinizi soğuk ve kuru kış havasından korumak için her zaman yanınızda nemlendirici bulundurun ve günde birkaç kez bol miktarda uygulayın.&nbsp;</p>

<h3>Hafif cilt bakım ürünleri kullanın</h3>

<p>Kışın değişen sıcaklıklarında cilt daha hassastır. Bu nedenle kullandığınız cilt bakım ürünlerinin hassas cildinizde tahrişe yol açmadığından emin olun. Sabunlar ve deterjanlar, hassas cildi tahriş edebilecek sert kimyasallar veya kokular içerebilir. Tahrişi azaltmak için doğal veya kokusuz cilt bakım ürünlerine geçin.</p>

<h3>Pamuklu kıyafetler tercih edin</h3>

<p>Yün, naylon ve diğerleri gibi bazı lifler cildi tahriş edebilir ve egzamaya neden olabilir. Ayrıca aşırı ısınmaya neden olabilirler ve bu da alevlenmelere yol açar. Bu ürünlerden mümkün olduğunca uzak durun. Pamuk gibi nefes alabilen malzemeler giyinin ve çok fazla katman giymekten kaçının.</p>

<h3>Sıcak banyo yapmayın</h3>

<p>Isı cildinizin kurumasına neden olabileceğinden, kışın çok sıcak banyo yapmaktan kaçınmalısınız. Bunun yerine ılık su kullanın ve duş ürünlerinizin de sert kimyasal içermediğinden emin olun. Banyo ve duştan sonra cildinizi havlu ile sert bir şekilde kurulamayın. Cildiniz tam kurumadan da nemlendirici sürün.&nbsp;</p>

<h3>Bol su için</h3>

<p>Vücudunuzu nemli tutmak cildinizin nemli kalmasına yardımcı olabilir. Günde en az sekiz bardak su için. Bu cildinizi nemlendirmeye yardımcı olacaktır.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 05 Oct 2021 16:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/10/soguk-havalarda-egzamaya-dikkat-1633440138.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Maske ve eldiven atıkları nasıl yönetilmeli?</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/maske-ve-eldiven-atiklari-nasil-yonetilmeli-5921</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/maske-ve-eldiven-atiklari-nasil-yonetilmeli-5921</guid>
                <description><![CDATA[Pandemi, maske ve eldiven kullanımının artmasına neden olurken aynı zamanda tıbbi atıkların da çoğalmasına yol açtı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28">Pandemi, maske ve eldiven kullanımının artmasına neden olurken aynı zamanda tıbbi atıkların da çoğalmasına yol açtı.<br />
<br />
Doğrudan teması azaltmak için kullanılmış maske ve eldivenlerin konduğu torbanın yüzde 70’i dolduğunda kapatılması gerektiğini belirten uzmanlar, depolanan atıklara da dokunulmaması gerektiğini ifade ediyor. ;<br />
<br />
<br />
Uzmanlar, tek kullanımlık plastik ürünlerin çevre sağlığını da tehdit ettiğini ve her yıl üretilen 300 milyon ton plastikten 8 milyonunun denizlere ulaşarak ekosistemi olumsuz etkilediğini vurguluyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Çevre Sağlığı Program Başkanı Öğretim Görevlisi İnci Karakaş, tıbbi atıklarla ilgili değerlendirmelerde ve çevreyi bu atıklardan korumaya yönelik önemli tavsiyelerde bulundu.&nbsp;</span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.5pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28">Etkili atık yönetimi benimsenmeli</span></span></span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.5pt">İnsan sağlığı açısından tıbbi atıkların daha fazla risk unsuru oluşturduğunu ifade eden İnci Karakaş, “Son yıllarda tıbbi atık miktarlarında artış meydana geldiği ve bu artışın oluşumunda pandemi sürecinin de etkisinin olduğu gözlemlendi.<br />
<br />
Tıbbi atıkların ayrıştırılması, toplanması ve depolanması esnasında insan sağlığında meydana gelebilecek riskler nedeniyle ve toplum sağlığının korunması amacıyla etkili bir atık yönetimi benimsenmeli.” dedi.</span></span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.5pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28">Atıkların sağlıksız yönetimi öngörülemeyen etkilere yol açıyor</span></span></span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.5pt">Tıbbi atıkların sağlıksız yönetimiyle insan sağlığı ve çevre üzerinde öngörülemeyen etkilerin ortaya çıktığını vurgulayan Karakaş, “Bu nedenle atıkların toplanmasının, güvenli bir şekilde taşınması ve nihai olarak bertaraf edilmesinin son derece önemli olduğunu söyleyebiliriz.<br />
<br />
Biyomedikal ve tıbbi atıkların diğer katı atıklardan farklı değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalı. Etkin atık yönetimiyle uygun toplama, ayırma, depolama, taşıma, işleme ve bertaraf etmenin yanı sıra dezenfeksiyon ve personelin korunması gibi adımların dikkatli yapılması gerekiyor.” ifadelerini kullandı.</span></span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.5pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28">Dünyada her yıl 300 milyon ton plastik üretiliyor</span></span></span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.5pt">Pandemi süreciyle birlikte maske ve eldiven kullanımının arttığına dikkat çeken Karakaş, “Kullanılmış birçok maske ve eldivenin sokaklara atılması, toplum sağlığı açısından tehlike yaratıyor. Maske ve eldivenlerde bulunan virüs yükü sebebiyle bu atıklarla temas eden kişilere hastalığın bulaşma olasılığı artıyor.<br />
<br />
Bu durumun halk sağlığını tehdit eden bir unsur haline geldiğini dile getirmekte fayda var. Ayrıca, çevre için en büyük tehdidi tek kullanımlık plastik ürünler oluşturuyor.<br />
<br />
Dünya çapında her yıl yaklaşık 300 milyon ton plastik üretiliyor ve bunun 8 milyon tondan fazlası denizlere ulaşıyor. Bu durum neticesinde denizlerdeki ekosistemde bozulmalar meydana geliyor.” dedi.</span></span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.5pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28">Maske ve eldiven atıkları yüksek sıcaklıkta yakılmalı</span></span></span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.5pt">Pandemiyle birlikte çevreye ulaşan plastik atık yoğunluğunun daha da artacağının tahmin edildiğini vurgulayan Çevre Sağlığı Programı Başkanı Öğretim Görevlisi İnci Karakaş, sözlerine şöyle devam etti:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.5pt">“Artan plastik atıklar, canlı yaşamını tehdit ediyor ve canlıların dokularında birikiyor. Öte yandan virüsün kalıcılığı ve bulaşıcılığının yüksek olması nedeniyle diğer tıbbi atıklarda olduğu gibi kullanılan maske ve eldivenlerin de yüksek sıcaklıklarda yakılması, sterilize edilmesi ve kalan külün depolanması gerekiyor.<br />
<br />
Plastikten yapılan tıbbi atıkların kontrolsüz yakılmasıyla sera gazı salınımında artışlar oluşuyor. Bu da ağır metaller, dioksinler, poliklorlu bifeniller ve furanlar gibi potansiyel olarak tehlikeli toksik ve kanserojenik bileşiklerin açığa çıkmasına sebep oluyor.<br />
<br />
Sonuç olarak tıbbi atıkların yanlış yönetimiyle, halk sağlığının bozulması, enfeksiyonlarda artış ve hava kirliliği meydana gelebiliyor.”</span></span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.5pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28">Atık torbası doluluğu yüzde 70’e ulaştığında kapatılmalı</span></span></span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.5pt">COVID-19’un yayılma riski sebebiyle doğrudan teması azaltmak için kullanılmış maske ve eldivenlerin konduğu torbanın yüzde 70’i dolduğunda kapatılması gerektiğini belirten Karakaş, “Bu atıklarla ilgilenen kişilerin kişisel temizlik kurallarına önem vermesi ve daha fazla güvenlik tedbiri alabilmek amacıyla torbanın fark edilebilir bir renkteki başka bir torbaya konulması gerekiyor. Depolanan atıklara daha sonra dokunulmamalı ve atıklar karıştırılmamalı.” dedi.</span></span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.5pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28">Bireysel eldiven tüketimine dikkat edilmeli</span></span></span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.5pt">Bireysel olarak eldiven tüketimine dikkat edilmesi ve eldiven kullanımının oluşturduğu sanal güven hissine dikkat edilmesi gerektiğini de ifade eden Karakaş, “Eldiven kullanımında kontamine bir yere dokunulduktan sonra temiz alana temas edilirse temiz yerin de kontamine olacağı unutulmamalı.<br />
<br />
Böyle bir durumda hem salgın riski sürüyor hem de plastik kullanımı artarak devam ediyor. Bireysel olarak alınan önlemlerde eldiven kullanımıyla ilgili aşırıya kaçmamalı ve dikkatli olunmalı.” diye konuştu.</span></span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.5pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28">Pandemide temizlik ürünleri kullanımı arttı</span></span></span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;</span></span><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.5pt">Öğretim Görevlisi İnci Karakaş, ‘COVID-19’un yayılmasını önleyen evde kalma ve dışarı çıkmama gibi tedbirler doğrultusunda temizlik ürünleri, tuvalet kağıtları ve gıda maddeleri gibi tıbbi olmayan evle ilgili ürünlerin üretiminde ve tüketiminde büyük bir artış yaşandı’ dedi ve sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;</span></span><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.5pt">“Bu nedenle evsel atıkların güvenli yönetimi de pandemi süresince kritik öneme sahip. Kontamine maskeler, eldivenler, kullanılmış veya son kullanma tarihi geçmiş ilaçlar ve diğer tıbbi atıklar evsel atıklarla kolayca karışabiliyor.<br />
<br />
Bu nedenle evlerde tıbbi atıkların evsel atıklardan ayrı olarak depolanması gerekiyor. Tıbbi atıkların atıldığı atık kutusu, hastalığın yayılma riskini önlemesi açısından ilk fırsatta kapatılmalı. Evlerde ayrı olarak depolanan tıbbi atıklar, uzman kişiler tarafından toplanmalı.<br />
<br />
Tıbbi evsel atıkların açık bir şekilde yakılmasının, insan ve çevre sağlığı üzerinde ciddi bir tehdit oluşturduğu unutulmamalı. Bu atıkların evsel atıklarla aynı yerde bulunmamasına dikkat edilmeli.<br />
<br />
Kişisel koruyucu önlemler alınırken kullanılan eldivenler sebebiyle plastik kullanımındaki artışa engel olmak gerektiği ve salgının yayılmasını önlemek amacıyla sanal güven hissine dikkat edilmesi gerektiği unutulmamalı.”&nbsp;</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 04 Oct 2021 14:02:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/10/maske-ve-eldiven-atiklari-nasil-yonetilmeli-1633345506.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bu Belirtiler Sinüzit Olduğunuzu Gösteriyor!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/bu-belirtiler-sinuzit-oldugunuzu-gosteriyor-5914</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/bu-belirtiler-sinuzit-oldugunuzu-gosteriyor-5914</guid>
                <description><![CDATA[Toplumda baş ağrısı deyince akla ilk gelen sinüzit oluyor. Fakat yapılan çalışmalar bunun aksine baş ağrılarının yüzde 5 ile 10’unu sinüzitin oluşturduğunu gösteriyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Toplumda baş ağrısı deyince akla ilk gelen sinüzit oluyor. Fakat yapılan çalışmalar bunun aksine baş ağrılarının yüzde 5 ile 10’unu sinüzitin oluşturduğunu gösteriyor.</p>

<p>Müzmin (kronik) sinüzitte baş ağrısının yok denecek kadar az olduğunu, sinüzite bağlı baş ağrısının yeni başlayan (akut) sinüzitte görüldüğünü belirten Türkiye İş Bankası grup şirketleri arasında yer alan Bayındır Sağlık Grubu, Bayındır İçerenköy Hastanesi Kulak Burun Boğaz, Baş ve Boyun Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ethem Şahin, sinüzit belirti ve tedavi yöntemleri hakkında detaylı açıklamalarda bulundu.</p>

<p>Sinüsler doğumdan itibaren herkeste bulunan ve gelişimini ergenlik döneminde tamamlayan kafa içindeki hava boşlukları olarak biliniyor. Her sinüsün toplu iğne başı kadar deliği bulunuyor ve bunlar buruna açılıyor. Sinüsler ve burun günde 600 ml’ye yakın salgı (mukus) üretimi yapıyor. Bu salgı önce buruna, oradan da geniz bölgesine doğru hareket ediyor ve farkında olmadan yutuluyor. Sinüsler sesin şekillenmesinde rol alıyor, bakterileri ve toz partiküllerini temizliyor, alınan havanın nemlendirilmesini sağlıyor. Bunu yapması için sağlam bir mukoza (örtü), sağlam titrek tüyler ve fonksiyonel deliğe ihtiyaç duyuyor.</p>

<p>Sinüslerin fizyolojisinde bir sorun olduğunda ise mukusun sinüs içinde biriktiğini belirten&nbsp;Bayındır İçerenköy Hastanesi Kulak Burun Boğaz, Baş ve Boyun Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ethem Şahin,&nbsp;eğer patoloji devam ederse mukus birikiminin devam ettiğini ve bakteriler için rezervuar görevi yaptığını, bunun da enflamasyona ve iltihaba yol açarak sinüzit başlattığını söylüyor.</p>

<h3>‘BİLİNENİN AKSİNE BAŞ AĞRISI FAZLA OLMAZ’</h3>

<p>Sinüzitte en önemli şikâyet, burun tıkanıklığı ve dirençli geniz akıntısı olarak karşımıza çıkıyor. Bilinenin aksine sinüzitte baş ağrısı fazla olmuyor. Baş ağrısı sadece yeni oluşmuş sinüzitte bulunuyor. Özellikle şakaklarda baş ağrısı, gerginlik, doluluk hissi oluyor. Gözaltlarında şişlik olabilirken, tekrarlayan öksürük nöbetleri de yaşanıyor.</p>

<p>Şikâyetler 3 haftadan kısa sürer ve tedaviye yanıt verirse akut (basit) sinüzit olarak adlandırıldığını ve burun akıntısının genelde açık sarı renkli olup baş ağrısı yaşandığını belirten&nbsp;Doç. Dr. Ethem Şahin,&nbsp;<em>“Şikâyetler 3 haftadan uzun sürer, tedaviye cevap vermezse kronik (müzmin) sinüzit olarak adlandırılır. Kronik sinüzitte baş ağrısı pek olmaz ve koyu sarı renkli burun akıntısı mevcuttur. Tanı için doktorun muayene bulgusu ve şikâyetler yeterlidir. Normal KBB muayenesinde kesin tanı konulamadığında radyolojik tetkiklere (sinüs grafisi,&nbsp; sinüs tomografisi gibi) ihtiyaç duyulabilir”</em>&nbsp;dedi.</p>

<h3>BURNUN AÇIK KALMASI TEDAVİDE ÇOK ÖNEMLİ</h3>

<p>Sinüzit tedavisi başlangıçta ilaç tedavisiyle yapılıyor. Burnun açık kalmasının tedavinin en önemli basamağı olduğunu vurgulayan&nbsp;Doç. Dr. Ethem Şahin;&nbsp;<em>“Serum fizyolojikli yıkamalar yapılmalı, burun açıcı birtakım spreyler kullanılmalıdır. Bunun yanında burun açıcı dekonjestan denilen haplar, kortizonlu burun spreyleri, mukus çıkarılmasını kolaylaştırıcı şurup veya haplar kullanılabilir. Sinüzitin bakteriyel olduğu düşünülüyor ise antibiyotik tedavisi verilmelidir. Hastalar 2-3 hafta antibiyotik tedavisiyle takip edilir ve şikâyetler gerilemezse hastanın sinüs tomografisi çekilir. Sinüs BT’de patolojinin devam ettiği gözlenirse ameliyat olasılığı doğar”</em>&nbsp;dedi.</p>

<h3>ENDOSKOPİK SİNÜS CERRAHİSİ EN ÇOK KULLANILAN TEDAVİ YÖNTEMİ</h3>

<p>Endoskopi, KBB alanında en çok burun çevresindeki sinüslere yapılan ameliyatlarda kullanılıyor ve buna ‘endoskopik sinüs cerrahisi’ deniliyor. Bu ameliyatın uzun yıllardır tüm dünyada sinüzit cerrahisinde kullanılan neredeyse tek yöntem olduğunu belirten&nbsp;Doç. Dr. Ethem Şahin&nbsp;konu hakkında şu açıklamalarda bulundu:&nbsp;<em>“Endoskopik sinüs cerrrahisi, lokal ya da genel anestezi altında kolayca yapılıyor. Ameliyatların hepsi burun deliğinden girilerek yapılır. Sinüs cerrahisi ortalama 1 saat sürer. Ameliyatın amacı, hastalıklı sinüslerin ağzını açıp, var olan iltihabı ya da hastalıklı dokuyu buradan uzaklaştırmak ve sinüslerin burun ile beraber aynı anda havalanmasını sağlamaktır.”</em></p>

<h3>BELİRLİ ARALIKLARLA TAKİP ŞART</h3>

<p>Ayrıca uzman ellerde yapılan endoskopik sinüs cerrahisinde başarı oranının yüksek ve nüks ihtimalinin düşük olduğunu açıklamalarına ekleyen&nbsp;Doç. Dr. Ethem Şahin sözlerini şu şekilde sürdürdü:&nbsp;<em>“Endoskopik sinüs cerrahisinin başarı oranı yüzde 70-90 arasında olmakla beraber, ameliyat sonrası iyi takip edilmesi ve var ise alerjik rinitin tespit edilip tedavi edilmesi, kronik sinüzitin tekrarlamasını neredeyse sıfıra yakın hale getirir. Bu nedenle, hastanın varsa şikâyeti mutlaka alerji testi yapılıp, bu yönde tedaviye başlanmalıdır.”</em></p>

<h3>ALERJİK SİNÜZİT NEDİR?</h3>

<p>Alerjik rinit genetik bir hastalık olup, tetikleyici bir faktör ile her yaş grubunda şikâyete yol açabilir. Tekrarlayan hapşırık nöbetleri, burun tıkanıklığı, burun kaşıntısı ve öksürükle seyreden bir hastalıktır. Alerjik rinitin uzun dönemde en korkulan sonuçları astım ve sinüzittir. Alerjik rinitte astıma dönüşme riski yüzde 25-30 arasıyken, sinüzite dönüşme riski yüzde 45-60 arasındadır.</p>

<h3>ALERJİK RİNOSİNÜZİTTE CERRAHİ TEDAVİ</h3>

<p>Hastada eğer var ise burun kemik eğriliği (nazal septum deviasyonu), burun eti büyümesi (konka hipertrofisi), nazal polip ve tedaviye dirençli sinüzit durumunda, bu hastalıkların cerrahi olarak tedavisi şarttır. Bu cerrahiler alerjiyi tedavi etmez ancak mekanik olan sorun ortadan kalktığında alerjen ile savaşmak daha kolaylaşacak ve hastanın genel şikâyetleri ortalama yüzde 40-60 arasında azalacaktır.</p>

<p>Alerjik rinitte sinüzit cerrahisi artık çok daha kısa süre içinde ve belli yeni teknolojik cihazlar ile yapılmaktadır. Hasta ameliyatın olduğu gün hastaneden taburcu olup bir sonraki gün dışarı çıkabilmekte ve isterse üçüncü-dördüncü günde işinin başında olabilmektedir. Fakat cerrahi tedaviyle beraberinde yapılacak alerjik deri testi, sonrasında alınacak önlemler ve diğer tedaviler ile uzun yıllar alerjik rinit şikâyetlerinden korunulabilir. Hastaları zaman zaman bıktıran bu hastalıktan, doğru tanı ve doğru tedavi ile kurtulmak mümkündür. Alerjik rinosinüzitin çözümsüz bir hastalık olmadığı unutulmamalıdır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 01 Oct 2021 15:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/10/bu-belirtiler-sinuzit-oldugunuzu-gosteriyor-1633090248.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Fazla Kilolar Meme Kanserini Tetikleyebilir</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/fazla-kilolar-meme-kanserini-tetikleyebilir-5905</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/fazla-kilolar-meme-kanserini-tetikleyebilir-5905</guid>
                <description><![CDATA[Son yıllarda kadınlar arasında en sık görülen kanser türlerinin başında meme kanseri geliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda kadınlar arasında en sık görülen kanser türlerinin başında meme kanseri geliyor.<br />
<br />
Meme kanseri ile mücadelede erken teşhis büyük önem taşırken, 40 yaşından sonra her kadının senede bir kez meme kontrollerini yaptırması bu tanı şansında büyük rol oynuyor.<br />
<br />
Meme kanseri riskinin azaltılması için; düzenli bir hayat, sağlıklı beslenmek, egzersiz yapmak, sigara ve alkol kullanmamak, radyasyon ve güneş ışınlarına dikkat etmek önem taşıyor. Kilo almak ve kilo kontrolü yapamamak ise meme kanserini tetikleyebiliyor.<br />
<br />
Memorial Şişli Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Doç. Dr. Fatih Levent Balcı, meme kanseri ve risk faktörleri hakkında bilgi verdi.&nbsp;</p>

<p>Meme kanseri, meme içerisinde bulunan dokuların değişip hiç durmadan üremeleri ve farklı hücre gruplarına dönüşmesiyle başlamaktadır. Aynı zamanda bu durum vücuttaki hayati organların çalışmasını engelleyecek şekilde o organların fonksiyonlarını durdurma noktasına da gelebilmektedir.<br />
<br />
Meme kanseriyle alakalı net bir neden olmamakla birlikte yüzde 10 itibariyle genetik geçişli olduğunu söylemek mümkündür. Meme kanserinin sebepleri konusunda ortaya atılan teoriler içerisinde; güneş ışınları, radyasyon, düzensiz hayat biçimi, aşırı kilo alma ve fazla alkol tüketimi yer almaktadır.</p>

<h3>Bir memenin diğer memeye göre hızla büyümesi varsa…</h3>

<p>Meme kanseri bulguları çok çeşitli olmakla birlikte, en sık hekime başvurulan şikayetler arasında meme içerisinde ele gelen ceviz veya fındık büyüklüğünde bir kitle var olması yer almaktadır. Ele gelen dokular yuvarlak veya oval şekillerde olmaktadır.<br />
<br />
Meme başında akıntı, meme cildinde çekilme, ciltte pürüzlenmeler de en sık rastlanılan şikayetler arasındadır. Meme kanseri iki meme arasındaki büyüklük farkı veya son zamanlarda bir memenin diğerinden daha fazla büyümesiyle de belirtiler göstermektedir. Bazen yalnızca koltuk altında lenf büyümesiyle de fark edilebilir.</p>

<h3>Genetik yatkınlık varsa erken tarama gerekir</h3>

<p>Meme kanserinde özellikle 40 yaşından sonra düzenli kontrol oldukça önemli bir yere sahiptir. Kişinin genetik yatkınlığı varsa kontroller daha erken yaşlarda yapılmaya özen gösterilmelidir. Temel aşama hekim tarafından yapılan fizik muayene sonucu koltuk altında kitle ve akıntının varlığının olup olmadığına bakılmaktadır.<br />
<br />
Fiziki muayene sonucu memenin sertliğine göre bazı tetkikler yapılmaktadır. Mamografi, meme ultrasonu ve meme MR’ı gibi teknolojilerden faydalanılmaktadır. Mamografi yöntemiyle memenin röntgeni çekilerek kanser ile ilgili ipuçlarına ulaşmak mümkündür.&nbsp;</p>

<h3>Meme kireçlenmesi de takip edilmeli</h3>

<p>Halk arasında kireçlenme olarak bilinen mikrokalfikasyon durumu da memede görülebilir. Bu durum iyi huylu olsa da, zaman zaman kanser habercisi olabilir. Meme dokularında kalsiyum birikmesi nedeniyle olan meme kireçlenmesi de mamografide görüntülenebilir.<br />
<br />
Bu durum ileri derecede takip edilmezse kanser atlanmasına sebep olarak ölümle sonuçlanabilmektedir. O nedenle mamografi her kadın için önemli bir takip aracıdır.&nbsp;</p>

<h3>Meme kanserinde genetik pay</h3>

<p>Her kanser türünde olduğu gibi meme kanserinde de gen payı söz konusudur. Meme kanserinde yalnızca genetik geçiş şu ana kadarki istatistik verilere göre yüzde 10 civarında olmaktadır.<br />
<br />
Yüzde 10 civarında ortaya çıkan bu oran meme kanserinde düşük olsa dahi genetik geçişli kanser ihtimalini ortaya koymaktadır. Bu nedenle aile öyküsünde meme kanseri olanların takiplerini daha erken yaşta başlatmaları ve aksatmamaları gerekir.</p>

<h3>10 yaşından 90 yaşına kadar görülebilir</h3>

<p>Meme kanserinde net bir yaş aralığı vermek mümkün değildir.10 yaşından 90 yaşına kadar toplumun her kesiminde ve her yaş grubunda meme kanserine rastlamak olasıdır.<br />
<br />
Meme kanserinin görülme sıklığı kadınlara oranla erkeklerde daha azdır. Her 8 kadından 1 kişide meme kanseri görülmektedir. Erkeklerde ise bu rakamlar oldukça farklıdır. Her 100 erkekten sadece 1’inde meme kanseri görülmektedir. Meme kanseri oluşumunda alkolün etkisi vardır. Çalışmalara göre aşırı alkol kullanımı meme kanseri riskini artırmaktadır.&nbsp;</p>

<h3>Kilo kontrolü meme kanseri riskini azaltıyor</h3>

<p>Fazla kilo ve obezitenin meme kanseri üzerinde etkisi vardır. Hatta bilimsel çalışmalara göre erkeklerde de obezite meme kanseri riskini artırmaktadır. Özellikle karın bölgesinde oluşan aşırı yağlanma meme kanserini de tetikleyebilmektedir.<br />
<br />
Bu durum östrojen hormonunu da etkilediği için meme kanserine de neden olabilir. Fazla yağ dokusu demek, fazla östrojen demektir. Karın bölgesi yağlanması, kalça bölgesindeki yağlanmaya göre kanser açısından daha risklidir. Bu nedenle meme kanserini engellemek için mutlaka diyete dikkat edilmeli, egzersiz yapılmalıdır.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 Sep 2021 16:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/09/fazla-kilolar-meme-kanserini-tetikleyebilir-1633009066.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kalp Hastalarına Koronavirüs Aşısı Uyarısı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/kalp-hastalarina-koronavirus-asisi-uyarisi-5898</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/kalp-hastalarina-koronavirus-asisi-uyarisi-5898</guid>
                <description><![CDATA[Koronavirüse karşı korunmanın en etkin yollarından biri aşı olmaktan geçiyor. Bu süreçte pek çok kişi aşının kalp üzerine etkilerini merak ediyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Koronavirüse karşı korunmanın en etkin yollarından biri aşı olmaktan geçiyor. Bu süreçte pek çok kişi aşının kalp üzerine etkilerini merak ediyor.<br />
<br />
Son dönemlerde yapılan bilimsel çalışmalara göre Covid-19 virüsüne karşı özellikle kalp hastalarının aşılanması büyük önem taşıyor. Memorial Şişli Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Sabri Demircan, “29 Eylül Dünya Kalp Günü”nde, koronavirüs aşılarının kalp üzerine etkileri hakkında bilgi verdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;</span></span><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Gerek koronavirüsün oluşturduğu enfeksiyon ve solunum yetersizliği tablosu, gerekse faydası olabilecek bazı ilaçların potansiyel yan etkilerinden dolayı kalp hastaları salgın döneminde özellikle yüksek risk altındadır. &nbsp;<br />
<br />
Pandemiyle mücadelede, hastalığa yakalanmayı engelleme ve etkilenen hastaların en hafif tabloyla enfeksiyonla mücadelesi için, şu an korunma dışında tüm dünyada kabul edilen en etkin tıbbi yöntem aşılanmadır.<br />
<br />
Aşının oldukça seyrek olan kalpteki etkileri, hastalığın oluşturacağı risklerle karşılaştırıldığında oldukça önemsiz kalmaktadır. Kalp hastalarının aşılanması özellikle önem arz etmekte olup, speküle edilen handikaplar oldukça kısıtlı sayıda bireyi kapsamaktadır.</span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;</span></span><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kalp kası iltihabı riski 100 bin hastada 5</span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tüm dünya aşılandıkça, oldukça büyük serilerle aşı olan kişilerin başına gelen muhtemel sorunlarla ilgili bilgiler yenilenmektedir. Elde edilen veriler, aşı sonrası kalp kası iltihabi tanısıyla hastaneye başvuran kişilerden ibaret olup, kaç doz aşı sonrası hangi oranda olduğuna dair net veri yoktur. Özellikle mRNA aşısı sonrası kalp kası iltihabı olasılığının 100 binde 5-6 hasta olduğu tahmin edilmektedir.<br />
<br />
Bu olguların aşı sonrası mı, yoksa o dönemde hali hazırda belli oranda görülen farklı viral enfeksiyonlarla mı ilgili olduğu sorusunun cevabı henüz bilinmemektedir.<br />
<br />
Kalp kası iltihabi nedeniyle hastaneye yatan hastalarda, destek gerektiren yoğun bakım ihtiyacı, ölüm veya yaşamı etkileyen kalıcı hasar bildirilmemiştir.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Net olarak bilinmelidir ki; aşısız kişilerde Covid-19 enfeksiyonu sonucu oluşan solunum yetersizliği, kalp sorunları ve de ölüm riski, her durumda aşı sonrası kalp iltihabı olan kişilerden daha fazladır.&nbsp;</span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kalp krizine yol açmıyor</span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Mevcut serilerde, ülkemizde kullanılan aşıların kalp krizine yol açtığına dair veri yoktur. Ancak, pandemi döneminde koronavirüs enfeksiyonu sırasında farklı mekanizmalarla kalp krizi sıklığının arttığı hem de birçok faktöre bağlı olarak da kötü seyrettiği tecrübe edilmiştir.<br />
<br />
Koronavirüs için geliştirilen bazı aşıların pıhtılaşma riskini artırdığına dair veriler mevcuttur ancak ülkemizde kullanılan inaktif ve mRNA aşılarının pıhtılaşmayı artırdığına dair net bir ilişki ortaya konmamıştır.</span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ritim bozukluğunda aşılama önem taşıyor</span></span></h3>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Toplumun tüm kesimlerinde olduğu gibi, gerek tüm kalp hastalıklarında, gerekse ritim bozukluğu gibi alt grup hastalıklarda aşı gereksinimi önem arz etmektedir. Ritim bozukluğu olanlarda, Covid enfeksiyonundan etkilenme ve tedaviye ait riskler fazla olduğundan, aşı yapılması her durumda avantajlıdır.&nbsp;Aynı durum tüm toplum ve kalp hastalığında olduğu gibi tansiyon hastalığı için de geçerlidir. Aşı sonrası daha çok emosyonel kaygılar veya vücudun verdiği tepkiye ikincil olarak kan basıncında değişmeler olabilir ancak bu aşının gerekli olduğu gerçeğini değiştirmez.<br />
<br />
Kalp hastalarına koronavirüs önerileri</span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kalbinde&nbsp;sorun olan hastaların koronavirüse yakalanması halinde, hastalığın daha ağır geçme ve sonuçlarının daha kötü olma olasılığı daha fazladır. Sadece enfekte olup taşıyıcı olanlar bir tarafta tutulduğunda, ateş ve öksürükten solunum yetersizliğine kadar hastalığın tüm evreleri kalp hastalarında ağır seyredebilir.<br />
<br />
Bunun yanında koronavirüsün tedavisi için gerek ayaktan, gerekse hastanedeki ağır vakalarda kullanılan bazı ilaçların kendilerinin özellikle aritmi yapma potansiyeli nedeniyle, bazı kalp hastalarının bu tedavilerden faydalanamaması veya ilaç kullanılacaksa hastanın kendi tedavisi için kullandığı bazı ilaçların düzeninde değişiklik yapması gerekebilmektedir.&nbsp;<br />
<br />
Kalp hastalarında&nbsp;ateş kontrolü, enfeksiyon açısından genel önlemlere dikkat etmesi ve her şeyden daha da önemlisi korunması büyük önem taşımaktadır. Şu dönemde tüm dünyada, hastalıktan korunmada maske, temizlik ve sosyal mesafe dışında en çok güvenilen ve kanıtlanmış yöntem aşılanmadır. Özellikli kalp hastalığı olanların tedbir amaçlı olarak doktorundan onay alması uygun olup, kalp hastalığı olsun olmasın tüm toplumun aşılanması pandemiyle mücadele için büyük önem taşımaktadır.&nbsp;</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 29 Sep 2021 16:29:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/09/kalp-hastalarina-koronavirus-asisi-uyarisi-1632922348.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kalp Hastalığına Yol Açan 12 Risk Faktörüne Dikkat!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/kalp-hastaligina-yol-acan-12-risk-faktorune-dikkat-5885</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/kalp-hastaligina-yol-acan-12-risk-faktorune-dikkat-5885</guid>
                <description><![CDATA[Son yıllarda kalp ve damar hastalıkları yaş ve cinsiyet farkı gözetmeden artış gösteriyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda kalp ve damar hastalıkları yaş ve cinsiyet farkı gözetmeden artış gösteriyor.<br />
<br />
Toplumun her kesiminden insanın yaşam kalitesini bozan kalp hastalıklarında temel çözüm, değiştirilebilir risk faktörlerinin ortadan kaldırılıp, hastalığın oluşumunun önlenmesi olarak ifade ediliyor.<br />
<br />
Bununla birlikte düzenli kontrollerin yapılması kalp sağlığını korumada anahtar rol oynuyor.<br />
<br />
Memorial Antalya Hastanesi Kardiyoloji Bölümünden Uz. Dr. Nuri Cömert “29 Eylül Dünya Kalp Günü” nedeniyle kalp sağlığını olumsuz etkileyen faktörler ve alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi.</p>

<p>Kalp hastalığı için risk faktörleri şu şekildedir. Bunlardan bazıları değiştirilemez ancak önemli bir kısmı yaşam tarzı düzenlemeleri ile değiştirilebilir.</p>

<h3>1- Erkeklerde 40 yaşın üstünde olmak</h3>

<h3>2- Kadınlarda 45 yaşın üstünde olmak veya menopoz sonrası dönem</h3>

<h3>3- Ailede kalp ve damar hastalığı öyküsü olması</h3>

<h3>4- Sigara ve tütün türevleri tüketmek</h3>

<h3>5- Yüksek tansiyonun olması</h3>

<h3>6- İyi kolesterolün (HDL) düşük olması &nbsp;</h3>

<h3>7- Kötü kolesterolün (LDL) &nbsp;yüksek olması&nbsp;</h3>

<h3>8- Hareketsiz bir yaşam tarzı</h3>

<h3>9- Şeker hastası olmak</h3>

<h3>10- Obezite (boya göre kilo fazlalığı)</h3>

<h3>11- Yüksek stres düzeyi</h3>

<h3>12- Düzensiz beslenme</h3>

<h3>Aile öyküsünde kalp hastalığı olanların kontrollerini ihmal etmemesi gerekiyor</h3>

<p>Anne- babada ya da birinci derece akrabalarda erken yaşta kalp krizi geçiren biri varsa veya açıklanamayan ani bir ölüm söz konusuysa; kişi diyabet veya tansiyon hastasıysa, sigara kullanıyorsa mutlaka kalp check- up’ı yaptırması gerekir.<br />
<br />
Kalp check- up’ı ile göğüs ağrısı bulunmayan, kalp hastalığına dair hiçbir şikayeti olmayan kişilerin kalp hastalığına ne kadar yatkın oldukları, ne oranda &nbsp;kalp hastalığı riski taşıdıkları ortaya konulur.<br />
<br />
Kalp check- up’ı sayesinde kişinin o anda mevcut bir kalp kapak problemi olup olmadığı, kalp kası ve zarı iltihabı bulunup bulunmadığı, koroner arter hastalığının veya ritim bozukluğunun olup olmadığı anlaşılır.&nbsp;</p>

