![]() |
![]() |
| Ümran Çetin |
![]() |
| Ömer Cerit |
![]() |
| Murat DOLU |

|
haberosmaniye grubuna kayıt ol |
| Ziyaret et |
|
Osmaniye İş Rehberi |
|
|
Seyahatimizi, iletişimimizi ve sair gündelik işlerimizi kolaylaştırdığı kadar -bizi sarmalayan ağıyla- vicdanımızı, muhakememizi manipüle eden ve dahi “demokrasi havarisi” rolündeki dünya hakimlerinin işlerini de kolaylaştıran teknoloji bir aklın ürünüdür şüphesiz. Ama hangi akıl?
Bazıları aklı rasyonel (beyin merkezli) ve entelektüel (kalp merkezli) diye ikiye ayırır ve Batı’ya hakim olanın duygudan soyutlanmış, mekanik bir rasyonel akıl olduğunu savunurlar. Muhammed İkbal gibi düşünenlere göre de Batı aklı, Doğu aşkı temsil eder. Sufiler akla karşı aşkı üstün tutarlar. Onlara göre Adem aşkı, şeytan aklı sembolize etmektedir. Zira şeytan, ateşle toprağı kıyaslamak biçimindeki bir “akıl yürütme”den sonra kendini Adem’den üstün saymıştır. İslam düşüncesinde Gazali’nin hücumlarına muhatab olan İslam filozofları dahi aklı yegane ölçü say(a)mazlar, bu nedenle de Peygamber filozoftan üstündür onlar için.
Bazı batılı yazarların “unfettered reason”, yani “başıboş akıl” dedikleri bu canavarın ortaya çıkışı Aydınlanma düşüncesi ve onun bir ideoloji, hatta bir din haline bürünmüş şekli olan pozitivizm ile olmuştur. 1789’daki Fransız İhtilali de Aydınlanma’nın siyasal planda uygulanmaya konmasıydı aslında ve bu hareket sadece kiliseyi değil dinin tüm toplumsal iddialarını dışlamaktaydı. 1793 yılında dini Fransa’dan silip atmaya yönelik teşebbüsler başladı. Dinî kökenli olduğu için Gregoryen takviminden vazgeçildi, Yahudi geleneğine dayanan 7 günlük hafta yerine on günlük hafta sistemi uygulandı bir süre. Dinî bayramlar kaldırıldı. İsa’nın doğumunu simgeleyen Noel yerine Fransız Cumhuriyetinin 22 Eylül tarihindeki kuruluşu kondu. Hıristiyanlık yerine adeta bir akıl ve doğa dini ikame edilmeye çalışıldı. Devrimciler için artık kiliseler ve katedraller “akıl tapınakları”ydı; hatta genç bir kız biçiminde bir “akıl tanrıçası” bile tasvir edilmişti.
Bu “akıl dini”ne daha sonraları bir ilmihal (kateşizm) kazandıran Fransız ise, pozitivizmin babası sayılan Auguste Comte (ö. 1857) olmuştur. İnsanlığın dinî dönemi artık geride bıraktığını savunan meşhur “üç hal yasası”nın mimarı Comte, Catéchisme positiviste, yani Pozitivist İlmihali adlı eserinde, tasarladığı “insanlık dini”nin dogmalarını, ayinlerini ve mabedlerini ayrıntılı biçimde anlattı. Hatta bu dinin başında da yanılmaz bir papa vardı.
Bu akıl dininin dogmalarından en önemlisi doğrusal bir ilerleme fikriydi. Yani dinlerin “ahir zaman” anlayışının tersine, dünyanın ve insanlığın zamanla daha iyiye gittiğine dair bir inanç. Bu inanç, pozitivizmin ünlü sloganı “muktedir olmak için keşfetmek” anlayışıyla yola çıkan bilimlerin çarpıcı buluşlarıyla daha da sağlamlaştı. Teknoloji ilerledikçe insanlığın da ilerlediği sanıldı.
Böyle olmadığını ve olmayacağını o günlerden tahmin eden âkil adamlar vardı elbette. Bunlardan biri 1860–1869 yılları arasında Cambridge’de Çağdaş Tarih Profesörlüğü yapmış olan Charles Kingsley’dir. 1867’de Kraliyet Enstitüsü’nde verdiği konferanslar sonradan kitap haline getirilen (birkaç yıl önce Antik Rejim adıyla Türkçe’ye de çevrildi bu kitap) Kingsley 1867’de şunları söylüyordu:
“İnsan aklı 1815’ten beri hangi ilerlemeyi gerçekleştirmiştir? …Demiryolları? Elektrik ve telgraf sistemleri? …bunlar ilerleme değildir. Dışsal ve maddî hiçbir şey ilerleme değildir; ilerleme içerde yaşanır, ruha aittir. …okuma ve yazmayı bilmiyor olsa bile kendi kendine düşünme sorumluluğunu üstlenen ve inandığı şeyi yapma cesaretine sahip olan bir adamı bana verin; o adam insan soyunun ilerlemesine, her biri bin kitap okumuş veya yazmış fakat kendi başına düşünmeye cesaret edemeyen bin kişiden daha fazla katkıda bulunacaktır. …Bilimin zaferlerine gelince, o icatları yapanların dehasını büyük bir hayret duygusuyla, korku ve merakla karışık bir saygıyla onurlandıralım; fakat o şeylerin, kendisiyle düşmanlarımızı öldürebileceğimiz, fakat düşmanlarımızın da bizi öldürebileceği bir tabanca veya kılıç gibi olduklarını da hatırlayalım.”
Ve 140 yıl öncesinden şu kehanette bulunur Kingsley: “O maddi şeylerin neye yarayacağını tasavvur edebiliyorum –Tanrı bu tahmini yanlış çıkarsın-: dünyanın şimdiye kadar gördüğünden daha ezici bir idarî merkezîleşmenin uygulanmasının, insanların beden ve ruhlarının en katı ve sert biçimde baskı altına alınmasının araçları. …kendisi dünya çapındaki ağının göbeğinde oturan ve başını kaldırmaya veya acı dolu bir çığlık atmaya cüret eden herkese ordan, [tarihteki pek çok zalim hükümdarın] onun yanında hantal ve yetersiz kaldığı bir çabukluk ve garanti ile, darbe indiren geleceğin bir takım dünya hakimlerini de tasavvur edebiliyorum.” Kimi tarif etmiş sizce?
Bekir Zakir ÇOBAN
| Hüseyin Kengerli |
![]() |
| Bekir Zakir Çoban |
![]() |
| Bahir Yıldırım |
YUda Pilatory Saç Çıkartıcı Saç dökülmesinde en etkili çözüm