![]() |
![]() |
| Ümran Çetin |
![]() |
| Ömer Cerit |
![]() |
| Murat DOLU |

|
haberosmaniye grubuna kayıt ol |
| Ziyaret et |
|
Osmaniye İş Rehberi |
|
|
Hafta sonu tatilini evde geçirenlere çok üzüldüm.
Çünkü ben söylemesi ayıp evde değildim de!
Bahçe’deydim Pazar günü. Osmaniye’nin en güzel ilçelerinden Bahçe…
Aslında ben de Pazar’ını ev hapishanesinde geçirenler kervanındaydım, saat 11’e kadar…
Ahmet geldi; Ahmet Erkmen… “Haydi, Bahçe’ye gidiyoruz” dedi. Gittik. Gidebildik “kazaya-belaya” bulaşmadan!
Sıcaklar milletin beynini kaynatmış olmalı; adım başı kaza atlatıp durduk! Sürücüler sanki direksiyon başında uyuyordu; şaşkın tavuklar gibi önümüze çıkan arabaları ezmemek için, kaptan pilotumuz Ahmet, çok iyi performans gösterdi. Ticaret Lisesi’nin önünde bir bayan sürücü, gözümüzün içine baka baka soldan önümüze çıktı! Hâlbuki başkalarının önü daha müsaitti, örneğin karşımızdan gelen şoförü yaşlı hurda bir kamyonetin önü… Sanki kamyonetle haşırt-neşirt olmayı istemedi de bizi bekledi. Kavşağa yaklaştığımızda, bayan sürücü ya benim gözlerimin içine bakıyordu ya da Ahmet’in… Güzel bayan, cici bayan ortadaki pedalın fren olduğunu unutmuş olmalı ki, duygularını frenleyemedi, önümüze kırıttı! Refleks bir hareketle Ahmet’imiz pilotumuz, bayan sürücüyü teğet geçti.
Hasret Matbaa’sından Ahmet’in muhterem pederi Gökhan Erkmen ile Medya Gazetesi’nin sahibi İlyas Kör’ü de arabamıza aldık. Bahçe’ye ziyaret-i sebebimizi anlattı Ahmet. “Vasıflı gazete sahipleri toplantısı” varmış orada… Bahçe’nin Sesi Gazetesi Sahibi Ertuğrul Doğan’ın yemek davetine ‘icabet’ eyleyecekmişiz. Izgara alabalığın lezzetini damağımda hissetmeye başlamıştım bile… Acıktım da! Yol bitmek bilmiyordu, bitti!
Karayolundan sola, ilçeye saptığımızda gözlerime inanamadım. Harika.. Muhteşem.. İlçenin Belediye Başkanı’nı tebrik ediyorum. Bir kentteki hızlı değişimin örneği, girişten anlaşılır.
Pırıl pırıl cadde ve sokakları geçtikten sonra “Yemek Alanı”na ulaştık. Bahçespor’un tesislerinde yiyecektik öğle yemeğimizi. Şırıl şırıl akan sulara uyuz oldum! Nasıl bir isim böyle, “Uyuzluk” ne demek? Biraz yukarıdaki Uyuzluk adı verilen yerden geliyormuş sular… “Bu su, uyuza iyi gelir…” açıklaması, beni daha beter uyuzlaştırdı. Çağıldayan bu sulara “Şifa Pınarı” demeyi yeğliyorum.. Çok itici bir isim, Uyuzluk…
Buradaki büyükçe yüzme havuzunu görünce alabalığı unuttum! Hayret, hayranlık, sevinç ve şaşkınlığımı dile getirmeye çalıştım, olmadı… Davet sahibi Gazeteci Ertuğrul Doğan da kopuk kopuk, kem-küm cümlelerimden zaten anlamadı, ne demek istediğimi… Ben, dağların arasındaki bu küçük ilçenin Osmaniye’den daha sosyal bir yer olduğunu söyleyecektim… Aileler çocuklarıyla birlikte havuza giriyor, yüzüyor, eğleniyor, güneşleniyordu. Havuzun bitişiğindeki aile çay bahçesi ve piknik alanı cıvıl cıvıl insan kaynıyordu… Bir şey dikkatimi çekti, oradaki gençler, aileleri rahatsız edecek herhangi bir davranışta bulunmuyor ve piknikçiler de güvenli ortamda eğleniyordu… Gaziantep’ten gelenler ile Bahçe’nin yerli halkı için olağanüstü bir hafta sonu manzarası ve ortamıydı…
Bahçe’ye hayran kaldım.