<h3>&nbsp;Şikayet yokken yapılan testler hayat kurtarabilir</h3>

<p>Kalp check- up işlemi fiziki muayeneyle başlar. Bu muayenede kişinin bütün sistemleri kontrol edilir ve tansiyonu ölçülerek yapılacak testler planlanır. EKG ile kalp ritim bozukluları tespit edilebilir.<br />
<br />
Kan testleri ile kişinin şeker, kolesterol seviyelerine bakılır. Ekokardiyografi ile kalp kapak hastalığı, kalp kası hastalığı olup olmadığı ve daha önce geçirilmiş bir kalp krizi belirlenebilir.<br />
<br />
Efor testi ile sessiz iskemi saptanabilir. Test sonuçlarına göre gerekli durumlarda koroner BT anjiyo ile kalp damarlarındaki problemler bulunabilir.<br />
<br />
Bu testler sonucunda kişide gerekliyse yaşam tarzı değişimi, diyet programı, egzersiz reçetesi gibi planlamalar yapılır. Kalp damar hastalıklarında temel prensip hastalık ilerlemeden tanı koymak ve tedaviye başlamaktır.</p>

<h3>Kalp hastası olmadan önleminizi alın</h3>

<p>Kalp ve damar hastalığını tetikleyen faktörler, henüz kalp hastalığına yakalanmamış kişilerde de ciddi problemlerin görülme olasılığını artırırken; kalp damar hastalarında tablonun daha da ağırlaşmasına neden olabilir.<br />
<br />
Buna karşılık uygun yaşam tarzı değişikliği ile risk faktörleriyle mücadele hastalığın ortaya çıkışını önler, hastalık gelişenlerde ise ilerleme hızının yavaşlatır hatta durdurabilir. &nbsp;<br />
<br />
Kalp sağlığının korunması için düzenli muayeneden geçmek, gerekli tetkikleri yaptırmak ve doktorunuzun tavsiyelerine uymak çok önemlidir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 28 Sep 2021 13:59:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/09/kalp-hastaligina-yol-acan-12-risk-faktorune-dikkat-1632826940.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Akromegali ciddi işlevsel bozukluklara yol açabiliyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/akromegali-ciddi-islevsel-bozukluklara-yol-acabiliyor-5875</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/akromegali-ciddi-islevsel-bozukluklara-yol-acabiliyor-5875</guid>
                <description><![CDATA[“Aşırı derecede büyüme” şeklinde de tanımlanabilen akromegali hastalığı, erişkinlerde genellikle 40-50’li yaşlarda ortaya çıkıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">“Aşırı derecede büyüme” şeklinde de tanımlanabilen akromegali hastalığı, erişkinlerde genellikle 40-50’li yaşlarda ortaya çıkıyor.<br />
<br />
Nadir görülen bir hastalık olan akromegali, çeşitli yüz değişimlerine, yüzde kabalaşma ve kemikleşmenin belirginleşmesine neden oluyor.<br />
<br />
Hastalığın görme sinirlerini, büyük damarsal yapıları, kritik beyin bölgelerini basıya uğratarak ciddi işlevsel bozukluklarına neden olabileceğini belirten uzmanlar, yavaş seyirli olan hastalıkta erken teşhisin önemini vurguluyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahı Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, “aşırı derecede büyüme” şeklinde de tanımlanabilen “akromegali” hastalığına ilişkin değerlendirmede bulundu.</span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28">Nadir görülen bir hastalıktır</span></span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, akromegalinin kelime anlamı olarak “uçların büyümesi” &nbsp;anlamına geldiğini söyledi. Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, “Erişkin dönemde görülen ve hastaların tamamına yakın bir oranında ön hipofiz bezinde ama çok seyrek olarak başka yapılarda aşırı düzeyde büyüme hormonu ya da bazen IGF-1 üreten tümör nedeniyle ortaya çıkan, seyrek rastlanan bir hastalıktır.” dedi.</span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28">Akromegaliye orta yaşlarda rastlanıyor</span></span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Aynı durumun henüz büyümenin sürdüğü çocukluk ya da erken gençlik döneminde ortaya çıkarsa gigantizm yani devlik denilen durum görüldüğünü belirten Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, “Akromegaliye erişkinde genellikle orta yaşta yani 40-50 yaşlarda rastlanır. Ne yazık ki hastalığın başlamasıyla tanı arasında ortalama beş yıl, bazen daha da uzun bir süre geçmektedir. Bu durum, hastalığın yavaş seyirli olması ve hastaların tanı için önemli belirtileri fazla önemsememesine bağlanabilir.” diye konuştu.</span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28">Yüzde değişiklikler oluşuyor</span></span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Büyüme hormonunun aşırı düzeyde olmasının fiziksel değişikliklere yol açtığını kaydeden Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, “Erişkinde çeşitli yüz değişimlerine, yüzde kabalaşma ve kemikleşmenin belirginleşmesine neden olur. Aralıklı çekilen yüz fotoğraflarında bu çok açık bir biçimde fark edilir. &nbsp;<br />
<br />
Dilin büyümesine ve ses değişikliğine, ellerin ve ayakların büyümesine ki bu nedenle eldiven ve ayakkabı numaraları yıllar içinde artar. Deride kalınlaşmaya, horlamaya ve yorgunluğa neden olur.” diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28">Önemli sistem bozuklukları da ortaya çıkabiliyor</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hastalığın tüm organizmayı etkilemesi nedeniyle ayrıca son derece önemli çeşitli sistem bozukluklarının da ortaya çıkabileceğini ifade eden Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, şu bilgileri verdi: “Örneğin kalp ve damar hastalıklarının (hipertansiyon, kalp yetmezliği gibi), romatolojik hastalıkların, nörolojik bulguların, solunum sistemi hastalıklarının (uyku apne sendromu, oksijenlenme yetersizliği gibi), metabolik bozuklukların (örneğin diabetes mellitus yani şeker hastalığının), aşırı terleme, karpal tünel sendromu ve çeşitli kanserlerin gelişmesine yol açabilir.”</span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28">Erken tanı önemlidir</span></span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, kafa tabanında ön hipofizde büyüyen bu tümörün öncelikli olarak kitlesiyle yakın komşuluğundaki görme sinirlerini, büyük damarsal yapıları, kritik beyin bölgelerini basıya uğratarak ciddi işlevsel bozukluklarına neden olabileceğini kaydetti.<br />
<br />
Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, “Ayrıca kafa içinde basıncın artmasına neden olarak yaşamsal risklere, hipofiz bezinin diğer hormonları üretmede yetersiz kalmasına neden olabilir.<br />
<br />
Bu bakımdan organizmada pek çok hastalık ve bozukluğa yol açarak hem yaşam kalitesini düşüren hem de yaşamsal risk taşıyan “akromegali” hastalığının erken tanısı ve tedavisi son derece önemlidir.” diye konuştu.</span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28">MRG ile tanı konuyor</span></span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Akromegali hastalığının tanı ve tedavi sürecinde birçok alandan uzmanın görüşü alınması gerektiğini belirten Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, şunları söyledi:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;“Akromegali hastalarında tanı hastanın tipik görünümü, özellikle hipofiz bezine yönelik görüntülemeler ile konur. En önemlisi bu hastalığa özel bir teknikle yapılan Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) tekniğidir. &nbsp;<br />
<br />
Geniş hormonal ve çeşitli biyokimyasal incelemeler ve göz muayenesi yapılarak sağlanır. Bu hastalıkta beyin cerrahı, endokrinolog, nöroradyolog, göz hekimi, patolog, göğüs hastalıkları uzmanı başta olmak üzere birçok disiplinden hekimin tanı, tedavi ve takip sürecinde yer alması gereklidir.”</span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:#1c2b28">Hipofiz tümörü genellikle iyi huyludur</span></span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;Tedavide ilk seçeneğin hipofiz tümörünün cerrahi olarak çıkarılması olduğunu kaydeden Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, “Bazen görme fonksiyonunun kurtarılabilmesi amacıyla cerrahinin acil olarak yapılması bile gerekli olabilir. Cerrahi tedavi hastaların büyük bir oranında şifa sağlamaktadır; bu tümörlerin hemen hepsi iyi huylu tümörler oldukları için cerrahi sonrası ayrıca radyoterapi, kemoterapi gibi diğer onkolojik tedavileri pek gerektirmezler.<br />
<br />
Tedavide cerrahi dışında kullanılan bazı ilaçlar da bulunmaktadır. Bunun dışında kuşkusuz akromegalide gelişen çeşitli sistem bozukluk ya da hastalıklarının tedavisi de yapılmalıdır. Akromegali hastalarının tedavisi yapıldıktan sonra da takipleri uzun dönemde sürdürülmelidir.” diye konuştu.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Sep 2021 15:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/09/akromegali-ciddi-islevsel-bozukluklara-yol-acabiliyor-1632744549.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Temizlik Takıntısının Kökeni Geçmiş Travmalara Dayanıyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/temizlik-takintisinin-kokeni-gecmis-travmalara-dayaniyor-5862</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/temizlik-takintisinin-kokeni-gecmis-travmalara-dayaniyor-5862</guid>
                <description><![CDATA[Saatlerce temizlik yapan, ellerini, saçlarını yıkayan, hayatını temiz olmak üzerine kuran kişiler, bu takıntı yüzünden çok zor bir hayat yaşıyor. Ancak bu takıntıdan kurtulmak sanıldığından daha kolay.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Saatlerce temizlik yapan, ellerini, saçlarını yıkayan, hayatını temiz olmak üzerine kuran kişiler, bu takıntı yüzünden çok zor bir hayat yaşıyor. Ancak bu takıntıdan kurtulmak sanıldığından daha kolay. &nbsp;<br />
<br />
Temizlik hastalığının tedavisinde çoğu kez psikoterapinin yeterli olduğunu söyleyen DoktorTakvimi uzmanlarından Psk. Didem Çengel temizlik takıntısına ilişkin merak edilenleri anlatıyor.</p>

<p>Sil, süpür, toparla hopp olmadı elleri bir daha yıka, kapının dışında soyun ve koşa koşa banyoya git, tekrar sil, süpür silkele, toparla… Kirlenmiş midir herhangi bir yer? Mutfak da temizlensin tamam! Şimdi yeniden, bir, iki, üç, dört ve beş! Evet, beş kere yıkadık elleri… Üç kere şampuan yapmazsam kesin kötü bir şey olacak… Saatler süren, bir türlü bitmek bilmeyen, asla yeterli olduğuna inanılmayan temizlik rutinleri… Peki, temiz olmak neden insanın hayatını zorlaştırır? Bu sorunun yanıtını DoktorTakvimi uzmanlarından&nbsp;Psk. Didem Çengel veriyor.</p>

<p>Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB), kişinin günlük yaşam aktivitelerini bozacak şekilde tekrarlayan düşünce ve davranış örüntüsüne girmesi olarak tanımlanıyor. Psk. Çengel, zihinde istemsiz bir şekilde beliren ve kişide huzursuzluk yaratan düşüncelere obsesyon (takıntı), bu obsesyonların yarattığı huzursuzluğa karşı kişinin rahatlamak için yaptığı davranışlara kompulsiyon veya ritüel dendiğini anlatıyor.<br />
<br />
Temizlik takıntısının bir obsesif kompulsif bozukluk olduğunu söyleyen Psk. Çengel, farklı nedenlerle ortaya çıkabilen hijyen takıntısının kökeninin genellikle geçmiş yaşam travmalarına dayandığına dikkat çekiyor. Çengel, şöyle devam ediyor: “Aile içerisinde kurulan bağın niteliği, ebeveynlerin pek çok davranışı, pis, kirli ya da kötü olarak değerlendirmesi, aile üyelerinin temizlik hastalığı, cinselliğin günah, ayıp ve pis olarak değerlendirilmesi ve bastırılması, şiddete maruz kalmak, ilgi ve ihtiyaçlarının karşılanamadığı bir ortamda yetişmek bu takıntıya neden olabiliyor. Ayrıca çevresel ve genetik faktörlerin etkisini de göz ardı etmemek gerekiyor.”</p>

<h3>Temizlik hastalığının belirtileri nelerdir?&nbsp;</h3>

<p>“Bir kişinin günlük yaşamının akışını bozan, işlevselliğine engel olduğunda, hayatın normal akışı içerisinde devam etmekte zorlanmalar başladığında ya da çevreyle ilişkiler etkilendiğinde temizlik hastalığından söz edilebilir” diyen Psk. Çengel, tüm bunların dışında kişinin belirgin bir kirlilik ya da dağınıklık olmasa bile yoğun bir temizlik yapma isteği duymaya ve saatlerce bitmek bilmeyen şekilde temizlik yapmaya başladığında bunun bir sorun haline dönüştüğünün altını çiziyor. Temizlik hastaları için kişisel temizliğin çok önemli olduğunu söyleyen Psk. Çengel, bu kişilerin duş alma sürelerinin diğerlerine göre daha uzun olduğunu ve ne kadar yıkansalar bile akıllarının bir köşesinde hala tam anlamıyla temizlenmediğine dair soru işaretleri bulunduğunu ifade ediyor.</p>

<p>Sürekli kirlenme korkusuyla karşı karşıya kalan temizlik hastalarının tekrarlayan bir şekilde el yıkama takıntısına sahip olduğunu hatırlatan Psk. Çengel, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bazı ileri vakalarda elleri sık sık ve bazı hijyen maddeleriyle yıkamak kaynaklı yaralar ya da çatlaklar oluşabilir. Temizlik yaparken 3, 5, 7 gibi tekrarlara ihtiyaç duyması da başka bir davranış örüntüsüdür. Temizlik hastaları özellikle yaşadığı alana dışarıdan gelen her şeyi pis bulduğu için defalarca kere yıkama gereksinimi hissedebilir. Ne kadar temizlik yapılırsa yapılsın yeterli gelmez, pis olduğu düşüncesi devam eder, pislikten arınmadığını düşünür. Temizlik hastalığı yaşayanlarda da bazı durumlara karşı takıntılı davranışlar görülebilir. Bazı hastalarda sürekli olarak kirli olma düşüncesi kendini gösterirken, bazı temizlik hastaları karşılaşılabilecek olumsuz durumlar ile tekrarlayan düşüncelere sahip olduğu davranışlarını kaçınmak amaçlı yineleyebilir. Örneğin; ellerimi üç kez yıkamazsam, anneme bir şey olabilir.”</p>

<h3>Psikoterapiyle tedavi mümkün</h3>

<p>DoktorTakvimi uzmanlarından&nbsp;Psk. Çengel, temizlik hastalığının tedavisinde&nbsp;bazı vakalarda ilaç tedavisi ve psikoterapi önerilirken, çoğu kez psikoterapinin yeterli olduğunu söylüyor. OKB ve takıntıların tedavisinde kullanılan en etkin yöntemin bilişsel davranışçı terapi yöntemi olduğunu anlatan Psk. Çengel, “Aslında temizlik hastalarıyla tedavi sürecinde en önemli aşama bilişsel yeniden yapılandırma yapabilmektir. Zihnimiz olumsuza odaklanma eğilimindedir. Takıntı ise zihnin olumsuz filtresine sürekli odaklanıp, tuzağa düşüren ve sizi sürekli esir gibi hayata yerden bakmanıza neden olan, tekrarlara sahiptir. Bilişsel terapiyle yapılan yeniden çerçeveleme, kişinin çarpıtılmış düşünceleriyle çalışır. Bunu bir örnekle açıklamak gerekirse; çok yoğun temizlik takıntısı yaşıyorsanız gerçekten neyi temizlemeye çalıştığınıza bakın, elleriniz ya da eviniz değil temizlemeye çalıştığınız aslında düşünceleriniz. 50 kez yıkadığınız şey, düşünceler ve kaygınız…”</p>

<p>Tüm tekrarlayan davranışların düşünceler ve onun yarattığı kaygıyı giderebilmek için gerçekleştiğini belirten Psk. Çengel, dünyaya düşüncelerle bakarsak kaygıların peşimizi bırakmayacağını söylüyor. Düşünceler algısal olduğunu, algıların ise bazen kişiyi yanıltabileceğini hatırlatan Psk. Çengel, zihnin olumsuz hikâyelere odaklanma eğiliminde olduğunu anlatıyor. Çengel, şöyle devam ediyor: “Eğer bu olumsuz hikâyelerde kaybolursanız elinizi de evinizi de temizler durursunuz. Bunun için her düşüncenin akış halinde olduğunu ve misafir olduğunu kabul etmek gerekiyor. Aile ve çevre desteği unutulmadan bir uzman eşliğinde bu düşünceleri keşfedebilirsiniz. Kirlenmekten kaçmak için temizlemek yerine kirlenebilme ihtimalini kabul edebilir, tekrarlayan düşünceleri rahatlatmak için yapılan döngüsel davranışları görebilirsiniz.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 24 Sep 2021 16:44:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/09/temizlik-takintisinin-kokeni-gecmis-travmalara-dayaniyor-1632491219.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gebelikte sağlıklı oranda kilo almak gerekiyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/gebelikte-saglikli-oranda-kilo-almak-gerekiyor-5850</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/gebelikte-saglikli-oranda-kilo-almak-gerekiyor-5850</guid>
                <description><![CDATA[Sağlıklı vücut ağırlığına sahip anne adaylarının gebelik sırasında kilo alması normal ve önerilen bir durum olarak karşımıza çıkıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlıklı vücut ağırlığına sahip anne adaylarının gebelik sırasında kilo alması normal ve önerilen bir durum olarak karşımıza çıkıyor.<br />
<br />
Artan vücut ağırlığı, vücut yağındaki artışa ek olarak bebeğin ve plasentanın büyümesinden kaynaklanıyor. Ancak, bu durum ihtiyaç duyulan fazla enerji ihtiyacını karşılamak için “iki kişilik beslenmenin” gerekli olduğu gibi yaygın bir yanılgıya da yol açabiliyor. Sabri Ülker Vakfı’nın derlediği bilgiler ışığında gebelikte sağlıklı kilo alımı mümkün.</p>

<p>Gebelikten önce sağlıklı vücut ağırlığına sahip anne adaylarının hamilelik sırasında ve özellikle de son üç aylık dönemde enerji alımını artırması gerekiyor ancak enerji dengesi hamilelikte de normalde olduğu kadar önem taşıyor.</p>

<h3>&nbsp;Hamilelikte günlük olarak ilave kaç kaloriye ihtiyaç vardır?</h3>

<p>Sağlıklı bir vücut ağırlığına ve orta derecede fiziksel aktiviteye sahip bir kişinin enerji gereksiniminin günde ortalama 2.000 kalori olduğu öngörülmektedir.<br />
<br />
Gebelik sırasında, Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA) önerisine göre, ilk üç aylık dönemde toplam kalori alımının ek olarak 70 kkal, ikinci üç ayda 260 kkal ve üçüncü ve son ayda ise 500 kkal enerji alımının artırılması öneriliyor. Gebelik boyunca önerilen vücut ağırlığı kazanımlarının hamilelikten önceki kiloya bağlı olduğu da göz önünde bulundurulmalıdır.</p>

<h3>&nbsp;Gebelikte ilave kalori alımları için alternatif besinler;</h3>

<p>&nbsp;1.İlk üç aylık dönem:&nbsp;1&nbsp;adet haşlanmış yumurta veya 10 adet çiğ badem veya 1 dilim (25 gram) tam tahıllı ekmek</p>

<p>2.İkinci üç aylık dönem :&nbsp;½ avokadolu tam buğday ekmeğine tost veya muzlu smoothie veya humus ve havuç dilimleri</p>

<p>3. Son üç aylık dönem:&nbsp;Somon, sote sebze, haşlanmış patates veya ızgara tavuk ve kinoalı salata</p>

<h3>&nbsp;Gebelikte ne kadar kilo almak gerekiyor?</h3>

<p>Gebelikte kilo alımı miktarı herkes için farklılık göstermekle birlikte, özellikle hamilelik öncesi kilo ve vücut kitle indeksine bağlı olarak değişiyor. Örneğin, fazla kilolu veya obez gebe kadınların genellikle zayıf olan kadınlara göre daha az kilo almaları öneriliyor. Önerilen kilo alımı genellikle 8 ile 14 kg arasında değişiklik gösteriyor. Alınan kilonun çoğunun gebeliğin ikinci yarısında ve sonrasında alınması bekleniyor. Önerilen miktardan çok daha fazla kilo almak (18 kg’dan fazla) gebelik ve doğum sırasında komplikasyon riskini ve bebeğin yüksek doğum ağırlığı riskini artırabiliyor. Gebelik sırasında zayıf olmak veya çok az kilo almak (5 kg ve daha az) düşük, erken doğum veya düşük doğum ağırlıklı bir bebek doğurma gibi gebelikte görülebilecek bazı sağlık risklerini de beraberinde getirebilir. Gebelik boyunca sağlıklı ve dengeli beslenmek, gebeliğin önerilen vücut ağırlığı aralığında geçirilmesine ve buna bağlı risklerin minimuma indirilmesine yardımcı olacaktır.</p>

<h3>&nbsp;Gebelik sırasında kilo verebilir miyim?</h3>

<p>Gebelik boyunca merak edilen sorulardan bir diğeri de gebelik sırasında kilo vermenin sağlıklı olup olmadığı. Gebelik sırasında, bebeğin büyüme ve gelişimini desteklemek için beslenme ihtiyaçlarının anne aracılığı ile optimal düzeyde karşılanabilmesi gerekiyor. Bu nedenle gebelikte zayıflama diyetleri uygulamak ve kilo vermek sağlıklı bir yöntem değil. Bunun yerine, kendinizi ve bebeğinizi sağlıklı tutmak için sağlıklı beslenmeye ve düzenli fiziksel aktiviteye odaklanmaya çalışabilirsiniz.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 23 Sep 2021 16:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/09/gebelikte-saglikli-oranda-kilo-almak-gerekiyor-1632402161.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İdrar kaçırma her iki kadından birini etkiliyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/idrar-kacirma-her-iki-kadindan-birini-etkiliyor-5842</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/idrar-kacirma-her-iki-kadindan-birini-etkiliyor-5842</guid>
                <description><![CDATA[Avrupa Üroloji Derneği’nin ürolojik hastalıklara dikkat çekmek amacıyla 20-24 Eylül tarihlerinde organize ettiği Üroloji Haftası’nın bu yılki konusu kadınlarda çok yaygın olarak görülen inkontinans, yani idrar kaçırma sorunu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa Üroloji Derneği’nin ürolojik hastalıklara dikkat çekmek amacıyla 20-24 Eylül tarihlerinde organize ettiği Üroloji Haftası’nın bu yılki konusu kadınlarda çok yaygın olarak görülen inkontinans, yani idrar kaçırma sorunu.<br />
<br />
Yaklaşık olarak her iki kadından birini etkileyen idrar kaçırma sorununa ise hem çocuk yaşlarda hem de ilerleyen yaşlarda rastlanabiliyor.<br />
<br />
Tedavi edilmeyen idrar kaçırmanın sürekli tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonlarına ve çok ciddi psikososyal problemlere neden olabildiğini söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Üroloji Uzmanı Dr. Elnur Allahverdiyev, “İdrar kaçırma birçok farklı nedenden kaynaklanabiliyor.<br />
<br />
Bilinçli ve iyi bir tedavi ile idrar kaçırma pronlemine büyük oranda çözüm bulunabiliyor. Burada en önemli nokta idrar kaçırmanın hastadaki nedenini belirlemek, idrar kaçırma durumunu olumsuz etkileyen faktörlerden uzak durmak” açıklamasında bulundu.</p>

<p>Mesanenin idrarı rahat boşaltabilmesi için işeme sırasında mesane boynu ve idrar kanalının bir miktar genişlemesi ve idrar akışına engel olmaması gerekiyor. İdrar bitiminde mesane boynundaki ve idrar kanalındaki kaslar kasılarak bir sonraki işemeye kadar idrar kaçırmanın olmamasını sağlıyor.<br />
<br />
Mesanenin dolma ve boşalma fonksiyonlarını etkileyen faktörlerin farklı idrar kaçırma türlerine sebep olabildiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Üroloji Uzmanı Dr. Elnur Allahverdiyev, “İdrar kaçırma birçok farklı nedenlerden kaynaklanabildiği gibi, çeşitli faktörler buna neden olabiliyor.<br />
<br />
Stres, sıkışma, mikst tip (sıkışma-stres), taşma tipi (mesane boşalamadığı için) ve süreklilik gösteren (fistül) idrar kaçırmaları çeşitleri görülebiliyor. Burada idrar kaçırmanın tipi ve şiddeti önemli. Hastanın günlük olarak değiştirdiği ped veya bez sayısına göre idrar kaçırma tedavisi farklılık gösterebiliyor” dedi.</p>

<h3>Egzersiz mesane kaslarını güçlendiriyor</h3>

<p>Öksürünce, hapşırınca, hareket ederken, gülerken, yüksek sesle konuşurken, yani karın içerisindeki basıncı arttıran her türlü durumda stres tipi idrar kaçırmanın görülebildiğini vurgulayan Üroloji Uzmanı Dr. Elnur Allahverdiyev, “Bu duruma idrar boynundaki, tutmaya yarayan kasların kaybı ya da gücünde bir azalma neden olabiliyor. Eğer günlük kullanılan ped sayısı az ise ve hasta motive bir hasta ise&nbsp;stres tipi idrar kaçırmada mesanedeki kasları egzersiz yaparak güçlendirebiliriz ve böylelikle yüzde 50-70 oranında bir başarı elde edebiliriz” dedi.</p>

<h3>Çeşitli hastalıklar sıkışma kaynaklı idrar kaçırmaya neden olabilir</h3>

<p>Sıkışma tipi idrar kaçırma, hastanın fiziksel aktivitesine bağlı olarak gerçekleşmiyor; aşırı idrar yapma isteğinin (urge) oluşması, istem dışı kasılmaların-spazmların meydana gelmesi ve idrarı tutan kasların bu duruma karşı koyamaması nedeniyle idrar kaçırma gerçekleşiyor. Üroloji Uzmanı Dr. Elnur Allahverdiyev, “Bu tip sıkışma tipi idrar kaçırmalarda genellikle altta yatan sinirsel ya da mesaneyi uyaran farklı bir neden vardır. Bu idrar kaçırmaya aşırı aktif mesane, mesaneye temas eden herhangi bir yabancı materyal (taş, sütür, mesh) veya mesane ile temas eden bir noktada – komşu organlarda meydana gelen enflamasyonlar aşırı idrar yapma isteği (urge), sık idrara çıkma, mesanede istem dışı kasılmalara neden olarak kaçırmaya neden olabilir.<br />
<br />
Sinir sisteminde herhangi bir fonksiyon bozukluğu varsa ve mesaneyi etkileyecek bir noktadaysa bu da aynı şekilde sıkışmaya bağlı idrar kaçırmaya sebep olabilir. Bu nedenle sıkışmaya bağlı idrar kaçıran hastaların mutlaka değerlendirilmesi ve&nbsp;bu duruma neden olacak herhangi bir hastalık varsa o hastalık tedavi edilmesi gerekir. Eğer herhangi bir hastalık belirtisi yoksa birinci basamak tedavisi olarak hasta uygun diyet tedavisine başlayabilir ve mesaneyi uyaran kahve, sigara, koyu çay gibi ajanlardan uzak durulması gerekebilir” şeklinde konuştu.&nbsp;</p>

<h3>Stres ve sıkışma kaynaklı idrar kaçırmada baskın faktöre göre karar veriliyor</h3>

<p>Diğer bir idrar kaçırma türünün de hem stres kaynaklı hem de sıkışma kaynaklı idrar kaçırma olabildiğini belirten&nbsp;Üroloji Uzmanı Dr. Elnur Allahverdiyev, “İkisinin birlikte olmasına ‘mikst tip idrar kaçırma’ diyoruz. Bu durumda hastayı öncelikle değerlendiriyoruz. Hastanın eğer stres tipi idrar kaçırması baskınsa öncelikle stres tipli idrar kaçırma tedavisi uyguluyoruz. Eğer hastanın sıkışma tipi idrar kaçırması baskınsa o zaman önce sıkışma tipini tedavi ediyor, sonrasında stres tipi idrar kaçırma tedavisi veriyoruz” dedi.&nbsp;</p>

<h3>Taşma, sızdırma ve sürekli idrar kaçırmalarda hasta öyküsü önemli</h3>

<p>Bir diğer idrar kaçırmanın ise mesanenin boynundaki idrar kanalının darlığından dolayı mesane boşalmadığı için giderek genişlemesi ve sızdırma şeklinde devamlılık göstermesi şeklinde gerçekleşebildiğini söyleyen&nbsp;Üroloji Uzmanı Dr. Elnur Allahverdiyev, “Hem sızdırma hem de süreklilik gösteren idrar kaçırmalarda hastanın öyküsünde ameliyat, radyasyon tedavisi ya da nörolojik hastalıkların yer alıp almadığı değerlendirilmeli. Bu idrar kaçırmalarında mutlaka altta yatan bir idrar kanalı darlığı, mesane fonksiyon bozukluğu, üriner sistem ile vajen, uterus arasında olası fistül varlığı aranır. İşeme patolojisi olup olmadığı mutlaka araştırılmalı” şeklinde konuştu.&nbsp;</p>

<p>İdrar kaçırma gibi sorunlar çocuk yaşlarda dikkate alınması gerekiyor. Çocuklarda işeme problemi ve mesanenin tam boşalamaması durumlarının ciddi sorunlara neden olmadan zamanında ve doğru bir tedavi ile kontrol altına alınması gerektiğini belirten Dr. Elnur Allahverdiyev, “Şikâyet olmadan sadece geceleri kaçırma varsa bu çocuklarda 5 yaşına kadar tedavi olmadan beklenir. Eğer 5 yaşından sonra iyileşmiyorsa bir uzmana tedavi için başvurulmalı” açıklanmasında bulundu.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 22 Sep 2021 14:57:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/09/idrar-kacirma-her-iki-kadindan-birini-etkiliyor-1632311915.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İnsülin Direncini Kıran 10 Önemli Öneri!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/insulin-direncini-kiran-10-onemli-oneri-5820</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/insulin-direncini-kiran-10-onemli-oneri-5820</guid>
                <description><![CDATA[Sık sık acıkıyor musunuz? Açlığa karşı tahammülsüz müsünüz? Karbonhidratlı gıdalara, özellikle tatlılara düşkünlüğünüz var mı?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sık sık acıkıyor musunuz? Açlığa karşı tahammülsüz müsünüz? Karbonhidratlı gıdalara, özellikle tatlılara düşkünlüğünüz var mı? Yemekten sonra aniden uyku bastırıyor mu? Gece uykudan uyanıp tatlı ya da unlu gıda yeme ihtiyacı duyuyor musunuz? Bu belirtiler size tanıdık geliyorsa, dikkat! Sorununuzun nedeni; ülkemizde her 3 kişiden birinde görülen ve diyabet hastalığının ilk adımı olan ‘insülin direnci’ olabilir!&nbsp;<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1631803472_7.jpg" style="height:534px; width:800px" /></p>

<p>Pankreastan salgılanan bir hormon olan insülinin görevi, kandaki şeker moleküllerinin hücre içine girmesini, böylece hücreler tarafından ‘yakıt’ olarak kullanılmasını sağlamak. Kısaca, hücrelerin şeker moleküllerini içeri alan kapısının ‘anahtarı’ gibi düşünebiliriz insülini. İnsülin kandaki şeker miktarına göre salgılanıyor. Örneğin salatalık yediğimizde kan şekerinde 1 birim yükselme olursa, vücut hemen 1 birim insülin salgılıyor, baklava yediğimizde kan şekeri 20 birim yükseliyorsa 20 birim insülin salgısı oluyor. &nbsp;Ülkemizde her 3 kişiden birinin sorunu olan insülin direnci; vücuttaki şekeri düzenleyen insülinin görevini yerine getirmekte güçlük çekmesi olarak tanımlanabilir.&nbsp;<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1631803471_6.jpg" style="height:534px; width:800px" /></p>

<p>İnsülin direnci geliştiğinde, hücreler ile kandaki şeker molekülleri arasına adeta bir duvar örülüyor. Bunun sonucunda, örneğin 10 birim şeker düzeyi artışına normalde yeterli gelecek olan 10 birim insülin, önündeki metabolik engeli bu düzeylerde aşamıyor ve kan şekerinin hücre içine girmesinde yeterli gelemiyor. Bu durumda vücut, şekeri yeterli miktarda hücre içine sokabilmek için 10 birim yerine 20 birim veya daha fazla insülin salgılamaya başlıyor. &nbsp;Özellikle genetik olarak diyabet riski taşıyanlarda, yıllar içinde sürekli fazla insülin salgılayan pankreas bezinin rezervleri azalınca ve bir gün gelip önündeki duvarı aşacak kadar çok insülin salgılayamadığında ‘diyabet’ gelişiyor.&nbsp;<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1631803471_5.jpg" style="height:534px; width:800px" /></p>

<p>İnsülin direncine yol açan etkenlerin başında ise genetik yatkınlık geliyor, yani ailede diyabet öyküsü olması çok önemli bir risk faktörü.&nbsp;<br />
<br />
<strong>Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Sezgin Meriçliler,</strong>&nbsp;aile öyküsüne hareketsiz yaşam, düzensiz beslenme, uyku düzensizliği gibi çeşitli faktörler de eşlik ettiğinde insülin direncinin geliştiğini belirterek, “Vücutta artan insülin özellikle sık acıkma, açlığa tahammülsüzlük, karbonhidratlı gıdalara düşkünlük, hatta bazı hastalarda gece uykudan uyanıp tatlı ya da unlu gıda tüketme gibi iştah bozukluklarına yol açıyor.<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1631803470_4.jpg" style="height:534px; width:800px" /><br />
<br />
Bu yeme bozuklukları zamanla kilo alımıyla ve insülin direncinin artmasıyla sonuçlanabiliyor” diyor. &nbsp;Peki, insülin direncini kırmak için nelere dikkat etmemiz gerekiyor?<strong>&nbsp;Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Sezgin Meriçliler,</strong>&nbsp;insülin direncinin önlenmesi ve tedavisi için 10 etkili kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!&nbsp;</p>

<h3>Egzersiz yapın</h3>

<p>Dr. Özlem Sezgin Meriçliler,<strong>&nbsp;</strong>“Hareket, hücrelerin şeker kullanımını kolaylaştıran ve daha az insülinin şeker metabolizmasının düzenlenmesinde yeterli olmasını sağlayan en önemli faktördür” diyerek, şöyle devam ediyor: “Her tür spor yapılabilir. Her gün 30 dakika veya haftada 3 kez, 50 dakikalık yürüyüş yapılabileceği gibi; yüzme, salon sporları, bisiklete binmek, hatta dans etmek bile insülin direnciyle mücadelede son derece faydalı olacaktır.”<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1631803469_3.jpg" style="height:534px; width:800px" /></p>

<h3>Unlu gıdaları azaltın</h3>

<p>Dr. Özlem Sezgin Meriçliler,<strong>&nbsp;</strong>karbonhidratlı yiyeceklerin kan şekerini daha fazla yükseltme potansiyeline, dolayısıyla insülin salgısını daha fazla uyarma yeteneğine sahip olduklarını belirterek, “Karbonhidratlı yiyecekler; kan şekeri kontrolünü zaten normalden fazla insülinle yapabilen insülin direnci hastalarında hem insülin salgısının daha da artmasına, hem kilo alımına hem de pankreas rezervinin daha hızlı tükenmesine yol açarlar” uyarısında bulunuyor. Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, bu nedenle diyetteki karbonhidrat miktarının mutlaka azaltılması gerektiğine dikkat çekerek, “Rafine karbonhidratlar, yani unlu ve şekerli gıdalar yerine meyve ve sebze gibi doğal ama lifli karbonhidrat türleri tercih edilmelidir” diyor. &nbsp;</p>

