<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Haber Osmaniye &#187; Anlamlı Öyküler</title>
	<atom:link href="http://www.haberosmaniye.com/anlamli-oykuler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.haberosmaniye.com</link>
	<description>haber, kültür, yaşam.</description>
	<lastBuildDate>Wed, 14 Jul 2010 15:05:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	
		<item>
		<title>Ayakkabıcı</title>
		<link>http://www.haberosmaniye.com/anlamli-oykuler/ayakkabici.html</link>
		<comments>http://www.haberosmaniye.com/anlamli-oykuler/ayakkabici.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 Jan 2010 11:12:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>haberosmaniye</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anlamlı Öyküler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.haberosmaniye.com/?p=1826</guid>
		<description><![CDATA[Ayakkabıcı, yeni getirdiği malları vitrine yerleştirirken, sokaktaki bir çocuk onu izlemekteydi. Okullar kapanmak üzere olduğundan, spor ayakkabılara rağbet fazlaydı. Gerçi mallar lüks sayılmazdı ama küçük bir dükkân için yeterliydi. Onların en güzelini ön tarafa koyunca, çocuk vitrine doğru biraz daha yaklaştı. Fakat bir koltuk değneği kullanmaktaydı. Hem de güçlükle. Adam ona bir kez daha göz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.haberosmaniye.com/wp-content/uploads/2010/01/ayakkabici.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1839" title="ayakkabici" src="http://www.haberosmaniye.com/wp-content/uploads/2010/01/ayakkabici-300x226.jpg" alt="ayakkabici 300x226 Ayakkabıcı" width="300" height="226" /></a>Ayakkabıcı, yeni getirdiği malları vitrine yerleştirirken, sokaktaki bir çocuk onu izlemekteydi. Okullar kapanmak üzere olduğundan, spor ayakkabılara rağbet fazlaydı. Gerçi mallar lüks sayılmazdı ama küçük bir dükkân için yeterliydi. Onların en güzelini ön tarafa koyunca, çocuk vitrine doğru biraz daha yaklaştı. Fakat bir koltuk değneği kullanmaktaydı. Hem de güçlükle.</p>
<p>Adam ona bir kez daha göz attı. Üstündeki pantolonun sol kısmı, dizinin alt kısmından sonra boştu. Bu yüzden de sağa sola uçuşuyordu. Çocuğun baktığı ayakkabılar, sanki onu kendinden geçirmişti. Bir müddet öyle durdu. Daldığı hülyadan çıkıp yola koyulduğunda, adam dükkândan dışarı fırlayıp:</p>
<p>- Küçük, diye seslendi. Ayakkabı almayı düşündün mü? Bu seneki modeller bir harika! Çocuk, ona dönerek:</p>
<p>Gerçekten çok güzeller, diye tebessüm etti. Ama benim bir bacağım doğuştan eksik.</p>
<p>Bence önemli değil, diye atıldı adam. Bu dünyada her şeyiyle tam insan yok ki! Kiminin eli eksik , kiminin de bacağı. Kiminin de aklı ya da vicdanı Küçük çocuk, bir şey söylemiyordu. Adam ise konuşmayı sürdürdü:</p>
<p>Keşke vicdanımız eksik olacağına, ayaklarımız eksik olsaydı.</p>
<p>Çocuğun kafası iyice karışmıştı. Bu sefer adama doğru yaklaşıp:</p>
<p>- Anlayamadım, dedi. Neden öyle olsun ki?</p>
<p>- Çok basit, dedi adam. Eğer vicdan yoksa cennete giremeyiz. Ama ayaklar yoksa, problem degil. Zaten orada tüm eksiklikler tamamlanacak. Hatta sakat insanlar, sağlamlara oranla daha fazla mükâfat görecekler&#8230;</p>
<p>Küçük çocuk, bir kez daha tebessüm etti.O güne kadar çektiği acılar, hafiflemiş gibiydi. Adam, vitrini işaret ederek:</p>
<p>- Baktığın ayakkabı, sana yakışır, dedi. Denemek ister misin?</p>
<p>Çocuk, başını yanlara sallayıp:</p>
<p>- Üzerinde 30 lira yazıyor, dedi. Almam mümkün değil ki!</p>
<p>- İndirim sezonunu, senin için biraz öne alırım, dedi adam. Bu durumda 20 liraya düşer. Zaten sen bir tekini alacaksın, o da 10 lira eder.</p>
<p>Çocuk biraz düşünüp:</p>
<p>- Ayakkabının diğer teki işe yaramaz, dedi. Onu kim alacak ki?</p>
<p>- Amma yaptın ha! diye güldü adam. Onu da sağ ayağı eksik olan bir çocuğa satarım. Küçük çocuğun aklı, bu sözlere yatmıştı. Adam, devam ederek:</p>
<p>- Üstelik de öğrencisin değil mi? diye sordu.</p>
<p>- İkiye gidiyorum, diye atıldı çocuk. Üçe geçtim sayılır.</p>
<p>- Tamam işte, dedi adam. 5 Lira da öğrenci indirimi yapsak, geri kalır 5 lira. O da zaten pazarlık payı olur. Bu durumda ayakkabı senindir, sattım gitti!</p>
<p>Ayakkabıcı, çocuğun şaşkın bakışları arasında dükkana girdi. İçerideki raflar, onun beğendiği modelin aynısıyla doluydu. Ama adam, vitrinde olanı çıkarttı. Bir tabure alıp döndükten sonra çocuğu oturtup, yeni ayakkabısını giydirdi. Ve çıkardığı eskiyi göstererek:</p>
<p>Benim satış işlemim bitti, dedi. Sen de bana, bunu satsan memnun olurum.Şaka mı yapıyorsunuz? diye kekeledi çocuk.Onun tabanı delinmek üzere. Eski bir ayakkabı, para eder mi?</p>
<p>Sen çok câhil kalmışsın be arkadaş, dedi adam. Antika eşyalardan haberin yok herhalde. Bir antika ne kadar eski ise, o kadar para tutar. Bu yüzden ayakkabın, bence en az 30-40 lira eder.</p>
<p>Küçük çocuk, art arda yaşadığı şokları üzerinden atabilmiş değildi. Mutlaka bir rüyada olmalıydı. Hem de hayatındaki en güzel rüya. Adamın, heyecandan terleyen avuçlarına sıkıştırdığı kâğıt paralara göz gezdirdikten sonra, 10 liralık banknotu geri vererek: Bana göre 20 lira yeterli, dedi. İndirim mevsimini başlattınız ya!</p>
<p>Adam onu kıramayıp parayı aldı. Ve bu arada yanağına bir öpücük kondurdu. Her nedense içi içine sığmıyordu. Eğer bütün mallarını bir günde satsa, böyle bir mutluluğu bulamazdı. Çocuk, yavaşça yerinden doğruldu. Sanki koltuk değneğine ihtiyaç duymuyordu. Sımsıcak bir tebessümle teşekkür edip:</p>
<p>- Babam haklıymış, dedi. &#8216;Sakat olduğum için üzülmeme hiç gerek yok!&#8217; demişti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.haberosmaniye.com/anlamli-oykuler/ayakkabici.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yabancılar Kırmızı Işıkta Neden Duruyor ?</title>
		<link>http://www.haberosmaniye.com/anlamli-oykuler/yabancilar-kirmizi-isikta-neden-duruyor.html</link>