Doğan Kırtasiye’nin ve Bahçe’nin Sesi Gazetesi’nin Sahibi Ertuğrul Doğan’ın, Bahçespor’un ikinci başkanı olduğunu ilk kez orada öğrendim…
Az sonra yemek faslına başlayacak olmasaydık, kendimi derhal havuza atacaktım. Söylemesi ayıp çok iyi yüzerim, çok pis kulaç atarım! İnanmıyorsanız tanıklarım İlyas Kör’e ve Ahmet Erkmen’e sorun, havuzun dibine nasıl dalmışım, nasıl dipten gitmişim, nasıl olmuş da o kadar uzun süre suyun altında kalabilmişim..? Merak eden varsa, sorsun bozacı arkadaşlara!
Bahçe ilçesindeki yemeğin asıl hikmet-i sebebini yolda bizim ‘Müdür’den, Ahmet’ten öğrenmiştim… Valilik Basın Müdürü Osman Turunç, resmi ilanlara ilişkin yeni açıklamalar yapacakmış, ‘Vasıflı Gazete Sahipleri’ne… Benim, vasıflı bir gazetem olmadığı için ‘resmiyet’teki titrim vasıfsız gazeteci olmalı… Anladığım kadarıyla ‘Vasıflı Gazete’ demek, resmi ilan alan günlük gazete demekmiş… 212 Basın Yasası’na bağlı olmadığım nedenle kesinlikle ben ‘Vasıfsız Gazeteci’yim! Bakmayın siz benim “köşe” yazdığıma, bakmayın siz benim ‘köşe’yi dönemediğime, hâlbuki kâğıt üzerinde gazeteci bile değilim… Ve hattâ, sigortasız bir yazı amelisiyim!!!
Uzun yazdığım yönündeki eleştirileri dikkate alıyorum tabii ki, ama müsaade varsa bütün vasıflı gazete patronlarının bir arada kardeşçe yemek yediği, sohbet ettiği bu toplantıyı detaylarıyla anlatayım… Osman Balcı, Hüseyin Ünaldı ve Ömer Yağmur “Bak, yine uzun yazmışsın Ali Bey…” diye ikaz edeceklerdir. Bu son olsun, bundan sonraki yazılarım kısa kısa olacak, söz!
Cehennem sıcağını Osmaniye’de bırakmış olmanın mutluluğu ile serin gölgede kurulu masalara, sandalyelere, ağaçlara, dağlara, ormanlara, çiçeklere, böceklere, şırıl şırıl akan sulara mahsun mahsun bir süre baktıktan sonra kendime gelebildim. Kendime gelemeseydim, Osmaniye’de adımbaşı atlattığımız kazaların tesirinden çıkamamış olsaydım, etrafımdaki dostları da fark edemeyecektim… Aman Ya Rabbim; kimler yoktu ki… Valilik Basın Bürosu tam kadro oradaydı; Nilden Gerek, Fulya Gürbüz ve Pelin Güntürkün… Edebî yazılarının hayranı olduğum Fulya Hanım ile bizim şu ebedî çıkmayacakmış gibi görünen Kent Haber’in olmayan geleceğini uzun uzun konuştuk… Olmayan bir şeyi konuşmak ilginçti! Kent Haber’in pek yakında gümbür gümbür 4-0 geleceğinin sözünü verdim. Ben hariç, kimse inanmadı! Nilden Hanım’ın 4 yaşındaki oğlu Behçet’le arkadaş olduk. Birlikte fotoğraflar çektik.
Masa düzenine göre ben en başta oturuyor gibiydim, doğal olarak da garson ilk önce bana “Ne alırsınız?” diye sordu... Davet sahibi Ertuğrul Bey, garson arkadaşa ‘protokol gereği’ Valilik Basın Müdürü Osman Turunç’un masasını göstererek “Gel böyle, buradan sipariş al” nezaketini gösterdi. Osman Turunç, “Aaa rica ederim, olur mu öyle şey, siparişler en başta oturan Ali Bey’den başlasın” itirazında bulundu. Sevindim.
Siparişlerimiz üç vaktin birinde gelecek nasıl olsa…
Bahçe’nin Sesi Gazetesi’nin Yazarı Levent Çetin’in Nikon D-100’ünü, yüzsüzlük göstererek elinden aldım. Portre çalıştım. Davetteki herkesin fotoğrafını çektim. Kanaldan akan buz gibi suya ayaklarını sokarak daha çok serinlemeye çalışanlar da iyi enstantaneydi…
Durun, bitmedi Bahçe maceralarım..!!
