Ben Türküm, Müslümanım, soyumu 5 göbek geriye kadar biliyorum. Benim soyumda farklı bir aidiyet tanımlamasına rastlamadım, yalnızca 3. göbek dedemin (dedemin dedesinin) eşlerinden birinin arap olduğu rivayetini edindim. Bildiğim; soyumun, dedelerimin kim olduğu. Ondan gerisi hakkındaki bilgilerim varsayımdan öteye gitmiyor.Yani herhangi bir gen, kan, kafatası vs. araştırması yapmış değilim. Dedemin dedesi de kendine Müslüman Türk diyormuş o kadar.
Bütün bunlar beni “merak duygusuyla” kişisel olarak ilgilendiren tespitler.
Merak duygusunun ötesinde “biz kimiz? ” sorusunun inançsal, ülküsel, siyasal sonuçlarını fark etmeye başlayınca; önce devlet nedir, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ne zaman nasıl kurulmuş, bu topraklarda mirasçısı olduğumuz Selçuklu-Osmanlı devletleri kim imişler? sorularının cevaplarını buldum.
Biz, Selçuklu-Osmanlı bâkiyesi Türkiye Cumhuriyetinin insan varlığını oluşturan Türk Milletiyiz. Türk Milletinin ortalaması nedir sorusunun cevabı, ciddiye alınabilir bir araştırma ile 70 milyonu bir arada tutan, mevcut sınırlarımızı çizen “genel irade”yi ortaya koymak aslında son derece basit bir iş. Gerçeği ortaya koymak isteyen bir kişi önce bu toplumun hafızasına bakar: toplumun hafızası ise yazılı, somut eserlerinde ve sözlü kültüründe rahatça bulunur.Alın “ak akçe kara gün içindir” atasözünü, alın “düğünlerde başlık parası” geleneğini, ya da alın Mevlana Dergahını, Hacıbektaş Tekkesini size bu toplumun 1000 yıllık hafızasını ayan beyan ortaya serer. Bu toplumdur milli maçlarda yollara dökülen, bu toplumdur cuma günleri camileri dolduran.
Türk Milletinin ortalaması, millet olma iradesini yaşatan değerleri iyi niyetli bir araştırmacı için asla karmaşık, anlaşılmaz değildir.
Acaba, diye düşündüm; Türkiye’de yaşayan herkes benim gibi soyunun Türk-Müslüman olması konusunda hem fikir mi? Ben kendimi Türk-Müslüman olarak tanımlayan bir ortamda doğduğum için mi siyasal aidiyetim Türkiye Cumhuriyetinden, Türk Milletinden yana.
Biz Türkler’in kim olduğunu anlama sürecinde Türk olmak yanında ya da dışında aidiyet iddiasında olanlara ait kişisel gözlemlerimden bir demet sunmak, ki tartışacağım hususa doğru yaklaşmak istiyorum.
ı-Ankara’da öğrencilik yıllarımda Batmanlı bir arkadaş üniversiteye başladığında muhafazakar bir gençti. Ana babasıyla Kürtçe konuşuyordu. Zaman içerisinde diksiyonun elevermesi nedeniyle yaşadığı eziklik ve hemşerilerinin oluşturduğu duygusal bağlar nedeniyle kürtçü ideolojiye kaydı. Tartışmalarımız sırasında ısrarla Rus Antropologların kitaplarından 2000-3000 yıl öncesine ait argümanlarla kürt ırkının ve dilinin varlığını ispatlamaya çalışıyordu.
ıı- Diyarbakır’ın bir merkez köyünden öğretmen arkadaşım “anam babam Kürtçe konuşur, ama ben araştırdım bizim soyumuz Türkmen” demişti. Ve aynı arkadaş, “Diyarbakırlılığın dışlanmışlığı psikolojisi ile Kürtçü siyasete sempati duyuyordu.
ııı- Tunceli’de “dede” titrine sahip 60 yaşlarında bir şahısla tartışıyorduk. Köyünde herkes Kürtçe konuşuyordu ve aleviydi. Dede, bana gerçek Türklerin kendileri olduğunu, Türkmen kökenli olduklarını ve Osmanlı döneminde alevi-kızılbaşların dışlandığı için kendilerinin Kürtlerle diyaloğa geçtiğini , zamanla Kürtçe konuştuklarını iddia etmişti.
ıv- Şanlıurfa’nın Halfeti ilçesinden üniversite mezunu bir arkadaş, kendilerinin kürt olarak bilindiklerini ancak kesinlikle bir Türkmen aşireti olduklarını delilleriyle açıklamıştı.
v- Yine Tunceli’de kürt-alevi olan bir şahıs tartışmamız sırasında bana: kökenlerinin ermeni-zerdüşt kalıntısı kesinlikle Müslüman-Türk yada Kürt olmadıklarını, Zazaca-Ermenice benzerliği ve Zerdüştlük-alevilik benzerliği üzerinden anlatmaya çalışmıştı.
vı- Bingöllü bir aileye misafir olmuştuk. Aile pkk ile çok çatışmış bir aileydi ve Zaza’ların asla Kürt olmadıklarını Zazacanın Kürtçe’den farkının Türkçe’den farkından fazla olduğunu, Erzincan-Bingöl-Muş civarında yaşayan Zazaların sosyal hayatlarının gözlemlendiğinde diğer bölgelerdeki Kürtlerden ne kadar farklı olduğunun görüleceğini anlatmıştı.
vıı- Kendini Çerkes olarak ifade eden, köylerinde çerkesçe konuşulan arkadaşlarım oldu. Onlar daima biz çerkes kökenli Türküz diyorlardı.
vııı- Kars’tan Terekeme, Caferi; Mardin’den, İskenderun’dan Arap; Tokat’tan Bektaşi-Alevi arkadaşlarım oldu, bunların hepsi Türk oldukları konusunu tartışmıyorlardı bile.
Aidiyet konusunda onlarca kavramın yaşadığını tespit ettim. Ve bu aidiyetlerin tamamen ve yalnızca kendilerini bağlamak üzere hepsinin iddialarına saygı duydum.
Saygı duymaktan başka yapabilecek bir şey de yoktur. Çünkü “aidiyet”in bir “duygu” olup tartışılamaz ancak bu duygunun üretebileceği inanç, ülkü ve siyaset ise her zaman tartışılması mümkün ve gereklidir.
İnanç, ülkü ve siyasi projeksiyon olarak yüzde yüz mutabık olduklarımla aidiyet konusunda ayrıldıklarımız çoktu. Ben, Çukurova bozlakları ile aramda ünsiyet kuruyor ve bu melodilerin yaşaması için yapılacak çabayı saygın buluyorum. Ama bir arkadaşımın Kürtçe ağıtlarla duygulanmasını ve bu ağıtların yaşaması için çaba sarf etmesini de meşru ve saygın buluyorum. Türk Sanat Müziğini sevmek ve dinlemek de ise buluşuyoruz. Beşiktaşlılıkta buluşabiliyoruz.
(devam edecek)