		<comments>http://www.haberosmaniye.com/anlamli-oykuler/yabancilar-kirmizi-isikta-neden-duruyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 Jan 2010 11:09:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>haberosmaniye</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anlamlı Öyküler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.haberosmaniye.com/?p=1823</guid>
		<description><![CDATA[Almanya&#8217;da bir dost ziyaretinden dönüyorduk. Arabayı ben sürüyordum. Yolun ilerisinde bir kaza olduğunu gördüm. Ne olmuş diye bakarken, birden dört yol ağzında olduğumuzu fark ettim. Işık kırmızıya dönmüş ve ben geçmiştim. Yapacak bir şey yoktu, olan olmuştu. Duramazdım, yola devam ettim. Gece yarısından sonraydı. Saat 2 gibiydi. Allah&#8217;tan, çevrede polis falan da yoktu. Bu olayın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.haberosmaniye.com/wp-content/uploads/2010/01/trafik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1842" title="trafik" src="http://www.haberosmaniye.com/wp-content/uploads/2010/01/trafik-300x220.jpg" alt="trafik 300x220 Yabancılar Kırmızı Işıkta Neden Duruyor ?" width="300" height="220" /></a>Almanya&#8217;da bir dost ziyaretinden dönüyorduk. Arabayı ben sürüyordum. <span id="more-1823"></span>Yolun ilerisinde bir kaza olduğunu gördüm. Ne olmuş diye bakarken, birden dört yol ağzında olduğumuzu fark ettim. Işık kırmızıya dönmüş ve ben geçmiştim. Yapacak bir şey yoktu, olan olmuştu. Duramazdım, yola devam ettim. Gece yarısından sonraydı. Saat 2 gibiydi.</p>
<p>Allah&#8217;tan, çevrede polis falan da yoktu. Bu olayın üstünden bir hafta kadar geçmişti. Bir mektup aldım; karakola çağırıyorlardı. Gittim. Beni bir odaya aldılar.</p>
<p>&#8220;Bir konuda bilginize başvuracağız. Size bir fotoğraf göstereceğiz. Bu araba sizin şirkete ait. Geçen hafta, şu gün, saat 02:12&#8242;de su kavşakta kırmızı ışıkta geçerken kameraya yakalanmış. Bakın bakalım, direksiyondaki kişiyi tanıyor musunuz?&#8221; Fotoğrafa baktım, &#8220;Pek tanıyamadım bu kişiyi,&#8221; dedim. Bunun üzerine bir fotoğraf daha çıkardıIar.</p>
<p>Bu benim fotoğrafımdı. &#8220;Bu sizin fotoğrafınız, bunu yabancılar şubesinden bulduk. Biz, otomobildeki kişi ile bu fotoğraftaki kişinin aynı olduğunu düşünüyoruz? Ne dersiniz?&#8221; dediler. &#8220;Cevap vermeden önce, isterseniz avukatınızla görüşünüz,&#8221; diye de eklediler.</p>
<p>&#8220;İsterseniz size prosedürü anlatalım. Eğer bu arabayı süren ben değilim derseniz, sizi mahkemeye vereceğiz. Mahkeme uzmanlara başvuracak. Eğer resimdeki kişi olduğunuz ispat edilirse para cezası alacaksınız. Bu ceza, eğer arabayı sürenin siz olduğunu kabul ederseniz, vereceğiniz cezanın birkaç katı olacak. Bir de resmi makamları oyalamaktan dolayı ayrı bir cezaya maruz kalacaksınız.&#8221; Düşündüm.</p>
<p>Avukatıma soracak bir şey yoktu. &#8220;Verin, bir daha bakayım fotoğrafa,&#8221; dedim. Sonra da &#8220;Evet, bu arabadaki kişi benim,&#8221; dedim. Memnun oldular, &#8220;Doğru seçim yaptınız,&#8221; dediler. Yüklü bir ceza ödedim&#8230; Ama ehliyetime el koydular. &#8220;Ne zaman alırım ehliyetimi geri?&#8221; diye sorduğumda, &#8220;Bizden haber bekleyiniz,&#8221; dediler. Aradan bir hafta geçti. Kir hastaneden davet aldım. Beni göz kliniğine çağırıyorlardı. Gittim. Sıkı Kir göz muayenesinden geçtim.</p>
<p>Sonra beni bir grup doktorun karşısına çıkardılar. Her biri benim raporu eline alıp, &#8220;Renk körü değilsiniz. Gözünüzün sağlam olduğunu biliyor musunuz? Ama kırmızı ışıkta geçmişsiniz,&#8221; dediler.</p>
<p>Artik bana ehliyetimi geri verecekler diye düşündüm. Ama vermediler. Aradan bir hafta, on gün geçti. Yine hastaneden bir davet aldım; bu kez psikiyatri bölümünden.</p>
<p>Verilen tarihte hastaneye gittim. Beni bir odaya aldılar. Odada dört doktor vardı. İlk doktor, &#8220;Raporunuza bakıyorum. Gözleriniz sağlammış. Ama trafik ışıkları kırmızıya döndükten tam 58 saniye sonra geçmişsiniz. Bunun yanlış olduğunu biliyor musunuz?&#8221; diye sordu. Ben de &#8220;Evet, yanlış bir davranış,&#8221; dedim. Ayni şeyi, diğer doktorlar da aynen tekrarladı. Ben de &#8220;Evet, yanlış bir davranış,&#8221; diye ayni cevabi verdim. Artık bana ehliyetimi geri verecekler diye düşündüm. Ama vermediler.</p>
<p>Aradan bir hafta, on gün gibi bir süre geçti. Bir mektupla karakola davet aldım. Gittim, sanırım artık ehliyetimi geri alacaktım. Ama düşündüğüm gibi olmadı. &#8220;Sizi, trafiğe çıkaracağız,&#8221; dediler.</p>
<p>Bana bir program verdiler. Bu, günde iki saatlik, dört günlük bir programdı. İlk gün gittim. &#8220;Arabaya binin, şehir içinde dolaşacağız,&#8221; dediler. Benimle birlikte üç kişi daha bindi arabaya. Hareket ettim. İlk trafik ışıklarında durdum. Yanımdaki görevli, &#8220;Buna, trafik ışığı denir. Kırmızıda durulur. Sarı ışık, kırmızıya dönüşü gösteren uyarıdır. Arıladınız değil mi?&#8221; dedi. Ben de tekrarladım &#8220;Evet, kırmızı da durulur. Sarı ışık, kırmızıya dönüşü gösteren uyarıdır.&#8221; Işık yeşile döndüğünde kalktım. Görevli, &#8220;Yeşil ışıkta da kalkılır, değil mi?&#8221; dedi. Ben de tekrar ettim, &#8220;Evet, yeşil ışıkta kalkılır.&#8221; Yolda bir süre sonra kırmızıya dönen bir ışığa rastladık. Bu kez arkadaki görevlilerden birisi, &#8220;Buna, trafik ışığı denir. Kırmızıda durulur. Sarı ışık, kırmızıya dönüşü gösteren uyarıdır. Anladınız değil mi?&#8221; dedi.</p>
<p>Ben de tekrarladım, &#8220;Evet, kırmızıda durulur. Sarı ışık, kırmızıya dönüsü gösteren uyarıdır.&#8221; diye tekrar ettim. Bu sahneyi iki saat süresince her ışıkta tekrarladık. O günden sonraki üç günde de, yine arabama üç görevli bindi. Her ışıkta ayni sahne usanılmadan tekrarlandı. Ama sonunda ben de ehliyetimi geri aldım.Yukarıdaki öyküyü Almanya&#8217;da yaşayan bir Türk işadamından dinledim.</p>
<p>&#8220;Sonuç ne oldu?&#8221; dedim. Çok ciddi biçimde cevap verdi, &#8220;Ben artik kırmızıda hep duruyorum.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.haberosmaniye.com/anlamli-oykuler/yabancilar-kirmizi-isikta-neden-duruyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Filozof Ve Kaptan</title>
		<link>http://www.haberosmaniye.com/anlamli-oykuler/filozof-ve-kaptan.html</link>
