“Biz Türkler” ifadesi, terimi:
bir insan grubuna, bir kitleye, kütleye işaret eder.
“Şu, şu, şu Türktür, gayrısı değildir” yargısını içerir. Anlamaya çalıştığımız “şu, şu derkenki” kastımızın ne olduğu?
Dil, ayrıntıyı ifade etmek içindir. El hareketleriyle de bir şeyler anlatabilirsiniz; örneğin, işaret parmağıyla kollarınızı açarak yere paralel bir daire çizip sonunda kendinize dokunursanız muhtemelen “biz” dediğiniz anlaşılacaktır. Ama bu “biz”in tekabül ettiği 2 kişi de olabilir, insanlık da olabilir. Öyleyse kesin sınırı çizen, ayrıntıyı belirleyen olarak dile ihtiyacımız var.
Dünyada yaklaşık 6 milyar insan yaşıyor.
Türkiye’nin nüfusu 70 milyon.
Dünyada Türk soylu diye tanımlanan ve Türkçe’nin türevlerini konuşan yaklaşık 180 milyon insan yaşıyor.
“Biz Türkler” ifadesinin neye tekabül ettiğine ilişkin ihtimalleri, komşu terimler, sözcükler üzerinden düşünelim:
Biz Türkler ifadesi, en başta renk, din, dil, ırk, cinsiyet, soy, kavim vs. farkı olmaksızın Türkiye’de yaşayan 70 milyonu ifade eder. Bir muhabbet geyiği olarak “biz Türkler adam olmayız arkadaş baksana bir çöp kutusu kullanmayı bilemiyoruz” benzeri serzenişlerde anlamını bulan bu yaklaşım, Türkler ifadesini yansız, renksiz 70 milyonluk kitle anlamında kullanır.
Türk Vatandaşlığı, hukukî bir terimdir. Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağı ile bağlı olan her insanı kavrar. Mehmet Aurelio bir Türk Vatandaşıdır. Mehmet Aurelio ile ben –milli futbol takımımızın başarısı dışında- belki hiçbir ortak ülküye ve inanca sahip değiliz ama birebir aynı haklara sahibiz. Hukuk önünde o da Türk ben de, hiç bir farkımız yok.
Türk Irkı, Türk Geni, Türk Soyu vb. antropoloji, genetik, ırkbilim terimleridir. Bu bilim alanları “sarışın, mavi gözlü, uzun boylu Türk” ile “esmer, kahverengi gözlü, kısa boylu Türk”ü nasıl yan yana koyabileceğini düşüne dursun bu bilimin verileri ne hukuki ne de ahlakî yönden hüküm ifade etmez. Bu bilimler bir yandan insanların merak duygusunu giderebilme potansiyeli taşır, bir yandan da sağlık teknolojileri konusunda proje yeteneği taşır.
Türk Halkı, Türk Toplumu; Toplumbilimin aralarında üretim-paylaşım ilişkileri bulunan insan topluluklarını ifade etmek içinde ürettiği bu terimler, eskinin ahâli dediği kelimeyle yan yana düşer. Halk daha çok yersel bir çerçeveyi, toplum insanlara ait bir çerçeveyi işaret etse de her ikisi de bu sınırlar içerisindeki insan unsurunun din, siyaset, ülkü ortaklığını sebep olarak değil sonuç olarak belirler.
Türk Ulusu, ifadesi öz-uydurukçacıların ürettiği bir kelime. Bu kelimeye niçin ihtiyaç duyulduğunu aşağıda izah edeceğim. İşlevsel olarak ulus, kavim kelimesine eşdeğerdir.
Türk Kavmi, ifadesindeki kavim kelimesi dilimizde her zaman “kitabî” kalmış bir kelimedir. Osmanlı dönemine ilişkin iddiam yok ama son yüzyılda bu kelimenin halk dilinde pek yeri olmadığını müşahede ettim. Hangi kavimdensin sorusuna sanıyorum insanlarımızın çoğu “ne kavmi?” diye karşılık verir. Kadim dilimizdeki “budun” kelimesi bu kelimeye karşılık gelir diye düşünüyorum. Kaldı ki budun kelimesi de “kara budun- ak budun” ayrımında anlaşılacağı üzere farklı anlamlar taşıyabiliyordu.
Arapçada kavim kelimesinin ne anlama geldiğinden çok dini terminolojideki anlamı bizim için daha önemlidir. Kavim kelimesi –inşallah yanılmıyorumdur- Kur’anda bizim anladığımız anlamda yer almaz. Kur’an Kerim, Hucurat Suresi 13. ayetin meali şöyledir: “Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi şubelere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli ve en üstününüz O'ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, herşeyden haberdar olandır”. Bu ayetin metninde geçen “şuûben ve kabâile” ifadesini meal yazıcıları : “kavimler ve kabileler” Elmalılı M.H.Yazır; “aşiretler ve kabileler” A.Gölpınarlı ; “halklar ve kabileler” A.Bulaç; “ırklar ve boylar” E.Yüksel; “milletlere ve sülalelere” S.Yıldırım; “milletler ve kabilelere” S.Ateş, Ü.Şimşek; “milletlere ve boylara” Y.N. Öztürk olarak tercüme etmişlerdir. İngilizce meallerde “nations and tribes” ifadesi yaygındır.
Şimdi bu tartışmada dananın kuyruğunun koptuğu noktaya yaklaştık.
(devam edecek)