![]() |
![]() |
| Ümran Çetin |
![]() |
| Ömer Cerit |
![]() |
| Murat DOLU |

|
haberosmaniye grubuna kayıt ol |
| Ziyaret et |
|
Osmaniye İş Rehberi |
|
|
|
Malatya’daki meş’um olaydan sonra nelerin konuşulup tartışılacağını tahmin edebiliyorum. Fakat ben konunun daha ziyade misyonerlik tarafı üzerinde duracağım. İddialara göre söz konusu yayınevi Hıristiyan kitaplar basmakta ve dağıtmakta, yani misyonerlik yapmakta imiş (“miş” diyorum ama öyle olduğunu ben de biliyorum). Peki nedir misyonerlik? Türkiye için ciddi bir tehdit midir? Tehditse ne gibi önlemler alınmalıdır?
1. Yahudilik gibi bazı istisnalar dışında her din misyoner bir özelliğe sahiptir. Mensuplarının sayısını çoğaltmak -teolojik bir ifade ile- daha fazla insanı “kurtarmak” ister. Hıristiyanlık söz konusu olduğunda bu çok daha fazla geçerlidir. Zira misyonerlik (Hıristiyan literatüründe “evangelizasyon”, yani incili yayma) dinin temel unsurlarından biridir. Kısacası misyonerlik yapan bir Hıristiyan dininin emrini yerine getiriyor demektir. İslamiyet’le karşılaştırıldığında inancı yayma açısından Hıristiyanlıkla temel bir fark göze çarpar. İslam’da “tebliğ” yani İslam inancını muhatapla baş başa bırakma, tanıtma esastır, herhangi bir zorlama veya başka yollara başvurma dinin ruhuna uygun görülmez (Hz. Ömer’in Yahudi bir kölesinin bulunduğunu ve adamın iyice yaşlandığını gören halifenin ‘artık Müslüman ol’ tavsiyesine bu kişinin “dinde zorlama yoktur ayeti Kuran’da durduğu sürece bana bu konuda bir şey söyleyemezsin” şeklinde cevap verdiğini hatırlayalım). Hıristiyanlıkta ise bu dinin kurucusu sayılabilecek Pavlus’tan itibaren misyonerliğin her tür yöntemi meşru görmek biçiminde bir anlayışa sahip olduğu söylenebilir. Hatta tarih içerisinde birinin “kurtuluşunu” sağlamak için onu zorlamak dahi meşru ve dini görülmüştür.
2. Türkiye’de misyonerlik faaliyetleri zannedildiği gibi yeni değildir. Bu topraklar Tanzimat’tan bu yana planlı ve düzenli bir misyonerlik faaliyeti ile karşı karşıyadır. Bizzat Hıristiyan din adamları bunca zamandır devam eden misyoner faaliyetlerin beklenen başarıyı göstermekten çok uzak olduğunu söylemektedirler. Bu misyonerler tek tip de değildir. Birçok farklı Hıristiyan grup söz konusudur. Bununla birlikte şu anda Türkiye’de en faal çalışanlar Protestan gruplardır. Özellikle büyük şehirlerde olmak üzere, ayrıca Yahova Şahitleri gibi bazı Hıristiyan tarikatların çalışmaları da dikkat çekicidir. Misyonerler sadece sokakta İncil dağıtarak çalışmazlar. Dil kursları, hastaneler, özel okullar, yardım kuruluşları misyonerlerin kullandıkları en önemli vasıtalardır. Bunların hedef kitlesi ise gençlerdir. Hatta misyoner gruplar arasında 40 yaşın üstündekilerle ilgilenmemeyi prensip edinenler mevcuttur. Misyonerlerin çalışmaları sonucunda Hıristiyan olanların sayısı misyonerlerin ve de misyonerlik tehdidine dikkat çekenlerin abarttığı kadar fazla değildir. Peki kimler Hıristiyan oluyor? Bu konuda yapılmış birkaç çalışmanın gösterdiği şudur: gençler, maddi durumu çok iyi olanlar, ailesinde herhangi bir dini eğitim almamış kişiler ve toplum tarafından çeşitli sebeplerle dışlanmış ve yeni bir kimlik arayışında olan şahıslar. Bazı istisnalar olabilir, fakat zaman zaman ifade edildiği gibi Hıristiyan olanlar maaşa bağlanmış veya para karşılığında bu dini seçmiş kişiler değildir. Aksine çoğunluğu girdikleri kiliselere maddi olarak yardımda bulunmaktadır.
3. Misyonerlik bir tehdit midir? Evet milli ve dini bütünlüğümüz için bir tehdittir. Fakat yakın bir tehlike değildir. Bu misyonerlerin çoğunluğu Amerika ve Avrupa’daki çeşitli merkezler tarafından finanse edilmekte ve yönlendirilmektedir. Faaliyetleri sırf dini değildir ve kaynakları itibariyle de olamaz. Dini yayılmanın tarih boyunca her zaman siyasi bir tarafı mevcut olmuştur ve bu durum hala geçerlidir. Kısacası bir devletin ve kültürün desteklediği misyonerlerin o devlet ve kültürün bizimle ilgili siyasi düşüncelerinden bağımsız olması mümkün değildir. Bütünlüğümüz için tehdit derken de sadece Müslümanlar arasındaki bütünlüğü kastetmiyorum. Misyonerlik ülkemizde yaşayan Ortodoks, Katolik veya Kadim Kiliselere mensup Hıristiyan vatandaşlarımız için de tehdittir. Zira bu misyonerler hem onlarla bizim aramızdaki ilişkilere zarar vermekte hem de onları politize etmekte ve Protestanlaştırmaktadır.
4. Ne yapılması gerekir? Malatya’daki olay yapılmaması gerekenlerin ilki ve yapılması en tehlikeli olanıdır. Böyle bir eylemin Solingen’de Türkleri yakan Nazilerin yaptığından bir farkı yoktur. Hukuki ve polisiye önlemler de misyonerliğe karşı alınabilecek etkili ve makul tedbirler değildir. Kendi içimizde kapalı devre yaşamak değil de Dünyaya açılmak istiyorsak –ki içinde bulunduğumuz süreç bunu gösteriyor- dini alanda da bir serbest piyasa ortamını kabullenmek zorundayız. Kaldı ki uluslararası mahkemelerin misyonerlikle ilgili davalarda verdikleri kararlar, sadece kişinin istismar edilmesi ve kandırılması durumunda olumsuz olmaktadır. Dolayısıyla misyonerlik tehdidine karşı en makul önlem sağlam bir din eğitimidir. Yani kendi çocuklarımıza kendi dinimizi doğru dürüst öğretmektir. Bu, sadece okulla halledilebilecek bir iş de değildir. Aileden başlayarak okul dahil, tüm çevreyi içeren bir süreç olmalıdır. Aksi takdirde, sahip çıkamadığımız ve kendi dinimizi anlatamadığımız çocuklarımızın başka insanların eline düşmesinden şikayet etme hakkımız yoktur. İnsan öldürmek kolaydır. Zor olan ve yapmamız gereken –Hz. Hamza’nın Peygamberimizi öldürmeye gelip sonra Müslüman olduğu gibi- misyoneri kesmek değil bizi ve İslam’ı tanıyıp misyonerin dahi Müslüman olduğu bir ortam yaratmaktır, öldürmek değil “hayat” vermektir.
| Hüseyin Kengerli |
![]() |
| Bekir Zakir Çoban |
![]() |
| Bahir Yıldırım |
YUda Pilatory Saç Çıkartıcı Saç dökülmesinde en etkili çözüm