		<comments>http://www.haberosmaniye.com/anlamli-oykuler/filozof-ve-kaptan.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 Jan 2010 11:07:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>haberosmaniye</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anlamlı Öyküler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.haberosmaniye.com/?p=1820</guid>
		<description><![CDATA[Ali her şeyi bildiğini zanneden bir filozofmuş. Aynı zamanda ülkenin en zeki adamı olduğunu da söyler dururmuş. Ali bir gün Sam isimli arkadaşının tavsiyesi üzerine bir deniz yolculuğuna çıkmış. Gezinin ilk günlerinde filozof Ali) tayfalarla sürekli felsefe konuşuyormuş. Daha doğrusu kendisi anlatıyor. Tayfalar dinliyormuş. Bu dinleme biraz da sıkıcı olmuyor değilmiş hani. Tayfalarla birlikte kaptan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.haberosmaniye.com/wp-content/uploads/2010/01/tekne.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1855" title="tekne" src="http://www.haberosmaniye.com/wp-content/uploads/2010/01/tekne-300x204.jpg" alt="tekne 300x204 Filozof Ve Kaptan" width="300" height="204" /></a>Ali her şeyi bildiğini zanneden bir filozofmuş. Aynı zamanda ülkenin en zeki adamı olduğunu da söyler dururmuş. Ali bir gün Sam isimli arkadaşının tavsiyesi üzerine bir deniz yolculuğuna çıkmış. Gezinin ilk günlerinde filozof Ali) tayfalarla sürekli felsefe konuşuyormuş. Daha doğrusu kendisi anlatıyor. Tayfalar dinliyormuş. Bu dinleme biraz da sıkıcı olmuyor değilmiş hani.</p>
<p>Tayfalarla birlikte kaptan da bu işten çok sıkılmış olacak ki bir gün, filozof Ali&#8217;ye konuştuklarından çok sıkıldıklarını söylemiş. Ali söylenene hiç aldırmadan, &#8220;Felsefe hakkında bir şey biliyor musun sen?&#8221; diye sormuş kaptana. Kaptan &#8220;Üzgünüm ama hayır,&#8221; deyince. Ali büyük bir kibirle, &#8220;Ne acı, bunu bilmemekle gitti hayatının yarısı,&#8221; demiş.</p>
<p>Kaptan hiçbir şey söylemeden dümenin başına dönmüş.</p>
<p>Günlerce süren gemi yolculuğunda filozof Ali hiç kimseye Bir şey sormadan, kimseyi dinlemeden sadece kendi bildiklerini konuşuyormuş. Mesela kıyıdan uzaklara açılmalarına rağmen deniz, okyanus, yüzmek, geminin hızı veya okyanusların güvenliği ile ilgili hiçbir şey merak etmiyormuş&#8230;</p>
<p>Bir süre sonra bulundukları yerde birden fırtına kopacağı işaretini almışlar. Kaptan bu durumdan iyice endişe duymaya başlamış. Bütün mürettebat telaşa kapılmış: bir şeyler yapmanın çaresine bakarken filozof Ali, kendi kabininde kafası yine kendi konularıyla meşgul, umursamaz bir şekilde oturuyormuş.</p>
<p>Rüzgâr şiddetini artırıp, gemide kaptan dâhil herkes kontrolünü kaybedince, gemi su almaya başlar ve kabaran dalgalardan göz gözü görmez olur. Herkes ortalıkta koşuştururken;kaptanın aklına Ali gelmiş. Mürettebatının birine Ali&#8217;yi aratmış. Mürettebat Ali&#8217;nin odasına girdiğinde onu kabinin kapısına yapışmış, dengesini korumaya çalışırken bulmuş. Çabuk acele et; gemi batıyor hemen terk etmeliyiz. Ali paniklemiş ne olduğunu anlamaya çalışırken, bir anda kendini güvertede bulmuş.</p>
<p>Güverte de Ali&#8217;yi gören kaptan. Yüzme biliyor musun? diye sormuş. Ali panik içinde hayır deyince kaptan ne acı! Bunu bilmemekle kaybettin ha yatının tamamını demiş. Bunu söylemekle kaptan. Filozof Ali&#8217;ye hayatı boyunca unutamayacağı bir ders vermiş olur.<br />
O gece kaptan ve mürettebat sular sakinleşince, başka bir gemi yardımıyla kurtulmuşlar. Tabi ki Ali de&#8230; O günden sonra da Ali&#8217;nin ağzından o çok bildiği felsefe hakkında tek kelime bile çıkmamış.</p>
<p>Bu olaydan birkaç yıl sonra Ali, yakın dostu olduğu kaptana bir hediye göndermiş. Dalgalarla boğuşan bir gemi resmiymiş bu. Fakat asıl önemli olan geminin altında yazılı olan sözlermiş.</p>
<p>&#8220;Sadece boş şeyler su üstünde kalır.</p>
<p>İnsani ihtiyaçlardan uzak dur ki varlık okyanusunda yüzebilesin.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.haberosmaniye.com/anlamli-oykuler/filozof-ve-kaptan.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sarı Öküz</title>
		<link>http://www.haberosmaniye.com/anlamli-oykuler/sari-okuz.html</link>
		<comments>http://www.haberosmaniye.com/anlamli-oykuler/sari-okuz.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 Jan 2010 11:05:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>haberosmaniye</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anlamlı Öyküler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.haberosmaniye.com/?p=1818</guid>
		<description><![CDATA[Eski zamanların Birinde bir otlakta öküz sürüsü yaşarmış&#8230;Gün geçtikçe aslanları almış bir kaygı: &#8220;Herhalde bize bu otlağı terk etmek düşüyor&#8221; demiş aslanlardan birisi&#8230; &#8220;Evet&#8221; diye tasdik etmiş diğerleri&#8230; &#8220;Nereye gideriz&#8221; diye düşünürlerken, &#8220;Bir dakika&#8221; diye bir ses duymuşlar gerilerden&#8230; Herkes dönüp bakmış sesin geldiği tarafa&#8230; Sürünün en çelimsiz, ama kurnaz mı kurnaz bir ferdi olan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.haberosmaniye.com/wp-content/uploads/2010/01/cowleon.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1894" title="cowleon" src="http://www.haberosmaniye.com/wp-content/uploads/2010/01/cowleon-300x197.jpg" alt="cowleon 300x197 Sarı Öküz" width="300" height="197" /></a>Eski zamanların Birinde bir otlakta öküz sürüsü yaşarmış&#8230;Gün geçtikçe aslanları almış bir kaygı: &#8220;Herhalde bize bu otlağı terk etmek düşüyor&#8221; demiş aslanlardan birisi&#8230;<span id="more-1818"></span></p>
<p>&#8220;Evet&#8221; diye tasdik etmiş diğerleri&#8230;</p>
<p>&#8220;Nereye gideriz&#8221; diye düşünürlerken, &#8220;Bir dakika&#8221; diye bir ses duymuşlar gerilerden&#8230; Herkes dönüp bakmış sesin geldiği tarafa&#8230; Sürünün en çelimsiz, ama kurnaz mı kurnaz bir ferdi olan topal aslanmış söze atılan&#8230;</p>
<p>&#8220;Hayır&#8221; demiş, &#8220;Hiçbir yere gitmiyoruz&#8230; Siz bana bırakın, ben hallederim bu işi&#8230;&#8221; İnanmamış kimse ona ama &#8220;Haydi bir şans verelim ne çıkar&#8221; diye düşünmüşler&#8230;</p>