<h3>Atıştırmalıklara dikkat!&nbsp;</h3>

<p>Yakın zamana kadar 3 ara ve 3 ana öğün olmak üzere sık sık beslenmek önerilirken, son birkaç yıldır ‘aralıklı oruç’ adı verilen ve ara öğün içermeyen beslenme şekilleri popüler oldu. Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, “Ara öğün alması gereken bir grup hasta dışında, aralıklı oruç insülin salgısının daha az uyarılmasına yol açtığı için tercih edilebilir” diyerek, &nbsp;şu önemli noktaya dikkat çekiyor: “Ancak günde 3 ana öğün yerine 2 öğün yenilmesi, arada acıkmaya ve atıştırmalara neden olabilir. İnsülin direncini artıran, kilo almayı kolaylaştıran en büyük beslenme hatası, atıştırmalardır. Bu nedenle hangi beslenme şekli seçilecekse seçilsin, sağlıklı öğünler şeklinde olmalı ve aralarda abur cubur adını verdiğimiz gıdalar en aza indirilmelidir.”<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1631803469_2.jpg" style="height:534px; width:800px" /></p>

<h3>Meyveleri sınırlayın</h3>

<p>Meyveler doğal ve lif içeren sağlıklı karbonhidratlar arasında yer alıyorlar. Ancak meyve şekeri de insülin salgısını çok uyarıyor ve aşırı meyve tüketimi hem kilo aldırıyor hem de insülin direncini artırıyor. &nbsp; Bu nedenle bir seferde bir porsiyon meyve tüketmeyi alışkanlık haline getirin. Günün farklı saatlerinde toplam 3 porsiyon meyve tüketebilirsiniz. Bir porsiyon meyveyi, kabaca tabağa koyduğunuzda; 1 adet orta boy elma hacminde yer kaplayan meyve miktarı diye tanımlayabiliriz. Yani, 1 elma veya 1 portakal veya 1 armut veya 3 kayısı gibi. Meyveyi bir seferde bu miktarı aşmayacak şekilde tüketmeye özen gösterin.</p>

<h3>Bal-reçel-pekmez üçlüsünü azaltın</h3>

<p>Çok sağlıklı bir besin olan doğal balın yanı sıra reçel ve pekmez de; çok yoğun, dile değer değmez emilmeye başlayan ve kanda hızla yükselen şeker içeriyorlar. Üstelik bu besinleri genellikle sabah tüketiyoruz, yani midemiz boş iken. Dolayısıyla emilimleri daha da hızlanıyor. Aynı hızda da pankreası uyararak insülin salgısını artırıyorlar. Bu nedenle insülin direnciniz varsa, bu gıdaların tüketimini çok azaltmanız gerekiyor. &nbsp;</p>

<h3>Şekerli içeceklerden uzak durun</h3>

<p>Gazlı içecekler, buzlu çay türevleri ve limonata gibi içecekler yoğun ve hemen kana karışan şeker içeriyorlar. Bu nedenle insülin salgısını da hızla ve güçlü bir şekilde uyarıyorlar.</p>

<h3>Meyve suyu yerine meyve tüketin&nbsp;</h3>

<p>Bir bardak meyve suyunda 3-4 porsiyon meyvenin şekeri posasından ayrılmış halde yer alıyor. Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, “Taze sıkılmış olsa bile bir bardak meyve suyu hem bir seferde ‘en fazla bir porsiyon yemeliyiz’ &nbsp;dediğimiz meyvelerin ortalama 3-4 porsiyonu kadar şeker içeriyor, hem de bu meyvenin şekeri posasız olduğu için çok hızla emilerek insülin salgısını çok hızlı artırıyor” diyor. Meyveler posasıyla yenildiğinde ise posa şeker emilimini yavaşlatıyor. &nbsp; Bu yüzden vitaminleri meyve suyu ile değil, meyvenin kendisini tüketerek almayı alışkanlık haline getirin.</p>

<h3>Tatlıyı aç karnına yemeyin!&nbsp;</h3>

<p>Şekerli ve karbonhidratlı gıdalar midemiz boş iken yenildiklerinde içerdikleri şeker hızla emiliyor ve kan şekerini daha hızlı yükseltiyorlar. Bir o kadar hızda da insülin salgısını uyarıyorlar. Bu tür gıdaları mümkün olduğunca az yemeyi ve asla aç karnına tüketmemeyi kural olarak benimsemelisiniz.&nbsp;</p>

<h3>Bu besinler öğünlerinizden eksik olmasın&nbsp;</h3>

<p>Süt ve süt ürünleri (yoğurt, ayran, kefir ve peynir) yeşil sebzeler ve salatalar, karbonhidrat ile şeker içeren gıdalarla aynı anda yenildikleri zaman şeker emilimini yavaşlatıyorlar. Bu nedenle meyvenin yanında yoğurt, simidin yanında ayran veya peynir, patatesin yanında yoğurt ve yeşil salata tüketmeniz, bu besinlerin şeker emilim hızını dengeleyerek insülin salgısının daha az uyarılmasını sağlayacaktır. &nbsp;</p>

<h3>Uykunuza dikkat edin</h3>

<p>Uyku bozukluklarının genetik olarak diyabet riski taşımayan kişilerde dahi insülin direncini tetikleyebileceği, hatta diyabet gelişimine yol açabileceği artık biliniyor. Özellikle gece uykusu bu süreçte çok önem taşıyor ve gündüz uyumak gece uykusunun yerini tutamıyor. 24:00-08:00 saatleri arasında düzenli uyku alışkanlığı edinmek, insülin direncine karşı önemli bir rol üstleniyor.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 18 Sep 2021 15:16:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/09/insulin-direncini-kiran-10-onemli-oneri-1631967632.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Regl dönemi ne zaman anlatılmalı?</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/regl-donemi-ne-zaman-anlatilmali-5807</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/regl-donemi-ne-zaman-anlatilmali-5807</guid>
                <description><![CDATA[Aileler genellikle regl dönemini çocuklara ne zaman ve nasıl anlatmaları gerektiği konusunda kararsız kalıyorlar. Çocuğa regl döneminin ne olduğu hakkında bilgi verilmesinin önemine dikkat çeken uzmanlar, yaştan ziyade gelişimleri göz önüne alınarak açıklama yapılması gerektiğini ifade ediyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Aileler genellikle regl dönemini çocuklara ne zaman ve nasıl anlatmaları gerektiği konusunda kararsız kalıyorlar. Çocuğa regl döneminin ne olduğu hakkında bilgi verilmesinin önemine dikkat çeken uzmanlar, yaştan ziyade gelişimleri göz önüne alınarak açıklama yapılması gerektiğini ifade ediyor. Uzmanlar, ‘çok ağrın olacak, hastalanacaksın’ gibi olumsuz yargı içeren tanımlamaların çocuklarda birçok soruna yol açtığı için kullanılmaması gerektiğini vurguluyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi’nden Uzman Klinik Psikolog Duygu Barlas, regl döneminde ebeveynlerin çocuklarına durumu nasıl anlatmaları ve nasıl yaklaşım göstermeleri gerektiği ile ilgili tavsiyelerini paylaştı. </span></span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Çocuğa gelişimine bakılarak açıklama yapılmalı</span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">2 - 8 yaş arasındaki kız çocuklarına regl dönemi hakkında bilgi verilmesinin gerekli olmadığını ifade eden Uzman Klinik Psikolog Duygu Barlas, “Hatta ergenlik veya ön ergenlik dönemine gelmemiş kız çocuklarına bu konuda bilgi verilmesi, zaman zaman endişe uyandırıcı olabiliyor. Çünkü bu yaştaki çocukların aklına kanama denildiğinde yara ve kaza gibi olumsuz içerikli kelimeler geliyor.<br />
<br />
Bu çağrışım da onlar için endişe edici olabiliyor. 2 ila 8 yaş aralığından sonra kız çocuğunun gelişimine bakılarak göğüslerin ve kalçaların gelişmesi, tüylenmelerin olması gibi ergenlik çağı belirtileri de varsa belirtiler iyice gözlemlenerek çocuğa regl döneminin ne olduğu hakkında bilgi verilmesi önemlidir. Yani çocuğun yaşından ziyade, gelişimi göz önüne alınarak bir açıklama yapılması daha uygun olacaktır. Bunu en iyi ebeveynler ya da birincil bakım verenler kimse onlar daha iyi bilecektir.” dedi.</span></span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Olumsuz yargı içeren tanımlamalara dikkat!</span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Uzman Klinik Psikolog Duygu Barlas, ‘Regl döneminin açıklanması için yaş aralığı belirlendikten veya doğru zaman tespit edildikten sonra içeriğinin ne olacağına karar vermek ikinci önemli noktadır’ dedi ve sözlerine şöyle devam etti:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">“Açıklama yapılırken ebeveynlerden birinin öncelikli olarak genci kaygıya sevk etmemesine dikkat etmesi gerekiyor. Kanamanın olacağının ancak bu kanamanın çok ağrı ve acı verici bir durum olmadığı belirtilmeli. ‘Yakın bir zamanda kanama yaşayacaksın. Bunu belirli bir yaşa gelen her kadın yaşayabilir. Ancak bil ki, bu endişe verici ya da senin bedenine zarar verecek bir şey olmayacak.<br />
<br />
Çok büyük bir acı ya da ağrı yaşamayacaksın’ diyerek olayın çok travmatik olmadığını belirtmek genci güvende hissettirecektir. Bir diğer önemli nokta ise regl döneminin menstrüasyon kanamasının olumsuz içeriklerle eşleştirilmemesidir. Durumu açıklayacak kişinin ‘kirleneceksin, çok ağrın olacak, hastalanacaksın, bu dönemde kendini herkesten, her şeyden sakınman gerekir’ gibi olumsuz yargı içeren tanımlamalarda bulunmaması gerekiyor. Çünkü menstrüasyon kanaması ile ilgili söylenebilecek her yargı, ileride gencin bedenini sevmemesine, kadınlığını reddetmesine, kadınlığından utanmasına ve başka birçok soruna yol açabilir.”</span></span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Hijyene önem verilmeli</span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bir diğer önemli noktanın ise hijyenin nasıl sağlanacağı olduğunu ifade eden Barlas, “Ne tür pedler var, nasıl kıyafetler giyilebilir, bu kıyafetlerin içinde nasıl rahat edebilirsin, pedleri nasıl kullanabilirsin gibi konuşmaların açık ve net bir şekilde gençle yapılması gerekiyor. Hatta genç, menstrüasyon dönemine girmeden önce pedler görsel olarak tanıtılıp asıl kullanılacağı gösterilebilir. Bu durum gencin yaşayacağı sürece hazırlıksız yakalanmasını önleyecektir. Son yapılması gereken şey ise kanamanın anatomik ve biyolojik olarak anlatılmasıdır ve bunun da yine görsel bir şekilde yapılması faydalı olacaktır. Bir anatomi kitabı üzerinde üreme organlarının ne olduğunu, kanamanın nasıl gerçekleşeceğini ve biyolojik temellerinin ne olduğunun anlatılması gerekir.” diye konuştu.</span></span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Aynı anda farklı duygular yaşayabiliyorlar</span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Gençlerin regl yaşadığında üzülebileceklerini, sevinebileceklerini, huzursuzluk yaşayabileceklerini ve öfkelenebileceklerini söyleyen Barlas, “Birden fazla duyguyu aynı anda yaşayabilirler. Öncelikle birey bunun doğal bir durum olduğunu kabul etmeli ve bir ebeveyn olarak gence de bunu ifade etmeli. Regl olan kişi o an duygusal duygu değişimleri yaşayabilirken aynı zamanda ağrı gibi fiziksel belirtileri de yaşayabilir. Bu süreçle başa çıkabilmesi için genç bireyi telkin edecek bir üslupla konuşmak, bu durumu başka insanların da yaşadığını belirtmek önem taşıyor. Genç daha önce regl süreci ile ilgili bilgi sahibi de olsa, süreci ilk kez deneyimlediği için bu durumun sadece kendisinin başına geldiğini de düşünebilir. Burada ebeveynin üzerine düşen görev genci rahatlatmak ve süreci daha rahat atlatmasına yardımcı olmaktır.” dedi.</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Sep 2021 15:36:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/09/regl-donemi-ne-zaman-anlatilmali-1631796233.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dikkat! Kara mantar tedavi edilmezse ölüme yol açabiliyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/dikkat-kara-mantar-tedavi-edilmezse-olume-yol-acabiliyor-5800</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/dikkat-kara-mantar-tedavi-edilmezse-olume-yol-acabiliyor-5800</guid>
                <description><![CDATA[Başta Hindistan olmak üzere tüm dünyada görülme sıklığı artış gösteren kara mantar hastalığının Covid-19 ile bağlantılı olup olmadığı merak ediliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Başta Hindistan olmak üzere tüm dünyada görülme sıklığı artış gösteren kara mantar hastalığının Covid-19 ile bağlantılı olup olmadığı merak ediliyor.<br />
<br />
Hastalığın sindirim, temas ve solunum yolu ile bulaştığını vurgulayan uzmanlar, henüz insandan insana ya da hayvandan hayvana bulaştığının tespit edilmediğini belirtiyor. Uzmanlar, zayıf bağışıklık sisteminin kara mantar hastalığına zemin hazırladığına ve zamanında tedavi edilmemesi halinde yüzde 25 – 50 oranında ölümlere yol açtığına dikkat çekiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Songül Özer, Covid-19 ile bir bağlantısı olup olmadığı merak edilen kara mantar hastalığı hakkında son derece önemli bilgiler paylaştı.</span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Kötü ortam koşullarında ortaya çıkıyor</span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Covid-19 ile bir bağlantısı olup olmadığı oldukça merak edilen, yeni ortaya çıkmış bir hastalık olan kara mantar hastalığının aslında dünya çapında genellikle görülmekte olan bir hastalık olduğunu belirten Dr. Songül Özer, “Son zamanlarda hastalığın görülme sıklığı artmaya başladığı için insanların dikkatini çekti. Dünyada sıklıkla görülen hastalıkların büyük çoğunluğu bakteriyel ve viral kaynaklıdır. Parazit ve mantarların ise sebep olduğu hastalıklar dünyada daha az görülüyor. Mukormikozis ya da Türkçe adıyla kara mantar; havada, suda, insan ve hayvan dışkısında, çürümüş meyve ve sebzelerde yani kötü ortam koşullarının olduğu yerlerde bulunur.” dedi.</span></span><br />
<br />
<span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Hijyenik olmayan çevre koşullarına dikkat edilmeli</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kara mantar hastalığının insanlara ve hayvanlara üç yolla bulaştığını vurgulayan Özer, “Kirlenmiş yiyecek ve içeceklerin tüketilmesi ile sindirim yoluyla, sporlanarak üreyen bu mantarlar sebebiyle kirlenmiş toprağa ve suya dokunulmasıyla, çürümüş gıdalara veya hayvan vücudundaki dokulara direk temas yoluyla ve en sık görülen bulaşma yolu olarak değerlendirdiğimiz iyi ve hijyenik olmayan çevre koşullarında havada bulunan mantar sporlarının solunumu ile oluşuyor.” ifadelerini kullandı.</span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Havadan, gıdadan veya temas ile bulaşıyor</span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>&nbsp;</strong></span></span><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dr. Songül Özer, ‘Bugüne kadar hastalığın hasta olan bir insandan bir başka insana ya da hasta bir hayvandan başka bir hayvana bulaştığı gözlemlenmedi.’ dedi ve sözlerine şöyle devam etti:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Yani birey bu hastalığı havadan, gıdadan ya da temas yoluyla doğrudan alır. Kesinlikle, Covid-19 gibi bir salgına neden olması söz konusu değildir. Diyelim ki, bu mantarı solunum yoluyla aldık. O halde doğal olarak etkilenecek yer burun, burun çevresindeki sinüsler ve akciğerdir. Hastalık bu kısımlara temas ettiğinde burun tıkanıklığı, burun kanamaları, sinüslerde dolgunluk, sinüzit benzeri rahatsızlıklar yani baş ağrısı, burun akıntısı ya da tıkanıklığı gibi belirtiler görülebilir. Eğer akciğere yayılırsa nefes darlığı, öksürük, yüksek ateş gibi alt solunum yolu enfeksiyonu belirtileri yapabilir. Eğer hastalık ilerlerse durum fark edilmez ya da tedavi edilmezse kanlı öksürük, kanlı balgam veya direk kan tükürmek gibi etkilere yol açıyor.”</span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Nadiren göze ve beyne etki edebiliyor</span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Akciğerde bulunan enfeksiyonun yayılması ya da direk temas ile nadiren de olsa göze etki edebildiğini belirten Özer, “Göz kapağında düşüklük, gözde bulanık ya da çift görmeye sebep olabilir. Yine nadiren de olsa beyine yayılabilir. Bu durumda beyinde epilepsiye yani sara nöbetlerine, baş ağrılarına, beyin dokusu içerisinde ‘serebral apse’ diye adlandırılan birtakım enfeksiyon odaklarına yol açabilir. Bu belirtiler nadiren görülüyor ve hastalığın yol açabileceği en kötü durumları kapsıyor. &nbsp;Temas yoluyla bulaştığında, deride yaralar ve iltihaplı akıntılar meydana gelebilir. Ağız içinde ve burunun üzerindeki deride sıkça görüldüğü söylenebilir.” diye konuştu.</span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Yüzde 25 – 50 oranında ölümler meydana gelebiliyor</span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Mukormikozis ya da Türkçe karşılığı ile kara mantar hastalığı ile ilgili yüzde 25 ile yüzde 50 oranında ölümlerin meydana geldiğine dikkat çeken Dr. Songül Özer, “Bu hastalık aracılığıyla enfekte olan kişilerde, hasta yeterince ve zamanında tedavi edilmezse ölüm ihtimali vardır ve bu oranın oldukça yüksek, azımsanmayacak düzeyde olduğunu söyleyebiliriz. Fakat tedavisinin olduğunu söylemek mümkün. Hastalığa özel ve sistematik mantar ilaçları kullanıldığında bu hastalık tedavi edebilebilir.” dedi.</span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Hindistan ve tüm dünyada artış görülüyor</span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Başta Hindistan olmak üzere hastalığın tüm dünyada artış gösterdiğini vurgulayan Dr. Songül Özer, sözlerini şöyle sürdürdü:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;</span></span><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Bu durum birçok bilim insanının dikkatini çekti. Bu konuda yayınlar yapılmaya başlandı ve doğal olarak hastalık halkın da dikkatini çekmiş oldu. Bu mantar ‘zigomiçes’ yani fırsatçı bir mantardır. Ortam koşulları elverişli olduğunda bulaşan ve yayılan, bulunduğu alanı süratle istila eden bir mikroorganizma olduğunu söyleyebiliriz. Kişinin herhangi bir nedenle bağışıklık sistemini baskılayacak bir ilaç kullanması da önemli bir etken. Örneğin kişiye ilik nakli ya da organ nakli yapılmışsa hekim bilerek hastaya bağışıklığını baskılayacak ilaç verir ya da kişi uzun süreli ve şiddetli birçok ameliyat sebebiyle travmaya ve operasyona maruz kalır. Bu gibi doku zedelenmeleri dışında kişi HIV virüsüne maruz kalmışsa, kontrol edilemeyen kan şekeri değerleri veya şeker hastalığı varsa, düşük bağışıklık sistemine sebep olan bu hastalıklar kara mantar hastalığı için hazırlayıcı bir etken olur.”</span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Zayıf bağışıklık sistemi kara mantara davetiye çıkarıyor</span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Covid-19 hastalığının zatürreye yol açtığını hatırlatan Özer, “Solunum yollarında ve akciğerde harabiyete neden oluyor ve bir doku zedelenmesine yol açıyor. Yine bu durum da kara mantar hastalığına zemin hazırlar niteliktedir. Covid-19 hastalığının tedavisinde hastayı iyileştirmek için yüksek doz steroid ya da kortizon olarak bilinen “immünsüpresyon” ilacını kullanmak gerekiyor. Fakat kortizonun hasta üzerinde iyi etkileri olurken kötü etkileri de olabiliyor. Yan etkilerinden biri bağışıklık sistemini geçici olarak baskılamasıdır. Bu bağışıklık sistemindeki baskılanmada vücudun zayıflığı nedeniyle fırsatçı mantar enfeksiyonlarının oluşumuna zemin hazırlanıyor. Kara mantar da bu grupta yer alan hastalıklardan yalnızca biri. Yapılan araştırmalara göre kara mantar yalnızca Covid-19 geçiren hastalarda görülmüyor fakat Covid-19’da diğer bağışıklık baskılayan hastalıklar gibi bağışıklık üzerinde etkin bir rol oynuyor.” ifadelerini kullandı.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 15 Sep 2021 14:31:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/09/dikkat-kara-mantar-tedavi-edilmezse-olume-yol-acabiliyor-1631705674.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Neden zatürre ve grip aşısı olunmalı?</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/neden-zaturre-ve-grip-asisi-olunmali-5791</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/neden-zaturre-ve-grip-asisi-olunmali-5791</guid>
                <description><![CDATA[Kış ayları yaklaştıkça özellikle riskli gruptaki hastaların zatürre ve grip aşısı olmaları öneriliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Kış ayları yaklaştıkça özellikle riskli gruptaki hastaların zatürre ve grip aşısı olmaları öneriliyor.<br />
<br />
Zatürre aşısının bağışıklığı canlı tutarak Covid-19 virüsü üzerine oluşabilecek ikinci bir bakteriyel enfeksiyonu önlediğini belirten uzmanlar, grip hastalığının zatürreye dönüşmesini önleyebilmek için de grip aşısının yapılmasını tavsiye ediyor.<br />
<br />
Uzmanlar, 65 yaş altındaki hastalıkları olan bireyler ile 65 yaş üzeri bireylerin grip ve zatürre aşısı olmaları gerektiğinin altını çiziyor.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Dahiliye Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Ayhan Levent, zatürre ve grip aşılarının neden gerekli olduğu ile ilgili önemli bilgiler paylaştı ve tavsiyelerde bulundu.</span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Zatürre aşısı bağışıklığı canlı tutuyor</span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kış aylarına girerken, özellikle riskli gruptaki hastalara zatürre ve grip aşısı olmalarını tavsiye eden Yrd. Doç. Dr. Ayhan Levent, “Zatürre aşısının Covid-19 virüsüne karşılık bir koruyuculuğu yok fakat zatürre aşısını Covid-19 virüsüne karşı hem bağışıklık sistemini canlı tutması, hem de virüsün üzerine oluşabilecek ikinci bir bakteriyel enfeksiyonu önlemesi sebeplerinden dolayı tavsiye ediyoruz.” dedi.</span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Grip zatürreye sebep olabiliyor</span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Grip hastalığının da zatürre oluşumuna sebep olabileceğini vurgulayan Levent, “Vakti geldiğinde yıllık grip aşısı yaptırılmalı. Zatürre aşısının bir mevsimi bulunmamakta, yılın her ayında yaptırılabilir. Grip aşısı ise özellikle ekim-kasım aylarında yaptırılabilir.” ifadelerini kullandı.</span></span></p>

<h3><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">65 yaş ve üzeri bireyler bu aşıları olmalı…</span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>&nbsp;</strong></span></span><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Doç. Dr. Ayhan Levent, 65 yaş ve üstü herkese zatürre ve grip aşısı olunmasının önerildiğini söyledi ve sözlerini şöyle tamamladı:&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;</span></span><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Bununla beraber, 65 yaşın altında olup da; böbrek, karaciğer ve kalp yetmezliği hastalarına; astım, koah gibi akciğer hastalığı olanlara, iskemik kalp hastalığı, diyabet tanısı olanlara, dalağı alınanlara ya da dalak fonksiyon bozukluğu olanlara, tekrarlayan zatürre enfeksiyonu geçirenlere, kanser hastalarına, kemoterapi gören hastalara, organ ve kemik iliği nakli yapılmış hastalara, huzur evi gibi kalabalık yerlerde yaşayanlara, hasta bakımı ile ilgilenenlere, bağışıklık yetmezliği olanlara ya da bağışıklık baskılayıcı tedavi uygulanan hastalara zatürre ve grip aşısı olmaları önerilir.”</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 14 Sep 2021 14:53:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/09/neden-zaturre-ve-grip-asisi-olunmali-1631620472.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şeftali Ve Nektarinle Gelen 10 Fayda</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/seftali-ve-nektarinle-gelen-10-fayda-5776</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/seftali-ve-nektarinle-gelen-10-fayda-5776</guid>
                <description><![CDATA[Sonbahara girdiğimiz bugünlerde yazdan kalan iki lezzetli meyve olan şeftali ve nektarin için pek çok kişi kolları sıvadı, reçel yapmaya başladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sonbahara girdiğimiz bugünlerde yazdan kalan iki lezzetli meyve olan şeftali ve nektarin için pek çok kişi kolları sıvadı, reçel yapmaya başladı.<br />
<br />
Şeftalinin kadifemsi ve yumuşak görüntüsüne bol sulu ve şekerli tadı eşlik ederken; erik ve şeftalinin aşılanması ile elde edilen nektarin ise daha sert ve tüysüz yapısıyla tercih edilebiliyor.<br />
<br />
Peki bu lezzetli, düşük kalorili ve sağlık deposu meyveler ne tür faydalar sağlıyor? Besin içeriklerinde ne tür farklılıklar bulunuyor?&nbsp;<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1631256098_shutterstock_297863489.jpg" style="height:534px; width:800px" /><br />
<br />
<strong>Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel</strong>, “Şeftali ve nektarinin ortak noktada çok faydaları bulunuyor.<br />
<br />
Her iki meyve de sağlıklı miktarlarda tüketildiğinde enerjisi ve glisemik indeksi düşük olmasına bağlı kilo ve kan şekeri kontrolünden sindirim sistemi ve kalbi koruyucu özelliklerine dek bir çok fayda sağlıyor.<br />
<br />
Ancak diyabet hastalığında, hamilelikte ve emzirme döneminde bebekte alerjik etkilere yol açabildiğinden dikkatli tüketilmesi gerekir” diyor.<br />
<br />
Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel, şeftali ve nektarinin sağlığa faydalarını ve besin içeriklerindeki farklılıklarını anlattı, evde şeftali reçeli tarifi verdi; önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.&nbsp;</p>

<h2>Bağışıklığı güçlendiriyor</h2>

<p>Şeftali ve nektarin bağışıklığı artıran vitaminler, mineraller ve antioksidanlar açısından zengin olmalarıyla dikkat çekiyor. C ve E vitamini içerikleriyle vücut direncini güçlendirirken, hastalıklarla savaşmaya katkı sağlıyorlar.&nbsp;</p>

<h2>Sindirimi kolaylaştırıyor</h2>

<p>Bol miktarda A, B3, C vitaminleri ve folik asit, betakaroten, potasyum bulunduran şeftali ve nektarin hazmı kolaylaştırarak sindirim sistemine yardımcı olur. Şeftaliler ve nektarinler doymuş yağ içermez, kalorileri ve glisemik indeksleri düşüktür.<br />
<br />
Lif içeriği dengede olan her iki meyve de gaz yapmaz ve ishal tedavisinde çok etkin olarak kullanılabilir. Özellikle Crohn hastalığı, irritabl bağırsak sendromu (IBS) ve ülseratif kolit gibi kronik sindirim bozukluklarının en belirgin bulgusu olan ishal döneminde rahatlıkla tüketilen meyvelerdendirler.</p>

<h2>Kalbi koruyor</h2>

<p>Kalp sağlığını koruma için beslenmedeki en önemli etken posa (lif) tüketimidir. O nedenle her zaman mevsimine göre sebze ve meyve düzenli tüketilmelidir. Yaz mevsimine ait şeftali ve nektarinin aşırıya kaçmadan, düzenli tüketimi yüksek tansiyon ve kolesterol seviyelerine olumlu etkileri ile kalp sağlığı korumasında etkilidir.<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1631256100_shutterstock_1909868485.jpg" style="height:534px; width:800px" /></p>

<h2>Cildi güzelleştiriyor</h2>

<p>Zengin C vitamini içeriği yüksek bu iki meyve enfeksiyonlara ve zararlı serbest radikallere karşı koruma sağlar. Cildi ultraviyole ışınlarına karşı korur. Antioksidan özelliği sayesinde ise lekeler ve cilt problemlerinin tedavisini destekler. İçerdiği anti inflamatuar özellikli lutein ve zeaksantin antioksidanları cildi zararlı ışınlardan korurlar.&nbsp;</p>

<h2>Görmeyi güçlendiriyor</h2>

<p>Şeftali ve nektarin önemli bir A vitamini ve beta-karoten kaynağıdır. Beta-karoten, vücudun içinde A vitaminine dönüşen bir pro- vitamindir. A vitamini ise; görme, bağışıklık sistemi, üreme, cilt sağlığı, diş ve iskelet korunmasında önemli vitaminlerden birisidir. Özellikle A vitamini, gece görüş sorunlarının önlenmesinde etkin bir vitamindir. Her iki meyvenin A vitamini içeriği birbirine eşdeğer miktardadır.&nbsp;</p>

<h2>Bağırsakları çalıştırıyor</h2>

<p><strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel</strong>&nbsp;“İki meyve de lif açısından zengin olmaları sayesinde hem bağırsakları çalıştırır, hem de kan şekerinin seviyesini dengede tutarak hızlı acıkmayı engelleyebilir. Bu iki besleyici meyveyi aşırıya kaçmadan, gerek tek başına, gerekse salatalarınıza ekleyerek ya da yoğurt ve bir avuç fındıkla tüketebilirsiniz” diyor.&nbsp;</p>

<h2>Kansere karşı savaşıyor</h2>

<p>Taze şeftali ve nektarin insan vücudunda bağ dokusu oluşturmak için gerekli olan bir antioksidan ve C vitamini kaynağıdır. C vitamini bakımından zengin gıdaların tüketimi, kişinin enfeksiyonlara karşı direnç geliştirmesine yardımcı olur ve bazı kanserlere neden olan zararlı serbest radikalleri ortadan kaldırmaya katkı sağlar. Özellikle şeftali C vitamini yönünden nektarine göre daha zengindir. Şeftali ve nektarinde bulunan bileşikler meme kanseri, beyin tümörü ve prostat kanseri gibi bazı hastalıklara karşı koruma sağlayabiliyor.&nbsp;</p>

<h2>Toksinlerden arındırıyor</h2>

<p>Gerek sağlıksız beslenme gerekse çevresel etkenlerle vücudumuza giren zehirler olarak tanımlanabilen toksinler bağışıklığı düşürürken sağlığa bir çok zararı bulunuyor. Toksinlerden arınmak için bol su içmek büyük önem taşırken, nektarin ve şeftali de hem toksinlerden vücudu temizliyor hem de yağlı yiyeceklerin zararlı etkilerini sınırlayabiliyor.&nbsp;</p>

<h2>Kansızlığı önlemeye destek oluyor<strong>&nbsp;</strong></h2>

<p>Anemi (kansızlık), vücudumuzdaki kırmızı kan hücrelerinin üretiminde gözle görülür bir düşüş gördüğünde ortaya çıkan bir hastalıktır. Bu nedenle demir, bu hücrelerin düzgün üretimi için bir zorunluluktur. Demirin vücudumuzda sağlıklı bir şekilde emilimini C vitamini artırır. O nedenle demir içeren ve C vitamini içeren gıdaları birlikte tüketmek kansızlığı önlemede önemli bir etkendir. Şeftali ve nektarin C vitamininden zengin meyveler olarak kansızlığı önlemede etken yiyeceklerden diyebiliriz.&nbsp;</p>

<h2>Kas ve kalp sağlığına fayda sağlıyor</h2>

<p>Her iki meyve de kalsiyum ve potasyum deposu olarak öne çıkıyor. Potasyum, kalp atış hızını ve kan basıncını düzenlemeye yardımcı olan hücre ve vücut sıvılarının önemli bir bileşenidir. Sinir iletimi ve hücre fonksiyonları için önem taşımaktadır. Potasyum aynı zamanda karbonhidratların kullanılması, kas dokularının elektrolit dengesinin sağlanması ve düzenlenmesinde yardımcı olur. Potasyum yetersizliği hipokalemiye (kalsiyum seviyelerinde düşüklüğe) neden olur, kas güçsüzlüğü görülür ve düzensiz kalp atışlarına yol açar. Şeftali ve özellikle de daha da yüksek bir potasyum kaynağı olan nektarin, hipokalemi oluşumunu engellemeye yardımcı olur.&nbsp;</p>

<h2>Ev yapımı şeftali reçeli tarifi:<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1631256101_shutterstock_2014268975.jpg" style="height:535px; width:800px" /></h2>

<p><strong>&nbsp;Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel,&nbsp;</strong>bugünlerde evde hazırlayabileceğiniz pratik&nbsp;şeftali reçeli tarifi verdi;</p>

<p><strong>&nbsp;</strong>3 kg çok yumuşak olmayan şeftali</p>

<p>6 su bardağı toz şeker</p>

<p>1 tatlı kaşığı tereyağı veya sıvı yağ</p>

<p>Yarım limon suyu</p>

<p>Öncelikle çok yumuşak olmayan şeftalilerimizi yıkayıp istediğimiz büyüklükte doğradıktan sonra tencereye koyalım.<br />
<br />
Üzerine tüm şekeri dökerek bir gece bu şekilde bekletelim.<br />
<br />
Daha sonra orta ateşte 20 dakika kaynattığımız şeftalilerimizin üzerinde oluşan köpükleri zaman zaman alalım.<br />
<br />
Tereyağını atıp 5 dakika, en sonra da limon suyunu ilave edip 15 dakika daha yavaşça kaynatalım.<br />
<br />
Biraz dinlendikten sonra muhafaza edeceğimiz kavanozlara koyarak soğumasını sağlayalım.<br />
<br />
Şeftali reçelimiz daha sonrasında yemeğe hazır olacaktır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 11 Sep 2021 18:57:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/09/seftali-ve-nektarinle-gelen-10-fayda-1631376075.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İntiharı önlemede psikolojik destek etkili oluyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/intihari-onlemede-psikolojik-destek-etkili-oluyor-5763</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/intihari-onlemede-psikolojik-destek-etkili-oluyor-5763</guid>
                <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, dünyada intihara bağlı olarak her 20 saniyede bir ölüm olduğunu belirten uzmanlar, intiharların önlenmesinde kişiye verilen desteğin önemine işaret ediyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, dünyada intihara bağlı olarak her 20 saniyede bir ölüm olduğunu belirten uzmanlar, intiharların önlenmesinde kişiye verilen desteğin önemine işaret ediyor.<br />
<br />
Özellikle yaşanan bir şok, korku, endişe ve kaybın bireyin kendisini yok etmesinin tek çözüm olduğunu düşündürebileceğini vurgulayan uzmanlar, bu kişilerin destek aldıklarında intihar eyleminden vazgeçebileceklerini söyledi.<br />
<br />
İntihar olaylarının duyurulmasında iletişimcilere de önemli görevler düştüğünü belirten uzmanlar, sosyal ağlardaki duygusal bulaşmaya da dikkat çekiyor…&nbsp;</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Barış Önen Ünsalver, 10 Eylül İntiharı Önleme Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada intiharın dünya&nbsp;üzerindeki en önemli 10 ölüm nedeni arasında yer aldığını söyledi.</p>