Bahçe’nin Sesi Gazetesi’ni Sahibi Ertuğrul Doğan’ın Bahçe’deki yemek davetinden derlediğim notlarımı sizlerle paylaşmayı sürdürüyorum… Merak etmeyin, inşallah notlarım pek yakında bitecek.
Bahçespor’un yüzme havuzlu, çay bahçeli ve restoranlı tesisindeki yemek faslımız henüz başlamıştı… Ben, ızgara alabalığımın gelmesini sabırsızlıkla bekliyordum…
Aynı masayı paylaştığımız Valilik Basın Bürosu’nun güzel ekibiyle koyu sohbete daldık.
Tam karşımda oturan Ertuğrul Doğan beyefendinin hanımefendi eşi Özay Hanım’la balık kültürü üzerine konuştuk. Bu konuda fikir alışverişinde bulunduk. Ben, kesinlikle balık kültüründen yoksun olduğumu ve bu nedenle de balık yemeyi bilmediğimi söyledim. Özay Doğan Hanım, “Siparişiniz geldiğinde ben size nasıl balık yiyeceğinizi tarif ederim” demesiydi, balık siparişimi ve açlığımı hatırlamayacaktım. Nerde bu balıklar, diyecektim ki, nar gibi kızarmış alabalıklar üç vaktin sonunda geldi.
Mübarek alabalık, kızarmış kuzu gibi duruyordu tabağımda. Özay Hanım’ın balık yeme teknikleri bende pek işe yaramadı; balığı ortadan ikiye dikey olarak yaramadım! Kılçığı, pulcuğu birbirine karıştırıp dalış yaptım, iki – üç lokmada işkembeye indirdim…
Akdeniz Gazetesi Yazıişleri Müdürü Ali Cihangir’in kayınbiraderi, Tuğba Cihangir’in kardeşi, Akdeniz Matbaası’nın Sahibi L.Taner Deniz’in oğlU Aydın, benim iyi bir yüzücü olduğumu duymuş ki, ikide bir gelip “Ali ağabey, ne zaman havuza gireceğiz?” diye soruyordu. Ve işte beklenen an geldi. Hayır, havuz vakti değil, brifing vakti gelmişti… Osman Turunç, İstanbul’da katıldığı seminer notlarını vasıflı gazetelerin patronlarına aktardı.
Turunç’un brifingi sürerken Bahçe Kaymakamı Harun Sarıfakıoğulları, sürpriz yaptı, aramıza katıldı. Mütebessim genç Kaymakam, yeni mevzuatları, resmi ilan yasalarını, santimleri-sütunları da dinledikten sonra, meyve molasında müsaade isteyip gitti.
Çaylar, molalar, meyveler ve bardak bardak soğuk sular, zamanla birlikte akıp gidiyordu… Benim de uykum geliyordu. Herkesin aklında havuz var ya, brifing biter bitmez cumburlomp!
Şortlarımızı giydik, havuzbaşına geçtik. İlyas ve Ahmet “Haydi atla, atla” diye tempo tutmuşlardı… Kafa üstü çivileme atlamanın sakıncalarından söz ettim, havuz merdiveninden yavaşça indim suya… Hemen yan taraftaki çocuk havuzuna baktım ki, iki – üç çocuktan başka çocuk yoktu. Bütün çocuklar büyük havuzda kulaç atıyor…
Çocukları tehlikeye atmamak için kulaçlarımı çok yavaş attım. Ortalarda yüzen hanımları ve çocukları rahatsız etmemek için havuz merdiveninin etrafından usulca yüzdüm… Çok iyi dalış yaptığımı, teorik olarak İlyas’a ve Ahmet’e kanıtladığımı zannediyorum.
Havuz sefamızdan sonra yola çıktık, yol üstündeki tesislerde çay için mola verdik. Bardaklar iğrenç, leş gibiydi.. Çay içemedim. Etkili ve yetkililerin dikkatlerine…!!!
Yol üstündeki bütün tarlalardan yükselen alevler ve dumanları görünce çok şaşırdım. Yasak değil miydi!? Yasakların nasıl yakıldığını belgelemek için fotoğraflar çektik.
Anız yangını konusundaki takip görevi kimdeyse, arz ederim…
Müjde!!
Bahçe notlarım çok şükür bitti…
| Hüseyin Kengerli |
![]() |
| Bekir Zakir Çoban |
![]() |
| Bahir Yıldırım |
YUda Pilatory Saç Çıkartıcı Saç dökülmesinde en etkili çözüm