<p>Topal aslan elinde beyaz bayrak gitmiş öküzlerin yanına&#8230;</p>
<p>Öküzlerin lideri olan boz öküz sormuş ne istediğini&#8230;</p>
<p>Topal aslan; &#8220;Saygıdeğer öküz efendiler&#8221; diye başlamış lafa:</p>
<p>&#8220;Bugün buraya sizden özür dilemek için geldik&#8230; Evet, size defalarca saldırdık, ama niye biliyor musunuz? Hep o sizin aranızdaki sarı öküz yüzünden&#8230; Onun rengi gözümüzü kamaştırıyor, aklımızı başımızdan alıyor&#8230; Onu gördüğümüzde ne kadar barışsever olduğumuzu unutup size saldırıyoruz&#8230; Bunların hepsi sarı öküzün suçu&#8230; Verin onu bize, siz kurtulun biz de barış içinde yaşayalım!..&#8221;</p>
<p>Boz öküz, diğer önde gelenlerle görüşmek üzere geri çekilmiş&#8230; Hepsi de sıcak bakmışlar bu teklife&#8230; Bir tek yaşlı benekli öküz<br />
&#8220;Olmaz&#8221; demiş ama kimseye dinletememiş sözünü&#8230;</p>
<p>Zavallı san öküz teslim edilmiş aslanlara&#8230;</p>
<p>Diğerleri üzülmüşler üzülmesine ama elden ne celir ki!..</p>
<p>Bütün sürünün selameti için bir öküz&#8230; Gerekliymiş bu&#8230;</p>
<p>Gerçekten de günlerce sürüye saldıran olmamış&#8230; Huzur içinde geçer olmuş günleri&#8230; Ama aslan milleti bu, ne kadar sabreder ki? Hele öküz etinin tadını aldıktan sonra&#8230;</p>
<p>&#8220;Acıktık&#8221; demişler bir gün&#8230;</p>
<p>Topal aslan boz öküzün yanına giderek &#8220;Selam&#8221; diye girmiş söze:</p>
<p>&#8220;Gördünüz ya biz aslanlar ne denli uysal milletiz&#8230; Yalnız buraya bunu söylemek için gelmedim&#8230; Büyük bir problemimiz var!..&#8221;</p>
<p>&#8220;Nedir?&#8221; demiş boz öküz merakla&#8230;</p>
<p>&#8220;Şu sizin uzun kuyruklu öküz&#8221; demiş topal aslan ve devam etmiş:</p>
<p>&#8220;Öyle uzun bir kuyruğu var ki nereden baksak görünüyor&#8230; O kuyruğu salladıkça bizim de aklımız başımızdan gidiyor&#8230; Gözümüz dönüyor, sürüye saldırmamak için kendimizi zor tutuyoruz&#8230; Gelin verin onu bize bu mevzuyu burada kapatalım&#8230; Eskisi gibi barış ve huzur içinde iki taraf da hayatını sürdürsün&#8230;&#8221;</p>
<p>Boz öküz yine istişare yapmış sürünün ulula rıyla&#8230; Yine sadece benekli öküz olmuş karşı çıkan&#8230; Hepsi de &#8220;Verelim gitsin&#8221; demişler&#8230; istişare daha da kısa sürmüş bu defa&#8230; Dışlamışlar uzun kuyruğu sürüden&#8230; Saatler sürmüş zavallının çırpınışları ama sonunda o da yenik düşmüş aslanlara&#8230;</p>
<p>Tekrar tekrar yinelenmiş bu olanlar&#8230;</p>
<p>Her geçen gün daha da semirmiş aslanlar, alabildiğince güçlenmişler&#8230;</p>
<p>Öküzlerse her geçen gün daha da zayıflamışlar, seyreldikçe seyrelmişler&#8230;</p>
<p>Aslanlar küstahlaştıkça küstahlaşıyorlarmış&#8230; Artık bir sebep bile söyleme gereği duymuyorlarmış;</p>
<p>&#8220;Verin bize bu öküzü sonra karışmayız&#8221; derlermiş sadece&#8230;</p>
<p>Zavallı öküzlerin &#8220;Hayır&#8221; diyebilecek güçleri kalmamış&#8230;</p>
<p>Hepsi birer birer can veriyorlarmış aslanların pençesinde&#8230;</p>
<p>Boz öküz de aralarında olmak üzere birkaçı kalmış en sona&#8230;</p>
<p>Birgün kalanlar bir araya toplanıp durum değerlendirmesi yapmışlar&#8230; Öküzlerden biri:</p>
<p>&#8220;Ne oldu bize, oysa ne kadar da güçlüydük aslanlara karşı&#8230; Bu savaşı ne zaman kaybettik?&#8221; diye sormuş ortaya&#8230;</p>
<p>&#8220;Biz bu kavgayı &#8221; demiş boz öküz, gözleri nemli ve sesi pişmanlıkla titreyerek; &#8220;Sarı Öküzü verdiğimiz gün kaybettik!..&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.haberosmaniye.com/anlamli-oykuler/sari-okuz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Her İşte Bir Hayır Vardır</title>
		<link>http://www.haberosmaniye.com/anlamli-oykuler/her-iste-bir-hayir-vardir.html</link>
		<comments>http://www.haberosmaniye.com/anlamli-oykuler/her-iste-bir-hayir-vardir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 Jan 2010 11:03:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>haberosmaniye</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anlamlı Öyküler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.haberosmaniye.com/?p=1816</guid>
		<description><![CDATA[Bir zamanlar Afrika&#8217;daki bir ülkede hüküm süren bir kral vardı. Kral, daha çocukluğundan itibaren arkadaş olduğu, birlikte büyüdüğü bir dostunu hiç yanından ayırmazdı. Nereye gitse onu da beraberinde götürürdü. Kralın bu arkadaşının ise değişik bir huyu vardı. İster kendi başına gelsin ister başkasının, ister iyi olsun ister kötü, her olay karşısında hep aynı şeyi söylerdi: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.haberosmaniye.com/wp-content/uploads/2010/01/av.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1899" title="av" src="http://www.haberosmaniye.com/wp-content/uploads/2010/01/av-300x290.jpg" alt="av 300x290 Her İşte Bir Hayır Vardır" width="300" height="290" /></a>Bir zamanlar Afrika&#8217;daki bir ülkede hüküm süren bir kral vardı. Kral, daha çocukluğundan itibaren arkadaş olduğu, birlikte büyüdüğü bir dostunu hiç yanından ayırmazdı. Nereye gitse onu da beraberinde götürürdü.<span id="more-1816"></span> Kralın bu arkadaşının ise değişik bir huyu vardı. İster kendi başına gelsin ister başkasının, ister iyi olsun ister kötü, her olay karşısında hep aynı şeyi söylerdi:<br />
&#8220;Bunda da bir hayır var!&#8221;</p>
<p>Bir gün kralla arkadaşı birlikte ava çıktılar. Kralın arkadaşı tüfekleri dolduruyor, krala veriyor, kral da ateş ediyordu. Arkadaşı muhtemelen tüfeklerden birini doldururken bir yanlışlık yaptı ve kral ateş ederken tüfeği geriye doğru patladı ve kralın baş parmağı koptu. Durumu gören arkadaşı her zamanki sözünü söyledi:</p>
<p>&#8220;Bunda da bir hayır var!&#8221;</p>
<p>Kral acı ve öfkeyle bağırdı: &#8220;Bunda hayır filan yok! Görmüyor musun, parmağım koptu?&#8221; Ve sonra da kızgınlığı geçmediği için arkadaşını zindana attırdı.</p>