<h3>Her 20 saniyede bir ölüm gerçekleşiyor</h3>

<p>İntihar davranışının, “kişinin kendi hayatını sonlandırmak için planlar yapması ve kendi ölümüne sebep olacak yöntemlere başvurması” olarak tanımlandığını kaydeden&nbsp;Doç. Dr. Barış Önen Ünsalver, “Her intihar davranışı ölümle sonuçlanmayabilir. İntihara bağlı ölüm, önlenebilir ölüm sebepleri arasındadır.<br />
<br />
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, 1998 yılında intihar küresel hastalık yükünün %1,8'ini temsil ediyordu ve 2020 yılında bu yükün %2,4'e çıkması bekleniyordu. &nbsp;Dünya çapında 10 ila 20 kat daha fazla insanın intihara teşebbüs edeceği düşünülüyordu. 2020 yılında COVID-19 pandemisinin DSÖ intihar oranları beklentisini değiştirip değiştirmediğine dair henüz yeterli veri olmasa da DSÖ’nün geçmiş istatistikleri dikkate alınırsa ortalama olarak her 20 saniyede bir ölüm ve 1-2 saniyede bir deneme olduğu varsayılabilir.” dedi.&nbsp;</p>

<h3>Destek alındığında intihar eyleminden vazgeçiliyor</h3>

<p>İntihar davranışına sebep olan durumların %90’ını psikiyatrik hastalıkların oluşturduğunu kaydeden&nbsp;Doç. Dr. Barış Önen Ünsalver, “Her psikiyatrik hastalığı olan kişi intihar edecektir diye bir durum söz konusu değildir. Psikiyatrik hastalıklar tedavi edildiğinde intihar düşüncesi de ortadan kalkar. Bazı intihar eylemleri belli bir zamandır yapılan planlamanın sonucuyken bazı intiharlar ise anlık duygu değişimlerinin sonucu olabilir. Özellikle yaşanan bir şok, korku, endişe, kayıp bireyin kendisini yok etmesinin tek çözüm olduğunu düşündürebilir. Bu kişiler bu duygular içerisindeyken destek aldıklarında intihar eyleminden vazgeçebilirler.” diye konuştu.&nbsp;</p>

<h3>Basına önemli görevler düşüyor</h3>

<p>İntiharın önlenmesinde birçok kuruma iş düştüğü gibi basına da büyük bir görev düştüğünü vurgulayan&nbsp;Doç. Dr. Barış Önen Ünsalver, “Medya organları intihar hakkında yaptıkları yayınlarla intihar davranışının artmasına da azalmasına da katkıda bulunabilirler. Werther etkisi olarak bilinen basında intihar haberinin paylaşılması sonrasında intihar oranlarının artışında özellikle haberin şok edici özelliğinin etkili olduğu ve paylaşımda nezaketli taziye mesajlarının ise intihar düşüncelerine etkisi olmadığı bildiren bir çalışmadan yola çıkılırsa haberin verilme biçiminin önemi anlaşılabilir.” diye konuştu.&nbsp;</p>

<h3>Doç. Dr. Aylin Tutgun Ünal: “Sosyal medya okuryazarlığı önemli”</h3>

<p>Üsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Aylin Tutgun Ünal ise sosyal medya okuryazarlığının önemine değindi.</p>

<p>Günümüzde yeni medyanın geldiği noktada sosyal medya uygulamalarının haberin alındığı ilk mecra haline geldiğini kaydeden Doç. Dr. Aylin Tutgun Ünal, “Sosyal ağlar farklı kültürlerin, değerlerin, olayların bireyden topluma, ülkeden dünyaya yayılımına aracılık ederek geniş yelpazede insanların duygularına nüfuz ederek güçlü etkiler bırakmaktadır. Popüler sosyal medya uygulamalarına kişiler girerek anlık haberleri birinci ağızdan daha samimi ve daha hızlı bir şekilde almayı tercih etmektedir. Söz konusu enformasyon üretim ve tüketim akışı bir yandan taşıdığı anlam bağlamında kişileri duygusal olarak etkisinde bırakmaktadır. Duygusal bulaşma dediğimiz sosyal medyadaki içeriklerin kişilerin duygularına nüfuz etmesi durumu, yapılan sosyolojik ve deneysel çalışmalarla ortaya koyulmuştur.” dedi.</p>

<h3>Sosyal medyada duygusal bulaşma yaşanıyor</h3>

<p>Doç. Dr. Aylin Tutgun Ünal, sosyal medyada duygusal bulaşma teorisine göre, sosyal medyada kişi içerik paylaştığında üç dereceye kadar güçlü etki yayıldığını belirterek şunları söyledi:</p>

<p>“Sosyal ağında bulunan arkadaşı, arkadaşının arkadaşı ve onun arkadaşına kadar duygusal bulaşma gerçekleşmektedir. Nasıl ki günlük yaşamda aynı ortamda bulunduğumuz kişilerin ruh halinden bir süre sonra etkilenir hale geliyoruz, sosyal ağlarda da durum farklı değildir. Bununla birlikte olumsuz içeriklerin yayılım ve etki gücü olumluya göre dört kat fazla olmaktadır. Buna göre sosyal medya paylaşımları yapıldığında kişi bulunduğu ruh halinden çıksa bile etkisi yayılmaya devam etmekte ve bu etki bazen büyük sonuçlara yol açabilmektedir. Tam bu aşamada sosyal medyanın bilinçli kullanımı hem habercilik yapanlar hem de vatandaşlar için hayati öneme sahip olmaktadır. Sosyal medya okuryazarlığı tüm yaşlardaki bireyleri ilgilendiren bir beceri olup farkındalık oluşturmak bile olumsuz yayılımları azaltmada etkili olabilmektedir.”</p>

<h3>Sosyal medyadaki bilgiye kolay inanılıyor</h3>

<p>Gündemle ilgili haberleri yakından takip eden vatandaşların sosyal medyadaki enformasyonlara kolay inanma eğiliminde olduğunu kaydeden Doç. Dr. Aylin Tutgun Ünal, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Bilginin doğruluğunun teyit edilmesi, etkileşim sağlanırken yayılımına aracılık edileceğinin farkına vararak olumsuz duyguları barındıran içeriklerden kaçınılması, intihar gibi ölümcül haberler olsun, salgın hastalıklar ve tedavilerine yönelik korku ve panik yaratabilecek hayati konular olsun bilgi yayılımından kaçınılması ve merak edilen konularda kurumsal sitelerin takip edilmesi yerinde olacaktır. Sosyal medya okuryazarlığı, dijital sağlık okuryazarlığı gibi konuların uygulamada eğitimlerinin yaygınlaştırılması es geçilmeyecek kadar hayati öneme sahiptir.”</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Sep 2021 16:23:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/09/intihari-onlemede-psikolojik-destek-etkili-oluyor-1631193931.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuklarda uyku düzeni nasıl sağlanır?</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/cocuklarda-uyku-duzeni-nasil-saglanir-5736</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/cocuklarda-uyku-duzeni-nasil-saglanir-5736</guid>
                <description><![CDATA[Uykunun zekaya etkisi olduğu kadar fiziksel gelişime de etkisinin büyük olduğu yapılan birçok araştırmayla kanıtlandı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Uykunun zekaya etkisi olduğu kadar fiziksel gelişime de etkisinin büyük olduğu yapılan birçok araştırmayla kanıtlandı.<br />
<br />
Uyku esnasında özellikle karanlıkta salgılanan melatonin hormonunun bağışıklık sistemini güçlendirdiğini belirten uzmanlar, bu hormonun aynı zamanda büyüme hormonunun salgılanmasını sağladığını ifade ediyor.<br />
<br />
Uzmanlar, özellikle 0-3 yaş döneminin zihinsel gelişim ve sağlıklı büyüme açısından önemli bir dönem olduğuna dikkat çekerek ihmal durumunda zeka gerilikleri ve ilerleyen yaşlarda telafisi olmayan durumlarla karşılaşılabileceğini vurguluyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Nuran Günana, bebeklerde ve çocuklarda sağlıklı uyku düzeninin nasıl olması gerektiği ile ilgili son derece önemli bilgiler ve ebeveynlere tavsiyeler paylaştı.</span></span></span></p>

<h3 style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Uyku çocuklarda beyin ve fiziksel gelişimi etkiliyor</span></span></span></span></h3>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Uykunun beyin ve vücut gelişim için temel fizyolojik bir ihtiyaç olduğunu vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Nuran Günana, “Uykunun zekaya etkisi olduğu kadar fiziksel gelişime de etkisinin büyük olduğu yapılan birçok araştırmayla kanıtlandı.<br />
<br />
Çocuklarda fiziksel gelişimi etkileyen büyüme hormonu en fazla uyku esnasında salgılanıyor. Uyku esnasında özellikle karanlıkta melatonin hormonu salgılanıyor. Bağışıklık sisteminin güçlenmesinde önemli bir rolü olan bu hormon aynı zamanda büyüme hormonun salgılanmasını sağlıyor.” dedi.</span></span></span></span></p>

<h3 style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">0 – 3 yaş döneminde uyku kalitesi çok önemli</span></span></span></span></h3>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Uzman Klinik Psikolog Nuran Günana, bebeklerin beyninin uyurken çalıştığını ve geliştiğini söyledi ve sözlerine şöyle devam etti: </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">“Bebeklerin kaliteli bir uyku uyuması güne daha enerjik başlamalarını sağlıyor. Çocuğun kaliteli bir uyuması gün boyunca edindiği bilgileri daha iyi işleyebilmesini mümkün kılıyor ve öğrenmeyi olumlu yönde etkiliyor.<br />
<br />
0-3 yaş döneminin zihinsel gelişim ve sağlıklı büyüme açısından önemli bir dönem olduğunu söyleyebiliriz. Çocuklar bu dönemde hızlı bir şekilde büyür ve gelişirler. Dolayısıyla beyin gelişiminin büyük bir oranı bu yaş döneminde tamamlanıyor.<br />
<br />
Eğer 0-3 yaş döneminde çocuğun kaliteli uykuda veya sağlıklı beslenmesinde bir ihmal söz konusuysa bu durum beyin gelişimini olumsuz etkileyerek gelişim geriliklerine ve ilerleyen yaşlarda telafisi olmayan durumlara yol açabilir.”</span></span></span></span></p>

<h3 style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Büyüdükçe uyku süreleri kısalıyor</span></span></span></span></h3>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Çocukların yaşlarına göre uyku gereksinimlerinin değiştiğini ifade eden Günana, “Yeni doğmuş bebeklerde uyku süresinin günde toplam yaklaşık 12-16 saat ve 3-4 kez gündüz uykuları olduğunu söyleyebiliriz. Bu süreler yaş ilerledikçe azalıyor.<br />
<br />
Bebeğin gündüz uykuları 4. aydan sonra kısalmaya başlıyor. 12-24 aylık bebeklerde uyku süresi 11-14 saate ve gündüz uykuları teke düşer. 3-5 yaş okul öncesi dönemde 10-13 saat, 6-12 yaş aralığında 9-12 saat uyku ideal. 13 yaş ve sonrası için ise 8-10 saatlik uyku süreleri geçerli oluyor.” diye konuştu. </span></span></span></span></p>

<h3 style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Aktiviteler çocuk yorulup uyusun diye yaptırılmamalı</span></span></span></span></h3>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Çocukların sağlıklı uyku alışkanlığı kazanabilmeleri için düzenli bir günlük rutin önemine dikkat çeken Günana, “Aynı uyku zamanı ve uyanma zamanı, yemek zamanı ve oyun zamanı belirlenmeli. Bu düzenli yaşam çocukların güvende ve rahat hissetmesini sağlıyor.<br />
<br />
Gün boyunca yapılan düzenli aktiviteler, çocuğun kaliteli uyku uyumasına yardımcı oluyor. Ancak bu aktiviteler çocuğun yorulup uyuması için yapılmamalı. Özellikle akşam saatlerinde yapılan yorucu aktiviteler, çocuğun uykusunu getirmekten ziyade çocuğu daha fazla uyarıyor ve aktif olmasına neden oluyor.” ifadelerini kullandı.</span></span></span></span></p>

<h3 style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Çocuk kendi odasına ve yatağında uyumalı</span></span></span></span></h3>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Uzman Klinik Psikolog Nuran Günana, çocuğun kendi odasında ve kendi yatağında uyumasının önemli olduğunu vurgulayarak sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">“Ebeveynlerin çocuğu kendi yatağına yatması konusunda teşvik etmeleri gerekiyor. Çocuğun uyandığında kendisini odasında ve yatağında bulması önemli. 2 yaşından sonra çocuk hala annesi ile birlikte yatmak istiyorsa bu durumda çocuğun anneye bağımlılığından söz edebiliriz. Bu durumun çözümlenmesi, çocuğun ileride yaşayabileceği sorunların önüne geçilmesini sağlayacaktır. Çocuğun gün içerisinde maruz kaldığı ekran süresi, uykuya dalma problemini artıracağı için ekran süresini belirlemek önemli bir adım olacaktır.<br />
<br />
Uykuyu destekleyen bir ev ortamı ve yatak oluşturulmasında fayda vardır. Odanın uygun ısıda, rahat, sessiz ve karanlık olması gibi çevresel faktörlerin önemli bir yeri vardır. Yeterince karanlık olmayan oda uykuyu olumsuz yönde etkiler ve büyüme hormonunun çalışmasına engel oluyor.<br />
<br />
Çocukların uyuduğu ortamın olabildiğince zifiri karanlık olması ve gündüzleri loş olması önemli. Çocuğun yatağına birçok oyuncak koymak yerine bir veya iki adet en sevdiği oyuncağı koymak, ayrılık kaygısını yatıştıracağı gibi uykuya dalmasını da kolaylaştırıyor. Uyumadan önce ağır yiyeceklerin yenmemesi gerekiyor. Eğer acıkmışsa sağlıklı atıştırmalıklar önerilebilir.”</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 07 Sep 2021 13:48:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/09/cocuklarda-uyku-duzeni-nasil-saglanir-1631011905.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Cildinizi dengeli beslenerek destekleyin</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/cildinizi-dengeli-beslenerek-destekleyin-5731</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/cildinizi-dengeli-beslenerek-destekleyin-5731</guid>
                <description><![CDATA[Vücudumuzun en büyük organı olan cildimiz; bizi güneşin verdiği hasar, travma ve çevresel etkenlerden koruyan ilk savunma mekanizması olarak öne çıkıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Vücudumuzun en büyük organı olan cildimiz; bizi güneşin verdiği hasar, travma ve çevresel etkenlerden koruyan ilk savunma mekanizması olarak öne çıkıyor.<br />
<br />
Bununla beraber deri hücreleri, &nbsp;bağışıklık sistemimizi ve metabolizmamızı da direkt etkiliyor. Sağlıksız ve düzensiz beslenme hem vücudumuz hem de cildimiz için gerekli olan vitamin ve antioksidanlardan eksik bırakarak, önemli sorunlara yol açıyor. &nbsp;<br />
<br />
DoktorTakvimi.com uzmanlarından Uzm. Dr. Merve Demir, cilt sağlığımızı korumak için sağlıklı beslenmenin önemine dikkat çekerek önemli tavsiyeler paylaşıyor.</p>

<p>Sağlıklı beslenme, diğer tüm organların sağlığı için gerekli olduğu gibi cilt ve deri sağlığının korunmasında da çok önemli bir role sahip. Sağlıklı beslenmeyi ‘<em>Vücudun ihtiyacı olan protein, karbonhidrat, yağ asidi, vitamin ve minerallerin yeterli ve dengeli ölçüde, mümkün olduğunca doğal besin kaynaklarından karşılanması</em>’ olarak tanımlayan DoktorTakvimi.com uzmanlarından Uzm. Dr. Merve Demir, cilt sağlığı ve bakımı için neleri tüketmemiz gerektiğine dair önerilerini paylaşıyor.</p>

<h3>Güneş ışınlarının zararlı etkilerine karşı vitaminsiz kalmayın</h3>

<p>Vitaminler dışarıdan alınması zorunlu olan besin öğeleridir. Yapılan araştırmalar da A, B, C, E ve K vitaminlerinin deri sağlığı üzerine direkt etkileri olduğunu ortaya koyuyor. Deri hücrelerinin onarımında ve deride sebum üretiminin dengelenmesinde rol alan A vitamini en çok karaciğer, balık yağı, süt, yumurta ve havuçta bulunuyor.<br />
<br />
C ve E vitamini ise en güçlü antioksidan vitaminler olarak öne çıkıyor. Özellikle güneş ışınları, fazla maruz kalındığında hücrelerde DNA hasarı yaparak deri kanseri riskini artırıyor. Bu vitaminler hücrelerde serbest radikal denen zararlı metabolitlerin birikimini engelleyerek kanser oluşum mekanizmalarında durdurucu etkiye sahip olmasıyla biliniyor.</p>

<p>Ayrıca güneşin deri üzerindeki kronik hasarını engellemede de bu vitaminler devreye giriyor. &nbsp;&nbsp;</p>

<p>C vitamini en çok turunçgiller (limon, portakal, mandalina), yeşil yapraklı sebzeler (tere, ıspanak, lahana); E vitamini ise en çok bitkisel yağlar, tahıl, soya ve baklagillerde bulunuyor. &nbsp;</p>

<h3>Saç ve tırnak gelişimi için biotin</h3>

<p>Yara iyileşme sürecinde aktif rol oynayan B vitaminleri sıklıkla günlük tükettiğimiz gıdalarla kolay temin ediliyor. Eksikliğinde ise güneşe maruz kalan bölgelerde egzama, avuç içi ve ayak tabanlarında ağrılı yarıklar, tırnaklarda ve ağız içinde kahverengi lekeler, dudak kenarı ve dilde ağrılı yarıklar ve çatlaklar oluşabiliyor.<br />
<br />
B12 vitamini özellikle hayvansal kaynaklı ürünlerde (et, yumurta, süt, sakatat), Folik asit de karaciğer, et, süt ve yeşil yapraklı sebzelerde bulunuyor. Biotin özellikle saç ve tırnak gelişiminde görev alıyor. Eksikliğinde saç dökülmesi, tırnak bozuklukları, yağlı egzama gibi deri hastalıkları ortaya çıkabiliyor. En önemli kaynakları ise et, yumurta, domates, maya ve karaciğer.</p>

<h3>Brokoli, zerdeçal ve avokado ile anti-aging depolayın</h3>

<p>Kuvvetli antioksidan etkisiyle cildin yenilenmesini sağlayan Koenzim Q10, kolajen üretimini artırıyor. Özellikle deri elastikiyetini korumak ve kırışıklık oluşumunu engellemek için önerilen Koenzim Q10 kırmızı et, balık, yumurta, yeşil yapraklı sebze ve meyve gibi birçok besinde bulunuyor.<br />
<br />
Bilinen en güçlü antioksidanlardan olan Glutatyon ise vücudun bağışıklığını artırarak hücrelerde ortaya çıkan toksikleri atıyor ve adeta bir detoks etkisi yaratıyor.<br />
<br />
Deri yaşlanmasını engelleyici etkisi olan Glutatyon vücudumuzda üretilmesinin yanı sıra brokoli, zerdeçal ve avokadoda da bulunurken domates, bezelye tüketimi de glutatyon seviyesini artırıyor. Yine güçlü antioksidanlardan biri olan Alfa lipoik asit de metabolizma hızını artırarak deri hücrelerinin yenilenmesini uyarıyor.<br />
<br />
Bu özelliği nedeniyle güçlü anti- aging etkisi gösteriyor. En çok brokoli, ıspanak, lahana, bezelye, kırmızı et ve sakatat da yer alıyor.</p>

<p>Derinin yaşlanmasında pek çok faktörün rol oynadığını söyleyen DoktorTakvimi.com uzmanlarından Uzm. Dr. Merve Demir bu faktörleri yaşla birlikte; UV ışınları, radyasyon, sigara, hava kirliliği, ilaçlar olarak sıralıyor.<br />
<br />
Basit şekerlerin fazla tüketilmesi, yetersiz protein alımı, az su tüketilmesi, vitamin ve mineral dengesinin bozulmasının da deri yaşlanmasının hızlandırdığı biliniyor.</p>

<h3>Yeşil çay da cilt yağlanmasını ve siyah noktaları azaltıyor</h3>

<p>Deri bariyerinin korunması için gerekli bir mineral olan çinko, kolajen sentezini artırarak yaraların iyileşmesini hızlandırıyor. En çok fıstık, yeşil yapraklı sebze ve kabuklu deniz ürünlerinde bulunuyor. Çinko eksikliğinde egzamanın yanı sıra saç dökülmesi ve tırnak bozuklukları da sıklıkla görülüyor.</p>

<p>K vitamini topikal olarak leke ve deri altı kanama, morluk tedavilerinde kullanılıyor ve yeşil yapraklı sebzelerde bulunuyor. Sedef hastalığı gibi keratinizasyon bozukluğu durumlarında uzun yıllardır kullanılan topikal D vitamini derinin bağışıklık cevabını güçlendirerek nem seviyesini artırıyor.</p>

<p>Yeşil çayın da deride sebum üretimini azalttığı, sivilceyi tetikleyen bakteri üremesini durdurduğu ve bunların neticesinde siyah nokta gözeneklerini ve yağlanmayı azalttığı biliniyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Sep 2021 14:27:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/09/cildinizi-dengeli-beslenerek-destekleyin-1630927731.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İlerleyen Yaşlarda Kadınların Dikkat Etmesi Gereken 6 Kural</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/ilerleyen-yaslarda-kadinlarin-dikkat-etmesi-gereken-6-kural-5719</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/ilerleyen-yaslarda-kadinlarin-dikkat-etmesi-gereken-6-kural-5719</guid>
                <description><![CDATA[Kadınlar 40’lı yaşlarından sonra birçok fizyolojik değişim yaşıyor. Bu değişimlerle birlikte bazı sağlık problemlerini işaret eden belirtiler de ortaya çıkabiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kadınlar 40’lı yaşlarından sonra birçok fizyolojik değişim yaşıyor. Bu değişimlerle birlikte bazı sağlık problemlerini işaret eden belirtiler de ortaya çıkabiliyor.<br />
<br />
Menopoz sürecinde östrojen oranı değiştiği için miyomlarda ve poliplerde artış, adet düzensizliklerine neden olan kistler ve rahim ağzı kanseri belirtilerinde artış yaşanabiliyor.<br />
<br />
İlerleyen yaşlarda kadınların jinekolojik kontrollerini ihmal etmemesi önem taşıyor. Gerekli tetkikleri hastalıklar baş göstermeden yaptırmak hayat kurtarabiliyor.<br />
<br />
Memorial Antalya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Timur Uğurlu, ileri yaştaki kadınların jinekolojik açıdan dikkat etmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.&nbsp;</p>

<h3>&nbsp;Düzenli yapılan “Pap smear” testi ile rahim ağzı kanseri önlenebilir</h3>

<p>Rahim ağzı kanserinin henüz kanser aşamasına ulaşılmadan, yapılan tarama testleri sayesinde tespit edilebilir. Kadınlarda yapılan testler ile kanser öncüsü hastalıklar yakalanabilmektedir.<br />
<br />
Rahim ağzı kanseri de böylelikle tespit edilebilmektedir. Kanser öncesi dönemdeki hücresel değişiklikleri belirlemek için kullanılan test, &nbsp;jinekolojik muayene esnasında alınan sürüntünün patoloji laboratuarında incelenmesiyle yapılan “pap smear” testidir.</p>

<h3>Menopozdayken kanamanız olursa dikkat!</h3>

<p>Menopoz döneminde yaşanan kanamalar rahim ağzı kanseri için en sık rastlanan belirtilerden biridir. Yapılan bir&nbsp;rahim iç tabakası örneklemesi&nbsp;ile tanısı konulabilmektedir.<br />
<br />
Menopoz kontrollerini yılda bir yaptıran kadınlar, bu kontroller sırasında yapılan ultrasonografide rahim iç tabakası kalınlığının ölçülmesi ile erken tanı imkanına kavuşmaktadır. Fazla kilolar, diyabet ve hipertansiyon hastalığı, hiç doğum yapmamış olmak rahim kanseri riskini artırdığından özellikle bu kişilerin kontrolleri aksatmaması gerekir.</p>

<h3>İleri yaşta yumurtalık kistlerini ihmal etmeyin</h3>

<p>Yumurtalığın yüzeyinde veya içinde bulunan "sıvı dolu kesecikler” olarak tanımlanan yumurtalık kistleri ile hayatının bir döneminde karşılaşabilmektedir.<br />
<br />
Çoğu zararsız olup, birkaç ay içinde kendiliğinden kaybolabilse de, yumurtalık kistleri bazen ciddi bir rahatsızlığa dönüşebilir.&nbsp;Menopoz döneminde ortaya çıkan kistlerin kötü huylu olma ihtimali yüksektir.<br />
<br />
Bu dönemde düzenli jinekolojik kontrollere önem verilmelidir. &nbsp;Bu kontrollerde yapılan ultrasonografik incelemede kist tespit edilirse, görüntüye göre, kist herhangi bir tedavi uygulanmadan iki-üç ay takip edilebilir; görüntü fonksiyonel kiste benzemiyorsa ameliyat önerilebilir.</p>

<h3>&nbsp;Bu belirtileri ihmal etmeyin,</h3>

<p>* Adet kanama miktarındaki değişiklikler (artış ya da azalma)</p>

<p>* Adet dışı ara kanamalar</p>

<p>* Adet gecikmesi ya da erken gelmesi</p>

<p>* Adet kanamalarının 7 günden uzun sürmesi</p>

<p>* Kasık ağrısı</p>

<p>* İlişki sonrası kanama</p>

<p>* Geçmeyen kötü kokulu akıntı</p>

<p>* Vajinal bölgede siğiller</p>

<h3><br />
İlerleyen yaşlarda bu testleri yaptırın</h3>

<p><br />
1- 40 yaşından sonra mamografiye başlanmalıdır.</p>

<p>2- 50 yaşına kadar iki yılda bir, 50 yaşından sonra yılda bir mamografi çekilmesi önerilir.</p>

<p>3- 45 yaşından sonra açlık şekeri ve kolesterol, trigliserid değerleri 2-3 yılda bir bakılmalıdır.&nbsp;</p>

<p>4- Ailesinde tiroid hastalığı olan, üreme çağındaki kadınların, tiroid hormonlarına bakılması önerilmektedir.&nbsp;</p>

<p>5- Menopoz döneminde de TSH adı verilen hormona beş yılda bir bakılması faydalıdır.</p>

<p>6- Anormal vajinal akıntı ve kanamalar, dış genital bölgede iyileşmeyen yaralar, alt karın bölgesindeki ağrılar, alt karın bölgesinde ele gelen kitleler, &nbsp;idrar ya da dışkılama alışkanlıklarında uzun süren değişiklikler, hazımsızlık gibi belirtiler varsa bunları önemsemeli ve doktora başvurulmalıdır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 03 Sep 2021 16:32:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/09/ilerleyen-yaslarda-kadinlarin-dikkat-etmesi-gereken-6-kural-1630676102.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dikkat! Kaygınızı çocuğunuza yansıtmayın!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/dikkat-kayginizi-cocugunuza-yansitmayin-5708</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/dikkat-kayginizi-cocugunuza-yansitmayin-5708</guid>
                <description><![CDATA[İlkokul öğrencileri için pazartesi günü ilk ders zili çalacak! Daha önce hiç tecrübe etmedikleri yeni bir düzen ve tanışacakları yeni arkadaşlar için minikleri tatlı bir heyecan sardı şimdiden.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İlkokul öğrencileri için pazartesi günü ilk ders zili çalacak! Daha önce hiç tecrübe etmedikleri yeni bir düzen ve tanışacakları yeni arkadaşlar için minikleri tatlı bir heyecan sardı şimdiden. Ancak çocuklar yeniliklere çok kolay adapte olsalar da, okul hayatına dair pek çok bilinmezlik nedeniyle heyecanın yerini &nbsp;‘kaygı’ alabiliyor!&nbsp;<br />
<br />
<strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Neil Serem Yılmaz,</strong>&nbsp;özellikle ebeveynleriyle çok zaman geçiren, çok fazla korunan ve okul öncesi dönemde yeterince sosyalleşme deneyimi olmamış çocukların ebeveynlerinden uzak kaldıklarında dünyayı tehlikeli bir yer olarak algıladıklarına dikkat çekerek, “Ebeveynleri tarafından çok fazla korunan ve sürekli uyarılarda bulunulan çocuklarda kaygı sorunu daha fazla görülüyor.<br />
<br />
Çocukların okula kolay uyum sağlayabilmeleri için ebeveynlerin öncelikle kendi kaygılarını kontrol altına almaları gerekiyor. Gerek okul gerekse Covid-19 ile ilgili sürekli korkutan uyarılarda bulunmaktan kaçınılmalı, çocuk kendisi için yepyeni bir deneyim olan okul süreciyle ilgili motive edilmelidir” diyor.&nbsp;<br />
<br />
<strong>Uzman Klinik</strong>&nbsp;<strong>Psikolog Neil Serem Yılmaz,&nbsp;</strong>okulun ilk gününde çocukların heyecanının kaygıya dönüşmemesi için ebeveynlere önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.&nbsp;</p>

<h3>Okula hazırlanırken ‘sakin’ olun</h3>

<p>Okulun ilk günü olağandan biraz daha erken kalkıp çocuğunuzla birlikte sakin bir hazırlık süreci geçirin. Günlük rutinin dışında çok farklı hazırlıklar yapmak çocuğunuzun kaygısını pekiştireceği için sabah normal bir gün gibi birlikte kahvaltı edin. &nbsp;‘Okuldan sonra parka gideriz’ şeklinde birlikte etkinlik yapacağınızı söylemeniz, çocuğunuzu motive edecektir. Ancak dikkat! “Okula gidersen şunu vereceğim, şunu alacağım” gibi ödül dilinden uzak kalmaya özen gösterin. &nbsp;</p>

<h3>Kendini ‘güvende’ hissettirin</h3>

<p>Covid-19 pandemisi nedeniyle iki yıldır sürekli evde olan, hep aile içinde kalan, çok sınırlı zamanlarda sosyalleşen çocuklar belki de ilk kez kalabalık ortamda ve tanımadıkları başka çocuklarla beraber olacaklar. “Bu yenilik ve kalabalık ortamda hastalığın bulaşabileceği endişesi çocuklarda kaygıya neden olabilir” uyarısında bulunan Uzman Klinik Psikolog Neil Serem Yılmaz, şöyle devam ediyor: “Okulun ilk günü çocuğa kendini güvende hissettirmek son derece önemlidir ‘Evet biz çok uzun zamandır evdeydik, hiç kalabalığa girmedik ama artık bak aşılarımızı olduk. Bir sürü tedbir aldı öğretmen abiler ablalar ve artık okula gidebiliriz, okul güvenli bir yer’ şeklindeki bir açıklama yapmak çocuk için sakinleştirici olacaktır”</p>

<h3>Korkutan uyarılarda bulunmayın&nbsp;</h3>

<p>Yeni bir mekan, hiç tecrübe etmediği bir düzen, tanımadığı çocuklar ve öğretmenler… &nbsp;Okul, eğitime yeni başlayan çocuklar için bir bilinmezliktir. Zaten yeni bir dönemin başlangıcı çocuk için kaygı uyandırıcı iken sorunun daha da şiddetlenmemesi için Covid-19 ile ilgili ürkütücü uyarılardan uzak kalmaya özen gösterin. Uzman Klinik &nbsp;Psikolog Neil Serem Yılmaz,<strong>&nbsp;</strong>“Covid-19 ile ilgili gerekli uyarıların yapılması öğretmenlere bırakılmalı. Ona, ‘evet dikkat etmeni gerektirecek bazı şeyler olacaktır, öğretmenin okula gidince sana anlatacak’ şeklinde bir cümle sarf etmeniz yerinde olacaktır.</p>

<h3>Kendi kaygınızı kontrol altına alın&nbsp;</h3>

<p>Ya benden ayrılamazsa, okula alışamazsa?, Tek başına okulda nasıl kalacak? Çok çekingen nasıl arkadaş bulacak? Bakalım ödevlerini alıp dersi dinleyebilecek mi? Çok sinirli, diğer çocuklarla anlaşabilecek mi? Ya hastalık kaparsa, ellerini bir yere sürmez umarım! &nbsp;“Bazen yetişkinlerin kaygıları çocuklara da geçebiliyor. Eğer ebeveynler bu tür kaygıları çok yoğun yaşıyor ve bu tür uyarıları sürekli yapıyorlarsa, çocuk daha okula başlamadan bir sürü stresör ile karşılaşmış demektir” bilgisini veren Uzman Klinik Psikolog Neil Serem Yılmaz,<strong>&nbsp;</strong>“Bu nedenle öncelikle anne ve babaların bu tip negatif ve korkutucu uyarılardan uzak kalabilmeleri için öncelikle kendi kaygılarını kontrol altında almaları şart” diyor.</p>

<h3>Motive eden cümleler sarf edin&nbsp;</h3>

<p>Okulun ilk günü çocuğunuza ‘olumlu’ ve ‘yapılandırıcı’ cümleler kurmanız son derece önemli. ‘Hani sen harfleri öğrenmeye başlamıştın ya bak artık hepsini öğrenebileceksin’, ‘ Sen parkta yeni arkadaşlarım olsun istiyordun ya okulda yeni arkadaşların olacak’ şeklinde motive eden cümleler kurarsanız, çocuğunuz okul kaygınızı daha kolay atlatacaktır. &nbsp;</p>

<h3>Gerçekçi olun ama cesaretlendirin</h3>

<p>Çocuğunuza okulda karşılayabileceği sorunlarla ilgili gerçekçi olmanız da dikkat etmeniz gereken bir başka önemli noktayı oluşturuyor. Ona bazen çeşitli zorluklarla karşılaşabileceğini söyleyin ama bunların üstesinden gelebileceği konusunda da mutlaka cesaretlendirin. Eğer mümkünse okula başlamadan önce okulu gezdirmeniz ve öğretmeniyle tanıştırmanız çocuğunuz için rahatlatıcı olabilir.</p>

<h3>Vedalaşmadan ayrılmayın</h3>

<p>Okulun ilk günü sıklıkla yapılan en temel hata, ağladığında ve ebeveynlerinden ayrılmak istemediğinde ‘içerde alışır’ düşüncesiyle onu yalnız bırakmak oluyor. &nbsp;Okulun ilk günü kendini rahat hissedinceye dek çocuğunuza eşlik edin. &nbsp;Eğer hazır olmazsa tek başına bırakmayın veya ona haber vermeden, vedalaşmadan okuldan ayrılmayın.&nbsp;</p>

<h3>Hemen alışamadıysa, panik yapmayın!&nbsp;</h3>

<p>Her çocuğun yeniliklere adaptasyon hızı farklılık gösterebiliyor. Dolayısıyla bazı çocuklar ebeveynlerinden ayrılabilmek, okula alışabilmek ya da akademik becerilerini kazanabilmek için daha uzun bir zamana ihtiyaç duyabiliyorlar. Uzman Klinik Psikolog Neil Serem Yılmaz, “Eğer okula hemen alışamamışsa, okulun özellikle ilk birkaç haftasının adaptasyon süresi olduğunu unutmamak, dolayısıyla ona zaman vermek gerekir. Paniklememek, suçlayıcı, yargılayıcı ifadeler kullanarak çocuğun motivasyonunu düşürmemek ve onu desteklemek çok önemlidir” diyerek şöyle devam ediyor: &nbsp;</p>

<p>“Yaşı küçük veya istemiyor diye çocuk okuldan alınmamalı, aksi halde her okula başlama girişiminde yaşından bağımsız olarak belli sorunlar yaşayacaktır Çocuğa ‘evet alışmak kolay olmayabiliyor ama sen daha önce neler yapabildin. Zorlanıyorsun ama yapabilirsin, biz de yanındayız, sana yardım edeceğiz’ şeklinde güçlendirici cümleler çocuğa iyi gelebilir”&nbsp;</p>