<p>Bir yıl kadar.sonra, kral insan yiyen kabilelerin yaşadığı ve aslında uzak durması gereken bir bölgede birkaç adamıyla birlikte avlanıyordu. Yamyamlar onları ele geçirdiler ve köylerine götürdüler. Ellerini, ayaklarını bağladılar ve köyün meydanına odun yığdılar. Sonra da odunların ortasına diktikleri direklere bağladılar. Tam odunları tutuşturmaya geliyorlardı ki, kralın başparmağının olmadığını fark ettiler. Bu kabile, batıl inançları nedeniyle uzuvlarından biri eksik olan insanları yemiyordu. Böyle bir insanı yedikleri takdirde başlarına kötü şeyler geleceğine inanıyorlardı. Bu korkuyla, kralı çözdüler ve salıverdiler. Diğer adamları ise pişirip yediler.</p>
<p>Sarayına döndüğünde, kurtuluşunun kopuk parmağı sayesinde gerçekleştiğini anlayan kral, onca yıllık arkadaşına reva gördüğü muameleden dolayı pişman oldu. Hemen zindana koştu ve zindandan çıkardığı arkadaşına başından geçenleri bir bir anlattı.</p>
<p>&#8220;Haklıymışsın!&#8221; dedi. &#8220;Parmağımın kopmasında gerçekten de bir hayır varmış. İşte bu yüzden, seni bu kadar uzun süre zindanda tuttuğum için özür diliyorum. Yaptığım çok haksız ve kötü bir şeydi.&#8221;</p>
<p>&#8220;Hayır,&#8221; diye karşılık verdi arkadaşı. &#8220;Bunda da bir hayır var.&#8221;</p>
<p>&#8220;Ne diyorsun Allah aşkına?&#8221; diye hayretle bağırdı kral. &#8220;Bir arkadaşımı bir yıl boyunca zindanda tutmanın neresinde hayır olabilir.&#8221;<br />
&#8220;Düşünsene, ben zindanda olmasaydım, seninle birlikte avda olurdum, değil mi? Ve sonrasını düşünsene?&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.haberosmaniye.com/anlamli-oykuler/her-iste-bir-hayir-vardir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kavanozdaki Taş</title>
		<link>http://www.haberosmaniye.com/anlamli-oykuler/kavanozdaki-tas.html</link>
		<comments>http://www.haberosmaniye.com/anlamli-oykuler/kavanozdaki-tas.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 Jan 2010 11:01:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>haberosmaniye</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anlamlı Öyküler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.haberosmaniye.com/?p=1814</guid>
		<description><![CDATA[Zamanın iyi ve üretken olarak kullanımı konusunda zaman zaman kurslar düzenleniyor. İşte bu kurslardan birinde zaman kullanma uzmanı öğretmen, çoğu hızlı mesleklerde çalışan öğrencilerine: &#8220;Haydi, küçük bir deney yapalım,&#8221; demiş. Masanın üzerine kocaman bir kavanoz koymuş. Sonra bir torbadan irice kaya parçaları çıkarmış, dikkatle üst üste koyarak kavanozun içine yerleştirmiş. Kavanozda taş parçası için yer [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.haberosmaniye.com/wp-content/uploads/2010/01/kavanoztas.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1902" title="kavanoztas" src="http://www.haberosmaniye.com/wp-content/uploads/2010/01/kavanoztas-300x231.jpg" alt="kavanoztas 300x231 Kavanozdaki Taş" width="300" height="231" /></a>Zamanın iyi ve üretken olarak kullanımı konusunda zaman zaman kurslar düzenleniyor. İşte bu kurslardan birinde zaman kullanma uzmanı öğretmen, çoğu hızlı mesleklerde çalışan öğrencilerine: &#8220;Haydi, küçük bir deney yapalım,&#8221; demiş.<span id="more-1814"></span></p>
<p>Masanın üzerine kocaman bir kavanoz koymuş. Sonra bir torbadan irice kaya parçaları çıkarmış, dikkatle üst üste koyarak kavanozun içine yerleştirmiş.</p>
<p>Kavanozda taş parçası için yer kalmayınca sormuş:</p>
<p>&#8220;Kavanoz doldu mu?&#8221;</p>
<p>Sınıftaki herkes:</p>
<p>&#8220;Evet, doldu,&#8221; yanıtını vermiş.</p>
<p>&#8220;Demek doldu ha!&#8221; demiş hoca. Hemen eğilip bir kova küçük çakıl taşı çıkartmış, kavanozun tepesine dökmüş. Kavanozu eline alıp sallamış, küçük parçalar büyük taşların sağına soluna yerleşmisler.</p>
<p>Yeniden sormuş öğrencilerine: &#8220;Kavanoz doldu mu?&#8221;</p>
<p>İşin sanıldığı kadar basit olmadığını sezmiş olan öğrenciler:</p>
<p>&#8220;Hayır, tam da dolmuş sayılmaz,&#8221; demişler.</p>
<p>&#8220;Aferin!&#8221; demiş zaman kullanım hocası Masanın altından bu kez de bir kova dolusu kum çıkartmış. Kumu kaya parçalan ve küçük taşların arasındaki bölgeler tümüyle doluncaya kadar dök müş.</p>
<p>Ve sormuş yeniden: &#8220;Kavanoz doldu mu?&#8221; &#8220;Hayır dolmadı,&#8221; diye bağırmış öğrenciler. Yine &#8220;Aferin!&#8221; demiş hoca. Bir sürahi su çıkarıp kavanozun içine dökmeye başlamış. Sormuş sonra:</p>
<p>&#8220;Bu gördüklerinizden nasıl bir ders çıkardınız?&#8221;</p>
<p>Atılgan bir öğrenci hemen fırlamış:</p>
<p>&#8220;Şu dersi çıkarttık. Günlük iş programınız ne kadar dolu olursa olsun, her zaman yeni işler için zaman bulabilirsiniz.&#8221;</p>
<p>&#8220;O da doğru ama&#8221; demiş zaman kullanma hOCası, &#8220;Çıkartılması gereken asıl ders şu: Eğer büyük taş parçalarını baştan kavanoza koymazsanız, daha sonra asla koyamazsınız.&#8221;</p>
<p>Ve ardından herkesin kendi kendisine sorması gereken soruyu sormuş:</p>
<p>&#8220;Hayatınızdaki büyük taş parçaları hangileri, onları ilk iş olarak kavanoza koyuyor muyuz? Yoksa kavanozu kumlarla ve suyla doldurup, büyük parçaları dışarıda mı bırakıyoruz?&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.haberosmaniye.com/anlamli-oykuler/kavanozdaki-tas.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gerçek Hazine</title>
		<link>http://www.haberosmaniye.com/anlamli-oykuler/gercek-hazine.html</link>
		<comments>http://www.haberosmaniye.com/anlamli-oykuler/gercek-hazine.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 Jan 2010 10:59:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>haberosmaniye</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anlamlı Öyküler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.haberosmaniye.com/?p=1812</guid>
		<description><![CDATA[Ali, uzun yıllar boyunca dedesinden bir hikâye dinleyerek büyümüştü. Hikâyede bir defineden bahsediliyordu. Define altınla dolu bir sandıktı. Ama bu sandığa ulaşmak öyle kolay değildi. Başka define hikâyelerinden farklıydı bu hikâye. Kâğıtların üstüne çizilmiş esrarengiz haritalar yoktu ortada. Altın sandığına ulaşmak için ilginç bir yol izlenmeliydi. Kırk iyilik yapmak gerekiyordu bunun için. İyiliklerin her birinin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.haberosmaniye.com/wp-content/uploads/2010/01/hazine.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1905" title="hazine" src="http://www.haberosmaniye.com/wp-content/uploads/2010/01/hazine.jpg" alt="hazine Gerçek Hazine" width="235" height="257" /></a>Ali, uzun yıllar boyunca dedesinden bir hikâye dinleyerek büyümüştü. Hikâyede bir defineden bahsediliyordu. Define altınla dolu bir sandıktı. Ama bu sandığa ulaşmak öyle kolay değildi. Başka define hikâyelerinden farklıydı bu hikâye. <span id="more-1812"></span>Kâğıtların üstüne çizilmiş esrarengiz haritalar yoktu ortada. Altın sandığına ulaşmak için ilginç bir yol izlenmeliydi. Kırk iyilik yapmak gerekiyordu bunun için. İyiliklerin her birinin kırkar canlıya yönelik olması gerekti.</p>
<p>Ali, dedesinden dinlediği hikâyenin tesirinde öyle kalmıştı ki, dedesinin vefatının üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen, bunu unutmamıştı. Kararını vermişti; bu defineye ulaşmak zor olsa da, deneyecekti. Üç yıl boyunca bu iyilikleri yapmak için çok uğraştı. Kırk fidan dikti. Kırk çocuğu giydirdi. Kırk hastaya baktı. Kırk yaşlının işlerine koştu. Yaptığı iyilikler sayesinde etrafta çok sevilen biri olmuştu. O da bu durumdan memnundu. Adı yörede &#8220;Hızır Ali&#8217;ye çıkmıştı.</p>
<p>Tam otuzdokuz kez kırkar canlıya iyilik etmişti. Şimdi kırkıncı kez farklı bir iyilik yapmalıydı. Ama bir türlü aklına yaptıklarının dışında bir şey gelmiyordu. Haftalarca düşündü bulamadı. Sonunda gidip bir yol kenarına oturdu. Yoldan gelip geçen insanlara soracaktı. Ali, kime yapması gereken son iyiliğin ne olabileceğini sorduysa, ya onu deli sanıp cevap vermediler ya da yine yaptığı iyiliklerden birini söylediler. Ali, çaresizlik içindeydi.</p>
<p>O gece yine sıkıntıyla yola çıkıp bir kenara oturmuştu. Yıldızlarla dolu gökyüzü, dolunayın da tesiriyle ortalığı aydınlatıyordu. Düşüncelere dalmıştı. Uzaktan uzağa köyün tek tek yanan ışıkları görünüyordu. Arada bir köpek havlamaları duyuluyordu. Tam o sırada birisi seslendi:</p>
<p>- Hey evlât, gel bana yardım et.</p>
<p>Ali, sesin geldiği yöne irkilerek döndü. Oldukça yaşlı, saçısakalı bembeyaz bir ihtiyar adam orada duruyordu. Sırtındaki çuvalı ağır ağır yere bırakıp yorgun sesiyle tekrar seslendi.</p>
<p>- Evlâdım! Şu çuvalı tepedeki kulübeye çıkarmam gerek. Ama gücüm kalmadı. Uzun yoldan da geliyorum. Hadi bir yardım et de çıkaralım.</p>
<p>Ali, aylardır düşünüp durduğu iyilik için bir fırsat olabilir mi diye bir an düşündü. Ama hemen bu düşüncesinden vazgeçti.</p>
<p>Nihayetinde karşısındaki tek bir kişiydi. Oysa onun iyilikleri kırkar canlıya olmalıydı. Ali yine de:</p>
<p>- Peki olur, dedi yaşlı adama. Sana yardım edeceğim.</p>
<p>Çuvalı sırtına aldı. Ve tepeye çıkmaya başladılar. Yaşlı adam sordu:</p>
<p>- Orada oturmuş, öylece ne düşünüyordun evlâdım?</p>
<p>- Ah, ah! Bir bilseniz, dedi ve hikâyesini anlattı. Yaşlı adam gülümsedi:</p>
<p>- Senin için çok mu önemli altınlar?</p>
<p>- Elbette, dedi Ali. Çocukluğumdan beri bu hikâyedeki altınlara ulaşma hayaliyle büyüdüm. Ama işte bir türlü yapmam gereken kırkıncı iyiliği bulamıyorum.</p>
<p>- Biraz değişik bir hikâye, dedi yaşlı adam. Dedenin doğru söylediğinden emin misin? Nihayetinde bu sadece bir hikâyedir belki.</p>
<p>- Ali&#8217;nin yüzü ciddileşti.</p>
<p>- Dedem dediyse doğrudur. O hiç yalan söylemezdi. Mutlaka altın sandığı var. Ve ona ulaşmanın yolu da bu.</p>
<p>Yaşlı adam yine gülümsedi:</p>
<p>- Peki öyleyse. Yarm akşama kadar benimle kalırsan sana bu kırkıncı iyilik için yardım ederim.</p>
<p>- Ali, sevinçle kabul etti. Kısa süren bir yolculuktan sonra tepedeki kulübeye varmıştılar. Ali, çuvalı yaşlı adama teslim eti. Adam da kapıyı açtı. Ona yatacak yer ve biraz da yiyecek verdi.</p>
<p>- Yarın, dedi, erken kalkacağız. Biraz uyusan iyi olur.</p>
<p>- Ali söyleneni yaptı. Ertesi sabah erkenden kalktılar. Yaşlı adam çuvalı genç Ali&#8217;nin sırtına verdi, birlikte aşağıdaki köye indiler. Ev ev dolaşmaya başladılar. Sabahın bu saatinde ortalıkta kimse yoktu. Her evin kapısının önüne geldiklerinde yaşlı adam çuvaldan bir paket çıkarıp bırakıyordu. Böylece tam kırk kapı dolaştılar. Son kapıya da bir paket bırakınca yaşlı adam Ali&#8217;ye dönerek:</p>
<p>- İşte istediğin oldu, dedi. Ali merakla:</p>
<p>- O paketlerde ne vardı?, diye sordu.</p>
<p>- Her pakette kitap vardı. Ama her eve orada oturan kişinin ihtiyaç duyduğu kitapları bıraktık. Meselâ kalbi katılaşan bir adamın evinin önüne merhametle ilgili, cimri bir kadınınkine cömertlikle ilgili, sakatlığı yüzünden hayata küsen bir ço cuğunkine aslında ne çok şeye sahip olduğuyla il gili kitaplar koyduk. Böylece tam kırk kişiye iyilik yapmış olduk. Artık altın sandığına ulaşabilirsin. İşte sana dün gece kaldığımız kulübenin anahtarı. O kulübede masanın altını kaz. Sandık orada gömülü, senindir.</p>
<p>Ali kulaklarına inanamıyordu. Sevinçle:</p>
<p>- Nihayet hayalime kavuşuyorum, dedi. Anahtarı aldığı gibi kulübeye koştu. Bir kazma bulup denilen yeri kazdı. Gerçekten de altın dolu sandık oradaydı. Sevinçle sandığı çıkarıp altınları bir çuvala doldurdu. Altınlarla aşağı inince; yaşlı adamın onu beklediğini gördü.</p>
<p>- Artık altınlara kavuştun, dedi yaşlı adam. Şimdi onlarla ne yapacaksın.</p>
<p>- Ne mi yapacağım, canım ne isterse onu alacağım. Arabalar, evler, güzel giysiler, daha neler neler. Krallar gibi yaşayıp mutlu olacağım.</p>
<p>- Demek böyle mutlu olacağını düşünüyorsun. Peki öyleyse sana yardım etmeme karşılık bir isteğimi yapar mısın?</p>
<p>- Elbette, dedi Ali.</p>
<p>- Tam bir yıl sonra burada buluşalım.</p>
<p>Ali, kabul etti. Gerçekten de Ali altınlarına kavuşunca önce çok güzel ve büyük bir ev aldı, sonra arabalar. Tatillere çıktı, dünyayı dolaştı. Güzel kıyafetler aldı. Ama tüm bunlar olurken, ilk günlerin heyecanı geçtikçe, Ali bir şey fark etmeye başlamıştı. Aklına gelen her şeyi alıyordu ama mutlu olamıyordu. Bir türlü yüzü gülmüyor, aksine etrafındaki bu şatafat onu sıkıyordu. Bir yıl böylece çabucak geçti.</p>