<p>Uzman Klinik Psikolog Neil Serem Yılmaz ancak uykuların bozulması, iştahla ilgili değişiklikler, duygu durum değişkenliği, öfke atakları, çeşitli hastalıklar, ağlama atakları, tahammülsüzlük gibi durumlarla karşılaşıldığında bir uzman desteği alınmasının faydalı olacağını belirtiyor.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 Sep 2021 13:47:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/09/dikkat-kayginizi-cocugunuza-yansitmayin-1630579758.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Egzersiz Yapanların Mutlaka Tüketmesi Gereken Besinler!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/egzersiz-yapanlarin-mutlaka-tuketmesi-gereken-besinler-5705</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/egzersiz-yapanlarin-mutlaka-tuketmesi-gereken-besinler-5705</guid>
                <description><![CDATA[Formda kalmanın anahtarının; düzenli, dengeli beslenme ve egzersiz yapmaktan geçtiğini hepimiz biliyoruz. Sağlıklı bir bedene sahip olmak için tüketilmesi gereken besinleri İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Derya Fidan, açıkladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt">Formda kalmanın anahtarının; düzenli, dengeli beslenme ve egzersiz yapmaktan geçtiğini hepimiz biliyoruz. Sağlıklı bir bedene sahip olmak için tüketilmesi gereken besinleri İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Derya Fidan, açıkladı.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt">Vücudunuzu doğru şekilde besleyerek, vücudunuzun ihtiyaçlarını daha iyi şekilde karşılayabilir ve yaptığınız egzersizden daha etkili şekilde yararlanabilirsiniz. İşte egzersiz yaparken tüketmeniz gereken harika besinler!</span></span></span></p>

<h3><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt">Yulaf</span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt">Konu kaslarınızı spora hazırlamak olduğunda, en iyi tercih kompleks karbonhidrattır. Karbonhidratlar spor boyunca kaslarınızın çalışması için ihtiyacı olan glikozu sağlar. Kompleks karbonhidrat yapısında olan tam tahıllı kaynaklar, yavaş sindirildiği için egzersiz sırasında kan şekerinizi dengede tutar ve enerjinizi yüksek tutar.<br />
<br />
Yulaf en sağlıklı tahıl çeşitlerinden biridir. Glüten içermeyen yulaf vücut için elzem vitamin, mineral, lif ve antioksidanları barındırır. Beta-glukandan ve liften zengin bu harika besin, performansını arttırmak isteyenler için oldukça sağlıklı bir seçimdir.</span></span></span></p>

<h3><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt">Kahve</span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt">Eğer gün içerisinde kahve tüketmekten vazgeçemeyenlerdenseniz, size harika bir haberim var. Egzersiz yapmadan 1 saat önce 350 ml kadar kahve tüketmek daha uzun süre egzersiz yapmanızı destekleyebilir ve dayanıklılığınızı arttırabilir. Kafein ayrıca yaşla birlikte azalan kas kütlesini onarmaya ve yeni kas yapımına da yardım eden etken maddeler içeriyor.<br />
<br />
Spor öncesi tüketilen bir fincan kahve doku ve kas yaralanması riskini azaltarak kas dokusunun daha genç ve esnek kalmasını sağlıyor. Kahvede bulunan kafein ayrıca yağ ayrıştırıcı özelliklere sahiptir. Bu nedenle spor öncesi kahve tüketerek daha fazla yağ yakmak mümkün. Tabii tükettiğiniz kahvenin yağsız ve kremasız olması şartı ile.</span></span></span></p>

<h3><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt">Zencefil</span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Tüm egzersiz çalışmalarınız kas ağrısıyla mı sonuçlanıyor? Bu durumda ilaçlara başvurmak yerine zencefili kullanmayı deneyin</span></span></span><span style="font-size:11.0pt">. Günde 240 ml zencefil çayı içmek en fazla 10 kalori alınmasını sağlıyor. Bunun yanında tok tutucu bir etkisinin olması onun açlığınızı kontrol etmenize yardımcı olmasını sağlıyor. Bu bitki çayını taze, dövülmüş zencefil kökleri ile hazırlayabilir veya zencefil tozunu kullanabilirsiniz.</span></span></span></p>

<h3 style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt">Yağlı Tohumlar;</span></span></span></h3>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Çiğ fındık, ceviz, badem gibi yağlı tohumlar çok iyi bir antioksidan kaynağı olmakla birlikte flavonoidler, fenolik asit ve immün sistemi destekleyen E vitamini bakımından zengindirler. Bu öğelerin hepsi vücudu serbest radikallere karşı korur. Kuru yaban mersini ile karıştırın, salataya ekleyin ya da ilave kas tamir edici etki için protein shake’inize bir kaşık yağlı tohum alternatiflerinden birini veya badem ezmesi katın. Badem protein katkısı sağlayarak yaptığınız smoothie’yi iyi bir sporcu içeceğine dönüştürecektir.</span></span></span></span></span></p>

<h3 style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt">Lor peyniri</span></span></span></h3>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Egzersiz sonrası kaslarınız, onarım ve yeniden yapım için proteine ihtiyaç duyar. Süt kesiği olarak da adlandırılan lor peyniri, oldukça zengin protein içeriğiyle size çok uygun. İçerisine 1 çay kaşığı kadar ekleyeceğiniz çörek otu ile yağ asidinden dengeli bir alternatif olarak alabilir. 2 dilim wasa üzerine ¼ adet avakado ile renklendirip tüketebilirsiniz.</span></span></span></span></span></p>

<h3 style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt">Su</span></span></span></h3>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt">Bir saat ya da daha uzun süre egzersiz yapacaksanız veya fazla terliyorsanız, su vücudunuz için muhteşem bir içecektir. Vücudunuz için yeterli sıvı alınıp alınmadığını bilmenin en kolay yolu; egzersiz öncesi ve sonrası tartılmak. Kaybettiğiniz her yarım kilo için 2-3 bardak su içmeniz gerekir.</span></span></span></p>

<h3 style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt">Hurma</span></span></span></h3>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt">Lif oranın yüksek olması, midede uzun süre kalarak sindiriminin yavaş olmasını sağlıyor. Böylece kendimizi daha uzun süre tok hissederek, besin tüketimini azaltmış oluyoruz. İçerdiği yüksek orandaki potasyum ve demir mineralleri de metabolizmayı hızlandırıcı etkileriyle kilo verme sürecinde yardımcı oluyor.<br />
<br />
Ancak unutmamak gerekir ki 4 adet hurma bir porsiyon meyveyle eşdeğer olup, ortalama 60 kalori içeriyor. Spor sırasında enerjiyi yükseltici karbonhidrat, potasyum ve demir içerir. Potasyum, doğal olarak sıvı dengesini sağlayıp, dehidratasyonu (su kaybını) engeller ve böylece kas kramplarını da ortadan kaldırır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt">Sporunuzu yaparken yukarıda bahsettiğimiz besinleri birlikte ve kararında tükettiğiniz takdirde, yapılan egzersizden yüksek oranda fayda sağlayabilirsiniz. Ancak tüm bunların yanında, egzersiz saatlerinizi öğle sıcaklarına denk getirmeyecek şekilde yapmanız ve su alımınızı asla ihmal etmemeniz, beden sağlığımız için oldukça önemlidir.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 01 Sep 2021 14:59:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/09/egzersiz-yapanlarin-mutlaka-tuketmesi-gereken-besinler-1630497666.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hepatit Konusunda Yeterince Bilgili Misiniz?</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/hepatit-konusunda-yeterince-bilgili-misiniz-5697</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/hepatit-konusunda-yeterince-bilgili-misiniz-5697</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında karaciğer iltihaplanması olarak bilinen hepatit, en fazla viral etkilerle ortaya çıkıyor.<br />
<br />
Çoğunlukta sarılık, iştahsızlık, halsizlik gibi semptomlarla kendini belli eden hepatitin tedavi edilmezse kronikleşeceğini söyleyen DoktorTakvimi uzmanlarından İç Hastalıkları Uzm. Dr. Tuğba Taşcı, hepatiti önlemek için sağlıklı beslenmeyi, hijyene önem vermeyi ve aşı yaptırmayı öneriyor.</p>

<p>Hepatit karaciğer dokusunun inflamasyonu yani yıkımı olarak tanımlanıyor. Hepatit, dünya genelinde en çok virüsler nedeniyle ortaya çıksa da diğer enfeksiyon etkenleri, otoimmün hastalıklar, toksinler (alkol, bazı ilaçlar, kimyasal toksinler ve bitkiler) nedeniyle de oluşabiliyor.<br />
<br />
Sıklıkla alkol almayan kişilerde ortaya çıkan (nonalkolik) karaciğer yağlanmasının ilerlemesiyle oluşan hepatit tablosu da gün geçtikçe artıyor. DoktorTakvimi uzmanlarından&nbsp;İç Hastalıkları&nbsp;Uzm. Dr. Tuğba Taşcı, hepatit bir belirti göstermeden ortaya çıkabileceğini ama çoğu zaman sarılık, iştahsızlık, halsizlik gibi semptomlarla kendini gösterdiğini belirtiyor.</p>

<h3>Hepatit en fazla viral etkenlerle ortaya çıkıyor</h3>

<p>Karaciğerimiz sindirim sisteminden kana geçen çoğu madde için süzgeç görevi görür. Kana karışan bu maddeler vücudumuz için gerekli temel parçacıklara ya ayrıştırılır ya da fonksiyonel hale getirilir. Bu yapıtaşlarından bazılarını depolama görevi de vardır.<br />
<br />
Zararlı maddelerin detoksifikasyon yoluyla vücuttan uzaklaşmasını sağlar. Aynı zamanda safra asitlerini sentezleyerek besinlerle aldığımız yağların ve yağda eriyen vitaminlerin emilmesini kolaylaştırır. Karaciğer dokusunda iltihaplanma olduğunda tüm bu fonksiyonların etkilendiğini söyleyen Uzm. Dr. Taşcı, hepatitin en fazla viral etkenlerle ortaya çıktığını hatırlatıyor.</p>

<p>Hepatit A ve E’nin yediklerimizle ya da tuvalet yoluyla bulaşabildiğini belirten Taşçı, şunları söylüyor: “B, C, D ve G ise kan yoluyla ya da vücut sıvılarıyla bulaşabilir. Koruyucu önlemlere dikkat etmek çok önemlidir çünkü hepatit B, C, D ve G kronikleşerek siroza sebep olabilir. 6 aydan uzun süren hepatit tablosuna kronik hepatit denilir.<br />
<br />
Günümüzde sıklığı artan nonalkolik steatohepatit ise önce karaciğerde yağlanma olarak bilinen nonalkolik karaciğer yağlanması şeklinde başlar. Bu durum abdominal obezite , yağlı ve fruktozdan (meyve şekeri) zengin beslenme, tip 2 diyabet ve insülin direnci, kolesterol yüksekliği, hareketsiz yaşam ve daha da önemlisi bağırsak florasının bozulması nedeniyle oluşur.”</p>

<h3>Früktozdan zengin beslenme siroza sebep olabiliyor</h3>

<p>DoktorTakvimi uzmanlarından&nbsp;İç Hastalıkları&nbsp;Uzm. Dr. Taşçı, früktozdan zengin beslenmenin&nbsp;bağırsak mikrobiyotasını değiştirerek karaciğer yağlanmasıyla çok yakın ilişkili olduğu belirterek bu durumu şöyle açıklıyor: “Früktozdan zengin beslenmede bağırsak duvarı giderek zedelenir. Aynı zamanda oluşan insülin direnci ile ince bağırsak florası değişir. Oluşan bakteriyel toksinler bağırsak duvarından kana karışır ve ilk olarak karaciğere gider. Burada inflamasyon tetiklenir ve yağlı karaciğere zemin hazırlar. Müdahale edilmez ise ilerleyerek dokuda fibroz doku oluşumu ve siroza kadar ilerler.”</p>

<p>Uzm. Dr. Taşcı, genel olarak hepatiti önlemek için şu önerilerde bulunuyor: “Sağlıklı beslenmeye özen gösterin. Şeker alımını azaltın, sebze ağırlıklı ve sağlıklı yağlardan zengin beslenin. Alkol alımını bırakın. Toksik maddelerden paketlenmiş ürünlerden uzak durun, bitkisel takviyelere dikkat edin. Kişisel koruyucu önlemlerimizi artırın, Hepatit B aşısı yaptırın. Egzersize önem verin ve sürekli hale getirin.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 31 Aug 2021 14:21:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/08/hepatit-konusunda-yeterince-bilgili-misiniz-1630409012.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dikkat! Aşırı Korkuya Karşı 9 Öneri!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/dikkat-asiri-korkuya-karsi-9-oneri-5677</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/dikkat-asiri-korkuya-karsi-9-oneri-5677</guid>
                <description><![CDATA[“Göğsüme öküz oturdu!”… “Nefes alamıyorum!”… “Sürekli aynı endişeyi yaşıyorum”, “Aklımdan çıkaramıyorum” gibi cümlelerle tarif edilen şikayetler, yüzyılın salgın hastalığı Covid-19 pandemisinin yol açtığı kaygı ve korku nedeniyle adeta patladı!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>“Göğsüme öküz oturdu!”… “Nefes alamıyorum!”… “Sürekli aynı endişeyi yaşıyorum”, “Aklımdan çıkaramıyorum” gibi cümlelerle tarif edilen şikayetler, yüzyılın salgın hastalığı Covid-19 pandemisinin yol açtığı kaygı ve korku nedeniyle adeta patladı! Buna bir de ciğerlerimizi yakan orman yangınları ve sel felaketlerinin eklenmesi pek çok kişide travmaya yol açtı.&nbsp;<strong>Acıbadem Bodrum Tıp Merkezi’nden Psikiyatri Uzmanı Dr. Emel Sönmez</strong>&nbsp;“Pandemiye bir de doğal afetlerin eklenmesi kaygı ve korkularımızın artmasına ve yoğunlaşmasına yol açtı. Son zamanlarda gelen hastalarımızda kaygı bozuklukları ve korkunun psikolojik etkilerini fazlasıyla görüyoruz. Korku, kaygının bir üst aşamasıdır; dozunda olan korku nasıl ki bizi tehlikelere karşı korursa, kontrol edilemeyen aşırı korku da hem bizi hem çevremizi olumsuz etkileyerek günlük hayatımızı çıkmaza sokabilir” diyor.&nbsp;</p>

<h3>Kaygı duymak normal bir tepkidir</h3>

<p>Yangın, sel ve benzeri toplumsal felaketlere doğrudan maruz kalmasak da, iletişim kanallarından olayla ilgili bilgi almanın, yaşananlar için üzülmenin doğal ve olması gereken bir insani tepki olduğu belirten Dr. Emel Sönmez “Hepimiz, başka insanların ve canlıların başına gelen felaketlerden etkileniriz. Empati kurarız ve doğal olarak üzülürüz. Bu insan olmanın temel duygularından biridir. Bu duygular sayesinde, hepimiz acıların hafifletilmesi için elimizden gelen ne varsa, destek olma ihtiyacı duyar ve harekete geçeriz. Ayrıca kendimiz ve çevremizdekiler için kaygılanırız. Kaygılanmak da sağlıklı bir tepkidir. Bu sayede, olası riskler için tedbir almaya da çalışırız. Ancak kaygı ilerler ve korkuya dönüşürse, sağlıklı düşünme gücümüzü yitirmeye başlarız” dedi.&nbsp;</p>

<p>Peki, bu süreçte aşırı kaygı ve korkularımıza esir düşmemek, rutin günlük yaşantımızı devam ettirebilmek için nasıl bir yaklaşıma sahip olmalı, neler yapmalıyız? Psikiyatri Uzmanı Dr. Emel Sönmez, kaygılarımız ve korkularımızla baş edebilmenin 9 etkili yolunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.&nbsp;</p>

<h3>Korkunuzun kaynağını fark edin!</h3>

<p>Psikiyatri Uzmanı Dr. Emel Sönmez “Kaygı ve korkularınızın ne zaman, hangi olaydan sonra başladığının farkında olursanız daha kolay yoluna koyarsınız” diyerek şöyle konuşuyor: “Bu korkuya ben ilk olarak ne zaman, hangi olay üzerine kapıldım? Korkum giderek artıyor mu? Hangi faktörlerden etkileniyor? Bu soruları yanıtlamak sorunu çözmede büyük önem taşıyor. Nasıl ki alerjisi olan bir kişi; kendisinde hangi etkenlerin alerjisini tetiklediğinin, hangi etkenlerle alerjisinin azaldığının farkında olursa ona göre davranır ve fayda sağlar; korkular da böyledir. Dozunda olan, kontrollü korkularımız bizi tehlikelerden korur; ancak aşırı korkuya teslim olursak o zaman tehlike çanları çalıyor demektir” diyor.&nbsp;</p>

<h3>Her gün 50 dakika yürüyün!</h3>

<p>Yapılan bilimsel çalışmalar; her gün 50 dakika yürüyüş, yüzme veya dans etmenin kaslarımızı çalıştırarak beynimizin mutluluk hormonu olarak bilinen endorfin salgıladığını ortaya koyuyor. Böylece korku ve kaygılarımızın da üstesinden daha kolay gelebiliyoruz. Ancak ’10 dakika yürüdüm, yeterli’ diye düşünmek doğru değil, çünkü beyin ancak 50 dakika hareketin sonrasında endorfin salgılıyor. Bu nedenle özellikle düzenli ve tempolu yürüyüşü her gün rutin alışkanlıklarımız arasında koymak, fiziksel sağlığımız kadar ruhsal sağlığımız için de çok büyük önem taşıyor. &nbsp;&nbsp;</p>

<h3>Sorunu kabul edin ancak gerekli önlemleri alın!</h3>

<p>Sorunu kabul etmek ve üstesinden gelmek için gerekli önlemleri almak gerekiyor. İçe kapanmak, duygulara ve çevreye duvar örmek, günlük sosyal yaşantıdan elini ayağını çekmek hastalıklı bir düşüncenin baş gösterdiğine işaret ettiğinden, onun yerine; ‘evet bu sorun var ama ben önlemlerimi alarak üstesinden gelebiliyorum’ deyin. Örneğin, Covid-19’a karşı aşınızı olmanız, hijyene, sosyal mesafeye ve maske kullanımına dikkat etmeniz, başınıza gelen sorunun çevrenizin de desteğiyle üstesinden gelebileceğinize inanmanız, bu korkuya karşı mücadele etmenizde çok önemli bir kazanım sağlıyor.&nbsp;</p>

<h3>Uyku kalitesinin gücüne inanın!</h3>

<p>Şüphesiz birbiri ardına gelen sorunlar uykuların kaçmasına yol açıyor. Hatta günlerce ve gecelerce kişinin gözüne uyku girmeyebiliyor. Ancak yaşadığınız tüm sorunlara rağmen, düzenli uyumaya dikkat edin. Uykusuz kalmamak, aynı saatte yatıp, aynı saatte kalkmak, yeterli ve kaliteli uyumak kaygı ve korkularla baş etmede ilaç tedavisinden çok daha büyük rol oynuyor. Bu nedenle ‘uyumak ne mümkün, kaç gündür gözüme uyku girmedi’ demek yerine hem fiziksel hem psikolojik sağlığınızın güçlenmesi için uyku kalitesinin gücüne inanın.&nbsp;</p>

<h3>Gönüllü destek verin&nbsp;</h3>

<p>Duygu ve düşüncelerinizi dostlarınızla, ailenizle paylaşın, içinize atmayın. Sorunların paylaşıldıkça üstesinden daha kolay gelinebileceğini unutmayın. Paylaşmanın, gönüllü destek vermenin vereceği manevi duygular, insanları olumlu etkiler. Örneğin yangın ve sel gibi felaketlerinin yaşandığı afet bölgelerinde o bölgede yaşayanların acısını hafifletecek olan desteği vermeye çalışın. Böylece çevrenize fayda sağlayarak gücünüzün yettiği kadar acıları paylaşmanın ve hafifletmeye çalışmanın olumlu etkilerini kendinizde de hissedebilirsiniz. &nbsp;</p>

<h3>Alkol, sigara ve aşırı çay-kahveden uzak durun!</h3>

<p>Stres, kaygı ve korkular özellikle sigara ve alkolün yanı sıra çay ve kahve tüketiminin de aşırıya kaçmasına yol açabiliyor. Oysa dengemizi bozmamak, sağlıklı beslenmek ve zararlı alışkanlıklardan uzak durmak böyle zamanlarda çok daha önem taşıyor. Alkol ve sigaradan kaçının, çay ve kahveyi aşırıya kaçmadan tüketmeye özen gösterin.&nbsp;</p>

<h3>İçinize atmayın!</h3>

<p>Yaşanılan olaylar neticesinde bu kaygılarınızın ve korkularınızın aşırıya kaçmadıkça normal olduğunu bilin ve duygularınızı bastırmaya kalkmayın. Sihirli bir dokunuşla, bir anda bu sorunların ortadan kalkmayacağını, o nedenle acınızı, üzüntünüzü, öfkenizi, korku ve kaygınızı belirli ölçülerde yaşamanızın doğal olduğunu unutmayın. Lev Tolstoy’un “Acı hissetmek canlı olduğumuzun kanıtıdır; ama başkasının acısını hissetmek insan olduğumuzun kanıtıdır” sözünde olduğu gibi acıları ve üzüntüleri paylaşmak, elinizden geleni yapmak ama aşırı tepkilere karşı otokontrolü, savunma mekanizmalarınızı devreye koyabilmek gerekiyor.&nbsp;</p>

<h3>Doğru kaynaklardan bilgi edinin</h3>

<p>Özellikle sosyal medyada ve whatsapp gruplarında kişileri aşırı paniğe sevk eden, doğru olmayan bilgiler yayılabiliyor. Sizi kaygı ve korkuya sokan olaylar konusunda doğru kaynaklardan bilgileri takip edin. Korku sağanağına teslim olmayın ve bilgileri süzgeçten geçirdikten sonra ona göre yol alın.&nbsp;</p>

<h3>Gerekirse uzman desteği almaktan kaçınmayın</h3>

<p>Nasıl ki bazı fiziksel hastalıklarda bütüncül tedavi çok önem taşıyorsa; psikolojik hastalıklarda özellikle kaygı ve korku ile başa çıkmada da büyük fayda sağlıyor. Şiddetli kaygı bozukluklarında, tüm çabalarınıza rağmen kaygı ve korkularınızın hayatınızı esir almasının önüne geçemediğinizde mutlaka uzmana danışın ve destek alın. Bazı durumlarda ilaç kullanmadan psikoterapi ile fayda sağlanırken, bazen ilaç kullanmak gerektiğinde bunu reddetmeyin. Ancak kesinlikle gelişigüzel, kulaktan dolma bilgilerle, arkadaş tavsiyesiyle psikiyatri ilacı kullanmayın. Mutlaka hekimin önerdiği tedaviyi uygulayın.&nbsp;</p>

<h3>Kaygı ve korku ne zaman tehlikeli?</h3>

<p><strong>Psikiyatri Uzmanı Dr. Emel Sönmez</strong>, kaygılar ve korkularla başa çıkılamadığında uyku bozuklukları, iç huzursuzluk, yerinde duramama, sürekli hareket etme, daralma, iç yangısı, nefes alamama, ciltte döküntü veya tansiyon yükselmesi gibi bir çok rahatsızlık yaşanabildiğini belirterek, son zamanlarda bu şikayetlerde büyük artış olduğunu söylüyor. Kaygının bir aşama üstünün korku olduğunu ve başa çıkılamayan korkunun, kişinin günlük yaşantısını kilitleyebildiğini vurgulayan Psikiyatri Uzmanı Dr. Emel Sönmez; kaygı ve korkunun ne zaman tehlikeli olduğu sorusuna şu yanıtı veriyor: “Başa çıkılamayan uzun süreli korkular kişide diş gıcırdatma, diş sıkma sonucu diş kaybından, kalp hastalıkları ve mide-bağırsak sistemi hastalıklarına dek birçok soruna yol açabiliyor. Kaygı; belirsizlikler karşısında hissedilir, sezgiseldir. Kişinin karşısında herhangi bir olgu, kişi yoktur; düşünseldir. Korkuda ise somut olaylar ve kişiler vardır. Korku; kişiyi tehlikelerden korur ve önlem almasını, savunma mekanizmalarını çalıştırmasını sağlar. Ancak dozunda olması önemlidir, aksi taktirde savunma mekanizmalarını geçersiz kılan, kişiyi kilitleyen korku mutlaka üstesinden gelinmesi gereken bir hastalıktır ve tedavi görmesini gerektirir.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 27 Aug 2021 16:23:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/08/dikkat-asiri-korkuya-karsi-9-oneri-1630070720.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Üzümün Bilinmeyen 8 Önemli Faydası!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/uzumun-bilinmeyen-8-onemli-faydasi-5661</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/uzumun-bilinmeyen-8-onemli-faydasi-5661</guid>
                <description><![CDATA[Kırmızı, yeşil veya siyah… Yaz aylarının vazgeçilmez meyvelerinden üzüm oldukça lezzetli olmasının yanı sıra aynı zamanda adeta bir şifa deposu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kırmızı, yeşil veya siyah… Yaz aylarının vazgeçilmez meyvelerinden üzüm oldukça lezzetli olmasının yanı sıra aynı zamanda adeta bir şifa deposu.<br />
<br />
Başta K, C, A ve B vitamini ile potasyum, sodyum, fosfor, magnezyum olmak üzere vitamin-minerallerden oldukça zengin bir meyve olan üzümün en önemli özelliği ise çok güçlü bir antioksidan olması.<br />
<br />
Üzüm içeriğindeki resveratrol ile antosiyanin gibi<strong>&nbsp;</strong>antioksidanlarla vücudumuzdaki hücreleri yeniliyor ve bu sayede başta kanser olmak üzere pek çok hastalığın gelişme riskini azaltıyor, cildin erken yaşlanmasını da önlüyor.&nbsp;<br />
<br />
<strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Nadide Can&nbsp;</strong>üzümün antioksidanlarının en çok kabuğu ve çekirdeğinde olduğuna dikkat çekerek, “Bu nedenle üzüm yerken çekirdeklerini çıkarmayın, kabuğunu soymayın. Bir küçük boy kase üzüm 100 kalori ve 25 gram karbonhidrat içeriyor.<br />
<br />
Günde bir küçük boy kase tüketmek, üzümün şifasından faydalanmak için yeterli gelecektir. Ayrıca yoğun karbonhidrat içeriği nedeniyle özellikle diyabet hastalarının üzüm yerken porsiyon kontrolüne dikkat etmeleri gerekiyor” diyor.&nbsp;</p>

<h3>Covid-19’a karşı vücut direncini artırıyor</h3>

<p>Özellikle içeriğindeki C vitamini ve polifenollerden zengin antioksidan sayesinde bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlıyor. Böylece başta Covid-19 olmak üzere vücudun enfeksiyonlara karşı olan direncini arttırıyor.&nbsp;</p>

<h3>Kalp sağlığı için önemli</h3>

<p>Üzüm kalp sağlığını koruyan en önemli meyveler arasında yer alıyor. İçeriğindeki güçlü antioksidan resveratrol sayesinde kolesterolün emilimine engel oluyor.<br />
<br />
Bu etkisiyle kolesterol seviyesinin düşmesine katkı sağlıyor. Yapılan çalışmalar, özellikle kırmızı üzümün kolesterolü düşürmede daha etkili olduğunu ortaya koyuyor. Üzüm yüksek potasyum içeriğiyle kan basıncının düşmesinde de faydalı oluyor.&nbsp;</p>

<h3>Kansere karşı koruyucu etki gösteriyor</h3>

<p>Özellikle çekirdeğiyle birlikte tüketildiğinde, içeriğindeki zengin resveratrol sayesinde kanser hücrelerinin fonksiyonlarını bozabiliyor ve toksik etkilerini azaltabiliyor.</p>

<h3>Yaşlanmayı geciktiriyor</h3>

<p>Vücudumuzda myricetin ve quercetin gibi flavonoidler serbest radikal denilen zararlı maddelerle savaşarak cildin yaşlanmasını geciktiriyor. Ayrıca hücreleri yenileyen özelliğiyle de cildimizin gergin ve sağlıklı görünmesini sağlıyor.</p>

<h3>Diyetlerde iyi bir tatlı alternatifi&nbsp;</h3>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Nadide Can, üzümün kilo kaybını da desteklediğine dikkat çekerek, “Üzüm yarısı su olan şekerli ve lifli bir meyvedir. Doğal meyve şekeri olması ve içerdiği antioksidanlar sayesinde vücuttaki iltihabı azaltan etkileriyle zayıflama diyetlerinde iyi bir tatlı alternatifi olabilir.” diyor.&nbsp;</p>

<h3>Göz sağlığını destekliyor</h3>

<p>Üzümün içerdiği resveratrol sayesinde gözdeki retina hücrelerini güneşin zararlı etkilerinden koruduğunu gösteren çalışmalar mevcut. Üzümde aynı zamanda lutein ve zeaksantin gibi göz sağlığını destekleyen başka antioksidanlar da yer alıyor. Bazı araştırmalar, bu bileşiklerin gözlerin mavi ışıktan zarar görmemesine yardımcı olduğunu ortaya koyuyor.&nbsp;</p>

<h3>Kan basıncını düşürmede etkili oluyor&nbsp;</h3>

<p>Yapılan araştırmalar, beslenmede düşük potasyum alımının yüksek kan basıncı ve inme riskini arttırdığını gösteriyor. Üzüm yüksek potasyum içeriğiyle kan basıncının desteklenmesine yardımcı olur.&nbsp;</p>

<h3>Kabızlığı önleyebiliyor</h3>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Nadide Can kronik kabızlığın kolon kanseri riskini artırdığını belirterek, “Üzüm düzenli tüketildiğinde bol lif içeriğiyle kabızlığı engelleyebiliyor. Bu etkisi sayesinde kolon kanseri riskini düşürüyor” diyor.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 26 Aug 2021 10:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/08/uzumun-bilinmeyen-8-onemli-faydasi-1629961732.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kanser Hücreleri Her İnsanda Var mı?</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/kanser-hucreleri-her-insanda-var-mi-5659</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/kanser-hucreleri-her-insanda-var-mi-5659</guid>
                <description><![CDATA[Fitoterapi Uzmanı Dr. Şenol Şensoy kanser hücrelerinin sağlıklı insanlarda da olduğunu ama bağışıklık sistemimizin her gün bu hücreleri ortadan kaldırdığını belirtti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Fitoterapi Uzmanı Dr. Şenol Şensoy kanser hücrelerinin sağlıklı insanlarda da olduğunu ama bağışıklık sistemimizin her gün bu hücreleri ortadan kaldırdığını belirtti.</p>

<p>Her gün bünyemizde 1 milyon civarında kanser hücresi oluşuyor. Bizim savunma hücrelerimiz bu 1 milyon kanser hücresini ortadan kaldırıyor. Hayat boyu bu mücadele devam ediyor. ;<br />
<br />
Yararlı ve zararlıların mücadelesi, varlık aleminin başlangıcından sonuna kadar devam edecek bir süreçtir. Bünyemiz sağlıklıysa kanser hücrelerini bertaraf ediyor.<br />
<br />
Ne zamanki modumuz düştüğünde, savunma mekanizmaları zayıfladığı zaman belli bir dokuda veya bir organda kanserleşme başlıyor.</p>

<h3>Bağışıklık Sistemi Neden Önemli?</h3>

<p>Kanser tedavisinde modern tıbbın eksik kaldığı en önemli nokta bağışıklık sistemidir.</p>

<p>Kemoterapi ve radyoterapi gibi tedavi teknikleri bağışıklık sistemine zarar vermektedir. Kanser</p>

<p>hücrelerinin yanısıra normal hücrelere de zarar verebilen bu yöntemler aynı zamanda bağışlık</p>

<p>sistemimizi zayıflatmaktadır. Kanser hücreleri hızlı bölünen hücrelerdir. Kemoterapi ilaçları vücutta</p>

<p>hızlı bölünen tüm hücreleri hedef almaktadır. Kemoterapi alan hastalarda sindirim sorunu olması,</p>

<p>saçların dökülmesi, mide bulantılarının olması, halsizlik ve yorgunluk gibi yan etkilerin görülmesinin</p>

<p>sebebi de budur. Kanser hücreleri dışında vücudumuzda hızlı bölünen tüm hücreler de olumsuz</p>

<p>etkilenmektedir. Bağışıklık sistemi hücreleri de bu gruptadır. Oysa kanserle savaşta bağışıklık</p>

<p>sisteminin güçlü olması olmazsa olmazdır. Kanserle savaşacak hücreleri kendi elimizle yok etmek</p>

<p>istemeyiz nihayetinde. Peki, kemoterapi almayalım mı? Elbette, kemoterapi alacağız ancak aynı</p>

<p>zamanda bağışıklık sistemimizi güçlü tutacak tedavileri de eksik etmeyeceğiz.</p>

<h3>Apoptoz (Programlı Hücre Ölümü) Nedir?</h3>

<p>Bizim sağlıklı hücrelerimiz bir takım zararlılarla karşılaştığında, bu zararlılar hücrenin mekanizmasını ciddi bir şekilde etkilediyse hücre, fonksiyon kaybına uğruyor, DNA hasarı olduğunda mutajen dediğimiz kanser formuna geçebiliyor. Hücreler bu durumda apoptoz dediğimiz bir yolağa giriyor.<br />
<br />
Hücreler bünyeye zarar vermemek için apoptoz dediğimiz programlı şekilde intihar ediyor. Aslında vücudun sağlıklı bir şekilde hayata devam etmesi için, onkojen dediğimiz o kulvara girmemesi için yani kanserin oluşmaması için apoptoz bir savunma mekanizmasıdır.<br />
<br />
Hücreler kendi hayatlarını kaybetmek pahasına organizmanın hayatının devamı için böyle bir yolağı kullanıyor.</p>

<p>Kanser hücrelerinde ise bu hücre intiharı ortadan kalkıyor. Apoptoz olmayınca sınırsız bir şekilde çoğalıyorlar. Kullandığımız tıbbi bitkiler kanser hücreleri ve kanser kök hücreleri üzerinde apoptoz dediğimiz mekanizmayı devreye sokuyor. Tıbbi bitkilerin kanserle mücadelede önemli etkilerinden biri de budur.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 25 Aug 2021 14:13:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/08/kanser-hucreleri-her-insanda-var-mi-1629890105.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Geniz Eti Büyümesinin Tedavisinde Gecikmeyin!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/geniz-eti-buyumesinin-tedavisinde-gecikmeyin-5649</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/geniz-eti-buyumesinin-tedavisinde-gecikmeyin-5649</guid>
                <description><![CDATA[Çocukluk döneminde normal sayılabilen kimi durumlar aslında önemli bir sağlık sorununa işaret edebiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk döneminde normal sayılabilen kimi durumlar aslında önemli bir sağlık sorununa işaret edebiliyor. Sık hastalanma, ağız açık uyuma, uykuda horlama, terleme, sık uyanma, büyüme ve gelişme geriliği gibi birbirinden oldukça farklı görünen yakınmalar, bazen tek bir nedenden kaynaklanabiliyor. Örneğin, vücuda giren bakteri ve virüslerin yakalanarak yok edilmesini sağlayan lenfositleri içeren, özel bir doku olan geniz etinin büyümesi gibi!<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1629785100_4.jpg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p><strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Elif Aksoy,</strong>&nbsp;özellikle 3-6 yaş grubunda sık rastlanan bu tablonun tedavisinde gecikilmemesi gerektiğini vurgulayarak “Büyüyen geniz eti nedeniyle sık geçirilen enfeksiyonlar çocukların büyüme ve gelişmesinde, okul başarısında soruna neden olabiliyor. Geniz eti ameliyatları her yaşta yapılabilen cerrahi işlemler ve ameliyatın ardından büyüme ile gelişmede normale dönüş başlıyor” diyor.</p>

<h3>Viral enfeksiyonlarla mücadele için önemli</h3>

<p>Burnumuzun arkasında yer alan boşlukta bulunan ve bağışıklık sistemimizin önemli bir parçası olan geniz eti dokusu (adenoid),&nbsp;solunum yoluyla&nbsp;vücuda girebilecek zararlı madde, bakteri ve virüs türü&nbsp;mikroorganizmaları yakalayarak yok ediyor.&nbsp;Geniz etinin özellikle&nbsp;viral enfeksiyonlarla mücadelede görevli lenfositleri içeren özel bir lenfoid doku olduğunu belirten Prof. Dr. Elif Aksoy, halk arasında geniz eti büyümesi olarak tanımlanan süreci ise şöyle anlatıyor: “Geniz etinin yabancı maddelere ve mikroorganizmalara karşı bağışıklık yanıtı oluşturması, boyutlarında büyümeyle sonuçlanabiliyor. Tekrarlayan üst solunum yolu enfeksiyonları da geniz eti büyümesinin önemli bir nedenini oluşturuyor. Çocukluk çağında çok sık görülen bu sorun aynı zamanda çocuklarda burun tıkanıklığının en sık sebeplerinden biri olarak karşımıza çıkıyor”<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1629785098_3.jpg" style="height:534px; width:800px" /></p>

<h3>Ağzı açık uyuyorsa, dikkat!&nbsp;</h3>

<p>Bağışıklığımız için son derece önemli olan geniz etinin büyümesi genellikle 5-6 yaşa kadar devam ediyor. Çocukluk döneminde 7-8 yaşından itibaren küçülmeye başlayan geniz eti, yetişkinlikte kayboluyor.<br />
<br />
Kreş ve anaokuluna başlayan çocuklarda tekrarlayan enfeksiyonlara bağlı olarak bu doku büyümesinin sık yaşandığına ve özellikle 3-6 yaş grubunda şikayetlere yol açtığına değinen Prof. Dr. Elif Aksoy, belirtiler hakkında da “Geniz eti büyükse çocuklarda ağzı açık uyuma, horlama, burun tıkanıklığı, ağzı açık nefes alma görülüyor. Gece horlama yanında terleme, huzursuz uyuma, sık uyanma, salya akması, nefessiz kalıp uyanma, yani uyku apnesi gibi şikayetler de sık ortaya çıkıyor” diye konuşuyor.<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1629785096_2.jpg" style="height:534px; width:800px" /><br />
<br />
Gece uykusunu rahat alamayan çocukların gündüz uykulu, yorgun ve huzursuz olduklarını anlatan Prof. Dr. Elif Aksoy, okul çağındaki çocuklarda akademik başarı sorunlarının altında yatan nedenlerden birinin de bu durum olduğunu ifade ediyor. İştahsızlık ve büyüme-gelişme geriliği de görülebilecek belirtiler arasında yer alıyor.<br />
<br />
Geniz etine bağlı sürekli ağız solunumu yapan çocukların&nbsp;<strong>çene kemiklerinde ve dişler</strong><strong>in</strong><strong>de bozulmalar</strong><strong>&nbsp;ile ortodontik sorunların da ortaya çıkabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Elif Aksoy, k</strong>ubbe damak, üst çenede daralma, orta yüzde basıklık ile kendini gösteren “geniz eti yüzü” gelişebildiğini kaydediyor.&nbsp;</p>

<h3>Sık antibiyotik kullanımına yol açıyor</h3>

<p>Çocuklarda geniz eti büyümesine bağlı olarak gelişen bu belirtilere, sarı-yeşil renkte, koyu burun akıntısı da ekleniyor. Geniz eti iltihabı antibiyotiklerin sık kullanılmasına da neden oluyor. Bağışıklık sistemimizde etkin bir yere sahip olan bu dokunun büyümesi, östaki (burun, boğaz ve orta kulağı birbirine bağlayan boru) yoluyla orta kulağa geçerek enfeksiyon yapabiliyor. Östaki tüpünün iyi çalışmaması halinde orta kulakta sıvı birikimi ve buna bağlı&nbsp;<strong>iletim tipi işitme kaybı gelişebildiğine işaret eden Prof. Dr. Elif Aksoy, “Tedavi edilmeyen orta kulaktaki sıvı birikimine bağlı olarak çocuğun dil konuşma gelişimi ve okul başarısı olumsuz etkileniyor” diyor.&nbsp;<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1629785094_1.jpg" style="height:534px; width:800px" /></strong></p>

<h3>Ameliyatı geciktirmeyin!&nbsp;</h3>

<p>Yaşanan sorunlar geniz eti büyümesinin tedavi edilmesi gereken bir sağlık sorunu olduğunu ortaya koyuyor. Genel anestezi altında gerçekleştirilen ve adenoidektomi olarak adlandırılan ameliyatın yapılması gerektiren durumları “Çok sık üst solunum yolu enfeksiyonu geçirilmesi, burunda ağır tıkanıklık belirtileri, özellikle uykuda solunumun durması, orta kulakta sıvı birikimine bağlı işitme kaybı” olarak sıralayan Prof. Dr. Elif Aksoy, şöyle devam ediyor:</p>

<p>“Geniz eti ameliyatlarını geciktirmemek gerekiyor. Çünkü gecikme; kalıcı çene ve yüz değişiklikleri, işitme kaybı ve dil konuşma gelişim bozukluğu gibi sorunlara yol açabiliyor. Çocukta geniz eti büyümesine bağlı şikayetler varsa, her yaşta ameliyat yapılabiliyor. Yaz mevsiminde genellikle ameliyat ihtiyacı azalsa da, gerekli durumlarda her mevsim yapılabilen bir ameliyattır. Ameliyat sonrası çocukların büyüme ve gelişmesi çoğunlukla normale dönüyor. Anestezi süreci dahil yaklaşık bir saat süren ameliyatın ardından çocuklar çok kısa sürede günlük hayatına dönebiliyor. İlk bir iki gün beslenmede çok sıcak sert, asitli gıdalardan uzak durmak yeterli geliyor”&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 24 Aug 2021 10:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/08/geniz-eti-buyumesinin-tedavisinde-gecikmeyin-1629788862.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Emzirme Dönemi Hakkında Tüm Merak Edilenler!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/emzirme-donemi-hakkinda-tum-merak-edilenler-5642</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/emzirme-donemi-hakkinda-tum-merak-edilenler-5642</guid>
                <description><![CDATA[Emzirme, bebeğin sağlıklı büyümesi ve gelişmesi için en uygun beslenme yöntemidir. Anne ile bebeğin sağlığı üzerinde; biyolojik ve psikolojik bir etkiye sahiptir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Emzirme, bebeğin sağlıklı büyümesi ve gelişmesi için en uygun beslenme yöntemidir. Anne ile bebeğin sağlığı üzerinde; biyolojik ve psikolojik bir etkiye sahiptir.<br />
<br />
Emzirme sırasındaki enerji ve besin öğeleri ihtiyacı, gebelikte olduğundan daha fazladır. Sütü ile bebeğin ihtiyacını tamamen karşılayan bir kadın, günde ortalama 700-800 ml süt salgılar.<br />
<br />
Yeterli düzeyde anne sütü üretimi için anne, yeterli miktarda sıvı almaya özen göstermelidir. Annenin günde en az; 8-12 bardak sıvı alması gereklidir. Beslenmede su, süt ve meyve suları tercih edilmelidir.</p>

<h3>İşte Doğru Emzirme Yöntemleri!</h3>

<p>Bebeğinizi emzirmek için onu değişik pozisyonlarda tutabilirsiniz. Burada dikkat edilecek durum; bebeğin ağzının memeye yakın olmasıdır. Bebek memeye uzanmak için çok fazla çaba harcamamalıdır. Bebeğin bütün vücudu aynı düzlemde size doğru dönük olmalıdır.</p>

<h3>Kucaklama</h3>

<p>Pek çok anne için en rahat pozisyondur. Bebek, kucakladığınız kol tarafındaki memeyi emer.</p>

<h3>Ters Kucaklama&nbsp;</h3>

<p>Prematüre ya da kavramada güçlük çeken bebekler için uygundur. Emzirdiğiniz memenin tersi kolunuzla bebeği kavrayın diğer elinizle başa ya da memeye destek olun.</p>

<h3>Koltuk Altı</h3>

<p>İkizlerde, büyük memeli annelerde, düz-çekik meme başı olanlarda ya da kavrama güçlüğünde uygundur. Emzireceğiniz memenin olduğu koltuk altına doğru, bebeğinizi uzatmanız gerekmektedir.</p>

<h3>Yatarak</h3>

<p>Sezaryen doğum, problemli vajinal doğum sonrası yorgun ve ağrılı anne için en uygun yöntemdir.</p>

<h3>Emzirme Sıklığı ve Süresi Nasıl Olmalıdır?</h3>

<p>Yeni doğan emzirme sıklığı, günde 8-12 defa olabilir. Tek bir meme yaklaşık 20 dakika emzirilmelidir. Emzirme süreleri arasında en fazla 3 saat geçmelidir. 1 aylık olan bebek, günde 7-8 defa emzirilebilir. 3. aydan sonra 5-6 defaya düşer. 6. aydan sonra ek gıdalar eklenince sıklık azaltılabilir.</p>

<h3>Emzirme Döneminde Sık Yapılan Hatalar!</h3>

<h3>Yanlış Pozisyonda Emzirmek</h3>

<p>Areola denen esmer bölgeyi ağzına tam olarak alamayan bebek, yeterli süt alabilmek için fazladan çaba harcar ve meme uçlarını tahriş eder. Bu nedenle pek çok anne, acıdan emzirmek istemez hale gelir.</p>

<h3>Emzirme Döneminde Biberona Alıştırmak</h3>

<p>Biberonla beslenen bebekler bir süre sonra memeyi istemez. Bebeğiniz memeyi emmez ise sütünüz zamanla azalır.</p>

<h3>Yanlış Beslenmek/Diyet ve Ağır Sporlar Yapmak</h3>

<p>Özellikle emzirme dönemi başında diyet yapmak; süt yapımını azaltmakta ve sütün besin değerini azaltmaktadır. Emzirme döneminde ayda 2 kg dan fazla kilo vermek, sağlıklı değildir. Emzirme döneminde alkol ve sigara tüketilmemelidir. Soğan, sarımsak, brokoli, kabak, karnabahar, acı baharatlar ve kuru baklagiller bazı bebeklerde huzursuzluk gaz ve memeyi reddetmeye neden olabilmektedir. Aynı şekilde ağır sporlar yapmak, annelere bu dönemde önerilmemektedir.</p>

<h3>Ek Gıda Alan Bebeğin Emzirme İhtiyacı Olmadığını Düşünmek</h3>

<p>Ek gıdalar daha çok ara öğün olarak başlanmalıdır. Daha sonra ana öğün haline geldiklerinde ara öğünler, anne sütüyle olmalıdır.</p>

<h3>“Ben Hastayken Bebeğimi Emzirmemeliyim” Fikri</h3>

<p>Grip, gastroenterit gibi &nbsp;hastalıklarınızda hijyene dikkat ettiğiniz sürece emzirmenizde sakınca yoktur, (Doktorunuzun emzirmenizi kesmenizi istediği ciddi hastalık ve ağır ilaç kullanımları, HIV virüs taşıyıcılığı, kemoterapi ve radyoaktif ışın alan anneler, uyuşturucu kullananlar, aktif ve tedavi edilmemiş tüberkülozlular emziremezler)</p>

<h3>“Bebeğim Doymuyor” Düşüncesi</h3>

<p>Eğer bebeğiniz düzenli kilo alıyorsa, her gün ayına uygun çişli ve kakalı bez çıkarıyorsa, huzurlu ve neşeli ise yeterince besleniyordur.</p>

<h3>“Memelerim Küçük Olduğundan Sütüm Azdır” Düşüncesi</h3>

<p>Meme boyutu ile sütün azlığı ve çokluğu arasında ilişki yoktur.</p>

<h3>“Emzirirken Gebe Kalmam” Fikri</h3>

<p>Emzirme döneminde pek çok kadın gebe kalabilir. Bu nedenle; etkin bir yöntemle korunmalıdır.</p>

<h3>Hamile Kalınca Emzirmeyi Bırakmak</h3>

<p>Hamileyken, çocuğunuzu emzirmenizde hiçbir sakınca yoktur. Bu durum, karnınızdaki bebeğin gelişimini etkilemez.</p>

<h3>Uzamış Emzirme Süresinin Çocuğa Zaraları Nelerdir?<br />
<br />
Emzirme süresi için Amerikan ve Türk Pediatri Birlikleri tarafından 2 yıl olarak önerilmektedir.</h3>

<p><strong>&nbsp;</strong>2-3 yaş üzerindeki çocukların emzirmenin zararları şu şekildedir:</p>

<p>* Emzirme büyüyen çocukta yeme ve çiğneme bozuklukları</p>

<p>* Çocuğun anneye gereğinden fazla bağımlı olması ve ön bakım ve becerilerinin gerilemesi&nbsp;&nbsp;2 yaş sonrası inat döneminin uzamasına, HAYIR kavramını öğrenmede gecikmesi</p>

<p>* İştahsızlık ve uyku problemleri (sık uyanma ve uykuya dalamama)</p>

<p>* Uzun süre emzirme bebek süt dişlerinde aşınma ve çiğneme fonksiyonlarında azalmaya bağlı diş sürme gecikmeleri</p>

<p><strong>Memeden Kesmede Çocuğunuz Direnç Gösteriyorsa?</strong></p>

<p>Bebeğin memeden kesilme sürecinin; 2-2.5 aylık bir süreye yayılarak, emzirme araları açılarak, yavaş yavaş olması daha doğrudur. Anne sık sık bebekle zaman geçirmeli ve oyun oynamalıdır. Bebek sadece emme sırasında, anneyi yanında tuttuğunu düşünmemelidir. Ayrıca memeden kesme sürecinin; diş çıkarma, hastalık gibi çocuğun zor dönemlerine gelmemesine özen gösterilmelidir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 23 Aug 2021 14:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/08/emzirme-donemi-hakkinda-tum-merak-edilenler-1629719337.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Güneş Yanığına Karşı 12 Etkili Öneri!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/gunes-yanigina-karsi-12-etkili-oneri-5638</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/gunes-yanigina-karsi-12-etkili-oneri-5638</guid>
                <description><![CDATA[Ciltte kızarıklık, şişlik, su kabarcıkları, kaşıntı, ağrı… Genellikle hassas ciltlerde oluşan güneş yanığı, yaz mevsiminde sıkça görülen cilt problemlerinde ilk sıralarda yer alıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ciltte kızarıklık, şişlik, su kabarcıkları, kaşıntı, ağrı… Genellikle hassas ciltlerde oluşan güneş yanığı, yaz mevsiminde sıkça görülen cilt problemlerinde ilk sıralarda yer alıyor. &nbsp;Toplumda sadece estetik bir problem olarak görülse de, tedavisinde gecikildiğinde ciltteki bağışıklık sistemini baskılayarak uçuk ve zona gibi enfeksiyonları tetikleyebiliyor.<br />
<br />
Güneş yanığının en önemli uzun dönem komplikasyonu ise yanan alanlarda deri kanseri riskinin artmasıdır ki bu kanser türünün bazıları ölümcül olabiliyor.<strong>&nbsp;</strong><br />
<br />
Acıbadem Maslak Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Öztürk Durmaz<strong>,</strong>&nbsp;özellikle su kabarcıklı güneş yanıklarında ilk müdahalenin doğru yapılmasının çok önemli olduğunu belirterek, "Çünkü hatalı uygulamalar ciltte enfeksiyona yol açarak sorunun daha da şiddetlenmesine neden olabiliyor” diyor. Peki güneş yanığı oluştuğunda neler yapmalı, nelerden kaçınmalıyız?&nbsp;Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Öztürk Durmaz<strong>&nbsp;</strong>güneş yanığına karşı 12 etkili kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.&nbsp;</p>

<h3>Belirtiler yaklaşık 2-4 saat sonra başlıyor!</h3>

<p>Güneş yanığı belirtileri güneşe maruz kaldıktan yaklaşık 2-4 saat sonra başlıyor ve 1- 3 gün içinde pik noktaya ulaşıyor. Prof. Dr. Emel Öztürk Durmaz güneş yanığının belirtilerini şöyle sıralıyor: &nbsp;</p>

<p>Ciltte, güneşe maruz kalmış olan alanla sınırlı; kızarıklık, şişlik (ödem), su kabarcıkları, sulantı ve soyulma gibi belirtiler gelişiyor. Bunların yanı sıra ciltte sıcaklık, yanma, hassasiyet, ağrı ve kaşıntı gibi belirtilerle de kendini gösterebiliyor.&nbsp;</p>

<p>Genel olarak 1. derece yanıklar kızarıklık, 2. derece yanıklar kızarıklık ve su kabarcıkları, 3. derece yanıklar ise kızarıklık ve su kabarcıklarına ek olarak ülserasyonlar şeklinde görülüyor.&nbsp;</p>

<p>Şiddetli güneş yanıklarında; halsizlik, baş dönmesi, tansiyon düşmesi, ateş, titreme, bulantı-kusma, baş ağrısı, bayılma, genel vücut ödemi gibi güneş çarpması veya ısı çarpmasının sistemik belirti ve bulguları da gözlenebiliyor ki bu tabloya ‘güneş zehirlenmesi’ adı veriliyor.&nbsp;</p>

<h3><strong>Zaman kaybetmeden doktora başvurun</strong></h3>

<p>Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Öztürk Durmaz, güneş yanıklarına ‘yanık’ &nbsp;tedavisi uygulandığını belirterek, nasıl bir yol izlendiğini şöyle anlatıyor: “Öncelikle daha fazla güneşe maruz kalınmamalı ve güneşe karşı tüm korunma önlemleri alınmalı. Vakit kaybetmeden bir dermatoloji uzmanına başvurulmalı. Şiddetli, su kabarcıklı, derin, ağrılı ve enfekte olmuş güneş yanıklarında veya ısı çarpması belirtilerinin varlığında hastanın hastaneye yatırılması gerekebiliyor. Bu durumda tedavide damardan sıvı verilmesi, kapalı pansumanlar uygulanması, damardan veya ağızdan iltihap giderici ilaçlara başvurulması şeklinde yöntemlere başvuruluyor. Kapanmayan derin güneş yanıklarında cerrahi deri nakline ihtiyaç duyulabiliyor”&nbsp;</p>

<h3>Güneş yanığına karşı 12 etkili yöntem!</h3>

<p>Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Öztürk Durmaz, güneş yanığı oluştuğunda neler yapmamız ve nelerden kaçınmamız gerektiğini şöyle anlatıyor:&nbsp;</p>

<h3>BUNLARI YAPIN&nbsp;</h3>

<p>Günde en az 2 litre su-sıvı içmeye özen gösterin.</p>

<p>Ev ısısını ‘soğuk’ olacak şekilde düşürün, 18-22 derece en ideal ısı olacaktır.&nbsp;</p>

<p>Günde birkaç kez, 10-20 dakikalık soğuk ve tazyiksiz duş alın.&nbsp;</p>

<p>Soğuk ve ıslak kıyafetler giymeniz de güneş yanığına karşı fayda sağlayacaktır.&nbsp;</p>

<p>Soğuk pansumanlar damarları kasarak kızarıklık, ödem ve yanma hissinin azalmasında etkili olurlar. Yanan bölgeye; soğuk su, karbonatlı veya yulaflı soğuk su, soğuk sirke ya da soğuk sütle ıslatılmış havlular veya jel buzla her 2 saatte bir, 10-20 dakika kompres yapabilirsiniz.&nbsp;</p>

<p>Cildinize soğutucu özellikte kalamin veya aloe vera içeren jel veya losyon sürün. Ayrıca duş, pansuman veya kompres sonrasında, cildi yatıştırıcı özelliğe sahip yulaf veya dekspantenol içeren nemlendiriciler kullanın.&nbsp;</p>

<p>Yanan bölgeleri yukarı kaldırın; örneğin yüzünüz yandıysa 2 yastıkla yatmalısınız. Bacağınız yandıysa, bacağınızı yastıkla kalp seviyesinin 30 cm üzerinde kalacak şekilde kaldırmalısınız. Bu şekilde yanığa bağlı gelişecek olan ödemi azaltmak mümkün olabiliyor.&nbsp;</p>

<p><strong>&nbsp;</strong>Yanık alanlarını rahatsız etmeyecek; dikişsiz, bol ve pamuklu giysiler tercih edin. Dar, naylon, sentetik, yünlü giysilerden ise sakının.&nbsp;</p>

<h3>BUNLARI SAKIN YAPMAYIN!&nbsp;</h3>

<p>Büyük su kabarcıklarını, steril şartlarda iğne veya enjektörle patlatabilirsiniz, ancak yüzeyleri açmamalı ve cildi soymamalısınız.&nbsp;</p>

<p>Enfeksiyon riski nedeniyle yanık deriyi kaşımayın ve koparmayın. Kaşıntı için antihistaminik özellikte tablet kullanabilirsiniz.&nbsp;</p>

<p>Kese, lif, ağda, tıraş işlemlerinin yanı sıra banyo köpükleri, sabunlar, banyo tuzları, sıvı yağlar (zeytinyağı, kantaron yağı, lavanta yağı vs.), masaj yağları, lokal anestezikler, vazelin gibi katı yağlar ve merhemlerden uzak durun. Bunlar deriyi daha da tahriş edebilecek, iyileşmeyi azaltacak veya kendileri doğrudan alerjik egzama yaratabilecek uygulamalardır.&nbsp;</p>

<p>Halk arasında sıkça kullanılan yeşil çay, salatalık, vazelin, diş macunu veya yoğurt gibi güneş yanığı yöntemleri soğuk uygulanmaları nedeniyle rahatlatıcı oluyorlar. Ancak bugüne dek bu yöntemlerin yanıkları iyileştirici etkilerine dair bilimsel bir kanıt olmadığı gibi, tam aksine ciltten ısı kaybını engellemeleri sonucu ateş ve güneş zehirlenmesi gibi sorunların gelişmesi riski nedeniyle uygulanmaları önerilmiyor.&nbsp;</p>

<p><strong>&nbsp;</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 21 Aug 2021 13:42:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/08/gunes-yanigina-karsi-12-etkili-oneri-1629542661.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Karpuz – Peynir İkilisine Dikkat!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/karpuz-peynir-ikilisine-dikkat-5632</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/karpuz-peynir-ikilisine-dikkat-5632</guid>
                <description><![CDATA[Yaz aylarında beslenmenin değişmez ikilisi karpuz-peynir... Karpuzun serinleten lezzeti, protein yönünden zengin peynirle bir araya gelince, tatlı-tuzlu dengesini oluşturuyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında beslenmenin değişmez ikilisi karpuz-peynir... Karpuzun serinleten lezzeti, protein yönünden zengin peynirle bir araya gelince, tatlı-tuzlu dengesini oluşturuyor. Sindirim sistemine iyi gelen bu tat, aynı zamanda vücudun sıvı ihtiyacının karşılanmasına da yardımcı oluyor. Ancak bu leziz ikilinin fazla tüketilmesi sağlık sorunlarına davetiye çıkartabiliyor.<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1629383207_5.jpg" style="height:534px; width:800px" /><br />
<br />
Acıbadem Maslak Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Yeşim Özcan<strong>,</strong>&nbsp;karpuz-peynir ikilisinin aşırı tüketilmemesi gerektiğini vurgulayarak “Bu ikili, günde bir kez ara öğün olarak ve haftada en fazla 3-4 kez tüketilebilir. Fazlası ciltte sivilce sorunlarından kan şekeri yüksekliğine ve karaciğerde yağlanmaya uzanan bir dizi soruna neden olabiliyor” diye uyarıyor.</p>

<h3>Ana öğün olarak tüketmeyin</h3>

<p>Su yönünden zengin bir içeriğe sahip olan karpuz, serinlemek için en çok tercih edilen meyvelerin başında geliyor. Aynı zamanda karpuzun potasyum içeriğinden dolayı kas ve eklem ağrılarına da iyi geldiğini anlatan&nbsp;<strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Yeşim Özcan,</strong>&nbsp;“Özellikle spor sonrasında karpuz suyu içmek kas sistemi için çok faydalıdır” diyor. Karpuz birçok faydasının yanı sıra şeker oranı yüksek bir meyve olduğu için fazla tüketilmesi özellikle diyabet hastalarında alarm zillerinin çalmasına yol açabiliyor. Bu nedenle karpuzun yanında iyi bir protein kaynağı olan peyniri de tüketmenin kan şekerini dengelemeye ve tokluk süresini uzatmaya yardımcı olduğunu kaydeden Beslenme ve Diyet Uzmanı Yeşim Özcan, bu ikilinin diyetlerde ara öğün için kullanılan en uygun seçeneklerden biri olduğuna dikkat çekiyor. Karpuz-peyniri tek başına öğün olarak tüketmenin sakıncalarına değinen Yeşim Özcan, bu konuda “Karpuz, şeker oranı yüksek olduğundan insülin salgısını artırıp göbek çevresi yağlanmasına sebep olur. Peynirin fazla tüketilmesi de vücuda gereğinden fazla yağ ve tuz alınması, yani kilo anlamına gelebilir. Bu nedenle karpuz-peynir ikilisinde porsiyon miktarı göz önünde tutulmalı” uyarısında bulunuyor.&nbsp;<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1629383206_4.jpg" style="height:534px; width:800px" /></p>

<h3>Porsiyon miktarına dikkat! &nbsp;</h3>

<p>Peki, ideal porsiyon miktarı nedir? Beslenme ve Diyet Uzmanı Yeşim Özcan<strong>&nbsp;</strong>ara öğün olarak iki ince dilim karpuz ile bir dilim peynirin yeterli olacağını söyleyerek iştah kontrolü açısından en uygun zamanın da öğleden sonraki ara öğün olduğunu kaydediyor. Bu öneriler dikkate alınmadığında ise çeşitli sağlık sorunlarıyla karşılaşıldığını anlatan Yeşim Özcan, bu konuda şöyle bilgi veriyor: “Karpuz fazla tüketildiğinde kan şekeri dengesi bozuluyor ve daha hızlı acıkmaya, fazla yemeye neden oluyor. Ayrıca mide ve bağırsak düzeni etkilendiği için gaz ve şişkinlik gibi sorunlar ortaya çıkabiliyor. Bir başka tehlike de karpuzun içeriğindeki fazla şekerin karaciğer yağlanması gibi sorunlara yol açabilme riski. Peynirin aşırı tüketimi de tuz nedeniyle tansiyon sorunlarına, ciltte sivilcelere ve yüksek yağ içeriği nedeniyle fazla kiloya dönüşebiliyor.”<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1629383205_3.jpg" style="height:534px; width:800px" /></p>

<h3>Karpuzlu Peynirli Salata</h3>

<p><strong>Malzemeler:&nbsp;</strong></p>

<p>-Karpuz dilimleri&nbsp;</p>

<p>-2 dilim beyaz peynir&nbsp;</p>

<p>-Nane yaprakları</p>

<p>-2 tam ceviz&nbsp;</p>

<p><strong>Yapılışı:&nbsp;</strong></p>

<p>Karpuzları küp halinde kesin, üzerine peynirleri ve nane yapraklarını ekleyin. Cevizleri ilave ederek yemeklerin yanına servis edebilirsiniz.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 20 Aug 2021 15:49:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/08/karpuz-peynir-ikilisine-dikkat-1629463941.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sedef, Egzama Ya da Vitiligonuz Varsa...</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/sedef-egzama-ya-da-vitiligonuz-varsa-5623</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/sedef-egzama-ya-da-vitiligonuz-varsa-5623</guid>
                <description><![CDATA[Sedef, liken planus, egzama, vitiligo gibi cilt hastalıkları hem fizyolojik hem de psikolojik etkileri ile hastaların yaşamını zorlaştırabiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sedef, liken planus, egzama, vitiligo gibi cilt hastalıkları hem fizyolojik hem de psikolojik etkileri ile hastaların yaşamını zorlaştırabiliyor.<br />
<br />
Ciltte döküntü, leke ve renk farklılıklarına yol açabilen bu rahatsızlıklar, günümüzde fototerapi uygulamaları ile kontrol altına alınabiliyor.<br />
<br />
Güneş ışınlarının dermatolojik hastalıklarda tedavi edici etkisi bilindiğinden bu yana uygulanan fototerapi yöntemleri konforlu bir uygulama olarak da öne çıkıyor.<br />
<br />
Uygulamanın modern cihazlarla, uygun dozlarda gerçekleştirilmesi gerektiği için bu konuda deneyimli uzmanlar ve donanımlı merkezlerin seçilmesi önem taşıyor.<br />
<br />
Memorial Bahçelievler Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Özer Arıcan, dermatolojik hastalıklarda fototerapinin önemi hakkında bilgi verdi.&nbsp;</p>

<h3>Birçok tedavi seçeneği ya da ilaçla kombine edilebiliyor</h3>

<p>Dermatolojide klasik bir tedavi yöntemi olarak fototerapi, birçok cilt hastalığının tedavisinde ve kontrol altına alınmasında etkin rol oynamaktadır.<br />
<br />
Bu yöntemde sadece UVA değil, geniş ya da dar band UVB gibi ışığın farklı dalga boyları bazen tek bazen de kombine şekilde kullanılarak dermatolojik hastalıklarda, hastaya en az risk ile en etkin tedavi şekli verilmeye çalışılmaktadır.<br />
<br />
Genelde hangi tedavinin seçileceğine uygulayan hekim; hastanın cilt tipi, ek hastalıkları gibi birçok faktörü göz önüne alarak karar vermektedir.<br />
<br />
Özellikle UVA tedavilerinde etkinliği artırmak için lokal ya da sistemik ilaçlar kullanılabilmektedir. Ayrıca etkinliği artırmak için diğer tedavilerin yanına eklenerek kombine tedavi seçenekleri de oluşturulabilmektedir.&nbsp;</p>

<h3>İyi huylu ya da kötü huylu cilt hastalıkların tedavisinde etkin rol oynuyor&nbsp;</h3>

<p>Sedef, yaygın egzama, liken planus ve vitiligo gibi iyi huylu ya da erken dönem bazı deri lenfomaları gibi kötü huylu olabilecek dermatolojik hastalıkların tedavisi ve kontrol altına alınmasında fototerapi halen popülaritesini korumaktadır.&nbsp;</p>

<h3>Tüm vücut ya da bölgesel işlem yapılabiliyor&nbsp;</h3>

<p>Tüm vücut için kullanılan kabin uygulamaları ile saçlı deri ya da el ayak gibi bölgelere yönelik lokal fototerapi cihazları da bulunmaktadır. Hastanın lezyonlarının yaygınlığına göre uygun yöntem seçilmelidir.&nbsp;</p>

<h3>Doktorunuza ek hastalıklarınız ve kullandığınız ilaçları mutlaka belirtin&nbsp;</h3>

<p>Uygulama sırasında uyulacak kurallar, uygulama öncesi ve sonrası yapılması gerekenler hekim ve/veya fototerapi hemşiresi tarafından hastaya detaylı olarak anlatılır.<br />
<br />
Hastaların da yapılan rutin değerlendirmeler dışında aldığı ilaçları, kullandığı kozmetik dahil lokal ilaçları, sık uçuk çıkarmak gibi varsa dermatolojik sorunlarını açıklıkla hekimine söylenmesi etkin tedavi ve olası yan etkilerin önlenmesi için gereklidir.<br />
<br />
Uygulamalar sırasında benlerin, gözlerin ve genital bölgenin korunmasına özen gösterilmelidir. Tedavi süresince ayrıca doğal ya da yapay kaynaktan ışık alınmaması da gereklidir.&nbsp;</p>

<h3>Her hastaya uygulanmıyor</h3>

<p>Çocuklar, anne adayları, önceden herhangi bir deri kanseri öyküsü olan kişiler, güneş ışığına aşırı hassas olanlar, kabin uygulamalarında tek başına kapalı yerde kalamayanlar bu tedaviye alınamayabilir.</p>

<p>Tedavi haftalık 2-4 seans olarak planlanıp tedavi süresi yavaş bir şekilde artırılarak lezyonlar tama yakın kaybolana kadar uzun bir süre devam edebilir. Tahmini süre hekim tarafından ön görülmektedir. &nbsp;</p>

<h3>Doğru doz uygulaması çok önemli</h3>

<p>Bu yöntemin erken dönemde en önemli yan etki riski deride yanık oluşturmaktır ve uzun vadede çok aşırı dozlara ulaşıldığında hayat boyu maruz kalınan güneş ışığı ile ilişkili deri kanserlerinin oluşum riski de artabilmektedir.<br />
<br />
Bronzlaşmak için kullanılan bir yöntem olan solaryumlarda alınan toplam ışık miktarı ayarlanamadığından bu yöntem dermatoloji uzmanları tarafından önerilmemektedir.&nbsp;</p>

<p>Sonuç olarak; dermatolojide halen etkin bir tedavi yöntemi olarak fototerapi uygulamaları uygun hastalarda ve deneyimli ellerde güvenli bir şekilde yapılmaya devam edilmektedir.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 19 Aug 2021 13:59:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/08/sedef-egzama-ya-da-vitiligonuz-varsa-1629370947.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aşırı yüksek sıcaklıklar, stres ve kaygıya yol açıyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/asiri-yuksek-sicakliklar-stres-ve-kaygiya-yol-aciyor-5588</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/asiri-yuksek-sicakliklar-stres-ve-kaygiya-yol-aciyor-5588</guid>
                <description><![CDATA[Aşırı yüksek hava sıcaklıkları aşırı terleme, su kaybı, konforsuz ve bölünmüş uykular ve aşırı nemin bedenin dengesini bozduğunu belirten uzmanlar, bu durumun kişide stres oluşturduğuna dikkat çekiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Aşırı yüksek hava sıcaklıkları aşırı terleme, su kaybı, konforsuz ve bölünmüş uykular ve aşırı nemin bedenin dengesini bozduğunu belirten uzmanlar, bu durumun kişide stres oluşturduğuna dikkat çekiyor.<br />
<br />
Strese bağlı olarak iş ve sorumluluklarda gecikme, performans kaybı, dikkat azalması ve tahammülsüzlük yaşanabileceğini belirten uzmanlar, kaygıya bağlı rahatsızlıkların şiddetinde artış görülebileceğini vurguluyor.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi, NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Ömer Bayar, aşırı sıcak havaların psikoloji üzerindeki etkilerine dikkat çekti.</p>

<p>İnsanın içinde yaşadığı ekosistem ile etkileşim halinde olduğunu ve çevresel şartlara uyum sağlamada başarılı bir canlı olduğunu belirten Ömer Bayar, “Ancak çevresel şartlar zorlayıcı sınırlara yaklaştığında uyum sağlamada güçlükler ortaya çıkar.<br />
<br />
Aşırı sıcaklar da zorlayıcı koşullardan bir tanesidir ve insanı fiziksel olarak zorladığı kadar psikolojik anlamda da olumsuz etkileyebilir.” dedi.</p>

<h3>Aşırı sıcaklar strese yol açar</h3>

<p>Sıcakların doğrudan psikolojiyi etkilemese dahi dolaylı olarak etkileri ortaya çıkabileceğini kaydeden Ömer Bayar, “Aşırı terleme, su kaybı, konforsuz ve bölünmüş uykular, aşırı nem veya nemin çok azalması gibi nedenlerle bedenin dengesi bozulmaya başlar ve kişi de stres meydana getirir.<br />
<br />
Strese bağlı olarak isteksizlik, motivasyon kaybı, iştahsızlık, enerjide düşüş ve halsizlik yaşanabilir. Bundan dolayı günlük iş ve sorumluluklarda gecikme, performans kaybı, azalan dikkatle birlikte artan hatalar kişide öfke, tahammülsüzlük, sabırsızlık gibi duygusal tepkilere dönüşebilir.<br />
<br />
Nem ile birlikte nefes kalitesinde düşüş, kişide boğulma hissi ve kaygıda artışa sebep olabilir.” diye konuştu.</p>