<p>Ali, mutsuz bir şekilde, yaşlı adamla buluşacağı yere geldi. Yaşlı adam biraz daha bükülmüş beliyle onu bekliyordu.</p>
<p>- Ne oldu evlât, mutlu olabildin mi? diye sordu.</p>
<p>Ali:</p>
<p>- Hayır, dedi. Canımın her istediğini aldım. Böyle mutlu olacağımı düşünmüştüm. Ama şimdi anlıyorum ki yanılmışım.</p>
<p>Yaşlı adam gülümseyerek Ali&#8217;nin sırtını sıvazladı:</p>
<p>- Evlâdım, dedi. Geçen yıla kadar ki hayatını hatırla. Hani hep iyilik yapıyordun. Her iyilik yaptığında, her ağlayan yüzün gülmesine, her ihtiyaç sahibinin ihtiyacının giderilmesine vesile olduğunda kalbinde beliren duygu sence neydi?</p>
<p>- Evet, dedi Ali. Hatırlıyorum. Ben hazineme ulaşmak için her iyilik yaptıktan sonra mutlu olduğumu hissederdim. Canlılara yardım ettikçe onların yüzlerindeki gülümseme bana da geçerdi. Yüzüm ışıldardı.</p>
<p>- İşte, dedi yaşlı adam, dedenin ulaşmanı istediği hazine bunu anlamandı. Ancak iyilik yaparak mutlu olabilir, çevrene taydan dokundukça yaşarsın. Kulübede bulduğun altınlar ise sadece benim yerini bildiğim altınlardı. Dedenle bir ilgisi yoktu. Bana hikâyeni anlatınca senin mutluluğun sırrını anlaman için böyle davrandım.</p>
<p>Ali şaşkınlıkla dinlemişti tüm bu sözleri. Demek dedesi onun için böyle bir hikâye anlatıp durmuştu.</p>
<p>Yaşlı adam:</p>
<p>- Şimdi ne düşünüyorsun?, diye sordu. Ali gülümseyerek cevap verdi:</p>
<p>- Size çok teşekkür ederim, dedi. Bana gerçek hazinenin iyilik yaparak mutlu olmak olduğunu öğrettiniz. Tüm hayatım boyunca bunu unutmayacağım. Ve artık bunun için uğraşacağım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.haberosmaniye.com/anlamli-oykuler/gercek-hazine.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Karamsar Ve İyimser Bakış</title>
		<link>http://www.haberosmaniye.com/anlamli-oykuler/karamsar-ve-iyimser-bakis.html</link>
		<comments>http://www.haberosmaniye.com/anlamli-oykuler/karamsar-ve-iyimser-bakis.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 Jan 2010 10:55:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>haberosmaniye</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anlamlı Öyküler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.haberosmaniye.com/?p=1810</guid>
		<description><![CDATA[Bir zamanlar, her şeyden sürekli şikâyet eden; her gün hayatinin ne kadar berbat olduğundan yakman bir kız vardı. Hayat, ona göre, çok kötüydü ve sürekli savaşmaktan, mücadele etmekten yorulmuştu. Bir problemi çözer çözmez, bir yenisi çıkıyordu karşısına. Genç kızın bu yakınmaları karşısında, mesleği aşçılık olan babası ona bir hayat dersi vermeye niyetlendi. Bir gün onu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir zamanlar, her şeyden sürekli şikâyet eden; her gün hayatinin ne kadar berbat olduğundan yakman bir kız vardı. Hayat, ona göre, çok kötüydü ve sürekli savaşmaktan, mücadele etmekten yorulmuştu. Bir problemi çözer çözmez, bir yenisi çıkıyordu karşısına. Genç kızın bu yakınmaları karşısında, mesleği aşçılık olan babası ona bir hayat dersi vermeye niyetlendi. Bir gün onu mutfağa götürdü.</p>
<p>Üç ayrı cezveyi suyla doldurdu ve ateşin üzerine koydu. Cezvelerdeki sular kaynamaya başlayınca, bir cezveye bir patates, diğerine bir yumurta, sonuncusuna da kahve çekirdeklerini koydu.Daha sonra kızma tek kelime etmeden, beklemeye başladı. Kızı da hiçbir şey anlamadığı bu faaliyeti seyrediyor ve sonunda karşılaşacağı şeyi görmeyi bekliyordu. Ama o kadar sabırsızdı ki, sızlanmaya ve daha ne kadar bekleyeceklerini sormaya başladı. Babası onun bu ısrarlı sorularına cevap vermedi. Yirmi dakika sonra, adam, cezvelerin altında ki ateşi kapattı.</p>
<p>Birinci cezveden patatesi çıkardı ve bir tabağa koydu. İkincisinden yumurtayı çıkardı, onu da bir tabağa koydu. Daha sonra son cezvedeki kahveyi bir fincana boşalttı. Kızına dönerek sordu:</p>
<p>- Ne görüyorsun?</p>
<p>-Patates, yumurta ve kahve? diye alaylı bir cevap verdi kızı.</p>
<p>-Daha yakından bak bir de dedi baba, patatese dokun.</p>
<p>Kız denileni yaptı ve patatesin yumuşamış olduğunu söyledi. Aynı şekilde, yumurtayı da incele. Kız, kabuğunu soyduğu yumurtanın katılaştığını gördü. En sonunda, kızının kahveden bir yudum almasını söyledi. Söylenileni yapan kızın yüzüne, kahvenin nefis tadıyla bir gülümseme yayıldı. Ama yine de bütün bunlardan bir şey anlamamıştı:</p>
<p>-Bütün bunlar ne anlama geliyor baba?</p>
<p>Babası, patatesin de, yumurtanın da, kahve çekirdeklerinin de ayni sıkıntıyı yaşadıklarını, yani kaynar suyun içinde kaldıklarını anlattı. Ama her biri bu sıkıntı karsısında farklı tepkiler vermişlerdi. Patates daha önce sert, güçlü ve tavizsiz görünurken, kaynar suyun içine girince yumuşamış ve güçten düşmüştü. Yumurta ise çok kırılgandı; dışındaki ince kabuğun içindeki sıvıyı koruyordu. Ama kaynar suda kalınca, yumurtanın içi sertleşmiş katılaşmıştı.</p>
<p>Ancak, kahve çekirdekleri bambaşkaydı. Kaynar suyun içinde kalınca, kendileri değiştiği gibi suyu da değiştirmişlerdi ve ortaya tamamen yeni bir şey çıkmıştı.</p>
<p>- Sen hangisisin? diye sordu kızına. Bir sıkıntı kapını çaldığında nasıl tepki vereceksin ?</p>
<p>Patates gibi yumuşayıp ezilecek misin?</p>
<p>Yumurta gibi, kalbini mi katılaştıracaksın?</p>
<p>Yoksa, kahve çekirdekleri gibi, başına gelen her olayın duygularını olgunlaştırmasına ve hayatına ayrı bir tat katmasına izin mi vereceksin ?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.haberosmaniye.com/anlamli-oykuler/karamsar-ve-iyimser-bakis.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antika İskemleler</title>
		<link>http://www.haberosmaniye.com/anlamli-oykuler/antika-iskemleler.html</link>
		<comments>http://www.haberosmaniye.com/anlamli-oykuler/antika-iskemleler.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 Jan 2010 10:52:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>haberosmaniye</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anlamlı Öyküler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.haberosmaniye.com/?p=1807</guid>