<h3>Kaygıya hassas kişileri etkiliyor</h3>

<p>“Özellikle kaygı bozukluğu olan veya kaygıya hassas kişilerde panik ataklar sıklaşabilir, takıntı gibi kaygıya bağlı rahatsızlıkların şiddetinde artış gözlenebilir” uyarısında bulunan Ömer Bayar, “Uyku düzensizliğinden çabuk etkilenen bipolar bozukluk, psikotik bozukluk gibi ruhsal rahatsızlıkların atakları bu dönemlerde sıklaşabilir. Özellikle düzenli ilaç kullanımı olan kişilerin bedenlerindeki su miktarının çok azalması elektrolit dengelerini olumsuz etkileyebilir ve yan etkilerin görülmesine/artmasına sebep olabilir.” diye konuştu.</p>

<h3>Yangınlar travmatik deneyim oluşturdu</h3>

<p>Uzman Klinik Psikolog Ömer Bayar, “Tüm bu olağan etkilerin yanında bir de yurdumuzda şuanda devam etmekte olan ve birçok kişiyi derinden etkileyen yangınların travmatik bir deneyim olduğu göz önüne alındığında, aşırı sıcaklar bu travmatik deneyimleri çağrıştırabilir ve bu kişilerde artan kaygı, huzursuzluk, panik, öfke gibi semptomlara yol açabilir.” uyarısında bulundu.</p>

<h3>Ruhsal rahatsızlıklarda kontrolle aksatılmamalı</h3>

<p>Ruhsal açıdan etkilenmemek için tavsiyelerde de bulunan&nbsp;Uzman Klinik Psikolog Ömer Bayar, “Sıcaklardan mümkün olduğunca korunmak, uzun süre sıcağa maruz kalmamak, sıvı alımını arttırarak su kaybını dengelemek ve mevcut ruhsal rahatsızlıklar için profesyonel desteği ve kontrolleri aksatmamak önemlidir.” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 12 Aug 2021 16:11:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/08/asiri-yuksek-sicakliklar-stres-ve-kaygiya-yol-aciyor-1628773970.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Afet sonrası travmaya hemen müdahale edilmemeli!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/afet-sonrasi-travmaya-hemen-mudahale-edilmemeli-5567</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/afet-sonrasi-travmaya-hemen-mudahale-edilmemeli-5567</guid>
                <description><![CDATA[Afet gibi beklenmeyen, ani ve şoke edici yaşam olaylarının kişilerde travmatik etkiler oluşturduğunu belirten uzmanlar, şok etkisi altında olunan ilk aşamada yani travma süreci tam sonlanmamışken psikolojik müdahalede bulunmanın doğru olmadığını belirtiyor. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h3>Afet gibi beklenmeyen, ani ve şoke edici yaşam olaylarının kişilerde travmatik etkiler oluşturduğunu belirten uzmanlar, şok etkisi altında olunan ilk aşamada yani travma süreci tam sonlanmamışken psikolojik müdahalede bulunmanın doğru olmadığını belirtiyor.&nbsp;<br />
<br />
Uzmanlara göre, inkâr etme ve öfke duyma evresi atlatıldıktan sonraki süreçte psikolojik yardım alınması gerekiyor.</h3>

<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Cemre Ece Gökpınar, beklenmedik ani şoke edici yaşam olaylarından sonra ortaya çıkan travmatik etkilere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p>Travma anlarında ya da akut anlarda kişinin şok etkisi yaratacak bir durumla karşılaşabileceğini belirterek “Birey ilk önce içerisinde bulunduğu durumun yarattığı psikolojik etkilerden ziyade, kendisinde fiziksel olarak bir problemin olup olmadığına bakmaktadır.<br />
<br />
Fiziksel yaralanmalar ve çevresel olaylar kontrol altına alındıktan sonra travmadan kaynaklı psikolojik etkiler söz konusu olmaya başlayabilir.” dedi.&nbsp;</p>

<h3>Uyku düzensizlikleri ve iştah kaybı ortaya çıkabiliyor</h3>

<p>Doğal afet sebebiyle yaşanan travmaların kişide bir öfke oluşturabileceğini belirten Cemre Ece Gökpınar, “Kişi bir kabullenemeyiş ve inkâr etme süreci yaşar.<br />
<br />
Daha sonra, tanık olunan afetin psikolojik etkileri, bireyin kişisel hayatına fiziksel olarak yansıyabilir.<br />
<br />
Örneğin uyku düzensizlikleri, iştah kaybı gibi belirtiler fiziksel olarak görülen ilk belirtiler olarak tanımlanabilir.<br />
<br />
Kişi yaptıklarından keyif almamaya başlama, geleceğe dair umutsuzluk, kaygı içerisinde olma, en ufak bir seste irkilme, yangından sonra herhangi bir ateş gördüğünde korkma, irkilme gibi birtakım travmatik belirtiler yaşayabilir.” uyarısında bulundu.&nbsp;</p>

<h3>Afet süreci yaşanırken psikolojik müdahale kişiyi rahatlatmıyor</h3>

<p>“Şok etkisi altında olunan ilk aşamada, travma süreci tam sonlanmamışken psikolojik bir müdahale yapmak doğru değildir” diyen Cemre Ece Gökpınar, “Çünkü bizim ruhsal olarak açılan yarayı görmemiz lazım.<br />
<br />
Afet süreci hala yaşanıyorken bireye psikolojik bir tedavi ya da müdahale girişiminde bulunmak kişiyi rahatlatmayacaktır.<br />
<br />
Tam tersi bireyden, negatif bir reaksiyon alınması muhtemeldir. Kişinin açılan psikolojik yaralarının gün yüzüne çıkması müdahale için en uygun zamandır. Bu süreçte maksat, telkin etmeye çalışmak değil, bireyin acılarını paylaşmak ve acılarına ortak olmaktır.” dedi.</p>

<h3>İnkar ve öfke sürecinden sonra müdahale edilmelidir</h3>

<p>Bir afet sırasında kazazedenin, fiziksel olarak bir hasarı yoksa ve şok yaşıyorsa psikolojik olarak rahatlatmak amacıyla yapılan ilk müdahaleye psikolojik ilk yardım denildiğini kaydeden Cemre Ece Gökpınar, “Bu süreçte kazazede önce kayıplar sebebiyle depresif bir süreç yaşar.<br />
<br />
Daha sonra anksiyete süreci meydana gelir. Travma sürecinden uzaklaşıldıkça yıllar içerisinde bireyde bir kabullenme süreci oluşur. Bu evreler arasında ise inkâr etme ve öfke duyma evresi atlatıldıktan sonraki süreç, psikolojik yardım alınması gereken en uygun süreç olacaktır.<br />
<br />
Çünkü bireyin inkâr ettiği bir şey ona yardımcı olamaz. Kabulleniş gereklidir.” Diye konuştu.</p>

<h3>Afetzedelerin acısına ortak olunmalıdır</h3>

<p>Uzman Klinik Psikolog Cemre Ece Gökpınar, “Yaşanan kayıplar ve yas tutma sürecinde, olaya biz uzaktan şahit olanların üzerine düşen görev, afeti yaşayanların ve kayıpları olan insanların acılarına ortak olmak olacaktır.” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 10 Aug 2021 14:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/08/afet-sonrasi-travmaya-hemen-mudahale-edilmemeli-1628595154.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İdeal klima ısısı ne olmalı?</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/ideal-klima-isisi-ne-olmali-5563</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/ideal-klima-isisi-ne-olmali-5563</guid>
                <description><![CDATA[Yaz aylarında kullanımı artan klimaların bakım ve kullanımında dikkat edilmesi gereken noktalara işaret eden uzmanlar,  klimaların yıllık bakımlarının mutlaka yapılması gerektiğini vurguluyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında kullanımı artan klimaların bakım ve kullanımında dikkat edilmesi gereken noktalara işaret eden uzmanlar, &nbsp;klimaların yıllık bakımlarının mutlaka yapılması gerektiğini vurguluyor.<br />
<br />
Uzun süre kullanılmamış bir klima, ilk defa kullanılacaksa açıldıktan sonraki ilk 10- 15 dakikalık zaman diliminde mutlaka camların ve kapıların açılarak havalandırma işleminin yapılması gerekiyor.<br />
<br />
Dış ve iç ortamlardaki ısı farkının çok olmaması gerektiğini de vurgulayan uzmanlar, ideal ortam ısısının 21 ile 23 derece arasında olması gerektiğini belirtiyor.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Songül Özer, içerisinde bulunduğumuz yaz mevsiminde kullanımı artan klimaların bakımının önemine işaret etti.</p>

<h3>Yıllık bakım ihmal edilmemeli</h3>

<p>Yaz aylarında ısının ve nemin yüksek olması nedeniyle klima kullanımının kaçınılmaz olduğunu belirten Dr. Songül Özer, “İş yerinde, evde ve arabada klima kullanıyoruz. Ancak klima kullanmanın enfeksiyon açısından bazı kuralları var. Bunlara uymak gerekiyor. Covid-19’un klima ile bulaştığına dair bir sonuç yok. Ama klima ile bulaşabilen başta Lejyonella olmak üzere birçok başka bakteri var. Özellikle uzun süre kullanılmamış klimaların ilk kullanımlarından önce mutlaka yıllık bakımlarının yapılması gerekiyor. Yani içerisinde yuvalanmış olan, yuvalanma ihtimali olan bakterilerin uzaklaştırılması gerekiyor. Evimizde veya iş yerimizdeki klimaların yıllık bakımlarını ihmal etmememiz gerekiyor. Burada split klimalardan bahsediyorum. Özellikle iş yerlerinde merkezi klimalarda; mutlaka yıllık bakımlarının yapılması gerekiyor.” uyarısında bulundu.</p>

<h3>Uzun süre kullanılmayan klimalara dikkat!</h3>

<p>Uzun süre kullanılmamış bir klimanın ilk defa kullanılacaksa açıldıktan sonraki ilk 10- 15 dakikalık zaman diliminde mutlaka camların ve kapıların açılarak havalandırma işleminin yapılması gerektiğini kaydeden Dr. Songül Özer, “Bu işlemden sonra camı ve kapıyı kapatarak klimayı çalıştırabiliriz. Aynı şey arabalarımız için de geçerli. Arabaya bindikten sonra klimayı açtığımızda ilk 10 dakika kadar mutlaka camların açık olması, klimanın ilk havasının dışarı verilmesi gerekiyor” uyarısında bulundu.</p>

<h3>İdeal ortam ısısı 21-23 derece arasında olmalı</h3>

<p>Klimanın ısısının önemli olduğunu kaydeden Dr. Songül Özer, yaz aylarında ideal ortam ısısının 21-23 derece arasında olması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Yaz aylarında olsa bile aşırı soğuk hava üflemesinin hastalıklara davetiye çıkaracağını kaydeden Dr. Songül Özer, “Çünkü dış ve iç ısı arasındaki farkın çok fazla olmaması gerekiyor. Dışarıda havanın 38-39 derece olduğu bir dönemde biz klimalı ortamı 18-19 dereceye indirmemeliyiz. Aradaki ısı farkını çok yükseltmemeliyiz. İdeal ortam ısısı yaz aylarında da kış aylarında da 21 ila 23 derece arasıdır. Kişiye göre hissedilen ısı değişebilir ama bizim için ortalama oda ısısının 21 – 22 derece civarında olması gerekir. Nemin de aynı şekilde %40 - %45 civarında sabitlenmesi normal bir insan için ideal nem aralığıdır” dedi.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 09 Aug 2021 20:57:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/08/ideal-klima-isisi-ne-olmali-1628531926.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Beyaz Dişler Ve Özgür Gülümsemeler</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/beyaz-disler-ve-ozgur-gulumsemeler-5549</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/beyaz-disler-ve-ozgur-gulumsemeler-5549</guid>
                <description><![CDATA[Dişler estetik görünümünüzün önemli bir parçasıdır. Yediğiniz ve içtiğiniz yiyecekler dişlerinizde yüzey lekelerine neden olabilir ve zamanla dişlerde sararmaya sebep olabilir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dişler estetik görünümünüzün önemli bir parçasıdır. Yediğiniz ve içtiğiniz yiyecekler dişlerinizde yüzey lekelerine neden olabilir ve zamanla dişlerde sararmaya sebep olabilir.</p>

<p><strong>Diş Hekimi Pertev Kökdemir</strong>, uzun süre kalıcı, daha parlak bir gülümsemeye sahip olmanız için size yardımcı olacak bazı ipuçlarımız verdi.<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/_KAS93812_155157001.jpg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p><strong>1.&nbsp;</strong>Leke bırakan yiyecek ve içeceklerden kaçının</p>

<p>Bazı lekeler, diş minesinde renkli bileşiklerin birikmesinden kaynaklanabilir. Kırmızı şarap, pancar, çay ve kahve gibi yiyecek ve içeceklerin tüketilmesinin dişlerin renklenmesine katkıda bulunduğu bilinmektedir. Bu tür yiyecek ve içecekleri tükettikten hemen sonra dişleri fırçalamak ya da su içmek lekelenmeyi azaltabilir.</p>

<p><strong>2.</strong>&nbsp;Diş fırçanızı düzenli olarak değiştirin</p>

<p>Diş fırçanızın kılları rutin kullanımda yıpranabilir ve kırılabilir. Bu nedenle diş fırçanızın her 3 ayda bir değiştirilmesi faydalı olacaktır.</p>

<p><strong>3.</strong>&nbsp;Dişlerinizi diş ipi ile temizleyin</p>

<p>Dişlerinizi her gün diş ipi ile temizlemeniz önerilir. Çünkü diş ipi kullanımı plakların çıkarılmasına yardımcı olur ve diş aralarında oluşacak renklenmeleri azaltır.</p>

<p><strong>4.</strong>&nbsp;Dilinizi temizleyin</p>

<p>Nefesinizi temizlemek ve ferahlatmak için dişlerinizi fırçalarken dil üstünü de fırçalamayı ihmal etmeyin.</p>

<p><strong>5.</strong>&nbsp;Çiğ meyve ve sebze yiyin</p>

<p>Meyve ve sebzeler sağlığınız ve dişleriniz için iyidir. Su ve lif bakımından zengindirler ve dişlerinizi temizlemeye yardımcı olurlar. Çiğneme ayrıca zararlı asitleri ve yiyecek parçacıklarını dişlerinizden uzaklaştıran tükürük üretimini de uyarır.</p>

<p><strong>6.&nbsp;</strong>Gargara Yapın</p>

<p>Alkolsüz bir gargara plak, diş eti iltihabı, ağız kokusu ve diş çürümelerini azaltmaya yardımcı olabilir.</p>

<p><strong>7.&nbsp;</strong>Günde 2 kez dişlerinizi fırçalayın</p>

<p>Dişlerinizi fırçaladığınızda, yiyecek ve plakların çıkarılmasına yardımcı olursunuz. Bu yüzden dişlerinizi günde iki kez fırçalamanız önerilir.</p>

<p><strong>8.&nbsp;</strong>Tütünden kaçının</p>

<p>Tütün dişlerinizi lekeleyebilir ve sağlığınız için de kötüdür.</p>

<p>Diş renginiz konusunda kendinizi rahat hissetmiyorsanız, daha az gülümseyebilir ya da gülümseyişinizi saklayabilirsiniz. Daha beyaz dişlere sahip olmak kendinize olan güveninizi artırabilir ve hayatınızı iyileştirebilir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 07 Aug 2021 15:14:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/08/beyaz-disler-ve-ozgur-gulumsemeler-1628338568.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Grip mi Covid-19 mu?</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/grip-mi-covid-19-mu-5540</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/grip-mi-covid-19-mu-5540</guid>
                <description><![CDATA[Gribal enfeksiyon ile Covid-19 semptomlarının benzerlik gösterdiğini belirten uzmanlar, gribal enfeksiyon belirtileri halinde Covid-19 olma riskinin akılda tutulması gerektiğini kaydederek izole olunması uyarısında bulunuyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gribal enfeksiyon ile Covid-19 semptomlarının benzerlik gösterdiğini belirten uzmanlar, gribal enfeksiyon belirtileri halinde Covid-19 olma riskinin akılda tutulması gerektiğini kaydederek izole olunması uyarısında bulunuyor.<br />
<br />
Uzmanlar, bu dönemde bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi gerektiğine de dikkat çekiyor.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Dahiliye Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Ayhan Levent, gribal enfeksiyon belirtilerinin Covid-19 belirtileri ile benzerlik gösterdiğini belirterek uyarılarda bulundu.</p>

<p>“Kişide gribal enfeksiyon belirtileri varsa Covid-19 olma riski akılda tutulmalı, yakın çevreye bulaştırmama adına izole kalınmalıdır” uyarısında bulunan Yrd. Doç. Dr. Ayhan Levent, “Bu sayede çalışma arkadaşları ve beraber yaşanılan kişiler korunmuş olur.<br />
<br />
Evde izolasyonda mümkünse tek başına bir odada vakit geçirip kullanılacak lavabonun ayrılması ve odanın uygun şekilde sıkça havalandırılması gerekir. Test yapılana kadar hastalık şüphesi olan kişiler odadan maskesiz çıkmamalıdır.<br />
<br />
Sağlık Bakanlığı’nın önerisine göre; ateş, öksürük, nefes darlığı, kas ağrısı, baş ağrısı, ishal, tat ve koku almada azalma belirtilerinden en az iki tanesi varsa kişiye Covid-19 tanısına yönelik test yapılabilir.<br />
<br />
Bu şikayetleri olan kişiler vakit kaybetmeden en yakın sağlık kurumuna gitmelidir.” diye konuştu.</p>

<h3>Bağışıklık sistemini güçlendirmek önemli</h3>

<p>Sağlıklı ve dengeli beslenmenin, fiziksel aktivite ve düzenli uyku ile beraber bağışıklık sistemini güçlendirdiğinin kanıtlandığını kaydeden&nbsp;Yrd. Doç. Dr. Ayhan Levent, “Tüketilecek gıdaların protein, lif, vitamin, mineral ve antioksidanlardan zengin olması dengeli beslenme yönünden büyük önem taşıyor.<br />
<br />
Sebze ve meyve alımı ön planda tutulmalı, haftada iki gün balık, mümkünse her gün yumurta, peynir ve kuru baklagil tüketilmeli. Bunların yanı sıra yeterli su tüketiminin sağlanması ve günlük beslenmede zeytinyağı kullanılmasını öneriyoruz.” dedi.</p>

<h3>Doktor önerisi ile takviye alınmalıdır</h3>

<p><strong>&nbsp;</strong>Tetkik yapılmadan ek takviye edici vitamin ve mineral alınmaması gerektiğini vurgulayan Dahiliye Uzmanı Dr. Ayhan Levent, “Son 6 ay içinde yapılan kan tetkikleri yoksa aile hekiminden veya dahiliye hekiminden kan tahlili istenip mineral veya vitamin eksikliği olması durumunda uygun doz ve sürede vitamin ve mineral replasmanı hekim tarafından yapılmalıdır.” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 06 Aug 2021 15:02:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/08/grip-mi-covid-19-mu-1628251448.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yazın parfüm sıkarken dikkat!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/yazin-parfum-sikarken-dikkat-5534</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/yazin-parfum-sikarken-dikkat-5534</guid>
                <description><![CDATA[Acıbadem Fulya Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Esin Özlem Atmış, güçlü bir bağışıklık sistemiyle alerjik hastalıkların oluşmasının veya mevcut alerjenlere karşı vücudun aşırı tepki vermesinin büyük oranda önlenebildiğini belirterek, “Ancak alerjik yakınmalar sürekli ise veya basit önlemlerle kontrol altına alınamıyorsa, mutlaka bir uzman hekime başvurulmalı” diyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Burun akıntısı ve burunda kaşıntı…<br />
<br />
Gözlerde sulanma, kaşıntı ve kızarıklık…<br />
<br />
Sık hapşırmak ve öksürmek…<br />
<br />
Ciltte oluşan kaşıntı, kızarıklık, şişlik ve döküntüler…<br />
<br />
Bu yakınmalar yaz mevsiminde çoğumuzun sorunu olan alerjik reaksiyonun tipik belirtilerini oluşturuyor. Yaz aylarında güneş, arı, ev tozu akarları, meyveler, en çok da polenler alerjik etki oluşturarak yaşam kalitemizi düşürüyor.&nbsp;<br />
<br />
<strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Esin Özlem Atmış</strong>, güçlü bir bağışıklık sistemiyle alerjik hastalıkların oluşmasının veya mevcut alerjenlere karşı vücudun aşırı tepki vermesinin büyük oranda önlenebildiğini belirterek, “Ancak alerjik yakınmalar sürekli ise veya basit önlemlerle kontrol altına alınamıyorsa, mutlaka bir uzman hekime başvurulmalı” diyor.<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.haberosmaniye.com/public/images/detay/1628173963_Dr__Esin___zlem_Atm____.jpg" style="height:800px; width:800px" /><br />
<br />
Peki yaz aylarında sıkça karşılaştığımız alerjik reaksiyonlara karşı hangi önlemleri almamız gerekiyor?&nbsp;<br />
<br />
<strong>Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Esin Özlem Atmış&nbsp;</strong>yaz aylarında daha sık görülen alerjenlerden korunmanın yollarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.&nbsp;</p>

<h3>Bu saatlerde dışarıya çıkmayın!&nbsp;</h3>

<p>Güneş alerjiniz varsa; dikkat etmeniz gereken en önemli şey, güneş ışınlarının yeryüzüne en dik geldiği 10:00-16:00 saatleri arasında güneş altında kalmamak olmalı. Ayrıca güneş koruyucu ürünü sokağa çıkmadan 30 dakika önce cildinize sürmeye ve işlemi her 2-3 saatte bir tekrarlamaya da özen gösterin.&nbsp;</p>

<h3>Parfüm–losyon kullanmayın</h3>

<p>Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Esin Özlem Atmış, güneş alerjisine karşı dışarıda mutlaka şapka ve güneş gözlüğü kullanmanız gerektiğini belirterek, “Ayrıca güneş gören vücut bölgelerinize parfüm ve losyon sıkmayın, çünkü bu ürünlerdeki alkol güneşin zararlı etkilerini arttırıyor ve leke oluşumuna neden olabiliyor. Koyu renk ve kol ile bacaklarınızı kapatan uzun giysiler de sizi güneş alerjisinden koruyacaktır.” diyor.&nbsp;</p>

<h3>Dışarıdan gelir gelmez duş alın&nbsp;</h3>

<p>Polen alerjiniz varsa; havada en çok uçuştukları sabah ve öğle saatlerinde pencere ile kapıları açmayın, mümkünse dışarıya çıkmayın. Polenler saç ve giysilerle eve taşınabileceği için kıyafetlerinizi eve gelir gelmez çıkartın, ardından mutlaka duş alın. Çamaşırlarınızı mümkünse balkonda değil, evde kurutun.&nbsp;</p>

<h3>Çiçekli elbise giymeyin</h3>

<p>Arı alerjiniz varsa; arıların ilgisini çekebilecek pembe, sarı ile kırmızı gibi çiçekleri andıran renklerde ve çiçekli kıyafetler giymeyin. “Ne giydiğinizin yanı sıra nasıl koktuğunuz da önemli” uyarısında bulunan Dr. Esin Özlem Atmış, şöyle devam ediyor: “Arıların dikkatini çekmemek için çiçek kokan parfümler kullanmayın. Vücudunuzu koruyan uzun kollu ve paçalı kıyafetleri tercih edin. Bunların yanı sıra açık havada tatlandırılmış içecekler tüketmekten de kaçının.”&nbsp;</p>

<h3>Mutlaka bilgilendirin!</h3>

<p>Yaz mevsiminde restoranlarda ve kafelerde buluşmak, en sık yaptığımız etkinlikler arasında yer alıyor. Besin alerjiniz varsa; alerjik durumunuzu yemek siparişini verdiğiniz görevliyle mutlaka paylaşın. Marketlerden aldığınız hazır gıdaların içeriklerini dikkatlice okuyun ve alerjen içeren besinlerden uzak durun.</p>

<h3>Pencereleri kapayın, klimayla serinleyin</h3>

<p>Yaz mevsiminde kapı ve pencereleri daha sık açmamız nedeniyle odamıza daha fazla toz akarları giriyor. Bunun yanı sıra klima da uygun filtreleme sistemine sahip değilse veya sık aralıklarla temizlenmiyorsa, ev tozu akarlarının yuvasına dönüşebiliyor. Ev tozu akarlarına karşı alerjiniz varsa; evde pencereleri ve kapıları mümkün olduğunca kapalı tutup, hava temizleme filtresi olan bir klimayla serinlemeye çalışın.&nbsp;</p>

<h3>Yastık ve çarşafları sık sık yıkayın</h3>

<p>Ev tozu akarlarına karşı dikkat etmeniz gereken en önemli noktalardan biri; odanızda akarlara yuva olabilen halı bulundurmamanız. Ayrıca yastık ve çarşaflarınızı sık aralıklarla, düzenli olarak değiştirmeye özen gösterin. Alerjenlerin yatağa taşınmamaları için gün içinde giydiğiniz kıyafetlerle yatağa girmemeniz de çok önemli.&nbsp;</p>

<h3>Çimenli ve çiçekli yerlerde yere uzanmayın</h3>

<p>Yaz mevsiminde böcek sokmalarında artış gözleniyor. Arı, sinek, kene ve pire gibi böcek sokmaları çok ağrılı olabiliyor. Çoğunlukla ısırık yerinde kızarıklık ve şişlik oluşuyor. Isırık yerini sabunlu suyla yıkamak, soğuk kompres yapmak semptomları rahatlatabiliyor. Ancak bazen hayatı tehlikeye atabilecek ciddi alerjik reaksiyonlara da yol açabiliyor. Baş dönmesi, kusma, nefes darlığı ve yutma güçlüğü gibi ciddi bulgular varsa, hızla en yakın sağlık kuruluşuna başvurmak gerekiyor.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 06 Aug 2021 11:31:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/08/yazin-parfum-sikarken-dikkat-1628238818.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İstismara Karşı Çocuğunuza Bu Kuralları Mutlaka Öğretin</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/istismara-karsi-cocugunuza-bu-kurallari-mutlaka-ogretin-5370</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/istismara-karsi-cocugunuza-bu-kurallari-mutlaka-ogretin-5370</guid>
                <description><![CDATA[Çocuğunuza doğru zamanda, doğru şekilde ve belirli yöntemlerle vücudunu ve vücut kısımlarını tanıtarak cinsel istismara karşı önlem alabilirsiniz.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuğunuza doğru zamanda, doğru şekilde ve belirli yöntemlerle vücudunu ve vücut kısımlarını tanıtarak cinsel istismara karşı önlem alabilirsiniz.<br />
<br />
Çocuğa hangi davranışın uygun, hangi davranışın uygunsuz olduğunun öğretilmesi olası bir durum ya da girişimin çok geç olmadan yakalanmasını sağlayabilir. Çocuğun gerekli eğitimleri ailesinden alması ve aile içinde kendini rahat hissetmesi gereklidir. Çünkü maalesef cinsellik ve cinsel gelişim daha aile içinde çok ciddi bir tabuyken, olası tehlikelere karşı çocuğu korumak pek mümkün olmayabilmektedir.<br />
<br />
Memorial Wellness Psikoloji Bölümü’nden Uzman Klinik Psikolog Gizem Çeviker, çocuklara istismara karşı öğretilmesi gereken kurallar hakkında bilgi verdi.&nbsp;</p>

<p>Çocuğun gelişimsel düzeyini bilmek ve ona uygun iletişim çerçevesi yaratmak çok önemlidir. Eğer bu konuların çocukla konuşulması konusunda ebeveynler rahat hissetmiyorsa şu unutulmamalıdır; &nbsp;bu yaşlarda konuşulmamış şeyleri daha ileriki yaşlarda konuşmak daha zor ve geç olabilir. Doğal ve doğası gereği yapılmamış bir konuşmanın birdenbire yapılması çocuğu da rahatsız hissettirebilir. Sağlıklı, kaliteli ve doğru zamanda yapılan iletişim her zaman anahtardır. Çocuğun bazı kuralları bilmesi çocuk için hiçbir zaman ‘daha çok erken’ seviyesinde olmaz, çünkü istismar her yaşta gerçekleşebilir.</p>

<p>1. Çocuğunuza vücudunu ve vücut kısımlarını tanıtın<br />
&nbsp;<br />
Çocuğunuza vücudunu ve vücut kısımlarını tanıtın. Vücut kısımlarını doğru isimlendirin başka isimler takmayın. Vücudunun bazı kısımlarının özel, kendisine ait olduğunu söyleyin. Bu kısımları banyo yaptırırken sizin gördüğünüzü ya da doktor muayenesinde doktorun görebileceğini, bu gibi durumların dışında özel yerlerini başka birisinin görmesinin uygun olmadığını açıklayın. Çocukların vücudunu tanıması, vücut kısımları için doğru, uygun kelimeler kullanması, bu kelimelerin anlamlarını bilmesi ve bu kelimeleri kullanırken rahat olması ve güvende hissetmesi çocukların uygunsuz bir durumda bu durum hakkında konuşmalarını pekiştirecek önemli bir adımdır.</p>

<h3>2. Çocuğunuzun “hayır” deme özgürlüğüne saygı duyun</h3>

<p>Çocuklar vücutlarının kendilerine ait olduklarını ve hiç kimsenin onlardan izin almadan vücutlarına dokunamayacağını öğrenmelidir. Erken yaşlardan itibaren cinsellik ve ‘‘vücudunun özel kısımları’’ ile ilgili çocuğun gelişimsel sürecine uygun açık ve direkt kurulan iletişim; çocukların bu ve benzeri durumları doğru anlamlandırmasına ve gerektiği durumda da yardım çağırmasına destek olacaktır.&nbsp;Çocukların çok yakınları bile olsa herhangi bir öpücüğü, dokunmayı ya da sarılmayı geri çevirmeye veya istememeye hakkı vardır. Bu gibi durumlarda çocuğu öpmeye, sarılmaya ya da öpülmesine, sarılmasına zorlamak, ‘‘ayıp bak, hadi öp amcayı/teyzeyi’’ gibi söylemlerde bulunmak çocuğun bu hakkı anlamlandırma sürecinde kafa karışıklığı yaratacaktır.&nbsp;Çocuğunuzun ‘’hayır’’ deme özgürlüğüne saygı duyun. Bu güvenli olmayan bir fiziksel temas veya ortamda onun kendisine olan güvenini artıracak, ‘’yanlış bir şey yapmıyorum’’ demesini sağlayacak ve ‘’güvendiği’’ bir yetişkine gelip anlatmasına destek olacaktır.</p>

<h3>3. İyi dokunuş ve kötü dokunuş arasındaki farkı anlatın</h3>

<p>Çocuklar her zaman uygun ve uygun olmayan dokunuşu ayırt edemeyebilir. Çocuğunuza iyi dokunuşu ve kötü dokunuşu, ikisinin arasındaki farkı uygun kelimelerle aktarın. Eğer bir kişi onun vücudunun özel kısımlarına bakarsa ya da dokunursa, ya da ‘’Bakayım mı? Dokunayım mı?’’ gibi sorular soruyorsa bunun uygun olmadığını aktarın.&nbsp;</p>

<h3>4. İyi sır ve kötü sır çocuğa öğretilmeli&nbsp;</h3>

<p>Sır tutmak, sırdaş olmaya ikna etmek genellikle cinsel istismar durumlarında çok sık karşılaşılan bir durumdur. Bu nedenle; çocuklarınıza ‘’iyi sır ve kötü sır’’ arasındaki farkı anlatmak ve kötü sırları güvendiği bir yetişkine rahatça aktarabilmesi için güvenli bir ortam yaratmak oldukça önemlidir. Birisine doğum günü sürprizi hazırlamak ve bunu o kişiye söylememek “iyi sır”a örnek olabilecekken; kendisini üzgün ya da kaygılı hissettirebilecek söz konusu durumla ilgili herhangi bir sır “kötü sır”a örnek olabilir. Buna ek olarak “gizli dokunuş”un da kendisini kötü, kaygılı, korkmuş hissettirmese bile (bazen gıdıklanmış hissedebilme gibi) bu dokunuşun uygunsuzluğunu edinmesini sağlayın.</p>

<h3>5. Önlem ve koruma bir yetişkinin sorumluluğudur</h3>

<p>Çocuklar istismara maruz kaldıklarında genellikle suçlu, utanmış ve korkmuş hisseder. Ebeveynler cinsellik ile ilgili tabular ve konuşulmayan, ayıp alanlar yaratmaktan kaçınmalıdır. Daha da önemlisi bunun sonucunda çocuklar endişeli, korkulu, üzgün olduklarında gidip konuşabilecekleri, güvendikleri ebeveynleri ile aralarında bir duvar örülmediğini bilmedirler. Çocuklar bir şeyin ters gittiğini, yanlış olduğunu hissedebilir. Ebeveynler bu gibi durumda çocuktaki sinyaller için ‘’algıları açık ve alıcı’’ olmalılar. Bu da ancak bilgilenme ve farkındalık kazanma ile olacaktır. Bir çocuğun herhangi bir yetişkinle iletişim kurmayı reddetmesinin çok ve çeşitli sebepleri olabilir. Burada sağlıklı olan; çocukların her zaman koşulsuz güven duyarak konuşabilecekleri ve hislerini aktarabilecekleri bir ortam sağlamaktır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 05 Jul 2021 15:13:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/07/istismara-karsi-cocugunuza-bu-kurallari-mutlaka-ogretin-1625491880.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocukları Tehdit Eden Yaz İshallerine Karşı Korunma Önerileri</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/cocuklari-tehdit-eden-yaz-ishallerine-karsi-korunma-onerileri-5367</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/cocuklari-tehdit-eden-yaz-ishallerine-karsi-korunma-onerileri-5367</guid>
                <description><![CDATA[İshal günde üç ya da daha fazla yumuşak veya sıvı kıvamlı dışkı çıkışı olarak tanımlanır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İshal günde üç ya da daha fazla yumuşak veya sıvı kıvamlı dışkı çıkışı olarak tanımlanır. Çoğunlukla kirli gıda ve sudan kaynaklanan önemli bir halk sağlığı sorunu olan ishal yaz aylarında daha sık görülmektedir. Çocukluk çağındaki ishallerin en sık nedeni virüsler olmasına rağmen yaz aylarında bakteriler ve parazitler ön plana çıkar.</p>

<h3>Çocukların Havuzlarda Yuttuğu Sular İshale Yol Açabiliyor</h3>

<p>İshaldebulaş &nbsp;fekal oral yolla (ağız&nbsp; yoluyla) ve kontamine (yiyecek-su) ile olmaktadır. &nbsp;Sıcak havalar da enfeksiyon oluşturan virüs ve bakteriler besinlerde kolay ve hızlı bir şekilde üreyerek ishale yol açar. Yine yaz aylarında artan su ihtiyacı nedeni ile kontamine suların veya<em> </em><em>iyi ilaçlanmamış içme ve kullanma sularının</em><em> </em>içilmesi, bu sularla bulaşık yıkanması, kontamine sularla yıkanan meyve ve sebzelerin tüketilmesiyle<em>, sıcak ortamda beklemiş gıdaların tüketilmesi sonucu ishal yapan mikroplar ağız yoluyla alınarak insanların bağırsaklarına ulaşır. Bunların yanı sıra çocukların deniz ve havuzlarda yuttukları mikroplu sular da ishale yol açar.</em></p>

<p><em>Ağız yolu ile alınan bu ishal etkenlerinin bir kısmı bağırsak duvarında iltihap oluşturarak bağırsak </em>hareketlerini artırır ve bağırsağa su ve iltihabi hücrelerin geçişine neden olur. İshal etkenlerinin bir kısmı da bağırsakta iltihap yapmadan, salgıladıkları toksin denilen zehirli maddelerin etkisiyle su ve tuz geçişini arttırarak ishale neden olur. Bulantı, huzursuzluk, karın ağrısı, kusma ve genelde ateş̧ ile başlangıç̧ olur, sonra sulu dışkılama (ishal) başlar. İshalde dışkı sayısı artar; kıvamı cıvık, su gibi, sümüksü veya kanlı olabilir.</p>

<h3>Bu Belirtiler Varsa Doktora Başvurulmalı</h3>

<p>İshal vakalarında hastalığın şiddetini belirleyen en önemli unsur dışkılama miktarı ve sıklığı yani sıvı kaybının şiddetidir. &nbsp;İshalin en önemli istenmeyen etkisi dışkı yoluyla su ve elektrolit kaybederek dehidratasyon dediğimiz vücudun sıvı dengesinin bozulma halidir. Eğer ağızdan verilen sıvılarla çocuğun kayıpları karşılanamazsa çocuğun vücudu susuz kalır ve buna bağlı ağız ve dilde kuruma, ağlarken gözyaşı akmaz,&nbsp; göz kürelerinde içe çökme, daha seyrek ve koyu idrar yapma, halsizlik ve uykuya eğilimi olmaya başlar. Bu durumdaki çocuklar acilen hastaneye götürülmelidir. Bunların dışında ateş, kusma, karın ağrısı, dışkısında kan olan çocuklar kısa sürede hekim tarafından görülmelidir. Özellikle 2 yaş altındaki ishalli çocuklar öncellikle dehidratasyon bulguları yönünden dikkatle takip edilmelidir.</p>

<p>İshal tedavisinde ana prensip vücuttan kaybedilen sıvı ve elektrolitlerin yerine konmasıdır. Anne sütü alan bebekler emzirmeye devam edilmelidir. Daha büyük çocuklarda yaşına uygun diyetle beslenmeye devam edilmelidir. Çocuğun sıvı alımı; su, çorba, ayran, pirinç suyu, elma, havuç suyu gibi içeceklerle arttırılmalıdır. Yağsız makarna, pirinç pilavı, haşlanmış patates-patates püresi, haşlanmış yağsız et ve tavuk, yağsız ızgara köfte verilebilecek yiyeceklerdir. Gerekli hallerde doktor önerisi ile antibiyotik başlanabilir. Probiyotikler ve çinko destek tedavisi için başlanabilir. İshal kesici ilaçlar önerilmemelidir.</p>

<h3>Yaz İshallerinden Korunma Önerileri:</h3>

<p>* İlk 6 ay sadece anne sütü ile beslenme teşvik edilmeli.</p>

<p>* Kişisel temizliğe dikkat edilmeli. Özellkle ellerin her yemekten önce ve sonra yıkanması gerekmektedir.</p>

<p>* Kaynağı bilinmeyen denetimsiz içme suları ile yıkanmış sebze ve meyveleri çocuğunuza yedirmeyin.</p>

<p>* Özellikle güneşte beklemiş̧ şişe ve damacanalardan su içilmemelidir.</p>

<p>* Gıdaların hazırlanması ve saklanmasında hijyen kurallarına dikkat edilmeli, özellikle yaz aylarında kolay bozulan pişmiş ve hazır gıdaları hemen buzdolabına yerleştirin ve orada saklayın.</p>

<p>* Mümkün olduğunca dışarda satılan beklemiş yiyeceklerden tüketilmemelidir. Özellikle yaz aylarında açıkta satılan dondurma çocuklar için önemli bir ishal etkenidir. Güvenilir soğuk zincir kurallarına uygun yerlerden alışveriş yapılmalı.</p>

<p>* Eriyip tekrar donabilen dondurma gibi gıdaları dikkatli verin. Çünkü dondurma erişmişse eridiği dönemde mikroorganizmalar üremiş olabilir.</p>

<p>* Krema, mayonez ve az pişmiş gıdaları vermeyin.</p>

<p>* Güvenli içme ve kullanma suyu sağlanması, suların klorlanması, şüpheli suların kaynatılarak kullanılması önemlidir.</p>

<p>* Havuz kullanımında suyun temiz, bakımının düzenli yapılmış ve klorlamasının tam olarak yapılmış olması önemlidir.Çocukların havuzda veya denizde su yutmamaları konusunda dikkatli olunmalıdır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 05 Jul 2021 14:44:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/07/cocuklari-tehdit-eden-yaz-ishallerine-karsi-korunma-onerileri-1625485484.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Wilms tümörü tedavisinde iyileşme oranı çok yüksek</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/wilms-tumoru-tedavisinde-iyilesme-orani-cok-yuksek-5347</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/wilms-tumoru-tedavisinde-iyilesme-orani-cok-yuksek-5347</guid>
                <description><![CDATA[Çocukların bir hastalıkla ilişkilendirilmesi kadar kötü bir senaryo yoktur. Ancak bazı hastalıkların adresi çocuklar olabiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çocukların bir hastalıkla ilişkilendirilmesi kadar kötü bir senaryo yoktur. Ancak bazı hastalıkların adresi çocuklar olabiliyor. Bu noktada karşılaşılan hastalıkların başında ise Wilms tümörü geliyor. Ancak sanılanın aksine küçük omuzları büyük hastalıkları korkusuzca taşıyabiliyor. Bu noktada ebeveynlere büyük iş düştüğünü ifade eden Avrasya Hastanesi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Hüseyin Kılınçaslan, tedavi yöntemlerini anlatıyor.</p>

<p>Wilms tümörü nedir?</p>

<p>Wilms tümörü, çocukluk çağında böbrekte en sık rastlanan kötü huylu solid‎ yani kistik olmayan bir tümördür. Görülme sıklığı 7-10/1 milyon olan vakanın 80’ini 5 yaşın altındaki çocuklar oluşturur. İki taraflı Wilms tümörü vakalarında hastalık daha erken yaşta ortaya çıkar. Hastalık, erkeklerde kızlara oranla daha sık görülmektedir.</p>

<p>Wilms tümörü iki böbreğe birden yayılabilir</p>

<p>Wilms tümörlerinin kötü tarafı çabuk büyümeleri ve erken dönemde kardeş tümörler (metastaz) oluşturma eğilimine sahip olmalarıdır. Wilms tümörlü hastaların yaklaşık 10 kadarında henüz ilk tanı sırasında metastazlar bulunmaktadır. Bu kardeş tümörler (metastazlar) özellikle böbrek çevresindeki lenf düğümleri‎ içinde, akciğer ve karaciğerde görülmektedirler. Bazı çocuklarda Wilms tümörü ilk evreden itibaren sadece bir böbrekte değil, her iki böbrekte de görülmektedir.</p>

<h3>Risk faktörleri;</h3>

<p>Göze rengini veren iris tabakasının olmaması durumu Wilms tümörü hastaların 1‘inde görülür.</p>

<p>Denys-Drash sendromu (Wilms tümörü, böbrek hastalığı, dişi görünümünde erkek mevcudiyeti ve iki taraflı inmemiş testis varlığı)</p>

<p>WAGR sendromu (Wilms tümörü, Aniridi, genital anomaliler ve zeka geriliği)</p>

<p>Wilms tümörü ile birlikteliği olan diğer durumda da Beckwith-Wiedemanın sendromudur. Bu hastalıkta böbrek taşında ve karaciğer gibi organlarda büyüme gözlenir. Ayrıca bunlara ek olarak dilde büyüme ve omfalosel eşlik edebilir.</p>

<h3>Bu belirtiler Wilms tümörünü ele veriyor</h3>

<p>Hastaların 90’ında karında kitle mevcuttur.</p>

<p>İdrarında kan bulunması,</p>

<p>Yüksek ve tekrarlayan ateş,</p>

<p>İştahsızlık,</p>

<p>Kilo kaybı,</p>

<p>Tansiyon yüksekliği,</p>

<p>Bulantı ve kusma da semptomlara eşlik edebilir.</p>

<p>Tümörün açılarak karın bölgesine yayılması ile yaygın karın ağrısı ve karında hassasiyet oluşabilir. Tümörün böbreğin toplardamar sistemine ulaşması ile varikosel ve karında asit; daha ileri evrende tümörün sağ kalbe yayılmasına bağlı olarak kalp yetersizliği gibi tablolar gözlenebilir.</p>

<h3>Wilms tümöründe tanı yöntemleri;</h3>

<p>Doktor çocuğun fizik muayenesini yapacak ve aile öykünüzü kaydedecektir. Aşağıda belirtilen testler dahil diagnostik testler de isteyebilir;</p>

<p>Böbrek işlevini değerlendirmek için kan testleri,</p>

<p>Tam kan sayımı,</p>

<p>Abdominal röntgen veya ultrason,</p>

<p>BT taraması,</p>

<p>Karında şişlik görülen çocukta yapılacak bir batın ultrasonografisi ve gerekirse batın tomografisi tanı koydurucu olabilir.</p>

<p>Bu tümörün en sık akciğere metastaz yapıldığı için akciğer grafisi ve gerekirse toraks tomografisi çekilmelidir.</p>

<p>Bu testler ve yöntemler doktorun doğru bir tanı koymasına yardımcı olur. Tanı konulduktan sonra hastalığın ne kadar ilerlediğini saptamak için başka testler yapılacaktır. Tedavi ve tanı kanserin evresine bağlıdır.</p>

<h3>Başarı şansı çok yüksek</h3>

<p>Wilms tümörü son 20-30 yılda tedavi başarısında en çok gelişme olan kanser türlerindendir. İyileşme şansı erken evre ve iyi özelliklere sahip vakalarda 90 civarındadır. İleri evre hastalıkta bile yaşam şansı yüksektir.</p>

<h3>Tedavi süreci</h3>

<p>Tanı sırasında hastalık ne kadar az ilerlemiş ise kişinin tedaviye verdiği cevap da o kadar yüksek olacaktır. İlerlemiş hastalıklarda ise hastalığın kontrol altına alınması daha zor olacağından süreç biraz daha zorlayıcı olabilir.</p>

<p>Tümörün büyüklüğü ve vücuttaki yaygınlığına göre tedavi planı yapılır. Wilms tümörlü bir hastanın tedavisi ilk olarak operasyon (ameliyat‎) ve kemoterapi‎ kombinasyonundan oluşur. Tedavi genellikle bir kemoterapiyle (ilaçla tedavi) başlar.<br />
<br />
Bunun amacı, tümörü küçültmek ve daha kolay ameliyat edilebilecek boyuta getirebilmektir. Bazı hastalarda ise tedaviye ameliyatla başlanır. Bu ameliyatın amacı tümörü ve muhtemelen mevcut metastazları almaktır.<br />
<br />
Ameliyatı genellikle bir (diğer) kemoterapi takip eder. Ameliyattan sonra tümör evresine ve/veya metastaz‎ bulunmasına bağlı olarak tümör bölgesinin ek olarak ışınlanması (radyoterapi‎) gerekebilir.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 03 Jul 2021 14:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/07/wilms-tumoru-tedavisinde-iyilesme-orani-cok-yuksek-1625310634.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Havuz ve deniz, kadın hastalıklarına davetiye çıkarıyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/havuz-ve-deniz-kadin-hastaliklarina-davetiye-cikariyor-5346</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/havuz-ve-deniz-kadin-hastaliklarina-davetiye-cikariyor-5346</guid>
                <description><![CDATA[Yaz aylarında havuz ve denizde vakit geçirilmesiyle birlikte özellikle kadınlarda jinekolojik sorunlar da kendini göstermeye başlar. Kadınların, yaz aylarının kabusa dönmemesi için jinekolojik muayenenin önemine vurgu yapan Avrasya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Operatör Dr. Süleyman Yeniocak, olası hastalıklara karşı alınabilecek önlemleri anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında havuz ve denizde vakit geçirilmesiyle birlikte özellikle kadınlarda jinekolojik sorunlar da kendini göstermeye başlar.<br />
<br />
Kadınların, yaz aylarının kabusa dönmemesi için jinekolojik muayenenin önemine vurgu yapan Avrasya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Operatör Dr. Süleyman Yeniocak, olası hastalıklara karşı alınabilecek önlemleri anlattı.</p>

<p>Yılda bir kez jinekolojik muayene önemli</p>

<p>Jinekolojik muayene her kadının yılda bir kez kontrol amaçlı yaptırması gerekli muayenedir. Bu sayede hastalıkların erken tanısı konulabilir.<br />
<br />
Jinekolojik muayene kadın hastalıkları ve doğum uzmanları tarafından yapılır. Jinekolojik muayene kısa süren bir muayenedir ve ağrı verici bir işlem değildir.<br />
<br />
Bu yüzden kadınların yılda bir defaya mahsus jinekolojik muayene yaptırması oluşabilecek her türlü hastalığın önlenmesi ve erken tanı için önem taşımaktadır.<br />
<br />
Operatör Dr. Süleyman Yeniocak, kadınların büyük çoğunluğunun hastalık ortaya çıkınca jinekolojik muayene yaptırdığını, asıl önemli olanın hastalık oluşmadan tedbir almak ve bu konuda erken davranmak olduğunu ifade etti.<br />
<br />
Özellikle yaz aylarının baş göstermesiyle birlikte havuz ve denizde oluşabilecek enfeksiyonların kadınlarda hastalıklara yol açtığını belirtti.</p>

<p>Islak mayo üzerinizde kalmasın</p>

<p>Yaz aylarında kadınlarda jinekolojik hastalıkların artmasının nedenlerinin;</p>

<p>* Havuz ve denizin içindeki pH değerinin uygun olmaması,</p>

<p>* Çok fazla kalabalıktan enfeksiyon oluşma riski,</p>

<p>* Havuzun temizleme sisteminin yetersiz olması,</p>

<p>* Havuzlardaki su sirkülasyonun yeterli seviyede olmaması gibi durumlar olduğunu aktaran Süleyman Yeniocak, ıslak mayonun ise bu nedenlerin en başında geldiğini ve ıslak mayoyla durmanın mantar vb. hastalıklara yol açtığını söyledi.</p>

<p>Islak ve nemli mayoyla durmanın, vajinal enfeksiyonlar başta olmak üzere jinekolojik hastalara sebep olduğunu belirten Yeniocak, havuz ve denize girip çıkarken mutlaka duş alınmasının enfeksiyonları önlediğini dile getirdi.</p>

<h3>Vajinal enfeksiyonların belirtileri</h3>

<p>Kadınlarda vajinalenfeksiyonların belirtileri;</p>

<p>* Kaşıntı,</p>

<p>* Kötü koku,</p>

<p>* Mantar enfeksiyonları,</p>

<p>* Şişlik,</p>

<p>* Tahriş,</p>

<p>* Hafif derecede kanama,</p>

<p>* Kızarıklık,</p>

<p>* İdrar yaparken zorlanma,</p>

<p>* Lekelenme.</p>

<p>Bu gibi durumlarda mutlaka en kısa sürede kadın doğum uzmanına başvurulması gerekmektedir.</p>

<h3>Kadın hastalıklarında tanı süreci</h3>

<p>Bu hastalığın tanı sürecinde ilk olarak hastanın öyküsü dinlenerek, yaşadığı hastalık ve şikayetler hakkında bilgi alınır.<br />
<br />
Bu aşamadan sonra hasta jinekolojik muayene masasına yatılarak muayene edilir.<br />
<br />
En önemli aşaması ise geçirilen hastalığın neden olduğu enfeksiyon çeşitli laboratuvarda ya da gerekliyse ultrasonla bulunmaya çalışılır.<br />
<br />
Hastanın deniz ya da havuzdan mikrop kapıp kapmadığı, ıslak mayoyla uzun süre durması ya da vajinal bölgenin duşta mikroplardan arındırılamaması gibi durumlar hastalıkları tetikleyebilmektedir.<br />
<br />
Bu noktada tedavi sürecinde en büyük işin hastaya düştüğünü söyleyen Yeniocak, bu yüzden hastanın enfeksiyonlu deniz ve havuzlara girmemesini dile getirdi.<br />
<br />
Gerekirse bir süre deniz ve havuz gibi ıslak ve nemli ortamlardan vajinal bölgenin korunmasını vurguladı.</p>

<p>Havuzun çok dolu olduğu saatlerde havuza girmeyin!</p>

<p>Tedavi sürecinde, enfeksiyonlardan korunmak ve önlem almak için;</p>

<p>* Havuz ve denizin kalabalık olduğu saatlerde mümkünse havuz ve denize girmekten kaçınılmalı,</p>

<p>* Özellikle deniz ve havuzdan sonra duş alınmalı,</p>

<p>* Sabah saatlerinde havuz ve denizin daha temiz olduğu sabah 09:00’la öğlen 11:00 arsında deniz ve havuza girilmeli. Böylece güneşin kötü ışınlarından da (UV ışınları) korunmuş olunur.</p>

<p>* Havuz ve denizin pH oranı da önemlidir. (Ph oranı düşük olan yerlerde asitlik fazla olur)</p>

<p>* Durgun ve kirli sularda, yüzeyi köpüklü ve yeşil görünümde olan denizde yüzülmemeli,</p>

<p>* Plaj havlusu,bone,gözlük,terlik,bikini ve mayo gibi kişisel eşyalar ortak kullanılmamalı,</p>

<p>* Aşırı şiddetli yağmur sonrasında havuz ve denize girilmemeli. Çünkü bu enfeksiyonun ilerlemesine ve mikropların artmasına neden olabilir.</p>

<p><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 03 Jul 2021 14:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/07/havuz-ve-deniz-kadin-hastaliklarina-davetiye-cikariyor-1625310627.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ses bozukluğu ses estetiğiyle tedavi ediliyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/ses-bozuklugu-ses-estetigiyle-tedavi-ediliyor-5329</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/ses-bozuklugu-ses-estetigiyle-tedavi-ediliyor-5329</guid>
                <description><![CDATA[Sesimiz iletişimimizdeki en önemli enstrümanımızdır. Aynı zamanda toplum içerisindeki pozisyonumuzu belirlemede rol oynayan en önemli faktörlerden biridir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sesimiz iletişimimizdeki en önemli enstrümanımızdır. Aynı zamanda toplum içerisindeki pozisyonumuzu belirlemede rol oynayan en önemli faktörlerden biridir.<br />
<br />
Kişinin sesinin cinsiyeti, yaşı ve fiziksel görünümü ile uyumlu olması gerekir. Aksi durumlar ki bireyin toplum içindeki algısında sıkıntılar yaratabilir.<br />
<br />
Ses estetiğiyle sesin özellikle incelik ve kalınlık algısına yönelik işlemler yapıldığını söyleyen Liv Hospital Vadistanbul Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Hakan Birkent ses estetiğiyle ilgili merak edilenleri anlattı.</p>

<h3>Ses estetiği nedir?</h3>

<p>Kişinin sesinin cinsiyeti, yaşı ve fiziksel görünümü ile uyumlu olması beklenir. Aksi durumlar hiç şüphesiz ki bireyin toplum içindeki algısında sıkıntılar yaratabilir.<br />
<br />
Örneğin, ince sesli bir erkek ya da kalın sesli bir kadın toplumda iletişim esnasında yanlış değerlendirmelerle karşılaşabilir. Bu tür ses bozukluklarının tedavisi amacıyla sesin özellikle incelik ve kalınlık algısına yönelik olarak yapılan işlemler bütününe ses estetiği adı verilir.</p>

<h3>Kimler ses estetiğine ihtiyaç duyuyor?</h3>

<p>Hiç şüphesiz ki güzel sesli olmak her insan tarafından istenecek bir özelliktir. Bu açıdan bakıldığında herkes ses estetiği için aday olabilir. Ancak daha sıklıkla karşılaşılan hasta grubunu, sosyal iletişimde sesindeki incelik ve kalınlık algısı açısından problem yaşayan hastalar oluşturur.<br />
<br />
Örneğin kalın sesli bir kadının telefon konuşması esnasında erkek ifadesi ile karşılaşması sık karşılaşılan bir durumdur. Bu ses problemi yapısal nedenlerden kaynaklanabileceği gibi uzun yıllar sigara içiminin bir sonucu olarak da görülebilir.<br />
<br />
Özellikle çocukluk döneminde çeşitli hormonal ilaç tedavileri kullanmak zorunda kalan kadınlarda da ilerleyen yaşlarda kalın ses problemi ile karşılaşmak mümkündür.<br />
<br />
Bu tabloların tam tersi olarak ince sesli bir erkeğin konuşması esnasında karşısındakiler tarafından yaşadığı algısal problemler de ciddi anlamda sıkıntı verici olabilir. Hele yönetici pozisyonunda biri ise bu durum otorite ve pozisyon anlamında ciddi negatif sonuçlar oluşturabilir.<br />
<br />
Ses estetiğine ihtiyaç duyan bir diğer hasta grubu da cinsiyet değişikliği tercihi içerisinde olanlandır.<br />
<br />
Özetle, sesimizin cinsiyet, yaş, fiziksel görünüm ve sosyal pozisyonumuzla uyumlu olması gerekir. Bu açıdan sıkıntı yaşayan tüm hastalar için ses estetiğine yönelik girişimler yapılabilir.</p>

<h3>Ses estetiği nasıl yapılır?</h3>

<p>Sesimizi incelik ve kalınlık algısına yönelik olarak değiştirmek mümkündür. Bu amaçla uyguladığımız çeşitli cerrahi girişimler ile elde edilen sonuçlar oldukça yüz güldürücüdür.<br />
<br />
Ağız içerisinden endoskopik olarak ya da boyundan küçük bir kesi yoluyla yapılan bu cerrahi girişimlerde amaç ses tellerimizin uzunluk, kütle ve gerginliğini ayarlayarak aynen bir enstrümanın teli gibi frekansını değiştirmektir.<br />
<br />
Bu sayede sesimizi inceltmek, kalınlaştırmak ve tınısını ayarlamak mümkündür. Cerrahi işlemlerle birlikte tedaviye eklenecek ses terapisi uygulamaları başarı oranını daha da arttırır.</p>

<h3>Ses inceltme nedir?</h3>

<p>Sesimizin incelik ve kalınlık algısını oluşturan temel öğe ses tellerimizin ses üretimi esnasında oluşturduğu titreşim sayısı, yani sesimizin temel frekansıdır. Sağlıklı bir erkekte sesin temel frekansının 120 Hz’in altında, sağlıklı bir kadında ise 150 Hz’in üstünde olması beklenir.<br />
<br />
Kısaca, sesin temel frekansı yükseldikçe ses incelir, frekans düştükçe ses kalınlaşır. Sesimizin temel frekansını belirleyen faktörler ise ses tellerimizin uzunluğu, kalınlığı ve gerginliğidir.<br />
<br />
Sesi inceltmek için ses tellerini uzatmak, inceltmek ve gerginliğini arttırmak gerekirken, sesi kalınlaştırmak için ses tellerini kısaltmak, kalınlaştırmak ve gerginliğini azaltmak gerekir.<br />
<br />
Dolayısıyla bu 3 parametre üzerinde yapılacak değişiklikler seste incelik ve kalınlık anlamında değişimlere yol açar.</p>

<h3>Ses neden incelir ya da kalınlaşır?</h3>

<p>Sesin inceltilmesi ihtiyacı farklı sebeplerden kaynaklanabilir. Cinsiyet değişimi isteği bu sebeplerin başta gelenlerinden biridir. Değişen fiziksel görünüm ile uyumlu olacak şekilde yeni bir ses hiç şüphesiz ki elde edilmek istenen yeni cinsel kimliğin en vazgeçilmez öğesidir.<br />
<br />
Çocukluk döneminde hormon tedavisi almak zorunda kalan ya da birtakım hormonal problemleri olan kadınlar için de kalın sesli olmak şüphesiz sosyal anlamda sıkıntı verici bir durumdur.<br />
<br />
Yoğun sigara kullanımı hikayesi olan orta yaşlı kadınlarda da ses kalınlaşması sık karşılaşılan bir problemdir. Ya da basitçe ortada hiçbir patolojik durum yokken yapısal olarak bazı kadınların sesi daha kalın olabilir. Tüm bu gruplar için ortak amaç sesin inceltilmesidir.</p>

<h3>Ses inceltme ameliyatları nasıl yapılır?</h3>

<p>Sesin inceltilmesi amacıyla birkaç farklı cerrahi teknik uygulanabilir. Bunlardan en çok bilineni Tip 4 tiroplasti işlemidir. Ameliyat esnasında hastanın sesini duyup seste yeterli incelmenin elde edildiğinden emin olabilmek amacıyla lokal anestezi altında yapılan bu cerrahi teknikte boyun ön alt kısmından yapılan küçük bir kesi ile gırtlaktaki 2 büyük kıkırdak birbirine yaklaştırılarak ses tellerinin uzatılması ve dolayısıyla sesin inceltilmesi amaçlanır.<br />
<br />
Eş zamanlı olarak özellikle cinsiyet değişimi talebi olan hastalar açısından boyun ön kısmında çıkıntı yapan adem elmasının traşlanması da mümkündür.<br />
<br />
Ses inceltilmesi amacıyla ağız içerisinden yapılan cerrahi girişimlerin ise doğal olarak ciltte kesi izi bırakmama gibi önemli bir artısı vardır. Bu teknikler aynı zamanda genel anestezi altında uygulandıkları için hastalar tarafından da daha kolay tolere edilir.<br />
<br />
Bu amaçla günümüzde daha popüler hale gelen ve sıklıkla uygulanmaya başlanan iki teknik Wendler glottoplasti ve Lazer inceltme (LAVA) dır.<br />
<br />
Wendler glottoplastide ses tellerinin ön 1/3 lük kısımları birbirlerine dikilerek ses tellerinin gerginliğinin arttırılması ve sesin inceltilmesi amaçlanır. Oldukça başarılı bir teknik olup günümüzde bu amaçla en çok tercih edilen cerrahi prosedürlerden biridir.<br />
<br />
LAVA’da ise lazer yardımı ile ses telinin kütlesi azaltılarak sesin inceltilmesi amaçlanır. Tüm bu cerrahi prosedürlerin iyileşme sürecinde ses terapisinden faydalanmak, sesin oturması ve kalıcı hale gelmesi açısından son derece faydalı olmaktadır.</p>

<h3>Ses kalınlaştırma nedir?</h3>

<p>Ses estetiği kavramı içerisinde bazı olgular için sesin kalınlaştırılması sosyal iletişim ve toplum içindeki algı açısından son derece etkili ve faydalıdır. Ses kalınlaştırması uygulamaları genellikle erkekler için söz konusudur.</p>

<h3>En çok kimler ses kalınlaştırmaya ihtiyaç duyuyor?</h3>

<p>Bu kapsamda en sıklıkla karşılaştığımız hasta grubunu ergenlik döneminde seste kalınlaşma yönünde olması gereken değişimin izlenmediği puberfoni (mutasyonel falsetto) olguları oluşturur. Çocukluk çağındaki sesimiz normalde ergenliğe geçişle birlikte kalınlaşır.<br />
<br />
Fakat bazen bu olması gereken kalınlaşma ortaya çıkmaz ve ses ince olarak kalmaya devam eder. Bu durum da doğal olarak bireyin toplum içinde yanlış anlaşılmasına ve sosyal izolasyona yol açabilir.<br />
<br />
Ses terapisi çalışmaları ile yüz güldürücü sonuçlar alınabilen bu hasta grubu için uygulanacak birtakım cerrahi girişimlerle seste etkili ve kalıcı bir kalınlaşma elde etmek mümkündür.</p>

<p>Ses tellerinde yapısal olarak bozukluk olan ya da daha önce ses tellerinden geçirdiği birtakım ameliyatlar sonucunda komplikasyon olarak sesi ince çıkmaya başlayan bir grup hasta açısından da ince ses problem olur. Bu tür hastalarda da ses kalınlaştırma ameliyatları oldukça yüz güldürücüdür.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 03 Jul 2021 14:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/07/ses-bozuklugu-ses-estetigiyle-tedavi-ediliyor-1625310036.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DmaxHealth Sağlık Turizmi Etkinliği</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/dmaxhealth-saglik-turizmi-etkinligi-5269</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/dmaxhealth-saglik-turizmi-etkinligi-5269</guid>
                <description><![CDATA[Turizm dünyasına hızlı bir giriş yapan tur operatörü Dmax Tour, 2021 yılının Ocak ayında lansmanını yaptığı DmaxHealth markası ile uluslararası sağlık turizmi operasyonlarına başladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Turizm dünyasına hızlı bir giriş yapan tur operatörü Dmax Tour, 2021 yılının Ocak ayında lansmanını yaptığı DmaxHealth markası ile uluslararası sağlık turizmi operasyonlarına başladı. Kültür turları, gemi turları, yurtiçi ve yurtdışı otel ve uçak bileti hizmeti sunan Dmax Tour’un sağlık markası olan DmaxHealth, haziran ayının ikinci haftasında Bulgaristan’ın başkenti Sofya’da büyük bir tanıtım etkinliğine ev sahipliği yaptı.<br />
<br />
DmaxHealth, DünyaGöz ve Dr.HairCenter partnerliğinde gerçekleştirilen etkinlikte, Sofya’da yaşayan danışanlara DmaxHealth Markası ve Türkiye’deki gelişmiş sağlık altyapısı hakkında bilgiler verildi.</p>

<p><strong>En Çok Talep Gören Sağlık Hizmetleri Konuşuldu</strong></p>

<p>Son yıllarda yabancı ülkelerden çok sayıda misafir, sağlık hizmetlerinden faydalanmak için Türkiye’yi tercih ediyor. Saç ekimi ve estetik cerrahi uygulamaları gibi konularda belirli bir süredir oldukça yoğun ziyaretçi potansiyeline sahip Türkiye, son yıllarda başta göz ve diş cerrahisi gibi konularda hayli talep görmeye başladı. Dmax Tour, DünyaGöz ve Dr. HairCenter gibi markaların ulus aşırı operasyonları ise bu süreci pekiştiriyor. Haziran ayının ikinci haftasında Bulgaristan’ın başkenti Sofya’da yapılan tanıtım etkinliği de katılımcı potansiyeli ile ilginin ne denli yoğun olduğunun bir göstergesi oldu.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Sağlıkta Teknoloji ve Yeni Nesil Tedavi olanakları Tartışıldı</strong></p>

<p>Sofya’da yapılan etkinlikte en çok konuşulan başlıklardan biri sağlık alanında yaşanan teknolojik gelişmeler ve buna bağlı olarak oluşan yeni nesil tedavi olanakları oldu. Toplantıda katılımcılara Türkiye’de hizmet veren sağlık kuruluşlarının sağlık teknolojilerinde yaşanan gelişmelere karşı yaklaşımı ve Türkiye devletinin bu alandaki yatırımları aktarıldı. Alanında uzman hekimlerin birinci ağızdan yaptığı paylaşımlar katılımcılar tarafından ilgiyle karşılandı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Ayla Aydoğdu: Hedefimiz Türkiye’yi Bölge Ülkeler İçinde Bir Sağlık Merkezi Haline Getirmek</strong></p>

<p>Organizasyonun düzenleyicilerinden olan Dmax Tour’un Yönetim Kurulu Başkanı Ayla Aydoğdu yaptığı konuşmada Türkiye’nin gerek teknoloji gerek altyapı çalışmaları noktasında Türkiye’nin dünyanın en çok tercih edilebilen ülkelerinden biri haline geldiğini ve bu süreçte sadece teknolojik gelişmelerin değil alanında oldukça başarılı hekimlerinde rolünün çok büyük olduğunu vurguladı.<br />
<br />
Ayla Aydoğdu, Türkiye’nin cenneti andıran coğrafyası ve köklü kültürel değerleri ile dünyanın göz bebeği konumda olmasının da sağlık servislerinden faydalanmak isteyen yabancı misafirleri etkileyen bir başka önemli ayrıntı olduğunu belirtti. Aydoğdu, DmaxHealth Markası ile Bulgaristan’da başlattıkları bu çalışmayı hedef pazarlarını genişleterek sürdüreceklerini ekleyerek konuşmasını tamamladı.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 02 Jul 2021 18:14:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/07/dmaxhealth-saglik-turizmi-etkinligi-1625238851.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Cam Kemik Hastasından Çift Ana Dal Başarısı!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.haberosmaniye.com/haber/cam-kemik-hastasindan-cift-ana-dal-basarisi-5268</link>
                <guid>https://www.haberosmaniye.com/haber/cam-kemik-hastasindan-cift-ana-dal-basarisi-5268</guid>
                <description><![CDATA[İstanbul Okan Üniversitesi Mezuniyet Töreni’nde cam kemik hastalığı nedeniyle tekerlekli sandalyeye mahkum kalan Melisa Şahin de kep attı. Annesi, Melisa’yı her gün kampüse getirdi. Eğitim hayatı boyunca amfi Melisa Şahin’e uygun hale getirildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Okan Üniversitesi Mezuniyet Töreni’nde cam kemik hastalığı nedeniyle tekerlekli sandalyeye mahkum kalan Melisa Şahin de kep attı. Annesi, Melisa’yı her gün kampüse getirdi. Eğitim hayatı boyunca amfi Melisa Şahin’e uygun hale getirildi.</p>

<p>”İş Yaşamına En Yakın Üniversite” vizyonuyla çalışmalarını sürdüren ve 22. yılını kutlayan İstanbul Okan Üniversitesi’nin 2020-2021 Akademik Yılı, Tuzla Kampüsü’nde sosyal mesafe ve maske kuralları kapsamında düzenlenen törenle sona erdi. Mezuniyet törenine Mütevelli Heyet Başkanı Bekir Okan, Rektör Prof. Dr. Mustafa Koçak, öğretim üyeleri, öğrenciler ve veliler katıldı. İstanbul Okan Üniversitesi’nden bu yıl 5000’e yakın öğrenci mezun oldu.</p>

<p>Törende mezunlara ve ailelerine seslenen Mütevelli Heyet Başkanı Bekir Okan, dünya üniversitesi olma vizyonunun gereksinimlerini yerine getirdiklerini belirtti. ”İngilizcenin yanı sıra Almanca, Çince, Rusça ve Arapça gibi iş dünyasındaki önemi her geçen gün daha da artan yabancı dil eğitimleriyle birlikte en az 2 yabancı dil bilen öğrenciler yetiştiriyoruz” dedi. Ayrıca İstanbul Okan Üniversitesi’nin Türkiye’de Girişimcilik Dersi veren ilk üniversite olmasına dikkat çekti.</p>

<p>Rektör Prof. Dr. Mustafa Koçak konuşmasında Üniversitenin pandemi sürecindeki online eğitim başarısını uluslararası yarışmada aldığı ödülle taçlandırdığını ifade etti. ”Online eğitim süreç yönetimi başarımızla Değişim Lideri kategorisinde Blackboard Catalyst Ödülü’nün sahibi olduk. 17 aday ülke ve 130 adayın yarıştığı yarışmada Türkiye’den ödüle layık görülen tek üniversite Okan oldu.”</p>

<p><strong>Amfi Melisa’ya uygun hale getirildi</strong></p>

<p>Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu’nun Mezuniyet Töreni’nde cam kemik hastalığı nedeniyle tekerlekli sandalyeye mahkum olan Melisa Şahin de kep attı. Şahin çift ana dalını Sağlık Kurumları İşletmeciliği’nde, ana dalını ise Tıbbi Dokümantasyon ve Sekreterlik Bölümü’nde tamamladı.</p>

<p>Diploma Töreni sırasında Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Müdürü Dr. Öğretim Üyesi Onur Yarar Melisa’nın annesi Emriye Şahin’i de sahneye davet etti. Her gün kızını okula getirip götüren Emriye Şahin mezunlar ve akademisyenler tarafından emeği nedeniyle alkışlandı.</p>

<p>Melisa ve Emriye Şahin’in ulaşımı İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Tuzla Belediyesi tarafından sağlandı. İstanbul Okan Üniversitesi engelli düzeneğine sahip olsa da, Melisa için yeni düzenlemeler yaptı. Amfi Melisa’ya uygun hale getirdi.</p>

<p>Melisa Şahin hastane stajını İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi’nde tamamladı.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 02 Jul 2021 18:14:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.haberosmaniye.com/images/haberler/2021/07/cam-kemik-hastasindan-cift-ana-dal-basarisi-1625238846.jpg"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