		<description><![CDATA[Genç adam, antika merakı sebebiyle Anadolu&#8217;nun en ücra köşelerini dolaşıyor ve gözüne kestirdiği malları yok pahasına satın alarak yolunu buluyordu. Kış kıyamet demeden sürdürdüğü seyahatler sırasında başına gelmeyen kalmamış gibiydi. Fakat bu seferki hepsinden farklı görünüyordu. Yolları kapatan kar yüzünden ara basını terk etmiş ve yoğun tipi altında donmak üzereyken, bir ihtiyar tarafından bulunup, onun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Genç adam, antika merakı sebebiyle Anadolu&#8217;nun en ücra köşelerini dolaşıyor ve gözüne kestirdiği malları yok pahasına satın alarak yolunu buluyordu. Kış kıyamet demeden sürdürdüğü seyahatler sırasında başına gelmeyen kalmamış gibiydi. Fakat bu seferki hepsinden farklı görünüyordu. Yolları kapatan kar yüzünden ara basını terk etmiş ve yoğun tipi altında donmak üzereyken, bir ihtiyar tarafından bulunup, onun kulübesine davet edilmişti. Yaşlı adam, antikacının yürümesine yardım ederken, &#8220;Günlerdir hasta olduğumdan, odun kesmek için ilk defa dışarıya çıktım, meğer seni bulmak için iyileşmişim&#8221; dedi.</p>
<p>Diz boyuna varan karla boğuşup kulübeye geldiklerinde, antikacının beyaz göre göre donuklaşan gözleri fal taşı gibi açıldı. Odanın orta yerindeki kuzinenin etrafını saran üç-dört iskemle, onun şimdiye kadar gördüğü en güzel antikalar olmalıydı. Saatlerdir kar içinde kalan vücudu bir anda ısınmış, buzları bir türlü çözülmeyen patlıcan moru suratını ateşler kaplamıştı. Yaşlı adam, misafirini yatırmak için acele ediyordu. Ona birkaç lokma ikram edip sedirdeki yatağını hazırlarken, &#8220;Bugün soba yakamadım evladım&#8221; dedi: &#8220;Ama bu yorganlar seni ısıtacaktır&#8230;&#8221;</p>
<p>Ev sahibi yıllar önce vefat eden eşiyle paylaştıkları odaya geçerken, antikacı da tiftikten örülen battaniyelerin arasına gömüldü. Ancak bütün yorgunluğuna rağmen bir türlü uyuyamıyordu. Ertesi gün bitmeden önce ne yapıp edip o iskemleleri almalı, bunun için de iyi bir senaryo uydurmalıydı. Mesela, hayatını kurtarmasına karşılık ihtiyardan birkaç koltuk satın alabilir ve eskimiş olduğu bahanesiyle dışarı çıkarttığı iskemleleri, çaktırmadan minibüsün arkasına atabilirdi. Hatta onları kaptığı gibi kaçmak bile mümkündü. Yürümeye dahi mecali olmayan ihtiyar, sanki onun peşinden mi koşacaktı?</p>
<p>Genç adam, kafasındaki fikirleri olgunlaştırmaya çalışırken dalıp dalıp gidiyor ve rüzgârın sesiyle uyandığı zamanlar, kaldığı yerden devam ediyordu. Bu arada yaşlı adamın sabah namazına kalktığını fark etmiş, hayal meyal olsa bile odun parçaladığını duymuştu. Gözlerini açtığında, onun kuzine üzerinde yemek pişirdiğini gördü ve etrafına bakınırken, birden iskemleleri hatırladı. Hafifçe doğrulup çevresine baktı. Antikalardan hiçbiri ortada yoktu. İhtiyar kurt, herhalde planını hissetmiş, belki de uykudaki konuşmasını duyarak onları emin bir yere kaldırmıştı. Sakin görünmeye çalışarak, &#8220;İliğim kemiğim ısınmış. Çorbanız da güzel koktu doğrusu. Ama akşamki iskemleleri göremiyorum&#8221; dedi. Yaşlı adam, odanın köşesine yığdığı iskemle parçalarından birini daha sobaya atarken, &#8220;İskemle dediğin dünya malı be evladım&#8221; diye cevap verdi ve ekledi :&#8221;Biz misafirimizi üşütür müyüz?&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.haberosmaniye.com/anlamli-oykuler/antika-iskemleler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dünyanın En Tatlı Ve En Tatsız Şeyi</title>
		<link>http://www.haberosmaniye.com/anlamli-oykuler/dunyanin-en-tatli-ve-en-tatsiz-seyi.html</link>
		<comments>http://www.haberosmaniye.com/anlamli-oykuler/dunyanin-en-tatli-ve-en-tatsiz-seyi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 Jan 2010 10:51:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>haberosmaniye</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anlamlı Öyküler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.haberosmaniye.com/?p=1805</guid>
		<description><![CDATA[Bir zamanlar, yaşlı bir kabile şefi kendisinden sonra kabilenin başına geçecek şef adayının ne kadar bilge olduğunu anlamak istedi. Bunun üzerine her şef adayının iki çeşit yemek yapmasına karar verdi. Birinci yemek, dünyanın en güzel ve lezzetli, ikinci yemek de en kötü ve tatsız yemeği olmalıydı. Belirlenen günde, genç şef adayı yaşlı şefin önüne çok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir zamanlar, yaşlı bir kabile şefi kendisinden sonra kabilenin başına geçecek şef adayının ne kadar bilge olduğunu anlamak istedi. Bunun üzerine her şef adayının iki çeşit yemek yapmasına karar verdi. Birinci yemek, dünyanın en güzel ve lezzetli, ikinci yemek de en kötü ve tatsız yemeği olmalıydı. Belirlenen günde, genç şef adayı yaşlı şefin önüne çok iyi pişirilmiş, harika derecede lezzetli bir inek dili koydu. Çeşitli sebzelerle süslenmiş bu yemek gerçekten çok lezzetliydi. Ertesi gün, genç adam yaşlı şefin önüne en kötü ve lezzetsiz yemeğini getirecekti. Ama genç, yaşlı şefin önüne bir önceki günle tıpatıp aynı yemeği koydu; dil! Bunun nedenini soran yaşlı şef, alacağı cevapla yerine geçecek adamın kendisinden daha bilge olduğunu anladı: &#8220;Dünyanın en lezzetli şeyi dildir; çünkü hakikati dile getirip insanların iyiliği bulmasına yardım eder. Doğru sözler başka insanları doğru yola yöneltir ve onları cesaretlendirir.</p>
<p>Diller sevgi ve ahenk kelimeleriyle bütün köyümüzü bir arada tutar. Dil, dünyanın en tatlı şeyi olduğu gibi en kötü şeyi de olabilir. Öfke ve yalan söyleyen diller insanları kırar, onları yanlışa yöneltir. Dilin söylediği yalanlarla bir toplum parça parça olur. Bütün silahlardan daha korkunç şekilde köyümüzü felakete sürükleyebilir&#8230;&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.haberosmaniye.com/anlamli-oykuler/dunyanin-en-tatli-ve-en-tatsiz-seyi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
